Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/13511 E. , 2024/6558 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/13511 Karar No : 2024/6558 DAVACI : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 29/08/2023 tarih ve 32394 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 6. maddelerinin iptali istenmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/13511 E. , 2024/6558 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/13511 Karar No : 2024/6558 DAVACI : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 29/08/2023 tarih ve 32394 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 6. maddelerinin iptali istenmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Yönetmelik hükümleriyle turizm yatırım belgesi alınmasına ve pansiyonlara ilişkin belirsiz ve hukuka aykırı düzenlemeler yapıldığı, ilgili kurum ve kuruluştan hangi kapsamda uygunluk belgesi alınacağının belirsiz hale geldiği, ilgili kurum ve kuruluşun inisiyatifine bağlı olarak uygunluk yazısı verilebilmesinin önünün açıldığı, değişikliğin kamu taşınmazlarının herhangi bir kritere bağlı olmaksızın özel kullanımlara tahsis edilmesine ve ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde yapılacak değerlendirmeler yönünden de farklı uygulamalara neden olabileceği, kamu taşınmazları yönünden turizm yatırımı belgesi verilmesinin sınırları belli olmayan bir yöntemle sübjektif değerlendirmelerde bulunabilecek ilgili kurum veya kuruluşun kararına bırakılmasının hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu, Yönetmeliğin 24. maddesinde yapılan değişiklikle 3 ile 10 oda arasında oda sayısına sahip pansiyonlar için yatma fonksiyonu dışında herhangi bir kriter getirilmediği, oda sayısı 10 ve üzeri olan pansiyonlarda değişiklikten önce tüm pansiyonlar için getirilen, oturma, yemek ve kahvaltı ihtiyacını karşılayabilecek alan ve yemek ihtiyacının işletme tarafından karşılanmaması halinde, yemek ihtiyacını karşılayabilecek basit mutfak düzenlemesinin bulunabileceğinin düzenlendiği ve ve giriş holü düzenlemesinin de kaldırıldığı, değişikliğin aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan pansiyon tanımına aykırı olduğu, neredeyse her yapının herhangi bir kriter aranmaksızın sadece yatma işleviyle pansiyona dönüştürülebilmesinin mümkün hale getirilmiş olduğu, değişikliğin bilimsel ve teknik veriye dayanmadığı ve Yönetmeliğin “tesisler arasında standart birliğin sağlanması, kalitenin korunması, sürekliliğinin sağlanması ve yükseltilmesi” şeklindeki amacına ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu değişikliğin herhangi bir belirsizliğe yol açmadığı, tüm turizm tesislerinin dava konusu Yönetmeliğin birinci kısmının üçüncü bölümünde yer alan genel asgari nitelikleri sağlamak zorunda oldukları, konaklama tesisi türündeki tesislerin ise ilaveten Yönetmeliğin ikinci kısmının birinci bölümünde yer alan konaklama tesislerinin asgari niteliklerini sağlamak zorunda oldukları, pansiyonların konaklama tesisi türünde oldukları, dolayısıyla hem turizm tesislerinin genel niteliklerini hem de konaklama tesislerinin asgari niteliklerini taşımak zorunda oldukları, iptali istenilen değişikliklerin tesisler arasında standart birliğinin sağlanması açısından olumsuzluk oluşturmayacağı, “pansiyon turizm işletmesi belgesi” taleplerinde mahalli idare tarafından imar planına uygun olarak düzenlenen pansiyon konulu işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile davalı idareye başvurulması gerektiği dolayısıyla her yapının pansiyon ruhsatı alarak davalı idareden “pansiyon turizm işletmesi belgesi” alabileceği iddiasının yersiz olduğu savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik'in (asıl Yönetmelik) 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, "Turizm yatırımı belgesi verilmesi için yapılan başvurularda aşağıda belirtilen bilgi ve belgeler aranır: ... Yatırımın kamu taşınmazı üzerinde yapılması durumunda; ilgili kurum veya kuruluşun uygunluk yazısı." düzenlemesine yer verilmiş iken 29/08/2023 tarih ve 32394 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in (Yönetmelik değişikliği) 2. maddesi ile söz konusu bentte yer alan "yatırımcı, yatırım süresi, türü, sınıfı ve kapasitesi konularında" ibareleri yürürlükten kaldırılmış, asıl Yönetmelik'in 24. maddesinin 2. fıkrasında, "Pansiyonlarda; a) Giriş holü, b) Oturma, yemek ve kahvaltı ihtiyacını karşılayabilecek kapalı mahal (yazlık tesislerde bir kısmı açık olabilir), c) Yemek ihtiyacının işletme tarafından verilmemesi durumunda, pansiyon mutfaklarında ihtiyacı karşılayacak sayıda; buzdolabı, pişirme ve ızgara donanımı, bulaşık yıkama, hazırlık ve malzeme istif yerleri, servis malzemeleri ve dolapları bulunur." düzenlemesine yer verilmiş iken Yönetmelik değişikliğinin 6. maddesi ile söz konusu fıkra, "On oda ve üzeri kapasiteye sahip pansiyonlarda; oturma, yemek ve kahvaltı ihtiyacını karşılayabilecek alan ve yemek ihtiyacının işletme tarafından karşılanmaması durumunda, yemek ihtiyacını karşılayabilecek basit mutfak düzenlemesi bulunur." şeklinde yeniden düzenlenmiş, bunun üzerine itirazen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 135. maddesinde, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla konulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir." hükmüne yer verilmiştir. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu'nun 2. maddesinde ise, Birliğin kuruluş amacı; "Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlâkını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak..." şeklinde belirlenmiştir. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelik'in amacının, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odasının amaçları, örgütlenmesi, işlev ve işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, bu Yönetmelik'in, Mimarlar Odasının üyeleri, organlarının görev ve yetkileri, şube ve temsilcilikler, mali hükümler ve oda seçimlerine ilişkin düzenlemeleri kapsadığı, "Odanın Amaçları" başlıklı 6. maddesinde ise, Odanın başlıca amaçlarının; a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak, b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak, c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak, d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak, e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak, f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek, g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmek olduğu düzenlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden inceleneceği, 15. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, bu hususta Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir. İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, her idari işlemle dolayısıyla da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğurur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacaklarına açık bir biçimde yer verilmiştir. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve bu Birliğin bir üyesi olan Mimarlar Odasının kuruluş amacı; mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak ve meslek disiplinini ve ahlakını korumaktır. Bu kapsamda, Birlik kapsamındaki her meslek odasının amacının, Kanun'da belirtilmiş faaliyet alanlarının kendi mesleklerini ilgilendiren kısımları ile sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Yine, yukarıda hükmüne yer verilen gerek 6235 sayılı Kanun gerekse TMMOB Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği uyarınca Mimarlar Odasının faaliyet alanı mimarlık mesleğine yönelik iş ve işlemlerle sınırlıdır. Yönetmelik değişikliğinin dava konusu iki maddesinin; kamu taşınmazı üzerinde yapılan turizm yatırımlarına ilişkin turizm yatırımı belgesi başvurularında ilgili kurum ve kuruluştan alınması gereken uygunluk yazısının ihtiva etmesi gereken bilgilere ve pansiyonlarda bulunması gereken çeşitli kullanım maksatlı bir kısım ünitelere ilişkin olduğu, turizm yatırımı ya da pansiyonların yapılaşma koşulları, mimari özellikleri veya buna benzer konulara ilişkin herhangi bir düzenleme içermediği görülmektedir. Bu durumda, davacı Odanın kuruluş amacı ve faaliyet alanı ile dava konusu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, anılan düzenlemelerin davacı Odanın menfaatini etkilemediği, bu nedenlerle davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca .... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya ve davalıya iadesine, 7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir." 63. maddesinde; "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. " 125. maddesinde; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." 135. maddesinde ise; "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleridir." hükümleri yer almaktadır. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu'nun yukarıda anılan Anayasal hükme paralel olarak düzenlenen 2. maddesinde; "...Birliğin kuruluş amacı: a) Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek; Bu suretle aynı ihtisasa mensup meslek mensuplarını bir Odanın bünyesinde toplamak; merkezde idare heyeti, haysiyet divanı ve murakıplar gibi görevlilere yetecek kadar üyesi bulunmayan Odanın merkezini, Umumi Heyetin belirleyeceği yerde açmak; b) Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak; c) Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmektir. Birlik ve organları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." hükmüne yer verilmiştir. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'nin "Birliğin ve Bağlı Odaların Amaçları" başlıklı 3. maddesinin üçüncü fıkrasında "kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak" TMMOB ve bağlı odaların amaçları arasında sayılmıştır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Mimarlar Odası Ana Yönetmeliği'nin 6. maddesinde ise; "Odanın başlıca amaçları; a) Mesleki alanda ülke ve kamu çıkarları ile uluslararası gelişmeler çerçevesinde çalışmalar yapmak, mesleğin ve üyelerin değişen toplumsal ve ekonomik yapı içindeki değişen konumlarını izlemek, tespit etmek, değerlendirmek, mesleğin ve üyelerin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek, ulusal ve uluslararası ölçekte mesleğin gelişmesini izlemek ve sağlamak, b) Meslek onurunu ve üye haklarını korumak, c) Ülke içinde ve dışında tüm resmi ve özel kuruluşlarla işbirliği yaparak, mesleğin uygulama ve kuram alanında gelişmesini sağlamak üzere her türlü etkinliklerde bulunmak; bilimsel ve teknik evrakı inceleyerek gereken mesleki denetimleri yapmak, d) Mimarlık uygulamasıyla ilgili standart ve normları, yönetmelik ve teknik şartnameleri araştırmak ve incelemek, gerekli düzenlemeleri yapmak, e) Eğitim kurumlarıyla işbirliği yaparak mesleki eğitimin gelişmesine katkıda bulunmak, f) Üyeler arasındaki dayanışmayı sağlamak ve haksız rekabeti önlemek, g) Mimarlık kültürünün korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, bu doğrultudaki başarılı çalışmaları özendirmektir." kuralı yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın yukarıda aktarılan 56. maddesinde, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı konusunda "herkes" denilerek bu hakkın kullanımı konusunda gerçek ve tüzel kişi ayrımı yapılmamış, ayrıca, çevrenin korunması yalnızca Devlet için değil vatandaşlar için de bir ödev olarak belirlenmiştir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, Anayasa'da, gerçek-tüzel kişi ayrımı gözetilmeksizin herkes için tanınmıştır. Böylelikle, Anayasa'nın çevresel, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ile ilgili hükümleri, kuruluş belgelerinde veya kanunlarında açıkça yazılı olmasa dahi, ilgili meslek kuruluşunun, çevreyi, tarihi ve kültürel değerleri ilgilendiren konularla ilgili olarak, aynen gerçek kişiler gibi subjektif dava ehliyetine sahip olduğu açıktır. Yukarıda anılan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden; dava açma ehliyeti, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade ettiği, her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edileceği, bununla birlikte, iptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği, nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren veya bütün ülkeyi ve kamuoyunu etkileyen konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları, yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır. Davacı Oda tarafından, dava dilekçesinde; kaynağını Anayasa'dan alan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu, ülkemizin tarihi, doğal, kültürel varlıklarının korunması için gereken her türlü girişimde bulunmakla yükümlü olduğu, TMMOB'a bağlı odaların kuruldukları günden bu yana, kanunlara, şehircilik bilimine ve kamu yararına aykırı olan plan ve uygulamalara karşı mücadele çerçevesinde yasal süreçleri de izleyerek görevlerini yerine getirmekle yükümlü oldukları, işbu davanın bu nedenle açıldığı, Anayasanın; tarihsel, kültürel ve doğal değerlerin korunması, tarım arazilerinin ve orman alanlarının korunması, kent ve planlama politikalarının kamu yararına geliştirilmesi için Devleti gerekli tedbirleri almakla görevlendirmiş olduğu, bunun için gerekli yasaları koymak ve önlemleri almakla yükümlü kıldığı, bu çerçevede yapılı ve doğal çevrenin sağlıklı ve kamu yararını gözeten politikalar çerçevesinde üretilmesi; kamu yönetiminin, merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek mensuplarının, meslek kuruluşlarının ve ilgili tüm kesimlerin ülke adına ortak sorumluluğu olduğu, mevzuat düzenlemelerinin Anayasa'nın idarelere verdiği bu sorumluluk kapsamında hazırlanması gerektiği, dava konusu Yönetmelik hükümleriyle belirsiz ve hukuka aykırı düzenlemeler getirilmiş olduğu, Yönetmeliğin 1. fıkrasının (d) bendinde yatırımın kamu taşınmazı üzerinde yapılması durumunda ilgili kurum veya kuruluştan "yatırımcı, yatırım süresi, türü, sınıfı ve kapasitesi konularında" uygunluk yazısı alması düzenleniyor iken; çıkarılan düzenleme sonrasında ilgili kurum veya kuruluştan hangi kapsamda uygunluk belgesi alınacağının belirsiz bir hale getirilmiş olduğu belirtilerek davayı açmakta ehliyetli olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu durumda; gerek çevresel, tarihi ve kültürel değerlerin korunması gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması sonucunu doğuran Anayasa'nın 56. maddesi, gerekse yukarıda bahsedilen mevzuat hükümleri dikkate alındığında, iptali istenilen Yönetmelik hükümlerinin, kamu yararını doğrudan ilgilendiren düzenleme niteliğinde olması nedeniyle, davacının kamu yararını koruma görev ve yükümlülüğünden dolayı dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki Dairemiz kararına katılmıyorum.