Başvuru, kanun yolu başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kanun yolu başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Kooperatifin 15/5/2016 tarihli Genel Kurulunda alınan kararların bir kısmının iptali için dava açılmış ve öncelikle telafisi imkânsız zararların oluşmaması için 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun maddesi kapsamında Genel Kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması istenmiştir. Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi (Mahkeme) 3/1/2017 tarihli kararla talebin kısmen kabulüne ve iptali talep edilen Genel Kurul kararlarının bir kısmı hakkında yürütülmesinin geri bırakılmasına -iki hafta içinde istinaf yolu açık olmak üzere- karar vermiştir. Başvurucu istinaf talebinde bulunmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 28/3/2017 tarihli kararla istinaf dilekçesinin reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; esas dava devam ederken yapılan ihtiyati tedbir başvurusunun ilk derece mahkemesince kabulü hâlinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen itiraz prosedürünün gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. İtiraz prosedürü işletilmeden yapılan istinaf başvurusunun başvuru şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Mahkeme, itiraz incelemesini yapmış ve 24/5/2017 tarihli kararla icranın geri bırakılması kararını değiştirecek delil, belge sunulmadığı gibi şartların da değişmediğini belirterek itirazın reddine -iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere- karar vermiştir. Başvurucu istinaf talebinde bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesi 31/1/2018 tarihli kararla istinaf başvurusunu kabul etmiştir. Mahkeme ilk derece mahkemesi kararının gerekçesini düzelterek 3/1/2017 tarihli ihtiyati tedbir kararına itirazın süre aşımı nedeniyle reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince istinaf kanun yolu açık olarak verilen 2017 tarihli karar üzerine davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de işbu dilekçenin ihtiyati tedbire itiraz dilekçesi olarak kabul edilip HMK'nin 394/ maddesine uygun şekilde işlem yapılarak bir karar verilmesi gerektiği 2017 tarihli kararımızda belirtilmiştir. Söz konusu karar uyarınca dilekçenin ihtiyati tedbir kararına itiraz dilekçesi olarak nitelendirilmesi gerektiği açıktır. Dolayısıyla bu itirazın da süresinde yapılması gerekmektedir. Mahkemenin 2017 tarihli kararında, teminat yatırıldığında karardan bir örneğin davalı kooperatif, davalı kooperatifin yönetim kurulu üyelerine tebliğine hükmedilmiştir. Teminat 2017 tarihinde yatırılmış, bu tebligatların en sonuncusu da 2017 tarihinde yapılmıştır. İtiraz dilekçesi ise 2017 tarihinde verilmiş olup yasada belirtilen 1 haftalık hak düşürücü süre kaçırılmıştır. (Yargıtay H. 2013/15593 E., 2013/20628 K., 2013 T.) İlk Derece Mahkemesince bu gerekçe ile itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de HMK'nin 353/1-b-2 maddesi hükmüne göre, sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmektedir." Başvurucuya istinaf kararı 27/2/2018 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 26/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun maddesişöyledir: “Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.'' 6100 sayılı Kanun'un ''İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: ''(1) İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. (2) Miktar veya değeri binbeşyüz Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda binbeşyüz Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü binbeşyüz Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz. (5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir...." 6100 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:…ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.…” 6100 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:''(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. (2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.'' 6100 sayılı Kanun’un ''İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz'' kenar başlıklı maddesinin (2) ve (4)numaralı fıkraları şöyledir: "...İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/42 md.) Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir....İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkının Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı önüne getirme hakkının güvence altına alındığını (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), Sözleşme'nin maddesinde, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkının güvence altına alınmadığını ancak devletin kendi takdirine bağlı olarak taraflara kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı tanıması durumunda, kanun yolu başvurusunu inceleyen mahkeme önünde uygulanan muhakeme usulünün bu ilkelere uygun olması gerektiğini belirtmiştir (Delcourt/Belçika, B. No: 2689/65, 17/1/1970, § 25). AİHM, mahkemeye erişim hakkına yönelik birtakım sınırlandırmaların kabul edilebileceğini ancak sınırlamaların meşru bir amaca yönelik olmadığı veya kullanılan yöntem ile ulaşılması hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, kısıtlamaların Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasına uygun olmayacağını belirtmiştir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57). AİHM; ulusal hukuk kurallarını yorumlama görevinin yerel mahkemelere ait olduğunu, AİHM'in rolünün bu yorumların Sözleşme ile uyumluluğunu denetlemekle sınırlı olduğunu, bu durumun kanun yolu başvurusunda öngörülen süre sınırlamaları ile ilgili yapılan yorumlar açısından da geçerli olduğunu, süreye ilişkin kuralların adaletin ve özellikle de yasal kesinliğin düzgün şekilde uygulanmasını amaçladığını (Pérez De Rada Cavanilles/İspanya, B. No: 28090/95, 28/10/1998, §§ 43, 45), bununla birlikte mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).