Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11506 E. , 2024/7253 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11506 Karar No : 2024/7253 DAVACI : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... 2- ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 16/03/2018 günlü, 30362 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Muğla İli, Menteşe, Milas, Marmaris ve Ula İlçelerinde bulunan, karar eki harita ve listelerde sınır ve koordinatları gösterilen bazı …
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11506 E. , 2024/7253 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11506 Karar No : 2024/7253 DAVACI : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... 2- ... Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 16/03/2018 günlü, 30362 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Muğla İli, Menteşe, Milas, Marmaris ve Ula İlçelerinde bulunan, karar eki harita ve listelerde sınır ve koordinatları gösterilen bazı alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 17/01/2018 günlü, 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün... tarih ve ... sayılı yazısı ile 644 sayılı KHK kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik" ve "Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar" çerçevesinde Muğla İli bütününde doğal sit alanlarında dört mevsimi kapsayan "Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi" yapılarak, alanın yeniden değerlendirildiği belirtilerek, önerilen sit alanları ile ilgili davacının görüşlerinin talep edilmesi üzerine, konunun Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi gündemine alındığı, tüm ilçe belediyelerinden, sivil toplum kuruluşlarından alınan görüşler doğrultusunda Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi'nin ... tarih ve ... sayılı kararıyla kurum görüşünün oluşturulduğu, Meclis kararı ile belirlenen görüş ve önerilerin, alanın sit statüsü belirlenirken dikkate alınmadığı, davaya konu 17.01.2018 tarih ve 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile tescil ve ilan edilen "Kesin Korunacak Hassas Alan" sınırlarının çok dar tutulduğu, bu tespitin, koruma kullanma dengesine ve kamu yararına aykırı olduğu, yerinde araştırma yapılmaksızın gerçekleştirildiği, dava dilekçesinin (6) nolu ekinde yer alan karşılaştırma tablosunda işaretli (3) numaralı alanın tamamının, 1.Derece Doğal Sit Alanı iken herhangi bir irdeleme yapılmaksızın Nitelikli Doğal Koruma Alanı'na dönüştürüldüğü, bu değişikliğin, söz konusu alanların doğal ve ekolojik yapısını, yapılaşma baskısı nedeniyle olumsuz yönde etkileyebileceği, değişikliklerin yapılacağı alanların irdelenmesi gerektiği, meskun alanların ve günübirlik faaliyette bulunulabilecek alanların Nitelikli Doğal Koruma Alanı; diğer bölgelerin ise Kesin Korunacak Hassas Alan olarak belirlenmesi gerekirken alanın tamamının Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil edildiği, karşılaştırma tablosunda işaretli (4) ve (5) numaralı alanın tamamının, yani kıyı boyunca tüm alanların 1. Derece Doğal Sit Alanı'ndan, Nitelikli Doğal Koruma Alanı'na dönüştürüldüğü, hiçbir analiz yapılmaksızın tüm kıyıların aynı dereceyle nitelendirilmesinin koruma kullanma dengesine ve kamu yararına aykırı olduğu, Gökova sahil şeridi üzerinde tabii özelliklerin korunması adına sadece yerleşim yerlerinin çevresinin "Nitelikli Doğal Koruma Alanı" geriye kalan alanların ise “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak tescil edilmesi gerektiği bildirilmişken bu alanların tamamının “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescil edildiği, sit alanlarına ilişkin yeniden değerlendirme yapılırken doğal sit alanlarında bütünsel değil, lokal değerlendirmelere gidilmesi gerektiği, Muğla İlinin 1479,68 km kıyı uzunluğuna sahip olduğu, ilin, kıyı ile bütünleşik olarak geliştiği göz önünde bulundurularak, koruma kullanıma dengesi dahilinde genel ekosistemi bozmadan, kıyı kullanımına ilişkin ihtiyaçların karşılanması gerektiği, kıyıların tamamındaki koruma statüsünün derecesinin düşürülmesinin, kıyılardaki yapılaşma baskısını arttırarak doğal dengeyi bozucu bir tehlike yaratacağı, ayrıntılı çalışmayla yeniden değerlendirme yapılarak belirlenmesi gerektiği, tescil işleminin bu hali ile hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMASI : Cumhurbaşkanlığı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından; Dava konusu 17/01/2018 tarihli ve 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 16/03/2018 tarihli ve 30362 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak ilânen tebliğ edildiği, davanın kanuni süre geçirilerek açılmış olması durumunda davanın süre aşımı bakımından reddi gerektiği; 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17. maddesi ile eklenen Geçici 6. maddesi ile söz konusu alanlar ile ilgili her türlü belgenin Bakanlıklarına devredilmesi ve bu alan ve varlıkların yeniden değerlendirilmesinin öngörüldüğü, 2863 sayılı Kanuna 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen Ek Madde 4'ün birinci fıkrasında, taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili Bakanlığın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğunun hükme bağlandığı, bu kapsamda, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Mevcut statülerin değerlendirilmesi' başlıklı geçici 6 ncı maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca işlem tesis edildiği, Korunan Alanların Tespit Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte doğal sitlerin ve diğer koruma statüsüne sahip alanların tespiti, ayırt edici özellikleri, tescili ve onayına ilişkin usul ve esasların düzenlendiği, Yönetmeliğe göre mevcut doğal sit alanlarının güncel durumunun ön değerlendirme raporuna göre belirlendiği, doğal sit özelliği taşımayan alanların statüsünün iptali; doğal sit özelliği taşıdığı belirlenen alanların ise ardışık en az dört mevsimi kapsayacak ekolojik temelli bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünün devamı, yeni statü tesisi veya iptalinin önerileceği, söz konusu yönetmelik kapsamında, doğal sit alanlarının güncel durumunun değerlendirilerek mevcut ve yeni ilan edilecek doğal sit alanı kategorilerinin belirlenmesine ilişkin bilimsel temele dayalı yöntemlerin ortaya konulması amacıyla Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar'ın Bakanlık Makamının 01/03/2013 tarihli Olur'u ile onaylandığı, davalı idareye devredilen mevcut doğal sit alanlarının, ilgili Yönetmelik ve Teknik Esaslarda öngörülen usul ve esaslara göre yeniden değerlendirildiği, Korunan Alanların Tespit Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi çalışmaları kapsamında, Bakanlık ve yüklenici firma arasında hizmet alım sözleşmesi imzalandığı ve dört mevsimi kapsayan "Muğla İli, Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi" çalışmalarının başlatıldığı, bu çalışmalar sonucunda söz konusu alanların "Kesin Korunacak Hassas Alanlar", "Nitelikli Doğal Koruma Alanları" ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları” şeklinde belirlendiği, yapılan tüm araştırma, inceleme, raporlama ve haritalama işlemlerinin alanında uzman kişiler tarafından, bilimsel veriler esas alınarak gerçekleştirildiği, Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu tarafından ilgili kurum ve kuruluş görüşleri de dikkate alınarak, ... tarihli ve ... sayılı komisyon kararı alındığı, Bakanlık Olur'u ile "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları"na ilişkin kararların 06/12/2016 tarihli ve 12556 sayılı Bakanlık Makamı Olur'u ile onaylandığı, "Kesin Korunacak Hassas Alan"lara ilişkin kararın dava konusu işlem ile sonuçlandırıldığı, ilgili kurum görüşlerine uyulması mecburiyetinin bulunmadığı, doğal sit alanına ilişkin yeni belirlemelerin, kıyıların imara açılmasına sebep olmayacağı, aksine kıyıdan faydalanmak isteyen ancak mevzuat uyarınca sit alanında herhangi bir yapı yapılamadığı için kaçak yapılaşma ile sorunlarını çözmeye çalışan vatandaşın, kaçak yapıya yönelmesini engelleyeceği, kıyı alanlarının günübirlik kullanımının düzenli olarak yapılmasına olanak tanıyacağı, alanın, sit statüsünün değişmesinin imara açılacağı anlamına gelmeyeceği, işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin, karar gerekçesinde belirtilen nedenlerle iptali gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 16/03/2018 günlü, 30362 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, Muğla İli, Menteşe, Milas, Marmaris ve Ula ilçelerinde bulunan doğal sit alanları kapsamına giren ve ekli haritalar ile listelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 17/01/2018 günlü, 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarelerin süre itirazı yerinde görülmemiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinde doğal sit; "jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır. 2863 sayılı Kanun'a 17/08/2011 tarihli 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen Ek 4. madde ile doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak, 2863 sayılı Yasa'dan kaynaklanan yetki ve görevler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna devredilmiş; tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceği kuralına yer verilmiş; dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye 648 sayılı KHK ile eklenen 13/A maddesi ile de, Bakanlık bünyesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü kurulmuş, geçici 6. madde ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tespit ve tescil edilmiş alan ve varlıklara ilişkin her türlü belgenin, bu alan ve varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesi için en geç altı ay içinde Bakanlığa devredileceği, tabiat varlıkları ve doğal sitlerle ilgili yeni değerlendirme yapılıncaya kadar bu alanlara ilişkin olarak kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca alınmış kararların geçerli olduğu; Bakanlık tarafından konunun uzmanlarından oluşturulacak komisyonca yeniden tespit edilen statülerin Çevre ve Şehircilik Bakanının onayı ile, yapı yasağı öngörülen statülerin ise Bakanlar Kurulunca onaylandıktan sonra tescil edileceği hükme bağlanmıştır. Anılan hükümler uyarınca çıkarılan ve 19/07/2012 günlü, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur. a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır. b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez. c) (Değişik:RG-19/2/2013-28564) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir. ç) (Ek:RG-19/2/2013-28564) Doğal sit ilanı ile ilgili talepler veya Genel Müdürlükçe incelenmesi uygun görülen alanlar hakkında hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre doğal sit özelliği taşımayan talepler değerlendirmeye alınmaz, alanın doğal sit özelliği taşıdığının belirlenmesi durumunda ise ardışık en az dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak koruma statüsü belirlenir. d) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir... n) Korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir." hükmüne; "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinde; "(2) Doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılır." hükmüne, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinde; işlem tarihinde yürürlükte olan şekliyle: "(1)Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır. (2) Bu alanların aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içermesi aranır. a) Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri, türleri bulundururlar. b) Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur. c) Genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiştir. ç) İnsan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksektir. d) Alan kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaz. e) Ekolojik açıdan önemli yoğunlukta olması beklenen yerel türlerin büyük kısmını bünyesinde bulundurur. Doğal süreçler veya zamanla sınırlı müdahalelerle bu yoğunluklara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir. f) Koruma amaçlarına ulaşmak için önemli ve sürekli müdahale istemeyen özellikleri vardır. g) Gerektiğinde ve mümkün olan durumlarda, alanın belirlenmiş koruma amaçlarına ulaşmasına yardımcı olacak arazi kullanımları ile çevrelenmiştir. ğ) Basit müdahalelerle yönetilebilirlik özelliklerine sahiptir. h) Korunacak hedef tür veya türlerin üreme alanlarını ihtiva eder." hükmüne, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8.maddesinde; "(1) Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır. (2) (işlem tarihinde yürürlükte olan şekliyle) Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır. (3) Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya birkaçını içerir. a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir. b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır. c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar. ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır. d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar. e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar. f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder. g) Peyzaj değeri yüksektir." hükmüne yer verilmiş; Geçici 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce herhangi bir korunan alan statüsü verilmiş alanların koruma statüsünün, bu Yönetmelik gereğince yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar devam ettirileceği, Geçici 2. maddesinde; korunan alanlar ile ilgili olarak yeniden değerlendirme taleplerinin; bilimsel temelli rapora dayanması ve Bakanlıkça hazırlanacak olan teknik esaslara uygun olması kaydıyla bu Yönetmelik kapsamında değerlendirileceği hükme bağlanmıştır. 728 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararında ise 1. derece doğal sit, "Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden, Muğla İli, Merkez, Ula ve Marmaris ilçe sınırları içerisinde kalan ve Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun 11/12/1986 günlü, 2753 sayılı kararı ile 1. Derece Doğal Sit alanı olarak ilan edilen, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 18/09/2008 günlü, 4305 sayılı kararı ile de 1. ve kısmen 3. Derece Doğal Sit Alanı olarak belirlenen Gökova Körfezi kıyı kesiminin sit statüsünün yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca yeniden belirlenmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yüklenici firma ile yapılan anlaşmaya dayanılarak yürütülen çalışmalar kapsamında hazırlanan ekolojik temelli bilimsel araştırma raporu esas alınarak alanın yeni statülerinin belirlendiği, "nitelikli doğal koruma alanları" ile "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları"na ilişkin kararların 06/12/2016 tarihli Bakanlık oluru ile onaylandığı, anılan rapor uyarınca da "kesin korunacak hassas alan statüsü" verilmesi gereken kısımlar bulunduğundan dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının alındığı, davacı tarafından, kesin korunacak hassas alan olarak belirlenen bölgenin dar tutulduğu iddiasıyla bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Danıştay Altıncı Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; Doğal Sit alanı olarak ilan edilen uyuşmazlığa konu alanda, 10.12.1986 tarihli 18.09.2008 tarihli tescil kararları sonrası sit alanının toplam büyüklüğünün 35289.9 ha olarak hesaplandığı, bu alanın %97.6’sının 1. Derece Sit Alanı statüsünde, %2.4’ünün ise yerleşim birimlerinin içinde kaldığı 3. Derece Sit Alanı şeklinde sınıflandırıldığı, alanın 12.06.1988 günlü, 88/13019 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ilan edilen Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içinde kaldığı, “Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu”na dayanılarak alınan dava konusu 17.01.2018 günlü, 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile statü değişikliği sonrası korunan alanların toplam büyüklüğünün 44021.5 ha hesaplandığı, bu alanın %34.1’inin Kesin Korunacak Hassas Alan, %61.3’ünün Nitelikli Doğa Koruma Alanı ve %4.7’sinin ise yerleşim birimlerini içine alan Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı statüsü kazandığı; Ekolojik Açıdan: davaya konu alanın Akdeniz iklimine özgü vejetasyon tiplerinden kızılçam ormanı veya boylu maki örtüsüyle kaplı olduğu, ayrıca yer yer tarım arazilerinin ve küçük yerleşimlerin bulunduğu, coğrafyada gerek denizel gerek karasal ekosistemlere özgü birçok hayvan türünün bulunduğu, özel mülkiyete konu taşınmaz oranının çok az olduğu, bölgedeki biyoçeşitlilik zenginliği nedeniyle davaya konu olan bölgenin tamamının Datça ve Bozburun Yarımadaları ÖDA (EGE016) olarak tescil edildiği, Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu (ETBAR) kapsamında "modifiye alanlar" (yani zeytinlikler, bahçeler, tarlalar) doğallığını tümüyle kaybetmiş olarak, hatta tamamı "geriye dönüşümü" olanaksız kabul edilmişse de, bölgede yaygın permakültür tarımının yarı-doğal özellikler taşıdığı, ormana bitişik yerlerde bütünlüğü fazla etkilemediği, zeytinlik ve badem bahçelerinde birçok kuş, memeli ve herpetofauna türünün yaşamlarını sürdürdüğü, benzer şekilde bu gibi habitatların yenilenme yeteneği ve doğal kaynak oluşturma özelliğinin (hatalı olarak) yok sayıldığı, dolayısıyla “modifiye alan” olarak kabul edilen zeytinliklerin tamamen yapay ortamlar oldukları iddiasının doğru olmadığı, bu yaklaşımla bütün kuzey kıyısının "Nitelikli Doğal Koruma Alanı" (NDKA) sayılmasının yanlış olduğu, bu şekilde ayrılmış bazı kesimlerin ekosistem özellikleri ve barındırdıkları biyoçeşitlilik unsurları açısından “Kesin Korunacak Hassas Alan” niteliği taşıdıkları, bölgedeki ekosistemlerin en tipik ve en yaygın türlerinin raporda yer almadığı, bir başka sorunun, puanlamada kullanılan “ulusal” kırmızı listenin (Kiziroğlu 2019) geçerliliği kalmamış bir metodoloji kullanılarak ve yanlış bilgilere dayalı bir ürün olduğu, dolayısıyla davaya konu olan statü değişikliğinin, genel olarak korunması hedeflenen biyoçeşitlilik unsurlarına ve doğal peyzaja zarar vereceğinin öngörülebileceği, ETBAR kapsamında sınırlar belirlenirken karayolunun veya geçmişte mevzuata uygun yapıların varlığının o alanın “modifiye alan” olarak nitelenmesine yol açtığının anlaşıldığı, ancak bu tip insan yapısı unsurların, her zaman veya başlı başına Kesin Korunacak Hassas Alan (KKHA) statüsünün kaybına yol açmadığı, bölgedeki karayolunun gidiş geliş olmak üzere sadece iki şeritten oluştuğu, yoğun trafik hareketleri görülmediği ve çevresi ormanla çevrili olması nedeniyle peyzaj veya ekolojik bütünlüğü bozan bir nitelik göstermediği, benzer biçimde aşırı büyük yer tutmayan tapulu zeytinliklerin de (zeytinin atası delice yerel bir maki unsuru olduğu için) orman ve maki ekosistemini olumsuz etkilemediği, nitekim gerek önceki yıllarda 1. Derece Doğal Sit olarak tescil edilmiş kesimlerde, gerek davaya konu işlem sonucu en üst koruma statüsüne sahip kesimlerde bu tip insan eliyle oluşturulmuş unsurların olduğu, dolayısıyla ETBAR kapsamında NDKA olarak belirlenen birçok kesimin KKHA statüsü almasında sakınca olmadığı, KKHA ve NDKA ortak sınırlarının geçtiği birçok kesimde bitki örtüsü, eğim, arazi kullanımı, vb açılardan herhangi bir fark görülmediği, bu saptamaların sınırın yer yer rastlantısal biçimde geçirildiği izlenimini yarattığı, ayrıca %70’leri bulan eğime sahip, hiçbir insan faaliyeti mümkün olmayacak, yabanıl kıyı yarlarının NDKA olarak önerilmesi ve tescillenmesinin de bilimsel açıdan anlaşılamadığı, davaya konu coğrafyanın %80’den fazlasının orman alanı olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ilk kez 2011 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli Aydın Muğla Çevre Düzeni Planında da orman alanı olarak plana işlendiği ve korunarak sürdürülmesinin güvence altına alındığı, özetle, davaya konu Gökova Körfezi çevresi doğal sit statü ve sınırlarının belirlenmesine ilişkin sakıncaların bulunduğu, mevcut orman, maki ve sulak alanlar için doğal yapının bütünlüğünün ve sürekliliğinin dikkate alınmadığı yapay hatların ortaya çıkmasına yol açtığı, ETBAR kapsamında kullanılan yöntemin, biyoçeşitlilik verilerinin doğru ve eksiksiz sağlanmasına dayalı olduğu, yapılan değerlendirme sonucu, ETBAR uzmanlarının bulgularının birçok canlı grubu için eksik, hatta yer yer hatalı olduğu, dolayısıyla sınır ve statü tespitinin yeniden gözden geçirilmesi gereğinin ortaya çıktığı; Floristik Açıdan: Alanda endemik olan ve endemik olmamakla beraber dar yayılışlı olan ve orman oluşturan bazı ağaç türlerine, bitkilere raporda yer verilmediği, raporun alanın flora ve faunasını tam olarak yansıtmadığı, dava konusu olan ve sonradan sınırları daraltılan alanlara bakıldığında haritada “Nitelikli Alan” olarak belirtilen bütün alanların (1, 3, 4, 5, 6, 7) “Kesin Korunacak Alanlar” durumun korunmasının, floristik ve ekolojik açıdan zorunlu olduğu, belirtilen alanlarda parçalı olarak farklı statülerde koruma (Kesin Korunacak, Nitelikli Korunacak, Sürdürülebilir Korunacak) alanlarının oluşturulması, alandaki habitat ilişkilerini tamamen yok edeceği, zira alanlar arasında geçişlerin engelleneceği, bitki dağılışları ve hayvan geçişlerinin engellenerek genetik çeşitliliğin kısıtlanmasına ve gelecek yıllarda alanın biyolojik açıdan bozulmasına sebep olacağı; Zirai Açıdan: Gökova Doğal Sit Alanı içinde, küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, tarla tarımı, örtü altı ve açık alanda sebzecilik, meyvecilik tarımının yanı sıra zeytin üretiminin de söz konusu olduğu, tarımsal üretime ait bu faaliyetlerin (otlatma, toprak işlemeli tarım, meyvecilik, zeytin üretimi), yaklaşık olarak alanın %20.7 sine karşılık gelen 7,313 ha lık bir sahada sürdürüldüğü, ancak dosya kapsamında, bu üretimlerle (işletme büyüklükleri, gübre-pestisit-sulama gibi girdi) kullanımları, mekanizasyon durumu vb) ilgili herhangi bir bilgi bulunmadığından, dava konusu alanla ilgili alınan kararların etkilerinin ne yönde olabileceği konusunun değerlendirilmediği; Hidrobiyolojik Açıdan: sulak alanların, tropik ormanlardan sonra biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemler olduğu, sulak alanların yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek su rejimini düzenlediği, deltaların sahip oldukları sulak alanlarla birlikte doğal süreçler tarafından oluşturulan dinamik ekosistemler olduğu, akarsu ağızlarında oluştuğundan, hem akarsu ile taşınan tatlı suyun etkili olduğu ekosistemleri, hem deniz ekosistemlerini, hem de tatlı ve tuzlu suyun karıştığı ekosistemleri içerdiği, bu ekosistemlere bağlı birçok habitatı içeren deltaların, özellikle sahip oldukları sulak alanlarla, en önemli ekolojik çeşitlilik alanları arasında yer aldığı, su filtre sistemi gibi bir görev de üstlenen deltaların ekolojik önemi yanında sahip olduğu verimli topraklar ve taban suyunun yüksek olması nedeniyle önemli tarım alanı olduğundan ekonomik önem de taşıdığı, dolayısıyla gerek ekonomik gerek biyolojik gerekse kültürel bakımdan deltaların ve sulak alanların vazgeçilemez ekosistemler olduğu, dava konusu alanlarda bulunan tüm kıyıların ve sulak alanların sadece yerleşim yerleri ve çevresinin Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak belirlenmesi ve kıyı boyunca yer alan tüm alanların ve dava konusu haritada Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak gösterilen (1,3,4,5,6,7) nolu alanlar içerisinde yer alan tüm sulak alanların “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak belirlenmesi ve tescil edilmesinin gerektiği; Çevre Mühendisliği Açısından: Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Sonuç Raporunda antropojenik etki yaratan alanların sayısı ve etki alanlarının bölgenin kapladığı alana oranla çok sınırlı olduğu, bu etkilerin geri dönüşsüz olarak tanımlanmasının doğru olmadığı, bölgede münferit kalmış antropojenik etkinin bölgenin doğal ekosistemini yok ettiğini söylemenin çok iddialı bir çıkarım olduğu, ETBAR'da antropojenik bu etkilerin yönetilmesine veya iyileştirmesine yönelik bir tespit, iyileştirme planının yer almadığı, Gökova Doğal Sit Alanı bölgesinin daha önceki tanımla 1.Derece Sit Alanı Statüsünde olan ve bugüne kadar koruma konusunda duyarlı davranılmamış bir alan olmasına rağmen doğal bütünlüğünün bozulmadığı, bu bölgenin Nitelikli Doğal Koruma Alanı statüsüne alınması halinde kesin korunan alanların etkileneceği, raporda yapılması önerilen değişiklik ile bölgedeki doğal ekolojik yaşam alanının daraldığı, raporda bölgenin doğal kaynak oluşturma özelliğinin ortadan kalktığı sonucunu destekleyen bir bilginin verilmediği, Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunun, Gökova Sit alanı için çevre mühendisliğinin uzmanlık alanına giren konularda (nüfus, yerleşim, su, kanalizasyon, katı atık vb.) bilgileri içermediği; Hidrojeoloji Mühendisliği Açısından: ETBAR'ın incelenmesinden, alanın jeolojik ve jeomorfolojik açıdan yeterli düzeyde temsil etmediği ve bu konular ile ilgili değerlendirmelerin yetersiz ve eksik olduğu, Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırmalar için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar” (SADİT, 2022)’de bu türden çalışmaların yapılması gereken ölçek ve sınırların (drenaj alanı, havza) dikkate alınmadığı, alanın hidrolojik ve hidrojeolojik yapısına ilişkin hiçbir değerlendirmeye yer vermediği, alandaki su kaynaklarının (yerüstü ve yeraltı suları) konum ve zaman içinde miktar ve kalitesinde meydana gelen değişimler hususu ile ilgili hiçbir değerlendirmenin yapılmadığı, ekosistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem (yerüstü-yeraltı suyu) arasındaki etkileşimleri dikkate alan hiçbir değerlendirmeye yer verilmediği; Peyzaj Özellikleri Açısından: ETBAR çalışmasında peyzaj karakteri ve peyzaj değeri ile ilgili bütüncül bir saptama yapılmadığı, sadece görsel peyzaj değerlendirmesinin yapıldığı, peyzajın farklı katmanlardan oluşması nedeniyle birlikte ele alınması gerektiği, raporda bu konuda eksiklik olduğu, raporda doğallık parametresine göre davaya konu sit alanının, Doğal Alanlar, Yarı-doğal alanlar, Modifiye alanlar, Yerleşim yerleri olarak dört farklı alan tipinde değerlendirildiği, Modifiye alanların doğallığının tamamen ortadan kalktığı ve geri dönüşümünün mümkün olmadığının belirtildiği, oysa tam da bu tür durumlarda peyzajın “bozulan” parçalarının iyileştirilmesi, onarılması, sağlıklı işler hale getirilebilmesi, eski haline dönüştürülmesi amacıyla “peyzaj onarımı (peyzaj restorasyonu-peyzaj rehabilitasyonu- peyzaj reklamasyonu)” çalışmaları yapıldığı, ‘doğal alanların dışındaki sahalarda alanın estetik ve mükemmeliyetinden söz etmek mümkün değildir” ifadesinin hangi estetik ve mükemmeliyet kriterleri ile raporda yer aldığının anlaşılamadığı, raporun peyzaj özelliklerinin değerlendirilmesi yönünden önemli eksiklikler içerdiği ve bu nedenle de peyzaj özelliklerini temsil etme açısından yetersiz olduğu kanaatinin oluştuğu; Ormansal Envanter Açısından: alan sınırları içerisinde, çoğunluğu 1.derece doğal sit statüsünde olmak üzere 2. ve 3. derece doğal sit statüsünde bulunan alanların tamamının statüsünün değiştirilmesinin hem kara hem de deniz ekosisteminin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebileceğinin düşünüldüğü, Gökova körfezinin büyük bir kısmının birinci derece sit koruma statüsünde iken bile bu denli zarar görmüşken, bu alanların nitelikli koruma statüsüne dönüştürülmesinin burada ekosistemler üzerinde zaten var olan tahrip ve baskının artmasına ve nihayetinde biyolojik çeşitlilik başta olmak üzere alanda birçok tahribata yol açacağının öngörüldüğü; Alanın Haritasal Yapısı Bakımından: alanın içerisinde yerleşim yeri ve özel mülkiyete konu taşınmaz oranın çok az olduğu, ağırlıklı olarak orman alanı ve hazine arazilerinden ibaret bir mülkiyet dokusu bulunduğu, yerleşim yeri olarak kullanılan bölgelerin söz konusu koruma alanı sınırlarına komşu olduğu ve alan dışında kaldığının görüldüğü; Sonuç olarak, dava konusu olan 17. 01. 2018 tarih ve 2018/1/1264 sayılı Bakanlar kurulu Kararının yeterli olmayan eksik “Gökova Sit Alanını Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’na (2016)” dayandırılarak alınmış olmasının, alanın ekolojik, zoolojik, floristik, ormancılık, tarımsal, çevre, peyzaj, hidrolojik ve hidrojeolojik açılardan yeterli olmayan rapora dayandırılarak alanın statülerinin yeniden hiçbir bilimsel araştırma yapılmadan bir komisyon tarafından değiştirilmesinin kabul edilemeyeceği, alanın yeniden yeterli uzmanlar tarafından ve en azından iki yıllık bir bilimsel araştırma yaptırılarak sınırların yeniden değerlendirilmesinin gerektiği, tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile bilirkişi raporunun ve dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden; Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda, bölgedeki ekosistemlerin en tipik ve en yaygın türlerinin yer almadığı, raporun alanın flora ve faunasını tam olarak yansıtmadığı, antropojenik etkilerin yönetilmesine veya iyileştirmesine yönelik bir tespit ve iyileştirme planının yer almadığı, bölgeyi jeolojik ve jeomorfolojik açıdan yeterli düzeyde temsil etmediği ve bu konular ile ilgili değerlendirmelerin eksik olduğu, bu konudaki çalışmalarda yapılması gereken ölçek ve sınırların (drenaj alanı, havza) dikkate alınmadığı, alanın hidrolojik ve hidrojeolojik yapısına ilişkin hiçbir değerlendirmeye yer verilmediği, alandaki su kaynaklarının (yerüstü ve yeraltı suları) konum ve zaman içinde miktar ve kalitesinde meydana gelen değişimlere ilişkin değerlendirmenin yapılmadığı, ekosistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem (yerüstü-yeraltı suyu) arasındaki etkileşimlere yönelik değerlendirmeye yer verilmediği, peyzaj özelliklerini temsil etme açısından yetersiz olduğu, bölgenin doğal kaynak oluşturma özelliğinin ortadan kalktığı sonucunu destekleyen bir bilgiye yer verilmediği, dolayısıyla eksik tespitler içerdiği anlaşılan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayanılarak doğal sit alanının yeniden değerlendirilmesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Gökova Sit Alanının, bölgenin özellikleri ve taşıdığı değerler açısından büyük bölümünün 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edildiği, doğal sit özelliğini koruyan bu alanın Akdeniz iklimine özgü vejetasyon tiplerinden kızılçam ormanı ve boylu maki örtüsüyle kaplı olduğu, gerek denizel gerek karasal ekosistemlere özgü birçok hayvan türünün bulunduğu, ekosistem özellikleri ve barındırdıkları biyoçeşitlilik unsurları açısından doğal yapının bütünlüğü ve sürekliliğinin etkilenmediği, alanda sulak alanların bulunduğu, alana ilişkin antropojenik etkinin az ve sınırlı olduğu ve kontrol edilebilir seviyede bulunduğu, önceden 1. Derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiş olan uyuşmazlığa konu bölgenin bilirkişi raporu ile saptanan ayırt edici özelliklerinin Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 7. maddesinde tanımlanan kesin korunacak hassas alanların içermesi gereken kriterlere uygun olduğu, bu özel alanın korunması, bozulma varsa bozulmanın engellenmesi ve bölgenin rehabilite edilmesi açısından kesin olarak korunması gerektiği sonucuna varıldığından, eksik tespitler içerdiği anlaşılan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayalı olarak tesis edilen davaya konu işlemle statüsü yeniden belirlenen alanın büyük bir kısmının önceki haline oranla sınırlarının daraltılarak kesin korunacak hassas alan dışında bırakılması sonucunda, koruma statüsü daha düşük belirlenen bölgenin antropojenik etkiler nedeniyle ekosistemler ve biyoloijk çeşitlilik açısından tahribata uğrayabileceği, bölgenin bütünlüğünün bozulmasına yol açılabileceğinden, dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu 17/01/2018 günlü, 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Gökova kıyı kesiminin Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun ... tarihli, ... sayılı Kararı ile 1. Derece doğal sit alanı ilan edildiği, alanın, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunu... tarihli, ... sayılı kararı ile 1. ve 3. derece doğal sit alanı olarak tescilinin yapılarak, yerleşim yerlerinin sit statüsünün 3. Derece doğal sit olarak belirlendiği, alanın aynı zamanda 12.06.1988 tarihli, 88/13019 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde kaldığı, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 17. maddesi ile eklenen Geçici 6. maddesi ile söz konusu alanlar ile ilgili her türlü belgenin Bakanlıklarına devredilmesi ve bu alan ve varlıkların yeniden değerlendirilmesinin öngörüldüğü, 2863 sayılı Kanuna, 17.08.2011 tarihli, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen Ek madde 4'ün birinci fıkrasında, taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili Bakanlığın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğunun hükme bağlandığı, bu kapsamda, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Mevcut statülerin değerlendirilmesi' başlıklı Geçici 6. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ve 19/07/2012 tarihli ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin Geçici 3. maddesinde yer alan düzenleme ve mevcut alanların yeniden değerlendirilmesinde izlenecek esaslar belirlenmesine ilişkin Bakanlıkça hazırlanan Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslarda yer alan usul ve esaslara göre, alanın yeniden değerlendirilmesi neticesinde dava konusu işlemin tesis edildiği, ... tarih ve ... sayılı karar ile 1. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilen, ... tarih ve ... sayılı Karar ile de sit sınırları I. ve III. Derece Doğal Sit Alanı olarak güncellenen alanın, tescil sonrası sit alanının toplam büyüklüğünün 35.289,9 ha (352.9 km2) olup bu alanın %97,6'sinin I. Derece Sit Alanı statüsünde iken, yerleşim birimlerinin içinde kalan %2,4'ünün III. Derece Sit Alanı şeklinde sınıflandırıldığı, “Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu”na istinaden dava konusu karar sonrası, alanın koruma statülerinin değiştiği, statü değişikliği sonrası korunan alanların toplam büyüklüğünün 44.021,5 ha (440.2 km2) hesaplandığı, bu alanın %34,1'inin Kesin Korunacak Hassas Alan, %61.3'ünün Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve %4,7'si ise yerleşim birimlerini içine alan Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı statüsü kazanmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı görülmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinde doğal sit; "jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun Ek 4. maddesinde; "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır... Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili, çalışma usul ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir" hükmüne yer verilmiştir. Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen 13/A maddesi ile Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görevleri düzenlenmiş, "Mevcut Statülerin Değerlendirilmesi" başlıklı Geçici 6. maddesinde; "(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tespit ve tescil edilmiş alan ve varlıklara ilişkin her türlü belge, bu alan ve varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesi için en geç altı ay içinde Bakanlığa devredilir. Tabiat varlıkları ve doğal sitlerle ilgili yeni değerlendirme yapılıncaya kadar bu alanlara ilişkin olarak kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca alınmış kararlar geçerlidir. (2) Devir sürecinde arkeolojik, kentsel, tarihi sitlerin ve kültür varlıklarının bulunduğu alanların doğal sitler, tabiat varlıkları ile benzeri diğer koruma statüsünde bulunan alanlarla çakışması durumunda bu alanlara ilişkin konular mevcut doğal sit statüsü de gözönüne alınarak kültür varlıklarını koruma bölge kurullarınca değerlendirilir ve Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine bu alanların adı geçen Bakanlıkça kısmen veya tamamen yönetilmesine Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Kültür ve Turizm Bakanınca birlikte karar verilir. (3) Bakanlık tarafından konunun uzmanlarından oluşturulacak komisyonca yeniden tespit edilen statüler Çevre ve Şehircilik Bakanının onayı ile yapı yasağı öngörülen statüler ise Bakanlar Kurulunca onaylandıktan sonra tescil edilir. Bu alanlar ve varlıklar yeni statüsüne, ören yerleri ise mevcut statüsüne uygun koruma-kullanma esaslarına göre yetkili idarelerce yönetilir..." düzenlemesine yer verilmiş, 10.07.2018 tarihli, 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı görev ve yetkileri ile Bakanlık teşkilatını düzenleyen 4. Bölümünde yer alan; "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü" başlıklı 109. maddesinde ise Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenmiş olup, hükmün 2. Fıkrasında; "Orman ve orman rejimine tabi olmayan yerlerde Tarım ve Orman Bakanlığınca tespit edilen veya ettirilen tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri diğer koruma alanları ile Bakanlıkça tespit edilen doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarının tescil ve ilanı Bakanın onayı ile yapılır. Ancak Bakanlıkça yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanları dahil orman rejimine tabi olmayan bütün koruma alanları Cumhurbaşkanınca tescil ve ilan edilir. " düzenlemesine yer verilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun Ek 4. Maddesi ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109. maddesine (ve diğer ilgili Kanunlara) dayanılarak hazırlanan, 19.07.2012 tarihli, 28358 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Tanımlar ve Kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; Kesin korunacak hassas alan; bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemlerin, türlerin, habitat ve jeolojik jeomorfolojik özelliklerin korunduğu, genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiş, insan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksek olan alanlar, olarak tanımlanmış, "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde; (1) Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur. a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır. b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez. c) (Değişik:RG-19/2/2013-28564) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir. ç) (Ek:RG-19/2/2013-28564) Doğal sit ilanı ile ilgili talepler veya Genel Müdürlükçe incelenmesi uygun görülen alanlar hakkında hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre doğal sit özelliği taşımayan talepler değerlendirmeye alınmaz, alanın doğal sit özelliği taşıdığının belirlenmesi durumunda ise ardışık en az dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak koruma statüsü belirlenir. d) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir. e) Doğrudan ve dolaylı çevresel etkilere karşı hassas tür ve habitatları içeren duyarlı alanlara öncelikli olarak koruma statüsü verilir. f) Korunan alanlarda tespit, tescil, planlama, koruma, kullanma, yönetim ve izlemeye esas teşkil edecek envanter ve veri tabanı çalışması yapılır veya yaptırılır. g) Korunan alanlarda ekosistem işlevlerinin sürekliliğini amaçlayan yönetim planı çalışmaları yapılır. ğ) Korunan alanların içinde ve birbiriyle ilişkili korunan alanlar arasında, ekolojik koridorlar tesis edilir. h) Korunan alanındaki koruma değerlerine yönelik tehdit analizleri yapılır. ı) Korunan alanlarda bozulmuş ya da bozulmaya yüz tutmuş ekosistem ve habitatların onarılması, ekolojik rehabilitasyonu, ekolojik restorasyonu yapılır. i) Korunan alanlar ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçların yanı sıra bölgesel ve yerel karakteristikleri de göz önünde bulundurularak korunur. j) Tabiat ve biyolojik çeşitlilik değerlerini koruma konusunda toplumun bilinç ve bilgi düzeyinin artırılması ve koruma amaçlarına uygun katkıların sağlanması amacı ile her türlü eğitim faaliyeti ve etkinlik desteklenir, yapılır. k) Çevre üzerinde ciddi veya tamiri mümkün olmayan tehditlerin varlığında, bilimsel kanıtların ortaya çıkmasını beklemeden gerekli önlemler alınır. l) Ekolojik dengeyi bozacak herhangi bir faaliyete izin verilmez. m) Korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanması esastır. n) Korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir..." hükmüne, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinde; "(1)Kesin korunacak hassas alanlar; kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır. (2) Bu alanların aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içermesi aranır. a) Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri, türleri bulundururlar. b) Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur. c) Genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiştir. ç) İnsan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksektir. d) Alan kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaz. e) Ekolojik açıdan önemli yoğunlukta olması beklenen yerel türlerin büyük kısmını bünyesinde bulundurur. Doğal süreçler veya zamanla sınırlı müdahalelerle bu yoğunluklara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir. f) Koruma amaçlarına ulaşmak için önemli ve sürekli müdahale istemeyen özellikleri vardır. g) Gerektiğinde ve mümkün olan durumlarda, alanın belirlenmiş koruma amaçlarına ulaşmasına yardımcı olacak arazi kullanımları ile çevrelenmiştir. ğ) Basit müdahalelerle yönetilebilirlik özelliklerine sahiptir. h) Korunacak hedef tür veya türlerin üreme alanlarını ihtiva eder." hükmüne, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinde; "(1) Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır... (3) Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içerir. a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir. b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır. c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar. ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır. d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar. e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar. f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder. g) Peyzaj değeri yüksektir." hükmüne, "Araştırma ekibinin oluşturulması ve çalışmasına ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 16. maddesinde; "(1) Mevcut ve potansiyel tabiat varlığı ve doğal sit alanı araştırma çalışmalarını gerçekleştirmek üzere Bakanlıkça araştırma ekibi oluşturulur. Araştırma ekibinde asgari aşağıda yer alan özellikte kişilerin yer alması sağlanır. a) (Değişik:RG-19/2/2013-28564) Ön değerlendirme raporu ve bilimsel araştırma çalışması, alanın özelliklerine göre, Genel Müdürlük tarafından belirlenen, orman mühendisi, ziraat mühendisi, biyolog, şehir plancısı, su ürünleri mühendisi, jeoloji mühendisi, peyzaj mimarı, çevre mühendisi, harita kadastro mühendisi ve ilgili diğer meslek gruplarından oluşturulacak en az 5 kişilik bir araştırma ekibi tarafından yapılır... c) Araştırma ekibi çalışmasını bu Yönetmelik kapsamında belirlenen ilke ve esaslar doğrultusunda yürütür..." hükmüne yer verilmiştir. 2863 sayılı Kanun,1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 109 uncu maddesi ve Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri dayanak alınarak Doğal Sit Alanlarının güncel durumunun değerlendirilerek mevcut ve yeni ilan edilecek Doğal Sit Alanı kategorilerinin belirlenmesine ilişkin bilimsel temellere dayalı yöntemlerin ortaya konulması amacıyla oluşturulan "Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar"a ilişkin Rehberde; Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu: Biyoçeşitlilik, jeolojik, jeomorfolojik, hidrojeolojik ve peyzaj değerleri açısından yapılan tespitler sonucu ortaya konulan rapor olarak tanımlanmış, Rehberde mevcut doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi için Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu hazırlatılmasının esas olduğu, bu teknik esasların amacının, ülkemizde potansiyel ve mevcut Doğal Sit Alanlarının, sınırlarının belirlenmesi ve kategorilendirilmesi için ele alınması gerekli nitel ve nicel ölçütleri ortaya koymak ve bu konuda oluşturulması önerilen “Doğal Sit Alanı Belirleme ve Kategorilendirme Yaklaşımı” konusunda biyo-ekolojik, jeolojik, jeomorfolojik, hidrojeolojik ve peyzaj değerlerine ilişkin ölçütler ve gerekçeler oluşturmak olduğu, Türkiye'nin, bölgesel ölçekte biyoçeşitliliğin ve endemizmin en zengin olarak temsil edildiği ülkelerden birisi olduğu, Türkiye'nin, farklı zoocoğrafik ve fitocoğrafik bölgelerin temsil edildiği ve kesiştiği bir bölgede bulunması nedeni ile küresel ölçekte de oldukça önemli konumda olan bir ülke olduğu, bu özelliklerinin yanı sıra, Türkiye'nin, topoğrafik yapısından kaynaklanan, oldukça zengin bir habitat (canlı türlerin yaşam alanları) çeşitliliğine de sahip olduğu, bu nedenle, doğal sit alanlarının belirlenmesinde ve yeniden kategorilendirilmesinde, öncelikli olarak, “Biyo-Ekolojik Ölçütlerin ve Kaynak Değerlerinin” tanımlanması ve karar vericilere yön verecek rasyonel anlamda nitel ve/veya nicel veri değerlendirmelerinden oluşan bir yaklaşımın oluşturulması gerektiği, bir alanın biyo-ekolojik öneminin, “kritik türlerin varlığı ve bu türlere ait habitatların durumu” ile ortaya konulması gerektiği, Doğal Sit Alanı belirlenirken yapılacak biyo-ekolojik çalışmaların ana hedefinin, alanın tür çeşitliliğini (flora ve faunası) ve habitat özelliklerini saptamak olduğu, bu saha çalışmaları ile belirlenen türler içerisindeki “kritik türler, (tehlike altında olan, endemik, dar yayılımlı ve yaşamlarının belirli dönemlerinde alana bağımlı olan türler) ve bu kritik türlerin habitatlarla olan ilişkilerinin (yayılım sınırları, habitat kalitesi ve işlevi) ortaya konulması gerektiği, ekolojik değerlendirmelerde, kritik tür veya türler ile habitatların, ekosistemin mevcut durumunun bir bütün olarak irdelenmesi, alanın sınırlarının, kritik türlerin yayılım sınırları da dikkate alınarak (alansal ve zamansal boyutta) belirlenmesi gerektiği, Teknik Esaslarda; Araştırma Yapılacak Alanlarda Sınırların Belirlenmesi başlığında; Doğal Sit Alanlarının statüsünün ve kategorisinin değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırlarının; alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak aşağıdaki başlıklar kapsamında tespit edileceği, 2.1.1.Biyo-Ekolojik Araştırma Alanı Sınırlarının Belirlenmesi başlığında; bu çalışmalarda temel yaklaşımın; kritik türlerin yayılım sınırları esas alınarak alanın tür çeşitliliğinin (flora ve fauna), habitat özelliklerinin, yayılım ve beslenme alanı sınırlarının tespit edilmesi gerektiği, 2.1.2. Jeolojik, Jeomorfolojik ve Hidrojeolojik Araştırma Alanı Sınırlarının Belirlenmesi başlığında; çalışma yapılacak alanın doğal sit özelliği taşıyıp taşımadığının tespiti için araştırma ve değerlendirmeye konu edilecek alan sınırı; arazi çalışması sırasında öngörülen mevcut kaynak değerinin oluşumuna esas jeolojik ve jeomorfolojik istisnai özellikte ve güzellikteki oluşumlar ve kaynak değerlerin dikkate alınarak belirleneceği, Hidrojeolojik açıdan araştırma sınırlarının ise; kaynak değerin bulunduğu havza ve alt havza sınırlarının dikkate alınarak belirleneceği, 2.1.3. Peyzaj Araştırma Sınırlarının Belirlenmesi başlığında; Bir peyzajı oluşturan peyzaj karakterlerinin doğal sit açısından öneme sahip olup olmadığı, doğal özellik taşıyıp taşımadığı, insan eliyle oluşturulup oluşturulmadığı hususları dikkate alınarak değerlendirileceği düzenlemesine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden: Davalıların, dava açma süresine yönelik itirazı yerinde görülmemiştir. Esas Yönünden: Kararda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa eklenen Ek 4. Madde ve 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümleri uyarınca, alanın mevcut statüsünün yeniden değerlendirilmesi neticesinde, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca, alanın koruma statüsünün Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu hazırlanmak suretiyle belirlenmesi suretiyle dava konusu işlemin tesis edildiği, Yönetmeliğe göre, Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda, korunan alanların güncel durumunun, alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi, hidrojeolojisi ve ilgili her açıdan değerlendirilmesi gerektiği, doğrudan ve dolaylı çevresel etkilere karşı hassas tür ve habitatlara öncelikli olarak koruma statüsü verileceği, korunan alanlarda, bozulmuş yada bozulmaya yüz tutmuş ekosistem ve habitatların onarılması, ekolojik rehabilitasyonu ve ekolojik restorasyonunun yapılacağı, korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanmasının esas olduğu ilkelerine yer verilmiştir. Dava konusu edilen Kararın; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanununun Ek 4. maddesi uyarınca düzenlenen Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik esasları gereği doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi ile tesis edilerek tescil, onay ve ilan edilmiş olması ve söz konusu uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Dairemizin 23/05/2023 tarihli ara kararıyla keşif-bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine, Naip Üye ... tarafından re'sen seçilen bilirkişiler; Ekolog ve Zoolog Prof. Dr. ...n, Peyzaj Mimarı Prof. Dr. ..., Bitki Sistematikçisi ve Bitki Ekologu Prof. Dr...., Ziraat Mühendisi Prof. Dr. ..., Hidrobiyolog Prof. Dr. ..., Çevre Mühendisi, Prof. Dr. ..., Hidrojeoloji Mühendisi Doç. Dr. ..., Orman Mühendisi Prof. Dr.... ve Harita Mühendisi ...'dan oluşan bilirkişi heyeti ile birlikte 26.02.2024 ve 27.02.2024 tarihlerinde mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 27.05.2024 tarihli Bilirkişi Raporunda; alanın Ekolojik olarak Değerlendirilmesinde; davaya konu olan bölgenin, Bodrum-Milas Yarımadası'nın güney kesiminde ve Marmaris-Hisarönü kuzeyinde, Gökova körfezini çevreleyen, deniz kıyısından 1035 metre yüksekliğe kadar değişen, hafif engebeli, yer yer dik yarlarla şekillenmiş bir peyzaj oluşturduğu, bölgenin doğusunda Akyaka ve Gökova beldelerinin yerleştiği alüvyal ovanın en belirgin düzlüğü oluşturduğu, kuzeyde Milas-Menteşe platosu yüksek eğimle deniz kıyısına inerken, güneyde küçük akarsuların oluşturduğu düzlüklerin arasının kesikli ancak daha yumuşak bir arazi yapısına sahip olduğu, az sayıdaki karayolunun genellikle doğu-batı doğrultusunda uzandığı, bölgede yüksek yağışlı ve sıcak Akdeniz ikliminin hakim olduğu, Corine 2018 arazi örtüsü sınıflamasına göre bölgenin büyük çoğunluğu “ormanlık” ya da “sklerofil vejetasyon” (makilik) sınıfında olduğu, açıklıkların çoğunun yangın sonrası henüz rejenere olmamış ormanları yansıttığı, davaya konu coğrafyada tarım alanlarının oldukça kısıtlı olduğu, sulu tarımın sadece Gökova ve Gökçe köyleri ile Çamlı köyü arazilerinde yapıldığı, kuru tarım alanlarının sadece kuzeyde, köylerin çevresindeki dar ve birbirinden kopuk şeritler halinde olduğu, benzer şekilde zeytinlik ve diğer Akdeniz kıyısına uygun ağaç tarımının sadece Kıransahilinde ve Akbük vadisinde yapıldığı, floristik yayınlar, Orman Genel Müdürlüğü açık kaynakları ve bilirkişi heyetince yerinde yapılan gözlemlerin, davaya konu alanın Akdeniz iklimine özgü vejetasyon tiplerinden kızılçam ormanı veya boylu maki örtüsüyle kaplı olduğunu, yer yer tarım arazilerinin ve küçük yerleşimlerin varlığını ortaya koyduğu, davaya konu olan alanlarda ve çevresinde kızılçam (Pinus brutia), kermes meşesi (Ozercus coccifera), akçakesme (Phillyrea latifolia), delice (Olea eurapea), sandal (Arbutus andrachne), sakız (Pistacia lentiscus) türlerinin baskın olduğu, bu türlere yer yer kara servi (Cupressus sempervirens), boz pırnal (Ouercus aucheri), ayıfındığı (Styrax afficinalis), funda (Erica manipuliflera), kertikefen (Genista acanthoclada), laden (Cistus spp.) gibi türlerin katıldığı, başlıca karasal ekosistem tiplerinin; tüm bölgede yaygın kızılçam orman ekosistemi ve özellikle güney kıyısının doğusunda ve kuzey kıyısının batısında yoğunlaşan sandal ağırlıklı boylu maki ekosistemi olduğu, Akbük koyu güneyindeki yarımadada yer alan Halep çam (Pinus halepensis) meşceresinin de bölgeye özgü nadir bir özellik olduğu, taban suyu yüksek kıyı kesimlerinde ve dere boylarında kalmış saf günlük (sığla, Liguidambar orientalis) meşçereleri bölgenin bir başka karakteristiği olduğu, Akyaka güneydoğusuna bitişik “azmak” sistemi ve güneydeki ovaya taşan kıyısal sulakalanın ise sucul ekosistemler çerçevesinde ele alınabileceği, davaya konu coğrafyada gerek denizel gerek karasal ekosistemlere özgü birçok hayvan türü olduğu, bu türlerin arasında soyu küresel ölçekte tehdit altında bulunan Akdeniz fokunun (Monachus monachus) dikkat çekici olduğu, bölgedeki biyoçeşitlilik zenginliği nedeniyle davaya konu olan bölgenin tamamının Datça ve Bozburun Yarımadaları Önemli Doğa Alanı olarak tescil edildiği, yine bölgenin hemen hemen tamamının 1988 yılından bu yana Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü altında korunduğu, sit alanı içinde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yönetilen koruma statülü bir alan olmamakla birlikte sit alanının hemen güneyinde 1 Milli Park, 2 Yaban Hayatı Geliştirme Sahasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bilirkişi tespitlerinin ETBAR bulgu ve sonuçları ile karşılaştırılmasından; dava konusu işlemin dayanağı olan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu (ETBAR) incelendiğinde, raporda, yapılan ekoloji ve fauna hakkında bazı tespitlerin eksik ve hatalı oldukları, ETBAR kapsamında modifiye alanların (yani zeytinlikler, bahçeler, tarlalar) doğallığını tümüyle kaybetmiş olarak, hatta tamamının geriye dönüşümü olanaksız olarak kabul edildiği, halbuki bölgede yaygın permakültür tarımının yarı-doğal özellikler taşıdığı, ormana bitişik yerlerde bütünlüğün fazla etkilenmediği, zeytinlik ve badem bahçelerinde birçok kuş, memeli ve herpetofauna türünün yaşamlarını sürdürdüğünün araştırmalarla sabit bir gerçek olduğu, bu gibi habitatların yenilenme yeteneği ve dağal kaynak oluşturma özelliğinin hatalı olarak yok sayıldığı, bu yaklaşımla bütün kuzey kıyısının "Nitelikli Doğal Koruma Alanı” sayılmasının yanlış olduğu, Bilirkişi raporunda yer alan haritalarda görüleceği üzere, bu şekilde ayrılmış bazı kesimlerin ekosistem özellikleri ve barındırdıkları biyoçeşitlilik unsurları açısından “Kesin Korunacak Hassas Alan” niteliği taşıdıkları kanaatinde oldukları, tipiklik ve eşsizlik kriteri açısından, alanda yer alan Halep Çamı (Pinus halepensis) meşcerelerinin varlığına ETBAR çerçevesinde değinilmemiş olmasının bir eksiklik olduğu, bu meşcerelerin ülkemizde çok nadir olup genellikle Milli Park (örn. Yumurtalık) veya Tabiatı Koruma Alanı (örn. Sırtlandağı) statüsü ile koruma altında olduğu, Günlük (sığla) meşcerelerinin de yarı-endemik, nadir ve yoğun tehdit altındaki bir ekosisteme ait olmaları nedeniyle özel olarak değerlendirilmesinin gerektiği, güney kıyısının doğu kesimlerinde Türkiye'nin en iyi gelişim gösteren karışık boylu maki vejetasyonun da yeterince vurgulanmadığı, bir diğer önemli eksikliğin, endemik türlerimizden Marmaris Semenderi'nin (Lyciasalamandra flavimembris) bölgede varlığından bahsedilmemiş olması olduğu, bu türün dünya popülasyonunun hemen hemen tamamının Marmaris ve Milas ilçelerinde yaşadığı, TUCN'e göre Tehlikede (Endangered) kategorisinde olan bu türün doğal sit sınırları içinde bulunduğu bilgisinin ETBAR'da yer almadığı, sürüngen türlerimizden bölgeden kayıtları bilinen Benekli Kaplumbağa (Emys orbicularis), Bukalemun (Chamaleo chamalean), Çukurbaşlı Yılan (Malpolon insignitus), Hatay Kertenkelesi (Phoenicolacerta İaevis), Kafkas Yılanı (Zamenis hohenackeri), Mahmızlu Yılan (Eryx jaculus), Oluklu Kertenkele (Pseudopus apodus), Sikkeli Yılan (Hemorrkhois nummifer), Şeritli Engereğin de (Montivipera xanthina) ETBAR'da almadığı, kuş türleri açısından da ETBAR'da eksikler olduğu, bölgedeki ekosistemlerin en tipik ve en yaygın türlerinin raporda bulunmadığı, coğrafyamıza yarı-endemik olan veya dünya popülasyonunun önemli bir kısmı ülkemizde bulunan Anadolu Sıvacısı (Sitta krueperi), Karaboğazlı Ötleğen (Curruca ruppelli), Kızıl Kirazkuşu (Emberiza caesia) gibi türlere hiç değinilmediğinden, ornitolojik açıdan Raporun eksik olduğu, Raporda Tablo 12'deki türlerin, bölgede üreme mi, yoksa kışlama için mi bulunduğu ayrımı yapılmadan verildiği, bölgede üredikleri bilinen Tavşancıl (Hieraaetus fasciatus), Ada Doğanı (Falco eleonorae), Küçük Kerkenez (F. naumanni) ve Ada Martısı (Larusaudonwini) gibi nadir kuş türlerinin listede yer almadığı, puanlamada kullanılan “ulusal” kırmızı listenin (Kiziroğlu 2019) geçerliliği kalmamış bir metodoloji kullanılarak ve yanlış bilgilere dayalı bir ürün olduğu, Alaca Ağaçkakan (Dendrocopos syriacus), Katmışbülbülü (Cettia cetti), Kaya Sıvacısı (Sitta nexmayer), Florya (Chloris ehloris) gibi yaygın ve sayıca bol birçok türe anlaşılmaz bir şekilde yüksek tehdit sınıfları verilmesinin yanlış olduğu, bu gibi hatalardan bir yere hangi sit kategorisinin uygun olduğunu belirleyen yöntemin etkilendiği, memeli türlerinin diğer canlı gruplarına göre daha doğru ve eksiksiz değerlendirildiği, Doğal sit statülerine sahip alanların sınırlarında yapılan değişikliklerin değerlendirilmesi bakımından; mevzuatta kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanı statüleri arasında tarım, turizm ve “zaruri” altyapı gibi faaliyet farklarının belirgin olduğu, turizm baskısının yüksek olduğu bu bölgede de bu potansiyelin doğa aleyhine bir kullanıma yol açabileceği, dolayısıyla davaya konu olan statü değişikliğinin, genel olarak korunması hedeflenen biyoçeşitlilik unsurlarına ve doğal peyzaja zarar vereceğinin öngörülebileceği, Raporda bölgenin ekolojik bütünlüğü, ekosistemin hassasiyeti ve nadir/tehlikede biyoçeşitlilik unsurları dikkate alınarak statü değişikliğinin olumsuz etkilerinin parça parça ele alındığı; 1. Akyaka İskele mahallesinden başlayarak batıya doğnu ilk SKKA'ya kadar uzanan 8 km'lik kıyı şeridi için; Bölgede gidiş geliş iki şeritlik bir asfalt yol dışında tek altyapı tesisinin yat çekek yeri olduğu, aralıklarla günübirlik kullanıma açık 5-6 plaj ve kamp yerinin mevcut olduğu, şahıs malı birkaç zeytinliğin mevcut olduğu, denetimsiz gelişmenin kötü bir örneğinin bu alanda görülebildiği, kesin korunacak hassas alan sınırının yolun kuzeyine çekildiği, ancak günübirlik kullanım alanları arasında kalan birçok kesimde ormanın denize kadar indiği, Kıyı Kanuna aykırı yapılaşma riskinin yanısıra peyzaj bütünlüğünü bozan uygulamalardan kaçınmak adına raporda gösterilen kesimlerde kesin korunacak hassas alan sınırının (KKHA) güneye eski sit sınırına indirilmesinin uygun olacağı, Kıransahili'nden batıya doğru Ören'e kadar uzanan 18 km'lik kıyı şeridi için; Tamamı nitelikli doğal koruma alanına (NDKA) dönüştürülmüş bu kesimde devlet ormanı olarak tescil edilmiş geniş doğal alanlar, denize dik inen yarlar ve nadir Halep çamı ekosistemi bulunduğu, koruma dışında kullanımı mümkün olmayan ve herhangi şahıs malı ya da altyapı bulundurmayan kesimlerin KKHA statüsünde kalması gerektiği, 3. Akyaka beldesinden güneye Gökçe köye doğru uzanan sahil bandı ve hemen doğusundaki sulak alan için; her ne kadar azmak ve sazlık alan nadir bir doğal ekosistem oluştursa da, arazinin çoğunun şahıs malı olması, sahilde uzun yıllardır deniz sporlarına yönelik turizm aktivitesi yürütülmesi nedeniyle bu alanın NDKA'ya dönüştürülmesinin uygun olduğu, sulak alanın en azından Mahalli Önemi Haiz Sulak Alan olarak tescil edilmesi ve sahildeki aşırı yapılaşmanın denetim altına alınması gibi diğer yasal koruma önlemleri ile bu statüde korunmasının olanak dahilinde olduğu, 4. Gökova Körfezi'nin güneyinde Gökçe köyden Ayın Koyu'na kadar olan 21 km'lik kesim için; birkaç küçük yerleşim yeri dışında tamamının orman arazisi olduğu, Türkiye'nin belki en iyi gelişmiş boylu makiliklerini ve yöreye özgü nadir canlı türlerini barındıran, insan etkisi minimal, bakir kıyılara ve adacıklara sahip bu kesimin NDKA statüsüne dönüştürülmesinin bilimsel bir gerekçesinin görülmediği, bu geniş alanın en azından kıyıdan içeri doğru 6-7 km'lik kesiminin KKHA statüsüne geri kavuşturulması gerektiği ancak Çamlı köyü kuzeyinde tarım alanı ve sığlıkların, arkeolojik sit statüsündeki Sedir Adası'nın ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi çevresi ve Okluk Koyu'nun statüsünün NDKA olarak kalmasında sakınca olmadığı, önerilen statülere bilirkişi raporunda yer verildiği, davaya konu işlemlerin diğer alanlar için belirlediği sit statülerinde ekoloji ve fauna açısından herhangi bir hata veya değişiklik gereği görülmediği, ETBAR kapsamında sınırlar belirlenirken karayolunun veya geçmişte mevzuata uygun yapıların varlığının, o alanın “modifiye alan” olarak nitelenmesine yol açtığının anlaşıldığı, ancak bu tip insan yapısı unsurların, her zaman veya başlı başına KKHA statüsünün kaybına yol açmayacağı, bölgedeki karayolunun gidiş geliş olmak üzere sadece iki şeritten oluştuğu, yoğun trafik hareketleri görülmediği, çevresinin ormanla çevrili olması nedeniyle peyzaj veya ekolojik bütünlüğü bozan bir nitelik göstermediği, benzer biçimde aşırı büyük yer tutmayan tapulu zeytinliklerin de (zeytinin atası delice yerel bir maki unsuru olduğu için) orman ve maki ekosistemini olumsuz etkilemeyeceği, gerek önceki yıllarda 1. Derece Doğal Sit olarak tescil edilmiş kesimlerde, gerek davaya konu işlem sonucu en üst koruma statüsüne sahip kesimlerde bu tip insan eliyle oluşturulmuş unsurların olduğu, dolayısıyla ETBAR kapsamında NDKA olarak belirlenen birçok kesimin KKHA statüsü almasında sakınca olmadığı, KKHA ve NDKA ortak sınırlarının geçtiği birçok kesimde bitki örtüsü, eğim, arazi kullanımı, vb açılardan herhangi bir fark görülmediği, bu saptamaların, sınırın, yer yer rastlantısal biçimde geçirildiği izlenimi yarattığı, ayrıca %70'leri bulan eğime sahip, hiçbir insan faaliyeti mümkün olmayacak, yabanıl kıyı yarlarının NDKA olarak önerilmesi ve tescillenmesinin bilimsel açıdan anlaşılamadığı, davaya konu coğrafyanın %80'den fazlasının orman alanı olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ilk onaması 2011 yılında yapılmış olan 1/100.000 ölçekli Aydın Muğla Çevre Düzeni Planında da orman alanı olarak plana işlendiği ve korunarak sürdürülmesinin güvence altına alındığı, değişiklik ile mevcut orman, maki ve sulak alanlar için doğal yapının bütünlüğünün ve sürekliliğinin dikkate alınmadığı, ETBAR'da yer alan birçok canlı grubu için eksik ve yer yer hatalı olduğu, sınır ve statü tespitinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği değerlendirmesi yapılmıştır. Alanın Floristik olarak değerlendirilmesinde; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, biyolojik, ekolojik ve arkeolojik varlıkların koruması amaçlı yaptırılan raporlamalarda çevreyi ilgilendiren bütün ilgili kurumlara yer vermesi gerektiği, alanın neredeyse %80'ninin orman ve maki alanı olmasına rağmen, ETBAR'da Orman Mühendisinin bulunmamasının eksiklik olduğu, ülkemizde endemik olmamakla beraber dar yayılışlı sadece Yumurtalık ve Karataş (Adana) sahillerinde yetişen Halep çamının (Pinus halepensis) dava konusu olan alanda üç farklı bölgede orman oluşturduğu, hatta bu alanlardaki orman varlığının Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından tohum üretim sahası olarak kullanıldığı, alan içerisinde kızılçamların arasında seyrek olarak yer alan ülkemizde endemik olmamakla beraber dar yayılışlı fıstık çamına (Pinus pinea) ve güneybatı anadolu sahillerine yakın alanlarda bölgesel anlamda endemik su basar ormanlar oluşturan sığla ağacı (Liguidambar orientalis) türüne yer verilmediği, bu türün Akyaka Azmak alanının batısında orman oluşturduğu, ETBAR'ın alana farklı vejetasyon dönemlerinde birer defa gidilse de, alanın florası ve faunasını tam olarak yansıttığının söylenemeyeceği, zira bölgenin değişik alanlarında yaptırılan kariyer çalışmalarında, alanların daha dar olmasına karşılık özellikle flora elemanlarını daha fazla olduğunun görülebileceği, bu nedenle bu tip çalışmalarda, araştırma süresinin en azından 6 vejetasyon dönemini içerecek şekilde ihalelere çıkılması gerektiği, sadece Muğla ili, Milas ve Marmaris ilçelerinde dağılış gösteren dar endemik Fritillaria milasense ve Firitillaria muglae türlerinin raporda yer almadığı, sadece bu iki taksonun dahi bu alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescillenmesi için yeterli olduğu, hem ülkemizde hem de dünyada en fazla türle temsil edilen geven (Astragalus) türlerinden bir tanesine dahi yer verilmediği, bunun gibi eksikliklerin çalışmanın hızlı, sınırlı ve gerekli araştırıcıların dahil edilmeden yapıldığını gösterdiği, davaya konu olan Gökova ve çevresinin, vejetasyon açısından “klimaks” doygunluğa ulaşmış maki vejetasyonundan oluştuğu, alanın hâkim bitkilerinin Pinus brutia, Owercus coccifera-Olea europaea, Inula heterolepis olduğu, su çıkış ve toplanma havzalarında (Azmak) Phragmites australis-Juncus heldrichianus, tatlısu-deniz birleşim bölgelerinde Halocneumum sirabilaceum-Halimione portulaccides olduğu, floristik açıdan alanda, Sideritis albiflora, Hypericum avicularifollum subsp avucularifollumun var olduğu, albiflorum, Campanıla hegielia, Verbascum propontideum, Pklomis Iycia, Ouercus aucheri gibi endemik bitkilerin yanı sıra, ülkemizde çok dar bir alanda (Adana/ Yumurtalık-Karataş) bilinen Pinus halepensis, Cyclamen hederifolium, Narcisus serotinus gibi dar dağılışlı bitkiler bulunduğu, yine ülkemizde dar dağılışı olan ve orman oluşturan (subasar/longoz) Ligwidambar orientalis relikt endemik türünün bulunduğu, literatür bilgileri dahi olsa listeye Fritillaria milasense ve Firitillaria muglae türlerinin de ilave edilmesi gerektiği, 2016 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce hazırlatılan raporda, 171 bitki türü tespit edildiği ve bunlardan 8'inin endemik, 2'sinin endemik olmayan ama nadir yayılışlı bitki türülerinin varlığını ortaya koyduğu, keşif esnasında 26-27 Şubat 2024 tarihinde yapılan arazi değerlendirilmesinde; kızılçam ormanları içerisinde endemik olmadığı halde çok dar dağılışa sahip Pinus halepensis ve Pinus pinea, endemik ve yine dar dağılışlı Lişuidambar orientalis türlerinin (su basar ormanları) de bulunduğunun gözlemlendiği ancak bu üç taksondan da ETBAR'da bahsedilmediği, davaya konu olan bölgelerde Pinxs brutia ağırlıklı ormanların yanı sıra doygunluğa ulaşmış makiliklerin bulunduğu, dar bir alanda Pinus halepensis ormanlarının meşcere alanları olarak değerlendirildiği, bu alanların deniz seviyesinden başlayarak 250 m'ye kadar yükseldiği, deniz seviyesine yakın alanlarda kızılçam ormanları içerisinde az da olsa fıstık çamları bulunduğu, bu alanların yer yer yerleşime açıldığı, taksonun korunması açısından mevcut durum tespit edilerek yeni yapılaşmaların önlenmesinin gerektiği, tatlı su çıkışlarında ve azmak deresi boyunca Piragmites australis ve Juncus heldreickianus türlerinin topluluklar oluşturduğu, deniz ile tatlı su karışımlarının bulunduğu alanlarda tuzlu suya dayanıklı Halfocneumum ve Halimione cinslerine ait taksonların topluluklar oluşturduğu, sörf alanı olarak kullanılan bölgenin benzer özellikleri taşımakla birlikte habitat parçalanmasına neden olarak görüldüğü, bu alandaki insan etkilerinin hem karasal hem de denizel alanların yakında etkin bir şekilde bozulacağını gösterdiği, bu alanın, ilgili Bakanlık ve Müdürlüklerce kullanımına izin verilmiş olmasının anlaşılamadığı, buraların aynı zamanda fauna elemanlarının da yaşam ve üreme alanı olduğu, alanda ilgili kurumca 2016 yılında yaptırılan alan değerlendirilmesi raporu sonucu sınırları belirlenen, “Kesin Korunacak Hassas Alan" ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak belirlenmesinin floristik ve ekolojik bulguları desteklediğinden uygun olduğu, sonradan sınırları daraltılan alanlara bakıldığında, “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak belirtilen bütün alanların (1, 3, 4, 5, 6, 7) daha önceden de belirtildiği gibi “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak korunmasının, floristik ve ekolojik açıdan zorunlu olduğu, belirtilen alanlarda parçalı olarak farklı statülerde koruma alanlarının oluşturulmasının, alandaki habitat ilişkilerini yok edeceği, alanın değerlendirilmesi yapılırken, sadece bitkisel örtüye bakılmasının yeterli olmadığı, alanın; diğer su, kara hayvanları (ormurgalı-omurgasız) ve deniz canlılarından oluşan bir bütün olduğunun unutulmaması gerektiği değerlendirilmesi yapılmıştır. Alanın Zirai açıdan değerlendirilmesi bakımından; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, hazırlanan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunu hazırlayan ekipte, çalışılan alandaki tarımsal yapı ve üretimle ilgili değerlendirmeler yapacak herhangi bir uzman bulunmadığından yörede yapılan tarımsal faaliyetler hakkında nitelik ve nicelik yönünden değerlendirme yapılmadığı, bölgede yapılan incelemede hem hayvansal üretim hem de bitkisel üretim bağlamında, alanda pek çok üretici bulunduğunun görüldüğü, genelde küçük ölçekli olarak faaliyet gösterdiğinin düşünüldüğü, Gökova Doğal Sit Alanı içinde, küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği, tarla tarımı, örtü altı ve açık alanda sebzecilik, meyvecilik tarımının yanı sıra zeytin üretiminin de yapıldığı, tarımsal üretime ait bu faaliyetlerin (otlatma, toprak işlemeli tarım, meyvecilik, zeytin üretimi), yaklaşık olarak alanın %20,7'sine karşılık gelen 7,313 ha'lık bir sahada sürdürüldüğü, ancak dosya kapsamında, bu üretimlerle (işletme büyüklükleri, gübre-pestisit-sulama gibi) girdi kullanımları, mekanizasyon durumu vb ilgili herhangi bir bilgi bulunmadığından, dava konusu alanla ilgili alınan kararların etkilerinin ne yönde olabileceği konusunun değerlendirilemediği belirtilmiştir. Alanın Hidrobiyolojik olarak değerlendirilmesinde; ETBAR'da, doğal sit alanında hidrobiyolojik araştırma sonucunda Doğal Sit Alanında toplam 82 denizel balık türünün belirlendiği, alanda tespit edilen 82 tür balık içerisinde 8 türün “kritik türler“ olarak değerlendirildiği, kritik derecede nesli tehlikede (CR) türler: çalışma alanında “CR” kategorisinde 1 adet türe, Sguatina sguatina (Keler)'ya rastlandığı, nesli tehlike altında (EN) olan türler kategorisinde 1 adet türe, Epinephelus marginatus (Orfoz)'a rastlanıldığı, nesli duyarlı (VU) olan türler olarak çalışma alanında “VU” kategorisinde 4 türe rastlandığı, (Carcharhinus plumbeus (Kum köpek balığı); Mustelus mustelus (Adi köpek balığı) Gymnura altavela (Kazıkuyruk) ve Labrus viridis (Lapin) tespit edildiği, ulusal ölçekte tehlike kategorisinde yer alan türlerden; kritik derecede nesli tehlike altında (R) olan türler; Mustelus mustelus (Adi köpek balığı) Gymnura altavela (Kazıkuyruk), nesli tehlike altında (EN) olan türler olarak çalışma alanında Carcharhinus plumbeus (Kum köpek balığı); Epinephelus marginatus (Orfoz) ve Mustelus mustelus (Adi köpek balığı) olarak 3 tür tespit edildiği; nesli duyarlı (VU) olan türler olarak çalışma alanında Dentex dentex (Sinarit); Labrus viridis (Lapin); Sefaena umbra (Eşkina) olarak 3 adet türe rastlandığı; çalışma alanında içsu balıkları üzerine yapıları çalışmada Gökava Doğal Sit Alanında toplam 7 içsu balık türünün belirlendiği, tespit edilen bu balıklardan 3'ünün“Kritik tür” olduğu, Küresel Ölçekte Tehlike Kategorilerinde yer alan türler IUCN (Kırmızı Liste kriterlerine göre doğal sit alanında CR,EN, VU kategorilerinde yer alan “Nesli tehlike altında“ şeklinde değerlendirildiği, kritik derecede nesli tehlike altında (CR) olan bir türün Anguilla anguilla (Avrupa Yılan Balığı) tespit edildiği, nesli tehlike altında (EN) olan türe rastlanmadığı, nesli duyarlı (VU) olan tür olarak Cyprinus carpia (Sazan) tespit edildiği, sonuç olarak çalışma alanında sekizi deniz balığı ve üçü tatlısu balığı olmak üzere toplam 11 balık türünün “Kritik” türler olarak tespit edildiği, ayrıca Gökova Doğal Sit Alanında geniş yayılımlı endemik tür Syualius fellowesii (Tatlısu kefali) dışında endemik talısu balık türüne rastlanılmadığı, ETBAR'da Gökova Doğal Sit Alanının, Sulak Alan olarak sahiller, kumluklar, kumsallar olarak 54 ha (alanın %0,2'si) ve Nehir Ağızları ve Deltalar 90 ha (Alanın %0,3)'nü oluşturduğunun belirtildiği, keşif sırasında, alanda yapılan incelemede sulak alan olarak ... Club olarak adlandırılan alanda yeraltı sularının oluşturduğu sazlık ve bataklıktan oluşan sulak alan bölümünün Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil edildiğini görüldüğü, sulak alanların, tropik ormanlardan sonra biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemler olduğu, pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olduğu, gerek kuşların gerekse birçok sucul canlının yaşadığı, barınak olarak kullandığı birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de çevrenin belirgin şekilde bozulmasının bu yüzyılın başında arttığı, son 20-30 yıl içerisinde tehlikeli bir düzeye ulaştığı, bu nedenle sucul ve karasal ortamlarda ve özellikle sulak alanlarda yaşayan birçok canlı grubunun artık gözlem altında bulundurulmasının gerektiği, sulak alanların yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişimi önleyerek su rejimini düzenlediği, davacı tarafından dosyaya sunulan haritanın (4) nolu alanında yer alan Akbük Koyunun, karstik yapıda olup Nitelikli Doğal Koruma Alanı içerisinde yer aldığı, yine haritada (5) nolu alanda yer alan Çamlık Koyu'nda bulunan Çamlık Delta'sının Nitelikli Doğal Koruma Alanına dönüştürüldüğünün görüldüğü, deltaların sahip oldukları sulak alanlarla birlikte doğal süreçler tarafından oluşturulan dinamik ekosistemler olduğu, bu alanlar, akarsu ağızlarında oluştuğundan, hem akarsu ile taşınan tatlı suyun etkili olduğu ekosistemleri, hem deniz ekosistemlerini (tuzlu su ekosistemlerini) hem de tatlı ve tuzlu suyun karıştığı ekosistemleri içerdiği, bu ekosistemlere bağlı birçok habitatı içeren deltaların, özellikle de sahip oldukları sulak alanlarla, en önemli ekolojik çeşitlilik alanları arasında yer aldığı, kapladıkları alanlara ve özelliklerine göre ekolojik ve ekonomik açıdan önemli oldukları, yörenin önemli su ve toprak kaynağı oldukları, deltalardaki sulak alanların yağmur, kar ve yüzeysel akımla gelen suları tutarak yeraltı suyunun beslenmesini sağladığı, önemlerinden dolayı Çamlık Deltası ve Akbük Koyu'nun, Nitelikli Doğal Koruma alanına dönüştürülmesinin uygun olmadığı, haritada (1) nolu alanda yer alan bir diğer sulak alan sörf alanı olan Kitesurf sahilinin insan faaliyetlerine açılmasının hem karasal hem de denizel alanların bozulmasına yol açacağı ve burada yaşayan deniz canlılarını olumsuz olarak etkileyeceği, Kesin Korunacak Hassas Alan statüsüne alınması gerektiği, yine haritada (5) nolu alanda yer alan Sedir Adası-Kleopatra Plajı ve Akyaka Azmak Koyu'nun da sahil şeridindeki doğal özelliklerin korunması adına sadece yerleşim yerlerinin çevresinin Nitelikli Doğal Konuma Alanı olarak belirlenmesi ve kıyı boyunca tüm alanların ise “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak tescil ve ilan edilerek kıyı alanlarının doğal ve ekolojik yapısının korunması gerektiği, ETBAR'da yer alan, mevcut doğal sit alanı büyüklüğünde kayda değer bir değişiklik olmadığı görüşüne rağmen, karasal alanda doğal eşiklere oturtulmasından dolayı daralma, denizel alanda ise genişleme olduğu, alanın 35.417 hektardan 35.337 hektara düşürüldüğünün belirtildiği, sonuçta mevcut doğal sit alanında 80 hektarlık bir azalma olduğu, bu alanların daraltılması ve denizel alanda genişleme olmasının bilimsel olarak uygun olmadığı, karasal alanda daralma olmasının birçok antrpojenik etkiye neden olunacağı, ETBAR'da doğal sit alanında yer alan bütün alt alanlar, vejetasyon yapıları, sucul habitatların ve topografyalarının durumu ile karşı karşıya oldukları antropojenik etkiler bakımından ayrı ayrı ele alınarak ve her alt alanın sahip olduğu değerlerden elde edilen ortalamaların dikkate alındığının belirtildiği, ancak belirtilen alt alanların her biri ile ilgili yapılan değerlendirmelerin rapor ekinde bulunmadığı, sonuç olarak; dava konusu alanda bulunan tüm kıyıların ve sulak alanların sadece yerleşim yerleri ve çevresinin Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil edilmesi ve kıyı boyunca yer alan tüm alanların ve davacı tarafından sunulan haritada Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak gösterilen 1,3,4,5,6,7 nolu alanlar içerisinde yer alan tüm sulak alanların ise “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak tescil edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Alanın Çevre Mühendisliği açısından değerlendirilmesinde; dava konusu işlemin, çevre mühendisliği açısından, sit alanı üzerindeki antropojenik (insani) etki ve bu etkinin yönetimi hususları yönünden değerlendirildiği, bu kapsamda doğal alanlar, yerleşim yerleri, nüfus yoğunluğu, ulaşım, kullanım durumunun incelendiği ve ekosistem ile ilişkilendirildiği, keşfin, ilk gün kuzey bölgede ve ikinci gün güney bölgede yapıldığı, Akyaka ve Ören'in keşif alanındaki en kalabalık yerleşim yerleri olduğu, buralarda 3000'er kişi civarında bir nüfusun sürekli (yaz-kış) yaşamlarını devam ettirdiği, kuzey bölgede Türkevlerinde yaklaşık 1500 ve Çökertme'de 400 kişinin yaşadığı, bu yerleşimlerin antik çağdan gelen yerleşimler olduğu, güney bölgede Çamlık'ta 860 kişinin yaşadığı, Karaca'da yaşayan nüfusun tanımlı olmadığı, keşif sırasında ve sonrasında bölgede sınırlı sayıda yerleşik nüfus olduğunun tespit edildiği, turizm ve sınırlı tarım ile gelir sağlayan bu nüfusun Gökova Sit Alanı içinde yayılmış şekilde bulunmadığı, bu tespitin, Koruma Alanı içinde farklı koruma kategorilerinin olmasını ve birbirleri ile uyumlu yönetilmesini engellemeyeceği, bölgeyi genelleyerek tanımlamanın doğru olmadığı, raporda yer verilen fotoğrafların keşif sırasında belirlenen ekosistem üzerinde baskı oluşturan antropojenik faaliyetlerden bazılarına örnek olarak gösterildiği, Korunan Alanların Tespit ve Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğe göre, bölgenin yeniden belirlenen kurallara göre tanımlanması ve tanım sonrası gerekli koruma veya yönetim şartlarının belirlenmesinin gerektiği, ilgili belirlemenin ekolojik temelli raporun bulguları üzerine yapılacağı, bu nedenle çok özenli hazırlanması gerektiği, Yönetmeliğin, öncelikle “özel alanların” korunması, bir bozulma varsa bu bozulmanın engellenmesi ve bölgenin rehabilite edilmesini ana prensip olarak ortaya koyduğu, Yönetmelikteki tanımı gereği antropojenik etki yaratan bu yerleşim alanlarının içinde bulundukları “Gökova Doğat Sit Alanı” üzerinde yaratabilecekleri etkinin kontrol edilmesi ve azaltılması için bir planlama yapılması gerektiği, Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Sonuç Raporunda; antropojenik etki yaratan alanların sayısı ve etki alanlarının, bölgenin kapladığı alana oranla çok sınırlı olduğu, Çevre Mühendisliği açısından değerlendirildiğinde, ETBAR Sayfa 21 ve 22'de yer alan Tablo 2'de, dava konusu alanın, yenilenebilme yeteneği, doğal kaynak oluşturma özelliği ve sosyoekonomik katkı değerlendirmelerinin ele alındığı, ancak; dava konusu alanın büyüklüğü, yerleşim yerlerinin sayısı, kapladığı alan ve nüfus dikkate alındığında, bu çıkarımların doğru olmadığı, bu değerlendirmeler yapılırken, tabloda kaç adet tesis (otel ve marina benzeri) olduğu, kaç kişinin nasıl bir dağılımla yaşadığı, yaz kış nüfus hareketlerinin ne olduğu, işletmelerin çevresel etkisi konularının incelenmediği ve belgelenmediği, bölgenin doğal kaynak oluşturma özelliğinin ortadan kalktığı sonucunu destekleyen somut bir bilgi verilmediği, bu itibarla, Tablo-2'yi oluşturan yorumların gerçekçi olmadığı, özellikle bu etkilerin geri dönüşsüz olarak tanımlanmasının doğru olmadığı, keşif sırasında yapılan gözlemlere göre; yerleşim alanlarının sınırlarının tanımlı kaldığı, turistik faaliyetlerin de bu alanlarda olduğu, bölgede çok sınırlı kara ulaşımı imkanının bulunduğu, karayolu ulaşımının da dar yollar kullanılarak yapıldığı, araçlarda yüksek hızlı bir ulaşımın, yolların yapısı gereği mümkün olmadığı, bu nedenle, bölgede münferit kalmış antropojenik etkinin bölgenin doğal ekosistemini yok ettiğini söylemenin çok iddialı bir çıkarım olacağı, sit alanı içinde bulunan antropojenik bölgelerde de ağırlıklı olarak yöresel yerleşim olduğu, sınırlı tarımsal ve turizm faaliyetlerinin yapıldığı, en belirgin olanların, yatlarla yapılan deniz turizmi ve kıyı tesislerinde turizm hareketliliği olduğu, ETBAR'da bu antropojenik etkilerin yönetilmesine veya iyileştirmesine yönelik bir tespit, iyileştirme planının yer almadığı, Gökova Doğal Sit Alanındaki antropojenik etkinin kesinlikle kontrol edilebilir seviyede olduğu, bölgenin; öncelikle iklim değişikliği açısından ormanlar nedeni ile CO2 yutağı olduğu (doğal kaynak ve doğal savunma), trafik ve antropojenik faaliyetler sınırlı kaldığı için hava kirliliğinin az olduğu ve hava kalitesinin (toz konsantrasyonu düşük, oksijen konsantrasyonu yüksektir) bozulmadığı, ormanların (doğal aynak) kendi hızlarında ve sağlıklı geliştiği, bölgede oluşan nemin (doğal kaynak) bitki ve canlı yaşamına destek sağladığı, bölgenin dokunulmamış olmasının, biyo-çeşitliliğin (doğal kaynak) yüksek olmasını sağladığı, su ve deniz kirliliğinin mevcut antropojenik haraketlilik ile sınırlı olduğu, yeraltı sularının (doğal kaynak) oluştuğu ve korunduğu, deniz canlılarının, Gökova körfezinin dokunulmamışlığı ve temizliği nedeni ile yaşamlarını sürdürebildiği (doğal kaynak), “Sosyoekonomik Katkı” tanımı/etkisi hakkında geliştirilen görüşün yanlış olduğu, bölgede kaç plaj, kaç liman vb... yerleşim var ki bir ekosistemin "tamamen ortadan kalktığı"nın belirtildiği, Akyaka'nın Gökova Doğal Sit Alanı sınırında bulunan en büyük yerleşim alanı olduğu, Akyaka Gökova Doğal Sit Alanı'nın Kuzey ve Güney bölgelerini birbirine bağlayan ve sit alanına en büyük akarsu girişini sağlayan düğüm noktası konumunda olduğu, bölgedeki en yoğun nüfusun Akyaka'da (3000 kişi) bulunduğu, sit alanına etki edebilecek en büyük tarım faaliyetinin de, Akyaka'da sit alanının doğusunda yürütüldüğü, Gökova Sit Alanı içinde kalan tarımsal faaliyetlerin en önemli insani etki olarak tanımlandığı, bu durumda ETBAR'da tarımsal faaliyetlerin yayılımlarının kapsamlı olarak ele alınmasının gerektiği, Raporda, AHP yaklaşımının kullanıldığı ve yerleşimler için düşük değerlere yer verildiği, bunun antropojenik etkiyi vurgulamak için gerekli ve anlaşılabilir bir durum olduğu, öte yandan yerleşim yeri civarının bu derecelendirmeden bir o kadar etkilenmesinin anlaşılamadığı, Yönetmelikte araştırma grubunda çevre mühendisi olması gerektiğinin belirtildiği, Gökova için çevre mühendislerinin yapacağı değerlendirmeye ihtiyaç olduğu, çünkü yerleşimlerin ve insani faaliyetlerin etkinliğinin, değerlendirmede belirleyici olduğu, uzman kişilerin gerekli koruma önerilerini hazırlayabileceği, rapor hazırlanırken çalışmada orman mühendisinin de yer almadığı, Gökova Sit Alanında karada yapılacak değişikliğin deniz ekosistemine de antropojenik yük getireceği ve deniz canlılarının yaşam alanlarını daralatacağı, ayrıca, sit alanının kara ve deniz kapsama alanlarının öncelikle kendi ekosistem dengeleri açısından değerlendirilmesi gerektiği, farklı alan kayıpları ve kazanımlarının birbirini dengelemeyeceği, aksine diğer kısma zarar vereceği, sonuç olarak; çevre mühendisliği disiplinin ile diğer bilim uzmanlık alanları ile işbirliği halinde, Gökova Sit Alanı içinde belirlenmiş olan antropojenik baskının en düşük seviyeye indirebileceği; gerekli yerlerde rehabilitasyon ve iyileştirme süreçlerinin yapılabileceği, bu durumda AHP matrisinin daha farklı kurgulanabileceği, Matris kurgusunun yeterli kapsam ve değerlendirme içermediği, Gökova Sit Alanı içinde bulunan bütün yerleşim yerlerinin Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak tanımlamanın doğru olmadığı, burada bir genelleme yapıldığı, Nitelikli Doğal Koruma ve Kontrolü Kullanım Alanı kavramına uygun yaşam alanlarının da (yaşamı tarzlarına ve etki alanı büyüklülerine bağlı olarak) mevcut olduğu, örneğin arıcılığın doğal yaban hayatı ile uyumlu yürütülebilecek insani bir faaliyet olduğu, genel bir ifade ile Kesin Korunacak Hassas Alan içinde bölgesel Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının olmasının o bölgenin bütününün koruma derecesini düşürmemesi gerektiği, dünyanın pek çok yerinde Kesin Korunacak Hassas Alan içinde yaşamlarını sürdüren insanlar olduğu, bu alanlarda insani faaliyetlerin, ortama uygun olarak ekosistemi bozmadan sürdürülebildiği, kategori düşürmek yerine idareye yöre halkına (işletmeler de dahil) bu yöntemlerin anlatılabileceği, ETBAR'ın bu gözlemleri dikkate alınarak hazırlanması gerektiği, uygulama esaslarında AHP dışında uzman görüşü ve değerlendirmesinin gerektiğinin belirtildiği, koruyucu bir bakış açısının geliştirilmesi gerektiği, Ekolojik Temelli Araştırma Raporunun, Yönetmelikte belirtilen pek çok çalışmanın (rehabilitasyon, iyileştirme) altlığını oluşturmak üzere hazırlandığı, bu nedenle özellikle yerleşim ve insani kullanım alanlarında daha küçük sınırlar üzerinde değerlendirme yapılmasının bekleneceği, ETBAR'ın, Gökova Sit alanı için çevre mühendisliğinin uzmanlık alanına giren konularda (nüfus, yerleşim, su, kanalizasyon, katı atık vb.) bilgiler içermediği belirtilmektedir. Alanın Hidrojeoloji Mühendisliği açısından değerlendirilmesinde; hidrolojik ve hidrojeolojik değerlendirmelerde, su kaynaklarının içinde yer aldığı yüzeysel drenaj alanlarının (havza, su toplama alanı, vb.) sınırlarının dikkate alındığı, çünkü doğal ortamların sürekliliği gereği hidrolojik çevrim bileşenlerinden biri üzerinde oluşan baskıların, az veya çok, kısa veya uzun sürelerde mutlaka diğer bileşen(ler) üzerinde etkilere neden olacağı, bununla birlikte, hidrojeolojik değerlendirmeler kapsamında su kaynaklarının miktar ve kalitesinde konum ve zaman içerisinde gerçekleşen değişimlerin de dikkate alınacağı, bu kapsamda ekolojik sistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem arasında meydana gelen etkileşimlerin dikkate alındığı ve özellikle dava konusu alanda yer alan sulak alanlar, içinde yer aldığı drenaj alanı dikkate alınarak değerlendirildiği, dava konusu alanın içinde yer aldığı alt havza sınırları dikkate alınarak oluşturulan sayısal arazi modeli sonuçlarına göre yükseklik değeri deniz seviyesinin 0.0 m ile 1610.0 m arasında değiştiği, dava konusu alan sınırları içinde ise yükseklik değerinin 0.0 m ile 1450.0 m arasında değiştiği ve yüksek kesimleri Gökova Körfezinin kuzey yamaçlarında yer alan dağların oluşturduğu, alanda eğim değişiminin 0 ile 81.2 derece arasında değiştiği, Gökova Körfezinin kuzey kesiminde kalan alanların önemli bir kesiminde eğim değerinin 40 derecenin üzerinde olduğu, ETBAR'da dava konusu alanın eğim haritasının sunulduğu, ancak bu husus ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, statü değişikliği öncesi ve sonrasında herhangi bir faaliyetin güçlükle gerçekleştirileceği, 40 derece ve üzerinde eğim değerlerine sahip alanların statüsünün I. Derece Doğal Sit Alanından, Nitelikli Doğal Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanına dönüştürülmesinin anlaşılamadığı, daha önce sit alanının toplam büyüklüğünün 35.289,9 ha (352.9 km2) olup, bu alanın %97,6'sinin I. Derece Sit Alanı statüsünde iken, yerleşim birimlerinin içinde kalan %2,4'ünün III. Derece Sit Alanı şeklinde sınıflandırıldığı, “Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu”na istinaden dava konusu karar sonrası, alanın koruma statülerinin değiştiği, statü değişikliği sonrası korunan alanların toplam büyüklüğünün 44.021,5 ha (440,2 km2) olarak hesaplandığı, bu alanın %34,1'inin Kesin Korunacak Hassas Alan, %61,3'ünün Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve %4,7'sinin ise yerleşim birimlerini içine alan Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı statüsü kazandırıldığı, bununla birlikte ETBAR'da belirtilen 2018 sonrası tescillenen korunan alanlara yaklaşık 58.3 km2 oranında bir alanın, denizden eklendiği, bu alanın (58,3 km2) %41,4'ünün Kesin Korunacak Hassas Alan, %57,6'sinin Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve %0,9'unun ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak tescillendiği, ETBAR'da “araştırma alanı sınırı” olarak belirlenen alanın, neden ve nasıl belirlendiğinin jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve hidrojeolojik açılardan gerekçesinin sunulmadığı, Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar, Bölüm 2.1.2'de, “çalışma yapılacak alanın doğal sit özelliği taşıyıp taşımadığının tespiti için araştırma ve değerlendirmeye konu edilecek alan sınırı; arazi çalışması sırasında öngörülen mevcut kaynak değerinin oluşumuna esas jeolojik ve jeomorfolojik istisnai özellikte ve güzellikteki oluşumlar ve kaynak değerleri dikkate alınarak belirlenecektir” ifadesinin yer aldığı, ancak ETBAR'da, dava konusu alanın jeolojik ve jeomorfolojik çalışma sınırlarının hangi kriterlere göre belirlendiğinin açık ve ner bir şekilde verilmediği, Teknik Esaslar Bölüm 4.7'de jeolojik ve jeomorfolojik çalışmaların değerlendirilmesi ve haritalanması aşamasında, değerlendirme sınırlarının “1/25000 veya daha büyük ölçekli” ve “değerlendirmeye konu edilen alanın, bulunduğu havza (veya alt havza) dikkate alınarak” ele alınması ve sunulması gerektiğinin belirtildiği, ancak ETBAR Bölüm 6'da jeolojik ve jeomorfolojik değerlendirilmelerin, 1/500.000 ölçeğinde ele alınıp, kısmen değerlendirildiği, jeolojik ve jeomorfolojik açıdan kısmen değerlendirme yapılan alanların bulunduğu havza, drenaj alanı veya alt havza sınırlarının dikkate alınmadığı, karstik (mağara) oluşumlara ait değerlendirmenin ETBAR'da sunulmadığı, ETBAR kapsamında sunulan ölçek dikkate alındığında, rapor kapsamında jeolojik ve jeomorfolojik değerlendirmelerin, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri ve Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar'da yer alan değerlendirme esasları ile uyumsuzluk/tezatlik oluşturduğu, eksiklikler olduğu, Batı Akdeniz Havzası içinde yer alan Namnam Çayı ve Milas-Bodrum alt havzaları içinde yer alan dava konusu alanın, bu alt havzalar içinde boşalım sağlayan akarsuların mansabında (akış aşağısında) yer aldığı, inceleme alanına ait 1/25.000 ölçekli topografik haritalar ve bu haritalardan oluşturulan sayısal yükseklik modeli ile arazi gözlemleri dikkate alındığında, drenaj ağı ve akarsuların yüzeysel drenaj alanlarına ait alt havzalar oluşturduğu, Gökova Körfezi'ne boşalım sağlayan akarsulara ait 26 alt havza belirlendiği, bu alt havzaların toplam büyüklüğünün 117.510,8 ha (1175,1 km2) olduğu, Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar, Bölüm 2.1.2'de, “hidrojeolojik açıdan araştırma sınırları ise; kaynak değerin bulunduğu havza ve alt havza sınırları dikkate alınarak belirlenecektir” ifadesinin yer aldığı, Bölüm 4.7'de, hidrojeolojik çalışmaların değerlendirilmesi ve haritalanması çalışmaları; “değerlendirmeye konu edilen alanın, bulunduğu havza (veya alt havza) dikkate alınarak gerekirse 1/25.000 veya daha büyük ölçekli hidrojeoloji haritası hazırlanacak, bu kapsamda hidrometeorolojik koşullar yerüstü-yeraltı su kaynakları bir bütün olarak değerlendirilecektir” şeklinde tanımlandığı, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri ve Teknik Esaslarda yer alan değerlendirme esasları dikkate alındığında; ETBAR'da alt havza sınırlarının belirlenmemiş olmasının eksiklik olarak değerlendirildiği, doğal ortamların sürekliliği gereği hidrolojik çevrim bileşenlerinden biri üzerinde oluşan baskıların, az veya çok, kısa veya uzun sürelerde mutlaka diğer bileşen(ler) üzerinde etkilere neden olacağı, su kaynaklarının sürdürülebilirliği için gerçekleştirilecek hidrolojik ve hidrojeolojik çalışmaların (su kaynaklarının miktar ve kalitesinde konum ve zaman içerisinde gerçekleşen değişimler), bu kaynakların içinde yer aldığı drenaj alanı (alt havza) ölçeğinde hidrometeorolojik koşullar ve yerüstü-yeraltı su kaynakları ayrımı yapmadan değerlendirmeyi gerektirdiği, ETBAR kapsamında gerçekleştirilen hidrolojik ve hidrojeolojik değerlendirmelerde, su kaynaklarının içinde yer aldığı yüzeysel drenaj alanlarının (havza, su toplama alanı, vb.) sınırlarının dikkate alınmadığı, ayrıca hidrojeolojik değerlendirmeler kapsamında su kaynaklarının miktar ve kalitesinde konum ve zaman içerisinde gerçekleşen değişimlere ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığı, yine ETBAR'ın Sonuç bölümünde, “...ekolojik temelli dört mevsimi kapsayan biyo-ekolojik, jeolojik-jeomorfolojik, hidrojeolojik ve peyzaj çalışmalarından...” değerlendirilmesi yer alırken, sunulan rapor kapsamında özellikle hidrolojik ve hidrojeolojik çalışmaların hicbir sekilde yer almamasının bu sonuç ile çeliştiği, bununla birlikte Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde yer alan sulak alanların korunmasına ilişkin hükümler gözetildiğinde, sulak alanların sürdürülebilir yönetiminde ekolojik sistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem arasındaki etkileşimlerin göz ardı edilmemesi gerektiği, bu kapsamda ETBAR'da, ekolojik sistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem arasında meydana gelen etkileşimler ve bu türden etkileşimlere örnek teşkil eden sulak alanlar ile ilgili herhangi bir değerlendirmenin olup olmadığının incelenmediği, dava konusu alanın alt havza sınırları içinde, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde yer alan kriterlere uygun, sekiz sulak alan tespit edildiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik hükümleri ve Teknik Esaslar'da yer alan değerlendirme kriterleri dikkate alındığında, ETBAR'da ekolojik sistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem (yerüstü-yeraltı suyu) arasında meydana gelen etkileşimler ve sulak alanlar ile ilgili hiçbir değerlendirmeye yer verilmemiş olmasının eksiklik olarak görüldüğü, buna ek olarak söz konusu Rapora istinaden alınan statü değişikliği kararının Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 6. maddesinde belirtilen hükümler ile çeliştiği, sonuç olarak; Gökova Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu'nun jeolojik ve jeomorfolojik açıdan kısmen, ancak hidrolojik ve hidrojeolojik açıdan bilimsel ölçütlere göre önemli eksiklikler içerdiği, dava konusu alanın, jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve hidrojeolojik açıdan özelliklerini temsil etme noktasında yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Alanın Peyzaj Özellikleri bakımından değerlendirilmesinde; ETBAR çalışmasının 141. sayfasında, alanın peyzaj özelliklerinin incelendiği, dava konusu doğal sit alanının sadece “görsel peyzaj değerleri” açısından niteliğinin ortaya koyulduğu, Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar Bölüm 2.1.3'te, peyzaj araştırma sınırlarının belirlenmesi konusunda, “Bir peyzajı oluşturan peyzaj karakterlerinin doğal sit açısından öneme sahip olup olmadığı, doğal özellik taşıyıp taşımadığı, insan eliyle oluşturulup oluşturulmadığı hususları dikkate alınarak değerlendirilecektir” şeklinde ifade edildiği, Bölüm 4.8.'te ise peyzaj özelliklerinin nasıl değerlendirileceğinin açıklandığı; buna göre; bir peyzajı oluşturan peyzaj karakterlerinin doğal sit ve tabiat varlıkları açısından öneme sahip olabilmesi için; doğal özellik taşıması, insan eliyle oluşturulmamış olması gerektiği, değerlendirme konusu alanın, Jeoloji, Topoğrafya, Arazi Formu, Su, Arazi Örtüsü (Biyoçeşitlilik), Yaban Yaşamı başlıklarında değerlendirilip alanın doğal sit ve tabiat varlığı açısından peyzaj değerinin ortaya konulacağı, Teknik Esaslardaki bu ifadelere göre, peyzaj özelliklerinin değerlendirilmesi için peyzaj karakterinin anlaşılması ve belirtilen başlıklara göre peyzaj değerinin de ortaya konulması gerektiği, ETBAR çalışmasında peyzaj karakteri ve peyzaj değeri ile ilgili bütüncül bir saptama yapılmadığı, sadece görsel peyzaj değerlendirmesi yapıldığı, Türkiye'nin 2003 yılında imzaladığı Avrupa Peyzaj Sözleşmesi'nde, peyzajın "insanlar tarafından algılandığı şekliyle, özellikleri, insan ve/veya doğal faktörlerin etkileşimi ve faaliyeti sonucunda oluşan alandır" şeklinde tanımlandığıı, peyzajın, sadece en ve boy'dan oluşan bir “yüzey” ya da sadece bir “manzara” olmadığı, bu manzaranın oluşmasını sağlayan arka plan doğal-kültürel tüm süreçler ve buna bağlı olarak algılayıcının ifade ediş tarzının hep birlikte “peyzaj”ı oluşturduğu, peyzaj'ı tanımlarken “algı” konusunun ön plana çıktığı, bunu sadece “görsel” algılamaya indirgemenin “peyzajın değerlendirilmesini” sınırlandıracağı, “Peyzaj”ın; “Yer'e ve 'İnsan'a ait Doğal, Sosyo-Kültürel, Estetik-Algısal bileşenlerin/süreçlerin birlikte oluşturduğu bir “bütün" olduğu, ETBAR'da Tablo 34'te yer verilen Görsel Peyzaj Kalitesi değerlendirme değişkenlerinin peyzaj/habitat tipi, arazi şekli, bitki örtüsü, renk, nadirlik ve insan etkisi olarak belirlendiği, bu durumda ETBAR'daki peyzaj değerlendirmesinin "görünüş" olarak belirtilen başlık odağında yapıldığının anlaşıldığı, oysa Estetik ve Algısal kısımda yer alan “ses, koku, his, tercih, çağrışım ve anılar” olarak belirtilen bileşenlerin ETBAR çalışmasında değerlendirmeye alınmadığının görüldüğü, davaya konu alanın özellikleri düşünüldüğünde, peyzajın bir diğer kritik parçası olan “ses”in de değerlendirmeye alınmadığı, sesin, “peyzaj”ın kritik bir parçası olarak “dinginlik” ve “gürültü” bağlamında değerlendirilerek dava konusu alanın, “derin sessiz” bölümlerinin bu özelliklerini kaybetmeyecek şekilde mutlaka korunması gerektiği, alanın peyzaj özelliklerinin değerlendirilmesi ile ilgili kritik eksikliklerden birinin de “Görünürlük Analizi"nin yapılmamış olması olduğu, bunun da yapılan değerlendirmenin eksik olduğunu gösterdiği, peyzaj bileşen ve süreçlerinin mekânsal dağılımlarını ifade edebilmek üzere “Görünürlük Analizi” yapılması önerildiği, böylece “eşsiz”, “olağanüstü', “ikonik” olarak tariflenebilecek peyzajların görülebileceği konumların tespit edilebileceği ve bunların, nitelikleri bozulmadan korunabileceği, öte yandan ETBAR çalışmasında Görsel Peyzaj Kalitesi Değerlendirmesi'nin tüm alan için sadece 7 fotoğraf kullanılarak ve sadece 5 kişi ile yapılmasının “kritik bir eksiklik” olduğu, dava konusu sit alanının birbirinden ayırt edilebilir çok farklı ya da benzer karakter gösteren tüm bölümlerinin değerlendirmeye alınmamış olmasının değerlendirmenin kabul edilebilirliğini azalttığı, Doğal Sit Alanlarının Değerlendirilmesine İlişkin Teknik Esaslar Bölüm 4.8.'te belirtildiği üzere doğal sit alanlarının değerlendirilmesi çalışmalarında “peyzaj karakteri”nin anlaşılmasının gerektiği, bir alanın peyzaj karakterinin anlaşılabilmesi için de Bilirkişi Raporunda yer verilen Şekil 1 ve 2'de gösterilen bileşen ve süreçlerin birlikte değerlendirilmesi ve peyzaj karakter tiplerinin belirlenmesinin gerektiği, ancak, ETBAR çalışmasında böyle bir tespit sürecinin gerçekleştirilmediği, ETBAR çalışması 2. Bölüm Doğal Sit Alanlarının Genel Durum Değerlendirmesine ilişkin Tablo 2'de (Sayfa 21) doğallık parametresine göre davaya konu sit alanının, Doğal Alanlar, Yarı-doğal alanlar, Modifiye alanlar, Yerleşim Yerleri olarak dört farklı alan tipi şeklinde değerlendirildiği, modifiye alanların doğallığının tamamen ortadan kalktığı ve geri dönüşümünün mümkün olmadığı değerlendirmesinin yapıldığı, oysa tam da bu durumlarda peyzajın bozulan kısımlarının iyileştirilmesi, işler hale getirilmesi çalışmalarının yapıldığı, yine aynı tabloda Estetik ve Mükemmeliyet başlığı altında "doğal alanların dışındaki sahalarda alanın estetik ve mükemmeliyetinden söz etmek mümkün değildir” ifadesinin yer aldığı, böyle bir ifadenin hangi estetik ve mükemmeliyet kriterleri ile raporda yer aldığının anlaşılamadığı, bu değerlendirmelere bağlı olarak “Gökava Doğal Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu'nun peyzaj özelliklerinin değerlendirilmesi yönünden önemli eksiklikler içerdiği ve bu nedenle de peyzaj özelliklerini temsil etme açısından yetersiz olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Alanın Orman Mühendisliği bakımından değerlendirilmesinde; uyuşmazlık konusu alan sınırları içerisinde, çoğunluğu 1.derece doğal sit statüsünde olmak üzere 2. ve 3, derece doğal sit statüsünde bulunan alanların tamamının statüsünün değiştirilmesinin hem kara hem de deniz ekosisteminin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebileceği, dava dilekçesi ekinde yer verilen, (1) numara ile belirtilen alanın hem tatlı hem de tuzlu suya sınırı olan kırılgan ekosistemlerin, nadir türlerin bulunduğu, flora ve faunanın çeşitliliğinin yüksek olduğu sahaları içerdiği, bu bölgelerde toprağın organik karbonunun oldukça yüksek olduğu, burada, 1. derece tarım alanları bulunduğu ve yöre halkının ana geçim kaynaklarından birini oluşturduğu, (1) nolu alanın güney ve kuzey sınırlarında azmakların (tatlı su kaynakları) bulunması dolayısıyla peyzajın herhangi bir kısmında oluşacak tahribin bu tatlı su habitatlarını etkileyeceği ve azmakların ekosistemler arasında bağlantı oluşturmasından dolayı karasal alanlarda ve tatlı suda meydana gelebilecek herhangi bir tahribin Gökova körfezindeki peyzajın tamamını etkileyebileceğinin düşünüldüğü, bu durumun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yaptığı araştırma projelerinde de ortaya çıktığı, son yapılan imar planlamalarındaki Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi Muğla İli, Ula İlçesi, Akyaka Mahallesi Koruma Amaçlı İmar Planı Araştırma ve Açıklama Raporu ve alandaki diğer çalışma, makale ve raporlar incelendiğinde, denizdeki kirlilik parametrelerinin oldukça yüksek çıktığının belirtildiği, alanın statüsündeki değişimin, buradaki insan baskısının (günübirlikte olsa) önünü açarak alan kirliliğinin artmasına, habitat kırılmalarının oluşmasına ve alanın sürdürülebilirliğini ve ekolojik özelliklerinin zarar görmesine neden olabileceği, benzer özelliklerin (4) numaralı alan içerisinde bulunan Akbük koyu için de geçerli olduğu, (3) ve (5) numaralı alanların çoğunluğunun 1. derece doğal sit alanı iken bile tam anlamıyla korumasının sağlanamadığı, başta yangın olmak üzere son yıllarda alanlar üzerinde insan kaynaklı tahriplerin sayısı ve şiddetinin arttığı, bu alanlarda yayılış gösteren relikt endemik türü olan sığla ağacının (Liguidambar orientalis mill.) mevcut yayılış alanları zaten baskı altında ve azalmış iken, alanda planlanan statü değişiminin bu tahribi arttıracağı ve endemik türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelebileceğinin düşünüldüğü, yapılan arazi keşfinde, türün yayılış gösterdiği habitatların korunamadığı, ağaçların sağlık durumlarının iyi olmadığı ve bu türün yayılış gösterdiği tatlı su yataklarında kirliliği arttıcı unsurlar bulunduğunun gözlemlendiği, sadece tür bazında değil, aynı zamanda kara ve deniz ekosistemini birleştiren büyük tatlı su girdilerinin bu alanda bulunması ve bu tatlı suya tampon zonların ihlal edilerek gerçekleştirilen yerleşimlerin artması kısa zamanda bu ekosistemde bozulmalara ve ekosistem hizmetlerinde aksamalara neden olabileceği, öngörülen yeni düzenleme ile alanların tahrip olma şiddetinin artacağı ve kısa zamanda büyük olumsuzluklara neden olacağının öngörüldüğü, alanlarda günübirlik veya kesikli kırsal yerleşime veya tesislerine (bungalov vb.) izin verilmesinin, alanlardaki orman yangını riskini arttıracağı, (4) ve (6) nolu alanlarda çok kısa mesafede yükseltinin 0'dan 1000 m'ye çıkan ve eğimin yüzde 30'un üzerinde yer alan, (3) ve (5) nolu alanlarda ise arazi keşfinde de görülen sığ toprak yapısında yayılış gösteren kızılçamların bulunduğu, alanların birinci derece yangın riskinin olduğu, bu durum göz önüne alındığında, alanda insan faaliyetlerini arttırıcı yönde yapılacak statü değişikliklerinin alanlardaki yangın riskini çok daha fazla arttırdığı, arazi yapısı nedeniyle muhtemel yangının yayılması ve şiddetini arttırmasının beklendiği ve söndürülmesinin de güçleştiği, yangından sonra sığ toprak yapısı nedeniyle alanın restorasyonunun doğal yollardan gerçekleşmesinin zor olduğu, insan müdahalesiyle gerçekleştirilecek çalışmalarda ise doğrudan denize sınırı olması sebebiyle gerçekleşecek toprak ve kül erozyonunun deniz ekosistemleri üzerinde tehdit oluşturacağının düşünüldüğü, bununla beraber, alanda, yağışlı dönemde 800 mm'nin üzerine çıkan yağışın, dik yamaçlara örtü görevinde bulunan ağaç ve çalı formlarının tahribi ile toprakla direk temas ettiğinde geçirimsiz bir yüzey oluşturarak ve ani sel ve taşkınlara neden olabileceği, bu durumda, hali hazırda sığ olan toprak yapısı nedeniyle bitki yetişmesinin elverişsiz hale gelebileceği aynı zamanda yerel halkın sosyo ekonomik yaşamının olumsuz etkilenebileceği, alanın güney kısmının çoğunluğunda peridotit ana kayası bulunduğu, peridotitin yüksek oranda krom, nikel ve demir içerdiği, bununla beraber tarımsal faaliyetlerde kullanılan kimyasal gübreler ile toprakta, tatlı suda ve denizde bu oranların artış gösterme ihtimalinin çok yüksek olduğu, alanın 6 numara ile çevrilmiş kısmında yer alan Akbük koyunda yıne nadir türlerden olan Halep çamının (Pinus halepensis) bulunması ve bu türün uluslararası doğa koruma birliği (IUCN) kategorisine göre kırılgan (VU) statüsünde olmasının da bu alanlardaki 1.derece sit alanı korunumunun önemini ortaya koyduğu, bu alanda yapılan arazi keşfinde, turizm faaliyetlerinin alana büyük zararlar verdiğinin gözlemlendiği, tatlı su zonları, tuzcul bataklık ve azmak kıyılarının toprak veya molozlarla doldurulduğu, otoparka, kafeye veya restoran gibi ticari kullanım alanlarına çevrildiğinin görüldüğü, sonuç olarak, Gökova körfezinin büyük bir kısmı birinci derece sit koruma statüsünde iken bile bu denli zarar görmüşken, bu alanların koruma statüsünün düşürülerek nitelikli doğal koruma alanı statüsüne dönüştürülmesinin burada ekosistemler üzerinde zaten var olan tahrip ve baskının artmasına ve nihayetinde biyolojik çeşitlilik başta olmak üzere alanda birçok tahribata yol açacağının öngörüldüğü değerlendirmesi yapılmıştır. Alanın Harita Mühendisliği bakımından değerlendirilmesinde; alanın, mülkiyet ve koruma alanı sınırlarının verisel yapısı incelendiğinde, içerisinde yerleşim yeri ve özel mülkiyete konu taşınmaz oranın çok az olduğu, ağırlıklı olarak orman alanı ve hazine arazilerinden ibaret bir mülkiyet dokusunun bulunduğu, yerleşim yeri olarak kullanılan bölgelerin söz konusu koruma alanı sınırlarına komşu olduğu ve alan dışında kaldığının görüldüğü, bunun dışında dava konusu işlem ve ekinde yayımlanan sınır koordinat çizelgesinde yer alan koordinatların Datum ve Dilim Genişliği bilgilerinin var olduğu, arazi ve harita ile ilişkilerinin doğru olduğunun yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda tespit edildiği belirtilmiştir. Sonuç olarak; dava konusu işlemin ekolojik açıdan, karara dayanak oluşturan ETBAR'ın, alanın tamamı görülmeden hazırlandığı, ülkemizin güneybatı bölgesinde özel ormanlar oluşturan endemik sığla (Ligwidambar orientalis) bitki çeşitliliğinin raporda yer almadığı, omurgasız ve küçük omurgalılar hakkında da yeterli bilgilerin bulunmadığı, floristik açıdan, Muğla ili ve Milas ilçemizden adını alan (Fritillarla muglaci, Fritillarla milasense) türlerinin listede olmadığı, ağaçsı türlerden fıstık çamı ve halep çamının (Pinus pinea ve Pinus halepensis) bulunmamasının büyük eksiklik olduğu, ETBAR'da 174 kadar bitki listelenirken, alanda içerisinde çalışma yapılan daha dar bölgelerde bile 700'ün üzerinde bitki listelendiği, tarımsal açıdan, (işletme büyüklükleri, gübre-pestisit-sulama gibi girdi kullanımları, mekanizasyon durumu vb) ilgili herhangi bir bilgi bulunmadığından, dava konusu alanla ilgili alınan kararların etkilerinin ne yönde olabileceği konusunun meçhul olduğu, alanın %80'inin orman ve makilik alan olmasına rağmen Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunu hazırlayan uzman ekibin içinde bir orman mühendisinin bulunmamasının büyük eksiklik olduğu, Gökova körfezinin büyük bir kısmı birinci derece doğal sit koruma statüsünde iken bile bu denli zarar görmüşken, bu alanların Nitelikli Doğal Koruma Alanı statüsüne dönüştürülmesinin burada ekosistemler üzerinde zaten var olan tahrip ve baskının artmasına ve nihayetinde biyolojik çeşitlilik başta olmak üzere alanda birçok tahribata yol açacağının öngörüldüğü, söz konusu alanın büyük bir kısmının tatlı ve tuzlu sularla çevrili olduğu, dava konusu alanlarda bulunan tüm kıyıların ve sulak alanların sadece yerleşim yerleri ve çevresinin Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak belirlenmesi ve kıyı boyunca yer alan tüm alanların ve dava dilekçesi ekinde yer alan haritada Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak gösterilen (1,3,4,5,6,7) nolu alanlar içerisinde yer alan tüm sulak alanların “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak belirlenmesi ve tescil edilmesinin gerektiği, ETBAR çevre mühendisliği açısından değerlendirildiğinde; çevre mühendisliğinin uzmanlık alanına giren konularda (nüfus, yerleşim, su, kanalizasyon, katı atık vb.) bilgiler içermediği, Yönetmelikte belirtilen pek çok çalışmanın (rehabilitasyon, iyileştirme) altlığını oluşturmak üzere hazırlandığı, bu nedenle, özellikle yerleşim ve insani kullanım alanlarında daha küçük sınırlar üzerinde değerlendirme yapılmasının beklenildiği, ETBAR'da, sit alanında belirlenen antropojenik baskıların önemli bir bölümünün, yanlış idari tasarruflar nedeni ile oluştuğu, engellenebilir ve rehabilite edilebilir boyutta olduğu, koruma derecesini düşürmek yerine iyileştirme çalışmalarına öncelik verilmesi gerektiği, mevcut durumda tanımlı Gökova Sit Alanını, Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda önerildiği gibi büyük alanlara bölmek yerine, Kesin Korunacak Hassas Alan içerisinde, sınırlı sayıda, sınırları belirlenmiş Nitelikli Doğal Koruma Alanı veya Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları tanımlanmasının Gökova Sit Alanı için uygulanması gereken bilimsel bir yaklaşım olacağı, ETBAR'ın jeolojik ve jeomorfolojik açıdan; dava konusu alanı yeterli düzeyde temsil etmediği ve bu konular ile ilgili değerlendirmelerin yetersiz ve eksik olduğu, rapor kapsamında gerçekleştirilen jeolojik ve jeomorfolojik çalışmaların, ilgili mevzuat hükümleri ile belirtilen ölçek ve sınırlar (drenaj alanı, havza) dikkate alınarak yapılmadığı, Hidrojeoloji Mühendisliği açısından; raporda, dava konusu alanın hidrolojik ve hidrojeolojik yapısına, alandaki su kaynaklarının (yerüstü ve yeraltı suları) konum ve zaman içinde miktar ve kalitesinde meydana gelen değişimlere, ekosistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem (yerüstü-yeraltı suyu) arasındaki etkileşimlere ilişkin hiçbir değerlendirmeye yer verilmediği, Gökova Sit Alanının belgelendirilmesinin ETBAR'da doğru yapılmadığı, buna neden olan unsurlardan birinin Analitik Hiyerarşi Prosesinin kurgusu olduğu ve tekrar yapılması gerektiği, Peyzaj yönünden alanın yeterince irdelenmediği, sonuçta değerlendirmelerin yetersiz kaldığı, bu durumda; dava konusu olan 16.03.2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe, 17.01.2018 tarihli ve 2018/1/1264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın yeterli olmayan eksik “Gökova Sit Alanını Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu”na dayandırılarak alınmış olması, ekolojik, zoolojik, floristik, ormancılık, tarımsal, çevre, peyzaj, hidrolojik ve hidrojeolojik açılardan yeterli olmayan rapora dayandırılarak alanın statülerinin, yeniden bilimsel bir araştırma yapılmaksızın değiştirilmesinin kabul edilemez olduğu, alanın yeniden yeterli uzmanlar tarafından ve en azından iki yıllık bir bilimsel araştırma yaptırılarak sınırların yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, rapordaki bilimsel verilerin hukuken kabul edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olduğu anlaşıldığından, rapora yapılan itirazlar, raporu kusurlandıracak nitelikte görülmemiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile bilirkişi raporunun ve dosyada yer alan diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu, 17.01.2018 tarihli, 2018/1/1264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının dayanağı niteliğinde olan Gökova Sit Alanları Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda; bölgedeki ekosistemlerin en tipik ve en yaygın türlerinin yer almadığı, Raporun, alanın flora ve faunasını yansıtmadığı, biyoçeşitlilik açısından verilerin doğru ve eksiksiz olması gerektiği, değerlendirme konusu alanın %80'inin orman arazisi olması karşısında, bölgede bulunan orman envanterinin ve tarım alanlarının değerlendirilmesine yönelik bir uzmanın ETBAR'ı hazırlayan proje ekibi içerisinde yer almadığı, bölgenin jeolojik ve jeomorfolojik açıdan yeterli düzeyde irdelenmediği, yapılması gereken ölçek ve sınırların (drenaj alanı, havza) dikkate alınmadığı, alanın hidrolojik ve hidrojeolojik yapısına ilişkin değerlendirmeye yer verilmediği, bölgede bulunan sulak alan ve deltaların irdelenmediği, alandaki su kaynaklarının (yerüstü ve yeraltı suları) konum ve zaman içinde miktar ve kalitesinde meydana gelen değişimlere ilişkin değerlendirmenin yapılmadığı, ekosistem ile hidrolojik/hidrojeolojik sistem (yerüstü-yeraltı suyu) arasındaki etkileşimlere yönelik değerlendirmeye yer verilmediği, Raporun, alanın peyzaj özelliklerini temsil etme açısından yetersiz olduğu, ekolojik temelli bulguların yetersiz olduğu, ETBAR'da antropojenik etkilerin yönetilmesine veya iyileştirmesine yönelik bir tespit ve iyileştirme planının yer almadığı, alanın, yapılan yeni değerlendirme neticesinde, mevcut doğal sit alanı büyüklüğünde rakamsal değişiklik olmamış gibi görünse de yeni tescil kararı ile karasal alanda daralma, denizel alanda genişleme olması nedeniyle rakamların benzer göründüğü, karasal alanda yapılan sit statü değişikliğinin, deniz ekosistemine de yük getireceği, yeni tescil kararı ile Kesin Korunacak Hassas Alan olarak tescil edilmiş kısımlar ile Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil edilmiş olan alanlar arasında tescil gerekçelerini ortaya koyabilecek; bitki örtüsü, eğim, arazi kullanımı, antropojenik etki vb sebeplerden kaynaklanabilecek farklılıklar bulunmadığı, Bilirkişi raporunda yer verilen tespitler dikkate alınarak, bölgenin Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte yer alan ilke ve esaslara göre yeniden değerlendirilmesinin gerektiği gerekçeleriyle dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 16/03/2018 günlü, 30362 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, Muğla İli, Menteşe, Milas, Marmaris ve Ula İlçelerinde bulunan, karar eki harita ve listelerde sınır ve koordinatları gösterilen bazı alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 17/01/2018 günlü, 2018/11264 sayılı Bakanlar Kurulu kararının İPTALİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...- TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 11/12/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.