T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1381 KARAR NO : 2026/468 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17.07.2025 NUMARASI : 2025/227 Esas 2025/713 Karar DAVANIN KONUSU : İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Tutanağının İptali KARAR TARİHİ : 17.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17.03.2026 İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.07.2025 tarih 20…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1381 KARAR NO : 2026/468 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17.07.2025 NUMARASI : 2025/227 Esas 2025/713 Karar DAVANIN KONUSU : İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Tutanağının İptali KARAR TARİHİ : 17.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17.03.2026 İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.07.2025 tarih 2025/227 Esas 2025/713 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... plaka sayılı aracın müvekkili şirket nezdinde 96514453/0 sayılı ve 01/03/2024-01/03/2025 vadeli Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, 30.08.2024 tarihli tek taraflı trafik kazasında .... plaka sayılı araçta yolcu konumunda olan ....'ün vefat ettiğini, ...'ün hak sahiplerinden kızı ...'e vekaleten Av. ...'in 04.10.2024 tarihinde destekten yoksun kalma tazminatı talebi ile müvekkili şirketin ilgili birimine başvuru yaptığını, müvekkili nezdinde 2428333-0 numaralı hasar dosyası açıldığını, davalının başvuru tarihinde bekar olduğunu, soyadının ... olduğunu, 22 yaşına kadar annesinden desteğinden mahrum kalacağı için müvekkili şirket tarafından usule uygun olarak destek süresi 22 yaşında kesilecek şekilde tazminat hesabı yapıldığını, hesaplanan tazminat tutarının başvuran vekiline müvekkili şirket tarafından 07.10.2024 tarihinde avukat ataması gerçekleştirildiğini, müvekkili şirket tarafından . ... için 122.382,90-TL tazminat hesaplandığını, hatır taşıması ve müterafik kusur indirimleri uyarınca %30 indirim uygulanarak 85.668,03-TL tazminat tutarı dikkate alınarak ilk teklifin 08.10.2024 tarihinde sunulmuş olduğunu, müvekkili şirkete vekaleten Av. ... ve davalıya vekaleten Av. ...'in tazminat hesabı ve süreç hakkında görüşmeler yaptıklarını, 11.11.2024 tarihli ve teklifin akıbeti için olumlu ya da olumsuz dönüş yapılmadığını, 27.01.2025 tarihine kadar askıda kaldığını, 27.01.2025 günü Av. ... tarafından 11.11.2024 tarihli 85.000,00-TL tazminat ve 22.500,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 107.500,00-TL'nin ödenmesine ilişkin teklifin kabul edildiğinin bildirildiğini, tarafların ortak irade ve talebi üzerine ihtiyari arabuluculuk sürecine başvurulduğunu, ihtiyari arabuluculuk süreci tamamlanarak 30.01.2025 tarihli tutanak taraflar arasında imzalandığını, Av...'nin imzalanan tutanakları ve gerekli evrakları müvekkil şirkete bildirdiğini, tazminat tutarı ve vekalet ücretinin 28.02.2025 tarihine kadar ödeneceğinin taahhüt edildiğini, bu aşamaya kadar tüm süreç görünürde usule uygun iken, davalı vekili Av. ... tarafından 23.11.2024 tarihinde destekten yoksun kalma talebi ile sigorta tahkim komisyonuna başvuru yapıldığı, 19.01.2025 günü tahkim dosyasından kök rapor alındığı, 24.01.2025 günü tahkim dosyasından ek rapor alındığı ve 5.290,00-TL tazminat hesap edildiğinin anlaşlıdığını, tahkim dosyasından 5.290,00-TL tazminat hesaplanmasının nedeninin, davalının 11.10.2024 tarihinde evlenmesi ile tazminat hesabında esas alınacak destek süresinin evlenme tarihinde kesilmesi olduğunu, davalının, müvekkili şirkete başvuru tarihinde evli olmadığı için destek süresi 22 yaşına kadar hesaplanarak ihtiyari arabuluculuk aşamasında 85.000,00-TL tazminat ve 22.500,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 107.500,00-TL ödeme yapmayı taahhüt ettiğini, davalı vekilinin 24.01.2025 tarihli raporunu gördüğünü ve kendisine sunulan teklifi fırsat bilerek 27.01.2025 tarihinde Av. ....'ye anlaşma iradesini bildirdiğini, 30.01.2025 tarihinde ihtiyari arabuluculuk tutanakları imzalandığını, tahkim dosyasında Av...'nin vekil olmadığını, müvekkili şirketin raporu inceleyerek davalının evli olduğunu, gerçekte ödeme yapılması gereken tutarı öğrenmesi için makul süre geçmediğini, davalının aldatıcı eylemlerinin müvekkili iradesinin yanılmasına neden olduğunu, gerçek durumun tutanaklar imzalandıktan sonra anlaşılabildiğini, davalının müvekkili şirkete; davalının bekar olarak göründüğü nüfus kaydı ile başvuru yaptığını, başvurudan 6 gün sonra evlendiğini bildirmediğini, ihtiyari arabulcuuluk mutabakat sürecinde evliliği gizlediğini,tutanakları dahi bekarlık soyadı olan "..." olarak imzaladığını beyan etmekle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulüne, müvekkil şirketin iradesinin sakatlandığı göz önünde bulundurularak, 30.01.2025 tarihli ve Arabuluculuk Daire Başkanlığının 2024/69490 ihtiyari arabuluculuk numaralı tutanağının iptaline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davacı şirketin sigortalısı olmayıp 3. kişi konumunda olduğunu, bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, davacı taraf ile ihtiyari arabuluculuk yapıldığını, tarafların müşterek mutabakatı ve iradeleri üzerine anlaşma sağlandığını, ihtiyari arabuluculuk teklifinin sigorta şirketi tarafından geldiğini ve talep ettikleri tüm belgelerin kendileri ile paylaşıldığını, müvekkilinin sonrasında evlendiği olgusuna ilişkin olarak müvekkilinin medeni durumunu paylaşma zaruriyeti mecbur bulunmamakla birlikte sigorta şirketi tarafından da arabuluculuk sürecinde de buna ilişkin evrakların istenilmediğini, sigortaya başvuru sürecinde tüm evrakların iletildiğini, devamında sigorta şirketi tarafından eksik olan belgerin istenilerek sigorta şirketi tarafından davalı müvekkilin yönlendirilmesi gerekmekte iken sigorta buna ilişkin eksik araştırma yaparak bir yönlendirme yapmamış olup anlaşma tutanağının iptalinin haksız yere istendiğini, davalının sigorta şirketine başvuru esnasında bekar olduğunu, annesinin vefat ettiği kaza tarihinde de bekar olduğunu, tazminat hakkının doğduğu anda bekar olması nedeniyle medeni durumuna göre tazminatın hesaplanması gerektiğini, müvekkilinin evlenmiş olmasının sigorta şirketinin destekten yoksun kalma teminatı yükümlüğünü değiştirmediğini, sigortaya karşı destekten yoksun kalma tazminatı talebinin başvurusunun usule uygun yapıldığını ve buna mukabil sigorta tarafından destekten yoksun kalma tazminatı dosyası açıldığını, ilerleyen süreçte değişen her koşula ilişkin davalının anlık olarak medeni durumunu bildirme yükümlülüğünün olmadığını ayrıca evlilik halinin tazminatı değiştirdiğini de bilme gibi bir durumunun olmadığını, davacının davalının sigorta tahkim komisyonununda dava açtığını ve bu dava dosyası derdest iken ihtiyari arabuluculuk teklifine olumlu dönüş yapmasının hukuka aykırı olduğunu, arabuluculuk anlaşmasının avukatlar ile yapılmadığını, ....Şirketi ile ... arasında olduğunu, sigorta şirketinin sigorta tahkim komisyonu davasından haberdar olmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, sigorta şirketinin taraf olarak davadan haberdar olmadığı iddiası kabul edilemez olduğunu, sigorta vekilinin eksik araştırma yapmasının, şirket ile vekilin arasındaki iç ilişkiye dair olup 3. kişi olan davalı müvekkilini bağlamadığını beyan etmekle, davanın öncelikle görevsizlik nedeniyle usulden reddine,mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Dava konusu uyuşmazlığın ... plakalı araçta vefat eden ...'ün desteğinden yoksun kalan kızı davalı ...'in başvurusu üzerine açılan 2428333-0 numaralı hasar dosyasında yapılan hesaplama neticesinde belirlenen 85.668,03-TL destekten yoksun kalma tazminatı bedelinin davalı tarafa teklif edilmesi üzerine davalı ... vekilince yapılan geri dönüş uyarınca davacı sigorta şirketi ile davalı taraf arasında 85.000,00-TL maddi tazminat ve 22.500,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplamda 107.500,00-TL üzerinden 30.01.2025 tarihinde imzalanan Arabuluculuk Anlaşma Tutanağında yer alan bedellerin, davalı ... vekilince Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru kapsamında gerçekleştirilen yargılama faaliyeti çerçevesinde davalı ...'in 5.290,00-TL tazminat alacağının belirlenmesi üzerine davalı ...'in bekar nüfus kayıt örneği ile başvuru yapmasına rağmen başvurudan 6 gün sonra evlendiği, evliliğin arabuluculuk görüşmeleri sırasında davacı taraftan gizlendiği, tutanağın davalının ... soyadı ile imzalandığı, belirtilen sebepler dahilinde davacı sigorta şirketinin iradesinin aldatma sebebiyle sakatlandığı, evlilik durumunun davalı vekilince bilinebilecek hususlardan olduğundan bahisle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin talep edildiği, 30.08.2024 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası neticesinde ... plakalı araçta ...'ün vefat ettiği, müteveffa ...'ün kızı davalı ...'in annesinin desteğinden yoksun kadığı, davalı ... vekilince Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru kapsamında gerçekleştirilen yargılama faaliyeti çerçevesinde davalı ...'in 5.290,00-TL tazminat alacağının belirlenmesi üzerine davalı ...'in bekar nüfus kayıt örneği ile başvuru yapmasına rağmen başvurudan 6 gün sonra evlendiğinin tespit edildiği, davaya konu Arabuluculuk Anlaşma Tutanağının 30.01.2025 tarihinde tanzim edildiği, tutanakta davalının soyadının ... olarak yazıldığı, yine davalı vekili Av. ... tarafından mail vasıtasıyla davacı sigorta şirketine yapılan 04.10.2024 tarihli başvuru evrakında davalının soyadının ... olarak belirtildiği ve başvuru evrakına davalının evlenmeden önceki nüfus kaydının eklendiği, davalı ...'in ise 11.10.2024 tarihinde evlendiği, başvuru sonrası ve dahi arabuluculuk görüşmelerinin yapıldığı ve de anlaşma tutanağı düzenlendiği sırada evlenme durumunun davacı sigorta şirketine bildirilmediği, destek süresinin tespiti ile destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması açısından davalının medeni durumunun esaslı bir veri olduğu, başvuru tarihinde bekar olarak davalının, bekar olduğu nüfus kaydı ile yapılan başvurusu açısından evlenme durumunun davacı sigorta şirketine bildirilmesi gerektiği, davalının evlendiğinin bildirilmemesi çerçevesinde evlilik hususunun arabuluculuk görüşmeleri sırasında davacı sigorta şirketinden gizlendiği kanaatinin hasıl olduğu, belirtilen sebepler dahilinde davacı sigorta şirketinin iradesinin aldatma sebebiyle sakatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince davaya cevap ve beyanların incelenmeksizin hüküm kurulduğunu, ihtiyari arabuluculuk sürecinin tarafların mutabakat ve iradeleriyle anlaşma sağlanarak sonuçlandığını, ihtiyari arabuluculuk teklifinin davacı taraftan geldiğini, davalının evlendikten sonra medeni durumunu paylaşma mecburiyeti bulunmadığını, arabuluculuk sürecinde davacı tarafça buna dair evrakların talep edilmediğini, sigorta tarafından davalının yönlendirilmesi gerekirken sigortanın eksik araştırma yaparak anlaşma tutanağının iptalini haksız yere istediğini, davalının sigorta şirketine başvurusu sırasında bekar olduğunu, annesinin vefat tarihi itibariyle de bekar olduğunu, tazminat hakkının doğduğu anda bekar olması nedeniyle medeni durumunun değişmesinin tazminat yükümlülüğünü değiştirmeyeceğini, değişen bir koşul nedeniyle tazminat miktarının değişmeyeceğini, davalının sürekli olarak medeni haline ilişkin sigorta şirketini bilgilendirme zorunluluğu bulunmadığını, bu nedenle sigorta şirketinin irade bozukluğu iddiasının dinlenemeyeceğini, sigorta şirketinin tahkim komisyonunda açılan davadan bilgi sahibi olmadığın iddiasının gerçeği yansıtmadığını, taraflar yargılamanın her aşamasında ihtiyari arabuluculuk yapabileceğini, sigorta tahkim komisyonunda dava aşamasındayken ihtiyari arabuluculuk sürecinin yürütülerek tahkim davasının sulh nedeniyle konusuz kaldığına dair karar verildiğini, sigorta şirketinin eksik araştırma yapmasının kendi iç ilişkisine dair olduğunu, ilk derece mahkemesinin değerlendirmelerinin hukuken hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18. Maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: "(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." Bu düzenlemeyle kanun koyucu arabuluculuk anlaşma belgesindeki anlaşmanın iptal edilmesine ilişkin bir yasak getirmemiş olup hükmün amacı, arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olması hâlinde aynı konularda dava açılamayacağının düzenlenmesidir. 6325 sayılı Kanun'un 3. maddesinde arabulucuya başvurunun, sürecin devamının ve sonlanmasının iradiliğinden bahsedilmektedir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. 5/1'e göre taraflar bu sürecin içine zorla dahil edilemezler. İradilik ilkesi ihlal edilen arabuluculuk görüşmeleri ve bu doğrultuda düzenlenen tutanaklar, taraflardan birinin gabine uğramasına sebebiyet vereceği veya zarar uğratacağından arabuluculuk kurumunun kötüniyetle kullanılmasının önüne geçmek açısından bu maddeler kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca arabulucu görevini ifa ederken özenli ve tarafsız olmak zorundadır. Bir tarafın kandırıldığı, hataya düşürüldüğünü fark etmesi ve bu duruma müdahale etmesi onun görevi ve sorumluluklarından bir tanesidir. Arabuluculuğa ilişkin düzenlemelerin yanısıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 37. maddesinde; “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.” şeklinde amir bir hüküm bulunmaktadır. Arabuluculuk tutanağı nitelik olarak bir sözleşme olup arabuluculuk tutanağı düzenlenirken genel geçer sözleşme hükümleri olan TBK'nın 1, 26 ve 27. maddeleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Açıklanan maddeler uyarınca arabuluculuk tutanağının iptali söz konusu olabilecektir. Fiil ehliyetsizliği, irade fesadı gibi iddialar somut bir şekilde kanıtlanabilir olmalıdır.(Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 16.06.2025 tarih 2022/15677 Esas 2025/9369 Karar sayılı ilamı) Eldeki uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 30 ve devam maddelerinde düzenlenen irade fesadı hâlleri arasında yer alan aldatma 36. madde hükmünde; “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde açıklanmıştır. Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Yanılma (hata) ise; irade ile beyan arasında istemeyerek meydana gelen bir uyumsuzluk hâlidir. Hatada yanılma, hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur. Aldatmanın (hilenin) varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart aldatma fiilidir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez (6100 sayılı Kanun madde 36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; aldatma kastıdır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmaya sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise illiyet bağıdır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (Eren, s. 414 vd., HGK'nın 17.05.2022 tarihli ve 2019/1-830 Esas, 2022/653 Karar, 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları). Ancak, hile üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Böyle bir durumda kural olarak aldatılan taraf sözleşme ile bağlı ise de üçüncü kişinin hilesini karşı taraf sözleşmenin yapıldığı sırada biliyor ya da bilmesi gerekiyor ise aldatılan taraf sözleşmenin iptalini isteyebilir. Taraflardan biri diğer tarafı hileyle sözleşme yapmaya yöneltmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarih 2024/1-46 Esas 2025/282 Karar sayılı ilamı) Açıklanan maddi ve hukuki vakıalar çerçevesinde somut olayın incelenmesinde, davacı ... vekili Av....'in davacı sigorta şirketine zararının karşılanması talebiyle 04.10.2024 tarihli yazılı başvurusu sonrasında davacı ...'in 11.10.2024 tarihinde evlendiği, sabit olup, uyuşmazlık konusu 30.01.2025 tarihli ihtiyari arabuluculuk son tutanağının davalının 22 yaşına kadar destek göreceği varsayımına dayalı olarak yapılan hesaplama sonucu düzenlendiği, davalının henüz 22 yaşına ulaşmadan 11.10.2024 tarihinde evlenmesiyle 19 yaşında desteklikten çıktığı halde arabuluculuk sürecinde davacı sigortaya bu duruma dair bilgilendirme yapılmamış olduğu, yukarıda alıntılanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da değinildiği üzere aldatmanın hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde gerçekleştirilebileceği, somut uyuşmazlıkta davalı tarafça yazılı başvurudan kısa bir süre sonra evlenme gerçekleştirildiği halde gerek yazılı başvuru sürecinin gerekse yazılı başvuruya esas belgeler dikkate alınarak yürütülen ihtiyari arabulucuk sürecinde davacı sigorta şirketi nezdinde davalı zarar görenin destek alma süresine dair hatalı kanının devamının sağlandığı, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre destek zararının fiili durum(ölüm, evlenme, desteklikten çıkma vb.) dikkate alınarak hesaplanması gerektiği, davalının medeni halinde meydana gelen değişiklik nedeniyle desteklikten daha erken çıktığı halde bu durumun davacı sigortayla paylaşılmaksızın başvuru anındaki nüfus kayıtlarına göre destek zararı hesaplanmasının irade fesadı altında gerçekleştiğinin kabulü gerektiği değerlendirilmekle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince toplanan delillerin dosya kapsamına uygun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, uyuşmazlıkta sigorta hukukunun uygulanacak olması nedeniyle mahkemenin görevli olmasına, davacının medeni halinin tazminat hesaplamasında esaslı bir veri olması nedeniyle yazılı başvuru sonrasında değişikliğin gizlenmesinin pasif davranışla davacı şirketi irade fesadına uğratacak nitelikte olmasına, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda belirtilen yönlerden bir hukuka aykırılık bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'nin peşin alınan 1.835,83 TL'den mahsubu ile fazla yatan 1.103,83 TL harcın istek halinde davalıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 17.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.