22. Hukuk Dairesi 2017/7230 E. , 2017/7519 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, iş akdine haklı bir neden olmadan…
**22. Hukuk Dairesi 2017/7230 E. , 2017/7519 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, iş akdine haklı bir neden olmadan son verildiğini ve davalı ile davacı işçinin kayden çalıştığı alt işverenler arasındaki hukuki ilişkinin muvazaalı olduğunu öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın ihale ile iş alan... Ltd Şti aleyine açılması gerektiği bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davanın, belirli alacak davası olarak açılmamasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle usul yokluğundan reddine karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: Somut olayda, dava 22.07.2014 tarihinde 6100 Sayılı Yasa'nın yürürlükte bulunduğu dönemde açılmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde davacının 09.11.2011-10.12.2013 tarihleri arasında en son yol ve yemek dahil 1.300,00 TL net ücret ile çalıştığını, iş akdine haklı bir neden bulunmadan son verildiğini, alt işveren işçisi olarak gösterilen işçinin gerçekte davalının işçisi olduğu ve dava dışı alt işverenler ile davalı arasındaki hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu öne sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 15.000 TL kıdem tazminatı, 2.400 TL ihbar tazminatı ve 3.000 TL yıllık izin ücreti alacağının faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı, hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olmadığını, davacının en son alt işvereni olan dava dışı ... Ltd. Şti olduğunu, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, önceki alt işverenler dönemindeki çalışmalar nedeniyle ise davacıdan rızası ile vermiş olduğu ibranameler bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, talep edilen alacaklara göre davanın belirli alacak davası olarak açılması gerektiği halde belirli alacak davası olarak açılmamasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, gerekçesinde dava konusu alacağın gerçekte belirlenebilir olduğu ve bu nedenle belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği belirtilmiştir. Davacı davasını kısmi eda davası olarak açtığını ve 6100 sayılı Kanunun 109. maddesine göre bu şekilde dava açmasının mümkün olduğunu öne sürmektedir. Öncelikle davacı davasını 6100 Sayılı Kanunun 107. maddesine göre belirsiz alacak davası olarak değil 109. maddesine göre kısmi eda davası olarak açmıştır. Dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığına yönelik bir ibare bulunmadığı gibi ön inceleme duruşmasında ya da tahkikat aşamasında da davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olduğu ileri sürülmüş değildir. Mahkemece atıfta bulunulan Dairemizin 17.06.2014 tarih ve 2014/9170 eas ve 17577 karar sayılı ilamında belirsiz alacak davası olarak açılan davanın bu şekilde açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiş olup, somut olayda dava kısmi dava olarak açıldığından atıfta bulunulan Dairemizin bu kararının uyuşmazlığa uygulanabilirliği bulunmamaktadır. 6100 Sayılı Kanunda kısmi dava müessesi 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. bendinde talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yolu ile ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. Dava ve karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağına ilişkin 2. bendi ise 6644 sayılı Kanunun 4. maddesi ile 01.04.2015 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 6100 sayılı Kanun ile birlikte hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte tamamen kaldırılmamıştır. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Somut olayda, 6100 Sayılı Kanunun 2. bendi, dava ve karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunmakla birlikte talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı olduğu ve açıkça belirli olmadığı ve davanın kısmi dava olarak açılmasında hukuki yarar bulunduğu dikkate alındığında davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.