T.C.ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/207-2026/242 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (Başvurunun Esastan Reddi / HMK m. 353/1-b.1) DOSYA NO : 2026/207 Esas KARAR NO : 2026/242 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 30/10/2025 NUMARASI : 2025/760 Esas-2025/706 Karar DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözle…
T.C.ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/207-2026/242 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız) (Başvurunun Esastan Reddi / HMK m. 353/1-b.1) DOSYA NO : 2026/207 Esas KARAR NO : 2026/242 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 30/10/2025 NUMARASI : 2025/760 Esas-2025/706 Karar DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 10/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 11/03/2026 Taraflar arasında yapılan yargılama neticesinde, Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında mahkemece davanın usulden reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davacı müvekkilinin ... Mimarlık Müşavirlik İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. ile davalı TRT arasında 2015/32234 ihale kayıt numaralı, ... parselde yer alan "... Binası ve Ek Binalarının Rölöve, Restitüsyon, Restorasyon ve Mühendislik Projeleri ile Görsellerinin Hazırlanması İşi” için 22.05.2015 tarihinde sözleşme imzalandığını, 02.06.2015 tarihinde yer teslimi yapılarak proje süreci başladığını, Hizmet Alımı proje sözleşmesine konu yapıların bulunduğu parselin Koruma Kurulunca tescilli olmasından ve parsel içindeki bazı yapıların kültür varlığı (eski eser) niteliği taşımasından dolayı hizmet alımı işi TRT Genel Müdürlüğü’nün ihale yönetmeliğine göre değil, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun (i) bendinde yer alan istisna uyarınca “Kültür Varlıkları İhale Yönetmeliği” kapsamında ihale edildiğini, ihaleye göre hazırlanacak proje içeriğindeki yapılar, Ana Hizmet Binası (tescilli-eski eser niteliğinde), İlave Hizmet Binası (tescilli-eski eser niteliğinde) ve Ek Hizmet Binaları (tescilsiz modern yapı) olup sözleşme kapsamında parselde yer alan tüm yapıların rölöve, restorasyon ve mühendislik (inşaat – deprem analizi ve güçlendirme, makine, elektrik, altyapı) ile tescilli yapıların restitüsyon projelerinin yanı sıra açık alanların düzenlenmesi (peyzaj) istenildiğini, sözleşmede işin süresi 160 gün olarak belirlenmesine rağmen sözleşme kapsamındaki işler aşağıda belirtilen ve tamamen müvekkilinin iradesi dışında gerçekleşen idari ve teknik sebeplerden dolayı süresinde bitirilememiş olup sözleşme konusu projelerin yapımı halen devam ettiğini, dava konusu sözleşme kapsamında müvekkiline süre uzatımı verilmesine ve bu tarihe kadar düzenlenen tüm hakkedişlere fiyat farkı ilave edilmesine; davacı müvekkiline ne kadar süre uzatımı verileceği ve buna bağlı olarak ne kadar fiyat farkı ödeneceği bu aşamada bilinmediğinden ileride bilirkişi raporuna göre HMK nın 107. Maddesi gereğince talep artırım hakkımız saklı kalmak şimdilik 100.000,00 TL’nin, hakkediş tarihlerinden itibaren hesaplanacak avans faiziyle birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davanın esasına ilişkin kabul anlamına gelmemek üzere; işbu davada görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, davacının davası haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğundan reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin de davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece; 25/12/2024 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp 13/10/2025 tarihinde Mahkeme esasına kaydedilen işbu davada, dava tarihinden önce arabuluculuk yolunun tüketilmesinin dava şartı olduğu belirtilerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin güncel içtihatları doğrultusunda Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi gereğince HMK'nın 114/2 ve 115 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyanın görevli mahkemeye gönderilmeden arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, emsal Yargıtay ve BAM kararlarının bulunduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve işin esasına girilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/11/2024 tarihli, 2024/3201 Esas - 2024/4336 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 7155 sayılı Yasa ile değişik 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinde arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiş olup, görevsizlik kararı üzerine görevli mahkemede bakılan dava yeni bir dava olmayıp önceki davanın devamı niteliğinde olduğundan ve aksi yönde istisnai nitelikte bir hüküm de bulunmadığından, görevsiz mahkemede açılan davadan önce arabuluculuğa başvurulmaması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Mahkemece, buna göre dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verilmiş olduğu, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerlerinde bırakılmasına, artan avansların karar kesinleştiğinde yatıran taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 10/03/2026 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. Başkan ✍e-imzalıdır Üye ✍e-imzalıdır Üye ✍e-imzalıdır Katip ✍e-imzalıdır KARŞI OY YAZISI Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/11/2024 tarihli, 2024/3201 Esas, 2024/4336 Karar sayılı kararının Sayın Üye ...'un aynı tarihli muhalefet şerhinde de vurgulandığı üzere; "Dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin temel düzenleme 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A maddde yer almaktadır. Bu maddenin 2. fıkrası hükmüne göre; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." Genel olarak dava şartlarında, davanın açılabilirliği değil davanın görülebilirliği ön plandadır. Hakim dava şartlarının varlığını dava tarihine göre değil, bu konuda inceleme yaptığı tarihe göre belirler. Çünkü HMK 115. madde dava açılırken bu dava şartlarının bulunmasını bir önşart olarak öngörmemiş ve tamamlanabilme, tamamlandığında dikkate alma esasına göre bu dava şartlarını getirdiğini de açıkça ortaya koymuştur. Somut olaydaki dava şartında ise yasa koyucu bu genel ilkeden ayrılmış ve arabuluculuk dava şartını, davanın görülebilmesi için değil davanın açılabilmesi için bir şart olarak getirdiğini de açıkça düzenlemiştir. Zira maddede arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği hükmü bulunmaktadır. Bazen arabuluculuğa başvurulup başvurulmadığı hususuna dikkat edilmeksizin davaya devam edilmiş olabilir. Hakim bunu fark ettiğinde davacı, dava açıldıktan sonra başvurduğunu ve anlaşmaya varılamadığına dair son tutanağı sunduğunu beyan etmiş ise dava şartı eksikliği giderilmiş olacak mıdır? Burada HMK 115/3. madde devreye gireceği kabul edilerek inceleme tarihinde arabuluculuk süreci tamamlanmış ve bir eksiklik kalmamış olduğu için davanın sürdürülmesinin mümkün hale geldiği kabul edilmelidir. Bu durum tamamlanabilir dava şartı eksikliğinin tamamlanması değil, dava şartından beklenen amacın gerçekleşerek davanın görülmesine engel kalmamış olmasındandır. Bu şart her ne kadar davanın açılabilirliğine ilişkin bir şart ise de yargılama sürecinde eksiklik farkedilmeyerek anlaşmaya varılmadığını gösteren tutanağın sunulmuş olması, davanın açılabilirliğine ilişkin şartın aranması gereğini de ortadan kaldırmış sayılmalı ve dava görülebilmelidir. Fark edilmeksizin tamamlanma halinde bu dava şartı eksikliği ortadan kalkar ise de yukarıda açıkladığımız nedenlerle yine de bu dava şartı en başta incelenmesi gereken ve eksikliği halinde tamamlatılması için süre verilmesi gerekli olmayan bir dava şartıdır. Mahkemece bu eksiklik zamanında fark edilmeyerek bir hafta içinde sunulması için süre verilmediği ve bu süreçte de taraf iradesi ile bu eksiklik tamamlandığı halde, davadan önce alınmalıydı diye davanın usulden reddine karar verilmesinde ne tarafların ne de toplumun bir menfaati vardır. Önceki belge geçerli sayılacaksa süreci uzatıp yeni dava aç demek, bu belge geçerli sayılmayacaksa aynı arabuluculuk sürecini tekrar başlatman gerekiyor demek yargılamanın makul sürede yürütülmesi ve en az giderle yapılmasını düzenleyen usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Usul ekonomisi ilkesinin, anayasadaki adil yargılanma hakkının medeni usuldeki teminatı olduğu da düşünüldüğünde, hakimin eksik belgenin sunulması için bir hafta olmak üzere yasa gereği henüz süre vermediği dönemde tamamlanan arabulucuk sürecine değer verilmeyerek davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varmak da çok katı ve şekilci bir yorum olacaktır." Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; 25/12/2024 tarihinde asliye hukuk mahkemesine açılan davada 08/05/2025 tarihinde asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir. Davacı tarafın görevsizlik kararı henüz verilmeden önce 13/02/2025 arabuluculuğa başvurduğu, ve 12/03/2025 tarihinde tarafların anlaşamadığına dair son tutanağın düzenlenmiş olduğu, bu tarihten sonra asliye hukuk mahkemesince 08/05/2025 tarihinde görevsizlik kararı verildiği ve dosyanın görevli mahkemenin esasına 13/10/2025 tarihinde kaydedildiği anlaşılmaktadır. Yani dosya, görevsizlik kararı verilmeden ve dosya, görevli asliye ticaret mahkemesine gelmeden önce davacı yan, arabuluculuk dava şartını 12/03/2025 tarihi itibariyle yerine getirmiş olup, bu aşamadan sonra görevli mahkemece arabuluculuk son tutanağının dosyaya sunulması için davacı yana verilecek bir haftalık kesin süre içerisinde anlaşamama tutağının dosyaya sunulması mümkün olup, davacı yanca da dosya görevli mahkemeye geldikten sonra 27/10/2025 tarihli dilekçe ekinde bu tutanağın dosyaya sunulduğu, görevli mahkemece ise dosya geldikten sonra tensip tutanağı düzenlenerek davacı vekiline anlaşamama tutanağını sunması için süre verilmeden 30/12/2025 tarihinde, "arabuluculuk dava şartı eksikliğine dayalı" olarak davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dava tarihinde zorunlu arabuluculuğa ilişkin anlaşmama tutanağı bulunmadığı için dava şartı eksikliği bulunmakta ise de dava tarihinden sonra arabulucuya başvurulmuş ve mahkemece belgenin sunulması için süre verilmeden önce de bu belge sunulmuş olduğundan dava şartı eksikliği ortadan kalkmış ve davanın görülebilmesi için bir engel kalmamıştır. Davanın asliye hukuk mahkemesinde görüleceğini düşünerek arabuluculuğa başvurmadığı anlaşılan davacı görevsizlik kararı üzerine de bu eksikliği görerek başvurusunu yapmış, arabuluculuk tutanağını görevsizlik kararı kesinleşmeden önce sunmuş, görevsizlik kararı ile dosya gelince, arabuluculuk dava şartı eksikliğine dayalı olarak karar tarihi olan 30/10/2025 tarihine kadar herhangi bir karar verilmeden ve arabuluculuğun sonuçlanmasından 7 ay, dava tarihinden ise 10 ay sonra olmak üzere arabuluculuk dava şartı eksikliği nedeniyle usulden red kararı verilmesinin arabuluculuk dava şartının amacıyla da uyumlu olduğu düşünülemez. Öte yandan asliye hukuk mahkemesine açılan dava arabuluculuğa tabi değil iken asliye ticaret mahkemesine açılan dava arabuluculuğa tabidir. Asliye hukuk mahkemesi için arabuluculuk dava şartı eksikliğinden söz edilemeyecek olması, bu dava şartının görevli asliye ticaret mahkemesince incelenmesinin gerekmesi, dosya görevli mahkemeye HMK 20. madde prosedürü içinde ilk kez geldiğinde de bu belgenin sunulmuş olmasına göre somut olayın özelliği dahi sunulan bu belgeye itibar etmeyi zorunlu kılmaktadır. Zira Kanun 20. maddesindeki düzenlemeyle görevsiz mahkemede açılan davanın görevli mahkemede görülebilmesini mümkün kıldığına göre davanın görüleceği sonraki mahkeme için aranan arabuluculuk dava şartı eksikliğinin, somut olaydaki gibi tamamlanmış olmasını da yeterli saymak gerekir. Bu durumda karar tarihinde arabuluculuğa ilişkin dava şartı eksikliği bulunmadığı halde yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak arabuluculuk dava şartının tamamlandığının kabulü ile davanın esas yönünden incelenmesi için dosyanın, kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum. ÜYE