T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/667 KARAR NO : 2025/1387 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19.03.2025 NUMARASI : 2024/414 Esas 2025/210 Karar DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket Ortaklığının Tespiti-Tescili KARAR TARİHİ : 09.10.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 09.10.2025 Taraflar arasındaki davadan dolayı Aydın Asliye Ticaret Mahkemes…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/667 KARAR NO : 2025/1387 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19.03.2025 NUMARASI : 2024/414 Esas 2025/210 Karar DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket Ortaklığının Tespiti-Tescili KARAR TARİHİ : 09.10.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 09.10.2025 Taraflar arasındaki davadan dolayı Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.03.2025 tarih ve 2024/414 Esas 2025/210 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, davacının davalıya güvenerek arsa satın alıp üzerine inşaat yapmak amacıyla davalı ....A.Ş.'nin % 50 hissesinin satın alarak şirkete davalı ile birlikte ortak olduğunu, daha sonra davalıdan şirketin gerekli bilgileri alamadığını Ticaret Sicili Memurluğuna 22/01/2024 tarihinde davacının şirket nezdinde sahip olduğu payları davalı .....'ya devrettiğine dair yönetim kurulu kararı sunduklarının tespit edildiğini, şirketin 24/03/2021 tarihli 2018, 2019 ve 2020 yılları olağan genel kurul toplantısında alınan kararlarının yoklukla malul olduğununu tespitine dair dava açıldığını, bu davada sözde pay devrini içeren metinin delil olarak dosyaya sunulduğunu, davacı ile davalı arasında herhangi bir pay devri bulunmadığını, devir sözleşmesi olarak ileri sürülen belge üzerindeki imzanın davacıya ait olmadığını, imza ile metin arasında birliktelik bulunmadığını, belgede pay devrine ilişkin herhangi bir irade beyanı bulunmadığını, belirterek; payların üçüncü kişilere devri ya da pay sahipliğine bağlanan hakların davacı aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir suretiyle pay devrinin yasaklanmasını ve pay sahipliği haklarının kullanılması için kayyım tayin edilmesi ile davacı ile davalı arasında davacının paylarının davalıya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitini, davacının şirketin 200.000,00-TL nominal değerinde 50 adet payına sahip olduğunun tespitini, davacının yeniden şirket pay defterine pay sahibi olarak kaydedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar vekili, davacının aynı ithamlarıyla ve açtığı üç davadan kaynaklı davalı ve ticari hayatına büyük zarar verdiğini,davalının şirketin tüm hukuki sorumluluklarını tek başına yerine getirdiğini, davacının şirketin taşınmaz satış bedellerini hukuka aykırı olarak şirkete ödemeyerek uhdesinde tuttuğunu, davalının şirket bilgilerini ve işlemlerini her daim davacı ile paylaştığını, 22.01.2024 tarihli şirket yönetim kurulu kararı olmadığını, 16.01.2024 tarihli sözleşme gereği davacının pay devri yaptığını, şirket hisse devri şirket yönetim kurulu kararı, ticaret sicil odası ve noter resmi işlemi henüz gerçekleşmediğini, ancak sözleşmenin gereği başvuracaklarını, pay devri 16.01.2024 tarihli yazılı sözleşme ile yapıldığını, pay devrinin sözleşmedeki hususlar dahilinde bedelinin açık olduğunu, sözleşmeni davacının tüm istemleri ve iradesi ile yapıldığını, davacı sözleşmeyi imzaladığını, imzalanan kısmın ön tarafındaki beyan ve hususlar da davacının tüm iradesi olduğunu, davacının işbu davayı açmasında hukuki yararı olmadığını, şirket hissesini 16.01.2024 tarihli sözleşme ile müvekkiline devretmeye karar verildiğini, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirket anonim şirket olup hamiline veya nama yazılı pay basıldığının iddia edilmediği, bu yönde bir kararda mevcut olmadığı, böylelikle payın çıplak pay olduğunun anlaşıldığı, çıplak payın alacağın temliki hükümlerine göre devir edilebileceği, pay devri için yazılı sözleşme yapılması yeterli olup ayrıca bu sözleşmenin noter de yapılmasına ilişkin bir koşul getirilmediği, şirket kayıtlarına göre dava tarihi itibariyle son ortaklarının davalı ... ... sermaye miktarı 200.000,00 hisse adedi 500 hisse oranının % 50, davacı ..., sermaye miktarının 200.000,00, hisse adedinin 500, hisse oranının % 50 olduğu, toplamda sermaye miktarının 400.000,00 hisse adedinin 1.000 hisse oranının % 100 şeklinde olduğu, dava dilekçesinde bildirilen 22/01/2024 tarihli davalı şirkete ait hisse devrine ilişkin bir yönetim kurul kararı da mevcut olmadığı, dosyaya ibraz edilen 16.01.2024 tarihli yazılı sözleşme altındaki imzanın davacıya ait olmadığını belirtmesi sebebiyle imza incelemesine karar verilmiş ise de, davacı vekilinin yazılı ve sözlü beyanları ile imzanın davacıya ait olduğunu bildirmesi üzerine, iş bu belgedeki imzanın davacıya ait olduğu kabul edilerek imza incelemesine ilişkin ara karardan dönüldüğü, yine 16.01.2024 tarihli belgenin boş olarak imzalandığı ve belgenin anlaşmaya aykırı olarak sonradan doldurulduğuna yönelik iddianın da, yazılı ve kesin delil ile ispat edilemediği, davacı tarafça 16.01.2024 tarihli bu belgedeki imzanın zorla alındığına yönelik aşamalardaki beyanları var ise de, dava dilekçesinde bu iddiaların ileri sürülmediğinden iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğu, davalı tarafça iddianın genişletilmesine muvafakat edilmediğinden davacı tarafın bu yöndeki iddialarına itibar edilmediği bu yöndeki iddialar yönünden tanık dinlenmesine ilişkin ara karardan dönülmesine karar verildiği, ve bu iddianın subut bulmadığı, bununla birlikte 16.01.2024 tarihli belgede imza ile metin arasında birliktelik bulunmadığına yönelik iddia nazara alındığında, birden fazla sayfadan oluşan yazılı sözleşmelerin her sayfasına imza atmanın zorunlu olmadığı, 16.01.2024 tarihli yazılı sözleşmenin incelenmesinde ilk sayfanın tam doldurulduğu, yer kalmaması üzerine ikinci sayfaya isim ve imzaların atıldığı, bu haliyle tek başına bu hususun belgenin geçersizliğini göstermeyeceği, bu sebeple aksi yöndeki iddiaya itibar edilmediği, davacının dava dilekçesindeki bu belgeye ilişkin iddialarını ispat edemediği, 16.01.2024 tarihli adi yazılı belgenin 10. Maddesine göre davacının davalı şirketteki % 50 hissesini davalı ... ...'ya devir olacağını kabul ve beyan ettiği, sözleşmenin diğer maddelerin de ise tarafların hak, alacak ve yükümlülüklerinin belirlendiği, iş bu sözleşmedeki tarafların hak, alacak ve yükümlülüklerinin tam olarak yerine getirilip getirilmediğine ilişkin davacı tarafça bir iddia ve davalı tarafça bir savunma olmadığından mahkememizce bu yönde bir araştırma yapılmadığı, davacı ile davalı ... ... arasında pay devrinin yapılmasına ilişkin 16/01/2024 tarihli bir belge olduğu, yukarıda açıklanan ve davacı tarafça dava dilekçesindeki ileri sürülen iddialar kapsamında geçersizlik sebepleri bulunmadığı, ancak iş bu sözleşmedeki hisse devrine karşılık davalı ... ... tarafından yapılması gereken edimlerin yerine getirilip getirilmediğinin belli olmadığı, iş bu sebeplerle bu sözleşmeye dayalı olarak davacının şirketteki hissesinin davalıya devir edilip edilmediğinin bu belge kapsamında belirlenmediği, ayrıca hisse devrine ilişkin davalı şirketçe alınmış bir yönetim kurulu kararı bulunmadığı ve pay defterine de hisse devirinin kayıt edilmediği, bu haliyle davacının davalı şirkette halen ortak olarak göründüğü, davalı tarafça 16/01/2024 tarihli belgeye dayanarak şirket hisse devrinin tescili talebine ilişkin dava açmakta muhtariyetinin bulunduğu, belirtilerek; davacının davalı şirkette dava tarihi itibariyle hissedar olduğunun tespitine, davacının davalı şirkette hissedar olduğu için pay defterine hissesinin tesciline yönelik talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı taraf dava dilekçesi ile davalı ... ... ile arasında davacının şirket hissesinin ... ...'ya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitini talep etmiş ise de bu talebinin reddine, karar verilmiştir. Karara karşı davacı ve davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davanın konusunun davalının dayanmış olduğu adi sözleşmenin geçerliliğine ilişkin olmadığını, davacı ile davalı arasında herhangi bir pay devri bulunmadığını, şirketin paylarının çıplak pay olarak adlandırıldığını, çıplak payların devri alacağın devrine ilişkin kurallara tabi olduğunu, davacının genel kurul toplantısına katılmış gibi imza atılarak ilgili genel kurulda davalı davalının tek kişi ve her konuda yetkili yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, daha önce de belgede sahtecilik eyleminin yapıldığı dikkate alındığında davalılar tarafından iddiaya konu edilen belge üzerindeki imzanın incelemeye tabi tutulması ve bu konudaki uzmanlar tarafından inceleme yapılması gerektiğini, imzanın davacıya ait olduğunun tespiti halinde dahi, yukarıda da ifade edildiği üzere ilgili belgenin imza içermeyen ön yüzü davacının iradesi dışında doldurulduğunu, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalılar vekili, davacı ile davalı arasında 16.01.2024 tarihli davaya konu sözleşme gereğince davacının şirketteki ortaklığını sona erdirdiğini, davacının işbu sözlşemenin imzayı inkar etmiş ise de sonrası dava duruşmalar sürecinde sözlşemedeki imzayı ikrar ettiğini, davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacı ile davalı ve de şirketin harici ortağı şirketin iç hesaplaşmasını yaparak belge ve ödemeleri dikkate alarak kendi aralarında şirket tasfiyesi niteliğinde 16.01.2024 tarihinde sözleşme düzenleyerek kendi aralarında anlaştıklarını, 24.03.2021 tarihli genel kurul karar hazirun cetvelindeki imza da davacıya ait olduğunu, davacı 2018 den 16.01.2024 sözleşme tarihine kadar davalı ile tüm işlemeleri birlikte yapmışken hakkını sona erdirdikten sonra yok yere hukuku meşgul etmesi ve davalıya manevi ve maddi zarar verecek işlemler yapması davacının kötü niyetini ortaya koyduğunu, sözleşme ile davacı şirketteki tüm hissesini müvekkile devrettiğini, buna dair ayrıca bir yönetim kurulu kararı, ticaret sicil yazısı da olmadığını, ancak buna dair davalı tarafından imzalanan bir yönetim kurulu olmadığını, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, anonim şirket ortaklığının devredilmediğinin ve davacının şrket ortağı olduğunun tespiti ile davacının şirket pay defterine pay sahibi olarak kaydedilmesine, istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davacının davalı şirkette dava tarihi itibariyle hissedar olduğunun tespitine, davacının davalı şirkette hissedar olduğu için pay defterine hissesinin tesciline yönelik talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı taraf dava dilekçesi ile davalı ile arasında davacının şirket hissesinin devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespiti talebinin reddine, karar verilmiştir. 1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir. (AYM, Birinci Bölüm, Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017,) 3.Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir, Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. (AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013) Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden olabilecektir. Bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur. (Anayasa Mahkemesi, Sencer Başat ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014 ) 4.Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. 5.Eldeki davada, davacı davalı şirketin ortağı olduğunu, davacı ile davalı arasında herhangi bir pay devri bulunmadığını ileri sürerek "davacı ile davalı arasında davacının paylarının davalıya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitine, davacının şirketin 200.000,00-TL nominal değerinde 50 adet payına sahip olduğunun tespitine, davacının yeniden şirket pay defterine pay sahibi olarak kaydedilmesine " karar verilmesini talep etmiş, mahkemece bu kapsamda yapılan yargılama neticesinde tefhim edilen kısa kararda; " Davacının davalı şirkette dava tarihi itibariyle hissedar olduğunun tespitine, Davacının davalı şirkette hissedar olduğu için pay defterine hissesinin tesciline yönelik talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Davacının sair taleplerinin reddine, " karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda davacı taraf dava dilekçesi ile davalı ... ... ile arasında davacının şirket hissesinin ... ...'ya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitini talep etmiş ise de bu talebinin reddine karar vermek gerektiği, davacı ve davalı ... ... arasında 16/01/2024 tarihli hisse devrine ilişkin sözleşme yapıldığı, her ne kadar hisse devrine ilişkin bu sözleşmedeki edimlerin yerine gelip gelmediği mahkememizce araştırılmamış ise de taraflar arasında devir ilişkisi bulunmadığının kabul edilemeyeceği, bu yöndeki talebin reddine karar vermek gerektiği belirtilmek sureti ile kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur. Zira, mahkemece davacının davacı ile davalı arasında davacının paylarının davalıya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitine, ilişkin talebin reddine karar verildiği belirtilmiş ise de karar gerekçesinde taraflar arasında devir ilişkisi bulunmadığının kabul edilemeyeceği belirtilmesi çelişkilidir. 6.İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir. 7.İstinaf incelemesi yapılan yukarıda yazılı kararın gerekçesinde, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillere, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin çelişkili olduğu anlaşıldığından HMK’nın 297. maddesinde belirtilen şekilde ve denetime elverişli gerekçe içerir ve denetlenebilir bir hüküm olduğundan söz edilemez. 8.Kabule göre de; Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Hukukî yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bir davada, menfaat (hukukî yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukukî menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır. Bilindiği üzere mahkemeden istenen hukukî korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır. Eda davalarında bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken, inşai (yenilik doğuran) davalar ile var olan bir hukukî durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukukî durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukukî durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar. Tespit davaları ise bir hukukî ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukukî ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukukî ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukukî yararının) bulunması gerekir. Bu sebeple, tespit davası ile istenen hukuki koruma eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı olamaz. 9. Eldeki davada davacının dava tarihi itibariyle ticaret sicil kayıtlarına göre davalı ile bilrlikte % 50 eşit hisse orarınında davalı şirketin ortağı olduğu sabit olup davacının iddiasının aksine 22/01/2024 tarihli davalı şirkete ait hisse devrine ilişkin bir yönetim kurul kararı da mevcut olmadığının tespit edilmesine ve yapılan yargılama neticesinde de pay devrine konu olduğu iddia edilen 16.01.2024 tarihli belge kapsamında davacının şirketteki hissesinin davalıya devir edilip edilmediğinin belirlenmediği belirtilerek, davacı ile davalı arasında davacının paylarının davalıya devredildiğine dair herhangi bir devir ilişkisi bulunmadığının tespitine yönelik talebin de reddine karar verilmiş olmasına göre; davacının şrket ortağı olduğunun tespiti talebin yönünden davacının hukuki yararı ve dolayısıyla dava şartının bulunup bulunmadığını tartışılarak oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek, infaza elverişli şekilde karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının ve davalıların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.03.2025 gün ve 2024/414 Esas 2025/210 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 09.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.