Başvuru, konut yakınında bulunan baz istasyonunun sağlığı olumsuz etkilediği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, konut yakınında bulunan baz istasyonunun sağlığı olumsuz etkilediği iddiasıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile aile yaşamına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/8/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca başvcurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 9/4/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 1/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 18/6/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir. Başvurucular, İstanbul ili Kadıköy ilçesi Erenköy Mahallesi'nde bulunan iki apartman dairesinde ikamet etmektedir. Söz konusu dairelerin bulunduğu bina yakınına T. İletişim A.Ş.ye ait baz istasyonunun ilgili idarenin izni ile kurulması üzerine başvuruculardan Hüseyin Tunç Karlık; Türk Telekomünikasyon Kurumu Genel Müdürlüğüne hitaben gönderdiği Kadıköy Noterliğinin 2/8/2007 tarihli ve 16806 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile baz istasyonunun, ikametgahına 5 metre mesafede bulunan balkonunun karşısında olduğunu, bu nedenle sağlığından endişe duyduğunu bildirmiş ve bahse konu baz istasyonunun kaldırılmasını talep etmiştir. Ulaştırma Bakanlığı Bilgi Teknolojileri Başkanlığının 14/8/2007 tarihli yazısı ile söz konusu istasyonun ilgili mevzuatta öngörülen koşullara uygun olduğu ve kurulum ile çalışmasına yasal engel bulunmadığı bildirilmiştir. Başvurucu Hüseyin Tunç Karlık tarafından, eşinin kanser hastalığına yakalandığının anlaşıldığını belirttiği 14/1/2010 tarihinden sonra, Türk Telekomünikasyon Kurumu Genel Müdürlüğüne ve T. İletişim A. Ş. Genel Müdürlüğüne hitaben gönderilen, Kadıköy Noterliğinin 16/2/2010 tarihli ve 5068 ve 5069 yevmiye sayılı ihtarnameleri ile, daha önce baz istasyonunun kaldırılması yönünde talepte bulunduğu, eşinin bu süreçte kanser hastalığına yakalandığı, tedavisinin bir kısmının evde sürdürüleceği, baz istasyonun belirtilen yerde kalmasının tedaviyi menfi etkileyeceğinin tartışmasız olduğu, ayrıca aynı apartmanda yaşayan bir başka kişinin de benzer bir rahatsızlıktan hayatını yitirdiği bildirilmiş ve bahse konu baz istasyonunun kaldırılması talep edilmiştir. Başvurucular tarafından ilgili idare ve şirketçe söz konusu ihbarnamelere bir cevap verilmediği belirtilmiştir. Başvurucular 10/6/2011 tarihinde kayda alınan dava dilekçeleriyle Kadıköy ilçesi Erenköy Mahallesi Çobanyıldızı Sokak ile Çelebi Sokak'ın kesiştiği noktada evlerine 5 metre mesafede bulunan elektrik direği üzerine davalıların ortak işlemleriyle baz istasyonu inşa edildiğini, baz istasyonun zararlarıyla ilgili olarak davalı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ihtarname çekilmesi üzerine istasyonun güvenlik sertifikalı ve limit değerlerin altında radyasyon yaydığının bildirildiğini oysa başvurucu Hüseyin Tunç'un eşinin sağlıklı biriyken kan kanseri rahatsızlığına yakalanıp 13/5/2011 tarihinde vefat ettiğini, başvurucu Zahide'nin de cilt kanseri hastalığına yakalanıp tedavi gördüğünü, ayrıca kendileriyle aynı apartmanda oturan bir çok kişinin benzer rahatsızlıklara maruz kaldıklarını, kanser rahatsızlıklarıyla belirtilen baz istasyonu arasında uygun illiyet bağı olduğunu belirterek, baz istasyonunun faaliyetinin durdurularak kaldırılmasını ve başvurucu Hüseyin Tunç Karlık için 103,93 TL maddi tazminat ile 000,00 TL manevi tazminatın başvurucu Zahide Şadan Karluk için ise 000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davaya konu baz istasyonunun bulunduğu mahalde yapılan keşif ve ölçümler neticesinde dört kişilik bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen raporda; baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların sürekli yayıldığı ve yakın mesafelerde yaşayan insanları sürekli maruziyet altında bıraktığı, GSM ve baz istasyonlarının kanser yapıcı etkisini gösteren herhangi bir çalışma olmamasına karşın bu olasılığın tümüyle dışlanabilmesinin de bilimsel yaklaşım açısından olası olmadığı, uluslararası kimi rapor ve yayınlarda da risk kaynakları konusunda yeterince ve uygun biçimde bilgilendirilmemenin oluşturacağı sağlık ile ilgili kaygılar taşımanın stres etkeni olabileceği ve bireylerin yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilenebileceği gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğinin belirtildiği, elektromanyetik radyasyon konusunda her ülkenin kendi standartlarına göre limit değerler belirlediği; elektromanyetik alan oluşturan sabit telekomünikasyon cihazlarının kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait hususların, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma durumunda, çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek olumsuz etkileri gidermek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddet sınır değerlerinin, ölçün yöntemleri veya ölçüm yapmaya yetkili kuruluşların ve ölçüm sonuçları elektromanyetik alan şiddeti sınır değerlerine uygun olmayan sabit telekomünikasyon cihazlarının sınır değerlere uygun hâle getirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bunlara uyulmaması hâlinde işletmelere uygulanacak müeyyidelerin, 16/5/2009 tarihli ve 27230 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik çerçevesinde düzenlendiği belirtilmiştir. Raporda, ilgili firmanın söz konusu baz istasyonu için güvenlik sertifikası aldığı, baz istasyonu antenlerinin apartmanın birinci katına 4 metre mesafede bulunduğu, keşif mahallinde iki defa ölçüm yapıldığı, baz istasyonundaki antenlerin ışıma yönlerinin apartmanın sadece birinci katını 30 derece ile etki altında bıraktığı, bu nedenle daha yukarı katlarda bulunan dairelerin ikinci ölçüm gününde ölçülmediği, zira başvurucu Zahide Karluk’un üçüncü kattaki dairesinde yapılan birinci ölçüm 62 V/m değerinde bulunmuş olup bu değerin normal ortam şartlarında beklenen bir sonuç olarak yorumlandığı, ölçüm sonuçlarının kaydedilen maksimum değerler olduğu ve ortalama ölçüm değerlerinin bunların daha altında olduğu, şimdiye kadar yapılan araştırmalarda baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyonların spesifik soğurma hızı değerlerinin, güvenlik mesafesi dışında kalındığı takdirde yüksek olduğu ve bu nedenle insan sağlığını zararlı yönde etkilediği ile ilgili bilimsel yayına rastlanılmadığı, baz istasyonlarının insan sağlığına zararlı etkileri ile ilgili olarak Avrupa Birliği ülkelerinin tespitlerini içeren ve şimdiye kadar bu alanda yapılan tüm araştırmaları derleyen raporda, baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyonların kesin kanser yapıcı etkilerini içeren bilimsel yayına rastlanmadığı ifade edilmiştir. Raporda ayrıca, keşif sırasında başvurucular ve söz konusu apartmanda bulunan diğer bazı şahıslar ile yapılan görüşmelerde, baz istasyonunun yaşamlarına karşı bir tehdit oluşturduğu düşüncesi ve kaygısını derinden taşıdıklarının sözel ve sözel olmayan ifadeleri ile anlaşıldığı, özellikle kanser sebebi ile eşini kaybeden başvurucu Hüseyin Karlık ile yapılan özel görüşmede hastalık, kayıp ve yaşam kaygısına bağlı olarak Travma Sonrası Stress Bozukluğu tespit edildiği, başvurucular tarafından yaşadıkları olayların baz istasyonuna dayandırıldığı ve başvurucuların ölüm korkusunu şiddetlendirdiği tespitlerine yer verilmiştir. Söz konusu raporun sonuç bölümünde teknik yönden yapılan değerlendirme kapsamında, yapılan inceleme ve ölçümler sonucunda baz istasyonunun yaydığı elektromanyetik radyasyon seviyeleri açısından yürürlükteki yasal düzenlemelerin öngördüğü şekilde tesis edildiğinin belirlendiği ancak istasyonun normal güç değerlerinden daha düşük güçte çalıştığının tespit edildiği, bu hâliyle ölçüm sonuçlarının tamamının sınır değerlerin altında olduğu, psikolojik yönden yapılan değerlendirme kapsamında, gerek bilimsel çalışmalar gerekse somut olguda elde edilen teknik ölçüm sonuçları ve açıklanan tüm hususlar gözönüne alındığında ölçüm yapılan bölgelerdeki elektromanyetik radyasyon seviyesinin sağlık açısından bir risk oluşturmayacağının tespit edilmesine ve aynı zamanda baz istasyonunun psiko-sosyal sağlık üzerinde doğrudan bir etkisinden söz edilebilmesinin tüm yaşamsal değişkenler bazında incelenmesinin olanaksızlığına rağmen başvurucuların baz istasyonunun kaldırılması istemlerinin temelinde, psikolojik olarak kendilerinin ve yakınlarının sağlığını ve hayatını,sosyal ve aile zeminlerini kaybetme korkusunun yer aldığı, başvurucular ve yakınlarının sık olarak baş ağrısı, uykusuzluk, bellek sorunları yaşadıkları, verilen bu bilginin ise bireylerin yaşına bağlı ve/veya biyolojik kökenli olabileceği, bu hususunun ise söz konusu raporda değerlendirilemeyeceği, ancak hastalanma duygusuna, ölüme ve geleceğe yönelik duyulan korkunun yaşam deneyimleri ve bilgilere dayalı psikolojik bir etkileşim sonucu olduğu, dolayısıyla hastalık ve ölüm kaygısının kişinin psikolojisiyle açıklanabileceği, bu duygu ile yapılan tüm psikolojik ve sosyal etkileşimlerinin de yaşam kalitesine etkisi olduğunun düşünüldüğü belirtilmiş, sağlık yönünden yapılan değerlendirme kapsamında ise ikinci ölçümde alınan elektrik alan şiddeti değerlerinin kan kanseri de dahil herhangi bir kansere sebep olabileceği ile ilgili kesin bir bilimsel kanıta rastlanmadığı belirtilmiştir. Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi 13/9/2012 tarihli ve E.2011/306, K.2012/444 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir: "...Davacı Zahide yönünden kendinin kanser hastası olması ve gelinin de kanser hastalığından ölmesi sebebiyle manevi tazminat istenmişse de, bilirkişi raporuna atfen bu kişinin oturduğu dairenin kat 9 numara olup direkteki antene uzaklığının da 8 metre bulunduğu, ölçümde sınır değerin 6 olmasına karşın radyasyon değerinin 0,62 olarak ölçüldüğü, baz istasyonu antenlerinin yayın yönlerinin apartmanın katından daha yukarıdaki katları da kapsamadığı, kattan daha yukarıda bulunan katların olarak verilen görev sırasında da ayrıca ölçülmediği ve davacının aletten herhangi bir etkilenim olasılığının bulunmadığı sebebiyle davalıların kurdukları aletlerin tanziminde bir kusur ve davacıdameydana gelen sonuç ile de bir illiyetbağının kurulamadığı kabul edilerek bu isteğin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Davacı Hüseyin Tunç Karlık'ın dairesinin aynı apartmanda kat 5 nolu daire olduğu ve keşfen yapılan ölçümün salondan gerçekleştirildiği, antene uzaklık mesafesinin 6,4 metre olduğu, sınır değerinin % 7 olup, keşif günü ölçümlemenin 0,72 bulunduğu, bu nedenle bilirkişilerin talebi üzerine davalıların itiraz ettiği serbest ölçümün yaptırıldığı, antene 2 metre mesafeden yapılan ölçümde ise 2,71 oranının elde edildiği, sınır değerin ise 4 olduğu, bu hali ile ölçüm sonucunda dahi bu davacı ve eşi Nalan' nın direkte dikili T. şebekesinden etkilenim olasılığının düşük bulunduğu, dolayısıyla davalı idarelerin kaldırımdaki direğe, davalıların ortak iradesi ile kurulmuş bulunan baz istasyonunun kurulumunda bir kusur ve davacı nezdinde oluşan zarar iddiası ile de bir illiyetinin olamayacağı anlaşılmıştır. Davacılar vekili psikolog bilirkişinin değerlendirmelerine dayanarak kişilerde meydana gelen hastalık ve ölüm kaygısının teknolojik ürünlerle yakın mesafede yaşanmak istenmemesinin doğal olduğu sonucundan hareketle illiyet bağının kurulabileceğinde ısrar etmiş ise de, GSM şebekesinin bizatihi kanser yapıcı olduğuna ilişkin herhangi bir bağın teknik ve bilimsel olarak ortaya konmaması karşısında kişilerin tek yanlı duygu ve düşüncelerinin esas alınarak hüküm kurulamayacağı anlaşılmış olup davanın tümden reddine..." Anılan karar, başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/3/2013 tarihli ve E.2013/1244, K.2013/3462 sayılı ilamıyla davalılardan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu yönünden, yargı yolu bakımından Mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği ancak hüküm sonucu bakımından usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme talebi, Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/7/2013 tarihli ve E.2013/6942, K.2013/100012 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Ret kararı başvuruculara 22/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup 21/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun “Tanımlar” başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ Bu Kanunda geçen terimlerden; Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı, … İfade eder.” 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun “Telsiz kurma ve kullanma izni, telsiz ruhsatnamesi ve kullanıma ilişkin esaslar” başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin ilgili kanununda belirtilen hükümler saklı kalmak kaydıyla, Kurum düzenlemelerinde belirtilen ve işletilmesi için frekans tahsisine ihtiyaç gösteren telsiz cihaz veya sistemi kullanıcıları, telsiz kurma ile kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesi almak zorundadır. Bu kapsamdaki kullanıcılar telsiz cihaz veya sistemlerini Kurum düzenlemeleri ve telsiz ruhsatnamesinde belirtilen esaslara uygun olarak kurmak ve kullanmak mecburiyetindedirler. (2) Telsiz kurma ve kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesi verilmesi, izin ve telsiz ruhsatnamesinin süresi, yenilenmesi, değişikliği ve iptali ile ilgili usul ve esaslar ile bu çerçevede öngörülen telsiz cihaz veya sistemlerinin kurulması, kullanılması, nakli, işletme tipinin değiştirilmesi, devri ve hizmet dışı bırakılmasında kullanıcıların tabi olacağı hususlar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Yetkilendirmeye tabi bulunmayan telsiz kurma ve kullanma izinleri en fazla beş yıl için verilir. Süresi içerisinde yenilenmeyen telsiz kurma ve kullanma izni ve telsiz ruhsatnamelerinde belirtilen cihaz ve sistemler için tahsis edilen frekanslar iptal edilir. Kurum tarafından yetkilendirilmiş olmak suretiyle telsiz hizmeti sunan işletmecilerin sistemlerine dahil telsiz cihazı kullanıcıları, telsiz kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesinden bu Kanunun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde muaftırlar. (3) Kurum düzenlemelerinde belirlenen ve işletilmesi için frekans tahsisine ihtiyaç duyulmayan özel amaçlar için tahsis edilmiş frekans bantlarında ve çıkış gücünde çalışan Kurumca onaylı telsiz cihaz ve sistemleri, herhangi bir telsiz kurma ve kullanma iznine ve telsiz ruhsatnamesine ihtiyaç göstermeksizin kullanılabilir. (4) Ulusal ve uluslararası kuruluşların belirlediği standart değerleri dikkate almak suretiyle telsiz cihaz ve sistemlerinin kullanımında uyulacak elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerinin belirlenmesi, kontrol ve denetimleri münhasıran Kurum tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu işlemler ile ilgili usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının görüşleri de dikkate alınmak suretiyle Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. Yönetmelik ile belirlenen limit değerlere ve güvenlik mesafesine uygun bulunan ilgili tesisler başkaca bir işleme gerek kalmaksızın Kurum tarafından güvenlik sertifikası düzenlenmesini müteakip kurulur ve faaliyete geçirilir.” 16/5/2009 tarihli ve 27230 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Cihazlarına Güvenlik Sertifikası Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in “Amaç” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Bu Yönetmeliğin amacı; a) Elektromanyetik alan oluşturan sabit elektronik haberleşme cihazlarının kuruluş yeri, montajı, denetlenmesi ve Güvenlik Sertifikası düzenlenmesine ilişkin hususları, b) Elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz etkileri giderebilmek amacıyla uluslararası standartlara uygun olan elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerini, c) Ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları, ç) Ölçüm sonuçlarına göre elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan sabit elektronik haberleşme cihazlarının limit değerlere uygun hale getirilmesine ve bunlara uyulmaması halinde işleticiler/işletmecilere uygulanacak Kanunda belirtilen müeyyidelere ilişkin usul ve esasları belirlemektir.” Belirtilen Yönetmelik’in “Güvenlik sertifikası” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) İşletici/İşletmeci bu Yönetmelik hükümlerine göre sabit elektronik haberleşme cihazı için Güvenlik Sertifikası (Ek-3) almakla yükümlüdür. (2) Güvenlik Sertifikası alınmaksızın sabit elektronik haberleşme cihazının kurulması halinde 23 üncü maddenin birinci ve üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” Belirtilen Yönetmelik’in “Montaj esasları” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki sabit elektronik haberleşme cihazlarının meskun mahal içinde montajının yapılmasında, asgarî olarak 6 ncı maddeye göre hesaplanan güvenlik mesafesi dikkate alınacaktır. Ancak yönlü antenlerin arka yüzeyi için güvenlik mesafesi hesabı yapılmaz. (2) Güvenlik Sertifikası alınmadan, sabit elektronik haberleşme cihazının kuruluş yeri ile ilgili olarak direk, kule, kulübe, konteynır, anten ve dalga kılavuzu gibi altyapı montajına başlanamaz. (3) Bina yüzeylerine kurulacak olan antenlerin, arka yüzlerine gelen duvara, en az anten boyutlarında yansıtıcı levhalar monte edilecektir. (4) Paratoner, Topraklama tesisatı ve Sivil Havacılık Kurallarına göre gerekli ışıklandırmanın bu konuda yayımlanan standartlara ve ilgili mevzuatlarındaki kurallara göre tesis edilmesi gereklidir. (5) Cihazların montajını müteakip; Yönetmelikte belirtilen özellikteki ölçüm cihazları ile test ve ölçümler yapılacak ve kurulan cihazın elektromanyetik alan şiddet değerinin 16 ncı maddede belirtilen limit değerlerini aşmaması sağlanacaktır. (6) Bu maddede belirtilen montaj esaslarına uyulmadığının tespiti halinde gerekli düzeltmelerin yapılması için tebliğ tarihinden başlamak üzere 10 iş günü süre verilir. Bu sürenin bitiminde yapılacak denetimde uygunsuzluğun devam ettiğinin tespit edilmesi halinde montaj esaslarına uygun hale getirilinceye kadar 23 üncü maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanır. Aynı cihaz ve yer için ikinci kez ihlal edilmesi halinde 23 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. (7) Kamu Güvenliği, acil durum ve afet durumlarında kurulanlar hariç olmak üzere; Güvenlik Sertifikası alan Mobil İstasyonlar, sistemin faaliyete geçmesini müteakip aynı yerde en fazla 3 ay hizmet verebilir. İşletmeci tarafından aynı yer için süre uzatımının talep edilmesi halinde 3 ay ilave süre verilebilir.” Belirtilen Yönetmelik’in “Limitlerin aşılması halinde uygulanacak işlem” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kurum veya Kurumca yetkilendirilmiş kuruluşlarca yapılan ölçümlerde; sabit elektronik haberleşme cihazının elektromanyetik alan şiddetinin, 16 ncı maddede yer alan; (a) Tek bir cihaz için izin verilen limit değerin üzerinde olduğunun tespit edilmesi halinde İşletici/İşletmeciye söz konusu limit değerleri sağlaması için tebliğ tarihinden başlamak üzere 10 iş günü süre verilir. Bu sürenin bitiminde yapılacak denetim ve ölçümlerde uygunsuzluğun devam ettiğinin tespit edilmesi halinde ise 23 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. (b) Ortamın toplam limit değerini tek bir cihazın aşması halinde, düzeltme için herhangi bir süre verilmeksizin limit aşımına neden olan sabit elektronik haberleşme cihazı için 23 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri uygulanır. Talep edilmesi halinde söz konusu sabit elektronik haberleşme cihazı ile bağlantılı hizmetlerden faydalananların mağdur edilmemesi için, İşletici/İşletmecinin aynı mahalde 16 ncı maddede belirtilen limit değerleri aşmayan yeni bir cihaz kurmasına izin verilebilir. (c) Tek bir cihaz için izin verilen limit değerlerine uygun olduğunun tespit edilmesine rağmen ortamın limit değerinin aşılması halinde, Kurum koordinasyonunda İşletici/İşletmeciler tarafından aynı mahalde kurulu tüm cihazlar için ortam normal değerlere gelinceye kadar gerekli teknik düzenleme yapılır. Aksi takdirde en son kurulan cihazdan başlamak üzere, 23 üncü madde birinci fıkrası hükümleri uygulanır.” Belirtilen Yönetmelik’in “İdari yaptırımlar” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) 5 inci maddenin üçüncü fıkrası, 7 nci maddenin ikinci fıkrası, 8 inci maddenin ikinci ve altıncı fıkrası, 9 uncu maddenin üçüncü fıkrası ve 19 uncu maddede belirtilen hükümlerin ihlali halinde sabit elektronik haberleşme cihazının faaliyeti uygun şartlar sağlanıncaya kadar Kanunun 9 uncu maddesi gereğince Kurum tarafından veya Kurumca yapılan bildirim üzerine mülkî amirler eliyle durdurulur. (2) Bu Yönetmelikle belirlenen hükümlerin, gerekli uyarıların ve kapatmaların yapılmasına rağmen aynı cihaz ve yer için ikinci kez ihlal edilmesi halinde Kanunun 60 ıncı maddesi gereğince ilgili cihaz için Kanunun ekli telsiz ücret tarifesinde belirtilen ruhsatname ücretinin elli katı oranında idarî para cezası uygulanır. Aynı takvim yılı içinde aynı cihaz ve yer için sonraki her ihlalde bir önceki ceza miktarının iki katı idari para cezası uygulanır. (3) Güvenlik Sertifikası alınmadan sabit elektronik haberleşme cihazının montajına başlanılması veya izinsiz revizyon yapılması halinde, Kanunun 60 ıncı maddesi gereğince ilgili İşletmeci/İşleticiye ruhsatname ücretinin elli katı idari para cezası her bir cihaz için ayrı ayrı uygulanır. (4) Gerçeğe uygun olmayan bilgi ve belgelerin gönderilmesi halinde söz konusu İşletmeci/İşletici hakkında, 5/9/2004 tarihli ve 25574 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Uygulanacak İdarî Para Cezaları ile Diğer Müeyyide ve Tedbirler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.” 1992 yılında Rio de Janeiro'da yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı sonucunda kabul edilen Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Bildirisi’nin 10 numaralı prensibi şöyledir: “Çevre sorunlarını ele almanın en iyi şekli ve uygun olan çözüm konuyla ilgili her aşamada ilgili bütün vatandaşların kararlara katılımını sağlamaktır. Ulusal düzeyde, her kişi, tehlikeli faaliyet ve maddeler ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere, kamu makamlarının sahip olduğu çevre ile ilgili tüm bilgilere ulaşabilmeli ve karar alma sürecine katılma olanağına sahip olmalıdır. Devletler, bu bilgilere halkın ulaşmasını sağlamalı ve ayrıca halkın alınacak kararlara katılımını ve duyarlılığını kolaylaştırmalı ve özendirmelidir. Devletler ayrıca ilgililerin bu konuda yapabilecekleri idari ve yargısal başvuru haklarının kolaylaştırılmasını sağlamalıdır.” Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin, çevre ve insan haklarına ilişkin 27/6/2003 tarihli ve 1614 sayılı Tavsiye Kararının ilgili kısmı şöyledir: “Parlamenterler Meclisi, üye Devletlerin hükümetlerine şu hususları tavsiye eder: i) Hükümetler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin , ve maddelerinde ve Sözleşme’nin eki Protokol’ün maddesinde güvence altına alındığı gibi, kişinin yaşam hakkı, sağlık hakkı, özel yaşamı ve aile yaşamı ile vücut ve mal bütünlüğünü, özellikle çevrenin korunması gerekliliğini de gözönüne alarak, etkili biçimde koruyucu tedbirler almalıdır. ii) Hükümetler, tercihen anayasal düzeyde ve fakat en azından yasal düzenlemeler sonucunda çevre hakkının Devlet açısından mutlak olarak korunması gereken nesnel bir insan hakkı olduğunu kabul etmelidirler. iii) Hükümetler, Aarhus Anlaşmasında kabul edildiği üzere, çevre alanında bireylerin bilgi edinme ve alınan kararlara katılım hakları ile kişisel nitelikteki yargısal başvuru haklarını güvence altına almayı kabul etmelidirler.”