Başvuru, kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteki canlı bomba saldırısı neticesinde travma sonrası stres bozukluğu yaşandığı iddiası ile açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteki canlı bomba saldırısı neticesinde travma sonrası stres bozukluğu yaşandığı iddiası ile açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 10/10/2015 tarihinde bazı sivil toplum örgütlerinin çağrısı ile Ankara Gar Meydanı'nda düzenlenen açık hava toplantısında IŞİD-DEAŞ mensubu teröristler tarafından bombalı saldırı gerçekleştirilmiş, 100'ü aşkın katılımcı ölmüş ve çok sayıdaki katılımcı ise yaralanmıştır (söz konusu patlama ilgili olarak İçişleri Bakanlığının yaptırdığı ön incelemeyle ilgili süreç, bu süreç sonundan düzenlenen soruşturma raporu ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan diğer işlemlere ilişkin tüm izahatlar için bkz. Hasan Kılıç, B. No: 2018/22085, 27/1/2021, §§ 11-15). Başvurucu 23/11/2015 tarihinde Bandırma İlçe Devlet Hastanesine başvurmuştur. Aynı tarihli sağlık kurulu raporu ile kendisine travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulmuştur. Başvurucu 7/12/2015 kayıt tarihli dilekçesi ile İçişleri Bakanlığına (İdare) başvurarak patlama nedeniyle kendisine travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulduğunu, patlamada İdarenin kusurlu olduğunu ileri sürerek manevi zararının karşılanmasını talep etmiştir. Başvurunun cevapsız bırakılması suretiyle zımnen reddi üzerine başvurucu 1/4/2016 havale tarihli dilekçesi ile Ankara İdare Mahkemesi nezdinde (Mahkeme) özetle patlama sırasında kendisinin de miting alanında bulunduğunu, patlamanın yarattığı dehşeti yakından yaşadığını, bu patlamada pek çok arkadaşının ölümüne, kol ve bacaklarının parçalanmasına tanıklık ettiğini, psikolojik olarak etkilendiğini, kendisine travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konulduğunu, saldırı gerçekleşebileceği yönünde istihbarat bilgisine sahip olmasına rağmen İdarenin saldırının önlenmesi, miting ve gösteri yürüyüşünün sağlıklı bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almadığını ileri sürerek 000 TL manevi tazminatın İdareye başvuru tarihinde itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte kendisine ödenmesine karar verilmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. Yargılama sonunda Mahkeme 22/3/2018 tarihli kararı ile başvurucunun olay anında orada bulunduğuna, olaydan psikolojik olarak etkilendiğine, olay nedeniyle oluşan elem ve ızdırabın karşılığı olarak takdiren 000 TL manevi tazminatın sosyal risk ilkesi gereğince başvurucuya ödenmesi gerektiğine karar vermiş; fazlaya ilişkin talebi ise reddetmiştir. Karara karşı başvurucu ve İdare istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi neticesinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 13/2/2019 tarihli kararıyla başvurucunun patlamada kişilerin ölümüne ve parçalanmasına tanık olması nedeniyle yaşadığı travmanın tek başına bu durumun tazmini için yeterli olamayacağı, aksi durumun her olaydan etkilenen için tazmin sonucunu doğuracağı, bu durumun da manevi tazminatın amacını aşar şekilde sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı, kaldı ki olaydan yaklaşık bir ay sonra alınmış sağlık raporu dışında başvurucunun patlamanın gerçekleştiği esnada olay yerinde olduğunu, bu nedenle travma geçirdiğini kanıtlar somut bir delilin de bulunmadığı gerekçesi ile İdarenin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Karar başvurucuya 24/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 27/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.