8. Hukuk Dairesi 2025/2750 E. , 2026/242 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/44 E., 2024/184 K. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. …
8. Hukuk Dairesi 2025/2750 E. , 2026/242 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/44 E., 2024/184 K. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Afet kadastrosu sonucunda, Çankırı ili ... ilçesi ... köyü ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 ada 2 parsel sayılı 58.914 m² yüzölçümündeki taşınmaz, arsa niteliği ile Hazine adına 1992 yılında tespit ve tescil edildikten sonra, 2005 yılında yapılan tesis kadastrosu sonucunda 1 53... parsel numarasını almıştır. 2. Davacı ... dava dilekçesinde; Çankırı ili ... ilçesi ... köyü ... Mahallesinde bulunan 1 53... parsel ve bu parsele bitişik 1 53... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki iki adet samanlık, ahır, garaj ve bahçesi, kemerlik ve kazılmış üzerine çakıl çekilmiş harman yerinin kök murisleri ... üzerine kayıtlı iken kök murisin ölümü ile babaları ... tarafından 1960 yılından bugüne kadar nizasız ve aralıksız kullanıldığını, babalarının vefatından sonra da kendileri tarafından kullanılmaya devam edildiğini, 2005 yılında yapılan tapulama tespiti sırasında 1 53... parselin hatalı şekilde Hazine adına kayıt ve tescil edildiğini, taşınmazın 1960 yılından itibaren nizasız ve fasılasız zilyetliklerinde olduğunu belirterek, 1 53... parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine cevap dilekçesi sunmamıştır. 2. Müdahale talebinde bulunan ... ve arkadaşları 16.05.2014 tarihli cevap dilekçelerinde; köyde 1959 yılında yangın çıktığını, 1963 yılında da özel kadastro yapıldığını, 1 53... parselin Hazine adına tescil edildiğini, 1959 yılında yangının hemen sonrasında bu arazi üzerine müdahale talebinde bulunanlarla birlikte yaklaşık 10-15 ailenin ahır, ev, samanlık gibi muhdesat inşa ettiklerini, kadastro sırasında bu yapıların aynen kaldığını ve o yıldan beri de maliklerin nizasız ve fasılasız malik sıfatı ile kullandıklarını, davacının davasının zamanaşımına uğradığını, davacının davasının kabul edilmesi halinde kadimden beri kullandıkları yolların kapatılacağını belirterek, davaya müdahale taleplerinin kabulünü talep etmişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2010/135 Esas, 2015/188 Karar sayılı kararı ile "dava konusu edilen yerin kadastro tespitinin 17.12.1962 tarihinde yapıldığı 2005 yılında tesis kadastrosunun yapılmış olduğu bu tarihte yapılan işlemin açıklayıcı mahiyette olduğu asıl tespitin 17.12.1962 tarihinde yapıldığı anlaşılmakla kadastro öncesi nedenlere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarının 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi bulunduğu, bu sürenin kaçırılmasından sonra açılan davanın, anılan maddedeki 10 yıllık hak düşürücü süre olumsuz dava koşulu olup, tüm def'i ve itirazlardan önce nazara alınması gerektiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 08.06.2020 tarihli ve 2016/17806 Esas, 2020/1613 Karar sayılı ilamıyla davacının temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş, davacı ... tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 19.11.2020 tarihli ve 2020/3399 Esas, 2020/5473 Karar sayılı ilamıyla "Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sırasında temyiz dilekçesi ile birlikte verilen eski hale getirme talebinin gözden kaçırıldığı anlaşılmakla; somut olayda, davacı lehine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 95. ve devamı maddelerinde düzenlenen eski hale getirme koşullarının oluştuğu ve davacının engel halin kalkmasından sonra süresi içinde temyiz talebinde bulunduğu anlaşıldığından, davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 08.06.2020 tarihli ve 2016/17806 Esas, 2020/1613 Karar sayılı temyiz inceleme isteminin süre yönünden reddine dair kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmekle temyiz incelemesine geçildi: dava, afet kadastrosu sonucu oluşan tapulu taşınmaz hakkında açılan kadastro öncesi hukuki nedene dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır. Davacılar, davalı Hazine adına kayıtlı bulunan dava konusu 1 53... parsel (Afet kadastrosu parseli 1 ada 2 parsel) sayılı taşınmazın bir bölümünün tapusunun iptaliyle adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın 1962 tarihinde yapılan kadastro işlemi nedeniyle tapuya tescilinden itibaren, dava tarihine kadar 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un (7269 sayılı Kanun) 18. maddesi hükmü uyarınca yapılan kadastro işleminin niteliğinden kaynaklanmaktadır. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, dava konusu taşınmazın önceden kadastroya tabi tutulmadığı ve davalı Hazine adına oluşturulan kaydın edinme nedeninin, 7269 sayılı Kanun'a dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Anılan Kanun'un 18. maddesinde "Bu kanuna göre afet sebebiyle İmar ve İskan Bakanlığınca lüzum görülecek yerlerin kadastro ilanlarının yapılmasına, kadastro komisyonlarının kurulmasına lüzum kalmaksızın kadastro postalarına belediyece ve köy ihtiyar heyetince iki bilirkişi verilmek ve tasarruf tetkikleri, mahalli kadastro müdürü ve tapu fen bilirkişisi tarafından ifa olunmak suretiyle 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanunu'na (2613 sayılı Kanun) göre, öncelikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yaptırılır. Anlaşmazlıklar mahalli mahkemelerce hallolunur. Sözü edilen kadastro işlerine ilişkin uygulama İmar ve İskan Bakanlığı ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık arasında müştereken tespit edilecek esaslar dahilinde yapılır." hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen kanuni düzenleme ile kadastro işlemlerinin o tarihte yürürlükte bulunan 2613 sayılı Kanun'a göre yapılması öngörülürken; özellikle "kadastro ilanlarının yapılması" ve doğacak anlaşmazlıkların "mahalli mahkemelerde" çözüme bağlanması bakımından, 2613 sayılı Kanun'un temel düzenlemelerinden uzaklaşıldığı görülmektedir. Ayrıca, Kanun'un 18. maddesi hükmü gereği Devlet Bakanlığı ile İmar İskan Bakanlığı arasında 30.06.1972 tarihinde yapılan "Afet Bölgelerinde Yapılacak Tapu ve Kadastro Hizmetlerine ilişkin" protokolde de, sadece kadastroya dair teknik hizmetlerin ne şekilde yapılacağına değinilmekle yetinilmiş, gerek yargı yeri belirlenmesi, gerekse kadastronun işleyişi ile ilgili ilanlara, kanun hükmü gereği yer verilmemiştir. Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kanun'un 1. maddesinde "Bu kanunun amacı, memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle Türk Medeni Kanunu'nun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır." denilmiş; böylece, amacı belirleyen madde hükmü, "geometrik şekil" ve "taşınmaz malların hak durumlarını saptamak" gibi iki temel işlevi yerine getiren kadastroyu da tanımlamıştır. 3402 sayılı Kanun'da deyimini bulan "amaç" ve "kadastro" tanımı, yürürlükten kaldırılan 26 13... sayılı Kanunlar'da da benzeri ifadeler ile yer almıştır. Hemen belirtilmelidir ki; kanunların düzenlediği geometrik şekil ve hak durumunu belli etme tespitleri için, özel (Kadastro) ve genel (Asliye ve Sulh Hukuk) mahkemelerinde hak arama yolları açılmadan, kadastronun tüm evreleriyle tamamlandığı ve kadastral bir sicilin ortaya çıktığından söz edilemez. Başka bir deyişle, hak arama imkanı tanınmadan; özellikle, kadastro tutanağı kanunlarında yazılı yöntemine uygun biçimde kesinleştirilmeden ortaya çıkan sicil yok hükmündedir. Kuşkusuz, hak arama durumunda olan kişi ya da kişiler yönünden, yapılan kadastro tespit işlemini öğrenme önem taşır. Kanunlarda öğrenmenin ilanen tebliğ ve bizzat tebliğ yoluyla olacağı düzenlenmiştir. Nitekim; 26 13... sayılı Kanunlar, kadastro tutanaklarının ilanen; itiraz halinde de komisyon kararlarının bizzat tebliğlerini zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra, tasfiye niteliğindeki hak düşürücü süreler ile de dava ve talep hakları sınırlandırılmıştır. Genel mahkemelerde (Asliye Hukuk ya da Sulh Hukuk Mahkemelerinde) kadastro öncesi nedenlere dayanılarak açılacak tespitin iptali ve tescil davaları, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde yazılı on yıllık hak düşürücü süre geçirilmeden açıldıklarının anlaşılması durumunda dinlenebilirler. Açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 7269 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca 1968 yılında yapılan afet kadastrosu işlemine, genel kadastro anlamı verilip, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 tarihli ve 2003/130-121 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı gibi 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre uygulanmak suretiyle hüküm kurulması yerinde değildir. Hal böyle olunca; Mahkemece, afet kadastrosu sonucu oluşan dava konusu parsel hakkında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı gözetilmek suretiyle, davacı yönüyle işin esasına girilip iddia ve savunma doğrultusunda araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davacı yanın kadim zilyetliği ve ilgili taşınmaz parçasının mülkiyetinde olan 1 53... parsel ile bir bütünlük oluşturduğunu iddia ettiği, dosya kapsamında dinlenen tanık ve mahalli bilirkişiler tarafından dava konusu 1 53... parsel sayılı Hazineye ait taşınmazda gösterilen alanın, afet kadastrosu geçtiği yılda davacıların murisleri .. ve ...'e 1 53... parsel verildiğinden bu yana samanlık ve ahır yapılmak suretiyle davacının kök murisi ... ve vefat edince muris babaları tarafından, babaları vefat edince de davacılar tarafından kullanıldığının beyan edildiği ancak harita mühendisi bilirkişinin ve ziraat mühendisi bilirkişinin raporları ve davacı ...'in 10.06.2014 havale tarihli beyan dilekçesinde, tarım arazisi olarak kullandıklarını iddia etmediği, tarım arazisi olarak kullanmadıkları, zirai deposu ve zirai envallerinin işlemlerinde ve hayvan barınağı olarak kullandıklarını beyan etmesi dikkate alındığında ekonomik amaca uygun, davasız, kesintisiz bir şekilde 20 yıllık zilyetlik şartının gerçekleşmediği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, 1 53... parsel üzerinde bulunan iki adet samanlık, bir adet ahır, bir adet garaj, taşınmaz binalar ve ona bağlı bahçe, kemerlik ve harman yeri ve hayvanların yemlenme otlatma yeri diye tabir edilen harmanlık yerini kapsayan yaklaşık 1.800 m²lik alanın murislerinden kaldığını, 2005 yılında yapılan kadastro çalışmasında sehven Hazine adına yazıldığını, keşif esnasında dava konusu yerin taraflarına atalarından kaldığının ispat edildiğini, 19 65... yıllarına ait hava fotoğraflarında da taşınmazların göründüğü, taşınmazın murisleri tarafından kullanıldığının ispat edildiğini, dahili davalıların iddialarının doğru olmadığını, iddialarını ispat edemediklerini, 2005 yılında yapılan kadastro ile 1962 yılında yapılan kadastronun birbiri ile uyumlu olmadığını, iddialarının taşınmaz üzerindeki yapılara yönelik olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ...'in temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ...'in temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz edenden alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.