Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/5069 E. , 2024/2347 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/5069 Karar No : 2024/2347 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendilerine asaleten, ...'a velayeten ... ile .. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : .. Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİL: ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu i
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/5069 E. , 2024/2347 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/5069 Karar No : 2024/2347 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendilerine asaleten, ...'a velayeten ... ile .. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : .. Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİL: ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılardan ...'un ... Devlet Hastanesinde yapılan teşhis ve tedavi sırasında sol el orta parmağında gelişen doku nekrozuna bağlı olarak parmak ucunun kopması ve parmağın kısalması olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek anne ... için 25.000,00 TL manevi, baba ... için 25.000,00 TL manevi, ... için 50.000,00 TL manevi ve 100.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönünde verilen ilk kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 25/11/2021 tarih ve E:2019/6790, K:2021/5854 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; tarafların iddia ve savunmaları, adli tıp raporu, alanında uzman hekimlerden oluşan bilirkişi raporu ve dosyada mevcut diğer belgeler birlikte değerlendirildiğinde; davacıya uygulanan tedavi sonucunda komplikasyon meydana geldiği, davacının teşhis ve tedavi sürecinde hekim veya sağlık çalışanının kişisel kusurları bulunmadığının görüldüğü, buna göre, istihdam ettiği personelin görevlerini ifa ederken işledikleri ileri sürülen kusurdan dolayı idareye karşı açılan işbu tam yargı davasında, istihdam ettiği personelin kişisel kusurunun bulunmadığı, dava konusu olayda kusursuz sorumluluk hâllerinin olmaması ve davalı idarenin sağlık hizmet kusurunun da bulunmaması nedeniyle, doğduğu ileri sürülen zararların ödenmesinden idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, bozma kararı sonrası alınan bilirkişi raporunda 2014 yılında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunun tam tersi şekilde kalsiyum tedavisi uygulanmasının gerekli olduğunun belirtildiği, ancak bu kanaatin dayanağı olan kaynaklar ve tıbbi verilerin net şekilde ortaya konulmadığı, her iki raporda da aynı kaynak kitaba atıf yapıldığı ancak içeriklerin tamamen birbirinden farklı olarak raporlara yansıtıldığı, küçüğün kalsiyum oranının tedavi gerektirmeyecek düzeyde olmasına rağmen hatalı konulan tanı ve uygulanan yanlış tedavi sonucunda küçüğün sol el 3. parmağının tırnak seviyesinden koptuğu, takılan kataterin yerinden oynamaması, çıkmaması ve kaçak olmaması için gerekli tedbirleri almanın sağlık personelinin görevi olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu raporlarıyla çelişkili olduğu, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme içeren raporun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare ve müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılardan ...'un, 19/09/2011 tarihinde Tokat ili, ... ilçesinde özel bir sağlık kuruluşunda dünyaya geldiği, takipneik (hızlı solunum) olması sebebiyle aynı gün ... Devlet Hastanesine sevk edildiği, buradaki takipleri sırasında hipokalsemi (kanda kalsiyum eksikliği) gelişmesi üzerine kalsiyum glukomat infüzyonu yapıldığı, 22/09/2011 tarihinde sol el orta parmağında renk değişikliğinin fark edilerek kalsiyum kaçağına bağlı doku nekrozu ön tanısıyla ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, buradaki takip ve tedavinin ardından parmağın kanlanmaya başladığı, 26/09/2011 tarihinde taburcu edildiği, devamında parmağın nekrozlu kısmının otoampute (kendiliğinde düşme) olduğu, davacılar tarafından, olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle davalı idare aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 23/01/2012 tarihinde dava açıldığı, bu davanın anılan Mahkemenin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla görev yönünden reddedilmesi üzerine 18/01/2013 tarihinde (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca süresinde) bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp .... İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporda özetle, ...'un ... Devlet Hastanesinde yenidoğan bakım ünitesinde takibinin yapılmasının doğru olduğu, ancak, bebekte hipokalsemi (kalsiyum 7/4 mg/dl) değeri için kalsiyum infuzyon endikasyonunun bulunmadığı, bebekte gelişen lezyonun kalsiyum kaçağına bağlı gelişen doku nekrozu olduğu, kalsiyum infuzyon endikasyonu bulunmayan hastada kalsiyum infuzyonu hususunda ilgili hekimin kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, Adli Tıp.... İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda, küçüğün söz konusu arazı nedeniyle % 3,0 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olduğunun, iyileşme süresinin bir aya kadar uzayabileceğinin belirtildiği, Mahkemece bu raporlara dayanılarak karar verildiği, ayrıca olay nedeniyle hemşire Nimak Erekli hakkında başlatılan disiplin soruşturması kapsamında ... Devlet Hastanesinde görev yapan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ... tarafından hazırlanan mütalaada ise özetle, "küçüğün tedavisine tedbir amaçlı olarak kalsiyum eklenmesinin uygun olduğu, her ne kadar parmağın nekrozunun mayi takılan bölgeye yakın olması nedeniyle ilgisi var gibi gözükmekteyse de yapılan tedavi ile parmaktaki nekroz arasında tam bir nedensellik ilişkisi kurulamadığı" hususlarının belirtildiği görülmektedir. İdare Mahkemesince, davacılardan ...'un ... Devlet Hastanesinde yapılan yanlış teşhis ve tedavi sonrasında sol el orta parmağında gelişen doku nekrozuna bağlı olarak % 3.0 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş olmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğunun Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olduğu gerekçesiyle, alınan hesap bilirkişisi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı karara karşı taraflarca temyiz yoluna başvurulması üzerine; Danıştay Onuncu Dairesince, İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, meydana gelen arazın kalsiyum kaçağına bağlı olarak gerçekleşip gerçekleşmediği ve olayda davalı idarenin hizmet kusuru olup olmadığı hususunun açık ve net olarak değerlendirilmediği, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı, yeni bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararında belirtilen hususların aydınlatılması için İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli 1 neonatoloji uzmanı, 1 kalp ve damar cerrahi uzmanı, 1 plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı öğretim üyesince hazırlanan 27/12/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle, "Hastada yapılan tıbbi işlemlerin endikasyonunda ve uygulama şekillerinde herhangi bir kusur saptanmadığı, yapılan işlemlerin tıbbi gerçek ve uygulamalara uygun olduğu, dosya incelemesi sonucunda kayıtlardan damar dışına bir kalsiyum infüzyonun olduğuna dair kesin bir bilgiye ulaşılamadığı, ancak eğer kalsiyumun damar dışına çıkma durumu mevcut ise bilirkişi görüşlerinde ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde doku nekrozu ve uzuv kaybı yapmasının mümkün olduğu" yönünde görüş bildirildiği görülmektedir. Bilirkişi raporuna davacılar tarafından yapılan itiraz üzerine alınan ek raporda ise; "..Hastaya uygulanan hipokalsemi tedavisinin uygun endikasyon ile tıbbi gereklere uygun metod ile yapıldığı, doku kaybına neden olacak başka bir etmen saptanamadığından bu hasarın kalsiyumun damar dışına çıkması (sıvı ekstravazasyonu) sonucu gerçekleşebileceğinin düşünüldüğü, Adli tıp raporunda kateterin arteriol seviyesine kadar uzanırsa arteriollerde obliterasyon yapıp kangrene neden olabilir tespiti tıbbi bilgilerle uyuşmadığı, çünkü arteriol kapiller yataktan hemen önceki damarlar olduğu ve çaplarının 7-100 Mikron kadar olduğu, bu dünyada kullanılan ve hastaya sıvı vermek için tasarlanmış hiçbir kateterin bu seviyeye kadar uzanacak yapı ve incelikte olamayacağı, o nedenle hastaya takılan kateterin adli tıp raporunda söylendiği şekilde damarda obliterasyon yapma durumunun olamayacağı, damar dışına sıvı kaçmasının bir tıbbi hata olarak kabul edilemeyeceği, usülüne uygun takılan bir kateterin bebeğin elini oynatabilmesi veya herhangi bir nedenle damar dışına çıkabileceği, bu durumda bu uygulamaların beklenen komplikasyonarından biri olduğu ..." yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, yukarıda aktarılan değerlendirmeler doğrultusunda hekime herhangi bir kusur atfedilemeyeceğinden bu yolla idarenin de hizmet kusuru bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ..."; 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeye yarayacak bir miktarda olması gerekmektedir. Bunun yanında objektif etkiye göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için kişinin ayırt etme gücüne sahip olması ya da eylemin üzerinde psikolojik eksiklik bırakması aranmamakta, objektif bir değerlendirme yapılarak bahse konu eylemin ortalama bir kişi üzerinde negatif etkiler bırakacağının tespiti yeterli görülmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacılardan ...'da gelişen arazın damardan serum uygulamasının komplikasyonu olarak kabul edilmesi ve serum uygulamasının hatalı şekilde yapıldığına dair dosya içerisinde delil bulunmaması karşısında, davacılardan ...'da gelişen arazın oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamakla birlikte davacılardan serum uygulanmadan önce olası risklerinin anlatıldığına ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının bulunmaması, davacıların seruma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumlar yönünden yeterince aydınlatılmamış olması, bu yükümlülüğün yerine getirilmemiş olması nedeniyle davacıların manevi zararı bulunduğunun kabulü gerekmekte olup, uğranılan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, davacıların manevi tazminat isteminin reddedilmesinde ve bu kısma yönelik istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2.Davanın reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/06/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.