Başvuru, menfi tespit davasında davacı tanıkları dinlendiği hâlde davalının tanık dinletme talebinin gerekçesiz reddedilmesi, delillerin hatalı değerlendirilmesi ve davanın sonucuna etkili olabilecek bir iddia incelenmeden yetersiz gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; menfi tespit davasında davacı tanıkları dinlendiği hâlde davalının tanık dinletme talebinin gerekçesiz reddedilmesi, delillerin hatalı değerlendirilmesi ve davanın sonucuna etkili olabilecek bir iddia incelenmeden yetersiz gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 17/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/2/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 26/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 29/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; Batman İcra Müdürlüğünün 2004/3573 sayılı dosyasında borçlu N.Ç. aleyhine, bonoya dayalı olarak000 TL asıl alacak, 520 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 520 TL alacağın tahsili için kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatmıştır. Borçlu (davacı) N.Ç., söz konusu takibe konu senetten kaynaklanan borcu bulunmadığı iddiasıyla başvurucu aleyhine Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 22/3/2005 tarihinde menfi tespit davası açmıştır. Davacı N.Ç. dava dilekçesinde eşinin başvurucudan 000 Alman markı alacağı bulunduğunu, eşinin cezaevinde olması sebebiyle alacağın tahsiliyle kendisinin ilgilendiğini, başvurucunun borcun bir kısmına karşılık kendisine köyde taşınmaz satın almayı teklif etmesi üzerine başvurucuya tapu devir işlemi için vekâletname ve tapu masrafları için bir miktar para gönderdiğini, başvurucunun taşınmazın bedelinin devir tarihinde belirleneceğini söylerek bedel belirlenene kadar kendisinden bir senet istediğini, boş bir senedi imzalayarak başvurucuya verdiğini, başvurucunun taşınmazları aldığını belirterek üç adet tapuyu kendisine verdiğini ancak tapuların sahte olduğunu, boş olarak verdiği senedi başvurucunun doldurup kambiyo senedi hâline getirdikten sonra icraya koyduğunu belirterek icra takibi nedeniyle başvurucuya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, yargılama sürecinde davacının bildirdiği tanıkları dinlemiş; başvurucunun tanık dinletme taleplerini ise 6/7/2006 ve 20/2/2007 tarihli duruşmalarda herhangi bir gerekçe belirtmeden reddetmiştir. Yargılama sonunda Mahkeme 12/11/2009 tarihli ve E.2005/106, K.2009/400 sayılı karar ile takip konusu senedin tapuları sahte çıkan taşınmazların satın alımıyla ilgili olarak ve hileyle verildiği iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Davacı davasını hile iddiasına dayandırmıştır. Hile bir kimsenin gerçek durumu bilmesi halinde yapılmasına muvafakat etmeyeceği bir muameleye muvafakatini sağlamak için teşebbüs edilen fiil ve hareketlerle, bu yolda sarf edilen sözlerdir. Somut olayda davalının davacının gayriresmi eşine olan 000 DM borcunu ödemek için bir taşınmazını devrettiği, kalan kısmı için de köyde taşınmazlar satın almayı teklif ettiği, davacının davalıya satın alınacak taşınmazlar için tapu masraflarına karşılık parça parça toplam 000 DM havale yoluyla gönderdiği, satın alınacak taşınmazın satış bedeli belirlenmediğinden bedel belirlenene kadar senet vermesini istediği, bu nedenle icra takibine konu senedin isim, rakam ve tarih kısımları boş olarak imzalanarak davalıya verildiği iddia edilmektedir. Tapu masraflarına karşılık yapılan masraflar için muhtelif banka şubelerine yazılar yazılmış, iddia edilen işlem ile ilgili kayıt bulunamamıştır. Davacı vekili 10/09/2009 tarihli duruşmada, davacı tarafından havale işlemi yapıldığı ancak araştırmalarına rağmen kayıtları çıkaramadığı açıklanmıştır. İcra takibine dayanak alınan senedin, TTK.’nun maddesinde öngörülen zorunlu unsurları içerdiğinden “bono” niteliğinde kambiyo senedi olduğu anlaşılmaktadır. Bono, soyut borç ikrarı içeren senettir. Soyut borç ikrarı içeren senedin bedelsizliğini lehdara karşı ileri süren taraf, önce senedin belli bir sebebi olduğunu, sonra da bu sebebin gerçekleşmediğini HUMK’nun 288 ve devamı maddeleri gereğince yasal ve yazılı delille kanıtlamak durumundadır. Dinlenen tanık . senedin taşınmaz satışına karşılık verildiği yolunda ifade vermiştir. Tanığın ifadesi takip konusu senedin, hangi taşınmaz ya da taşınmazların satın alınışı ile ilgili olduğu yolunda bir açıklık taşımamakta olup, davacının hile iddiasını kanıtlar nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır. Çünkü taraflar arasında başka taşınmaz devri de gerçekleştirilmiştir. Davacı tarafça tapu masraflarına karşılık 000 DM’nin parça parça havale edildiği iddia edilmişse de, bu husus kanıtlanamamıştır.Davacı tarafça varlığı iddia edilen alacak davacının kendisine ait olmayıp, cezaevinde bulunan gayriresmi eşi B.ye aittir. Davacı, gayriresmi eşi B.nin vasisi değildir. Davacının gayriresmi eşinin alacağının tahsili için davalı ile bir kısım işlemler yapması, borçlu olduğunu iddia ettiği şahsa tapu masraflarına karşılık 000 DM göndermesi, ayrıca tamamen boş bir senedi imzalayarak vermesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Davalının sahte tapu senedi düzenlemek suçundan dolayı mahkum edilmiş olmasının, takip konusu senedin tapuları sahte çıkan taşınmazların satın alınması için davalıya verildiği iddiasını kanıtlar nitelikte olmadığı sonucuna varılmış, Ağır Ceza Mahkemesi kararının gerekçe kısmındatakip konusu senetten söz edilmediği de dikkate alınarak Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının Yargıtay’dan dönüşünün beklenmesine gerek görülmemiştir. HUMK.’nun maddesine uygun yasal ve yazılı delillerle takip dayanağı senedin Ağır Ceza Mahkemesine konu Bismil’de bulunan taşınmazların satın alınışı ile ilgili verildiği iddiasını kanıtlayamayan senet borçlusunun ancak karşı tarafa yemin teklif etme hakkı vardır. 10/09/2009 tarihli duruşmada davacı tarafa bu yöndeki iddiası yönünden yemin deliline dayanıp dayanmayacağı sorulmuş, davacı vekili 09/10/2009 tarihli dilekçesi ile yemin deliline dayanmayacaklarını açıklamıştır. HUMK.’nun 344 ve izleyen maddeleri gereğince yemin kesin delillerdendir. Davacının, takip konusu senedin hile ile tapuları sahte çıkan taşınmazların satın alınışı ile ilgili olarak verildiği iddiasını kanıtlayamadığı anlaşılmış, davanın reddine karar vermek gerekmiştir." Davacının temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/5/2010 tarihli ve E.2010/548, K.2010/6188 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında sahte tapu senedi düzenlemek suçundan Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 4/11/2010 tarihli ve E.2010/10529, K.2010/11437 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Bozma sonrası Mahkemenin E.2010/473 sırasına kaydedilen dosyada Mahkeme, bozma ilamına uyulmasına ve başvurucu hakkında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ceza davasının sonuçlanmasının beklenmesine karar vermiştir. Başvurucu, bozma sonrasındaki yargılama sürecinde 15/11/2011 tarihli dilekçe ile tanık dinletme talebinin daha önce iki kez gerekçesiz reddedilmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını belirterek isimlerini bildirdiği tanıkların dinlenmesini talep etmiş; hile iddiasına dayanan davanın ilgili Kanun'da öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmamış olması nedeniyle reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Mahkeme 27/12/2011 tarihli ve E.2010/473, K.2011/424 sayılı karar ile davanın kabulüne, başvurucu tarafından başlatılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, takip dayanağı senedin bedelsiz olduğunun tespitine, 000 TL kötü niyet tazminatının başvurucudan alınıp davacıya verilmesine karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir: "...Dosya kapsamına, toplanan delillere, celp edilen dosya içeriklerine, tarafların iddia ve savunmaları ile kamu davasında dinlenen tanık beyanlarına göre; davacı N.Ç.nin dava dışı B. ile birlikte yaşadığı, ... B.nin davalı Ali Yanar'dan alacaklı olduğu, B.nin cezaevine girmesi nedeniyle davacı Nurten Çelik'in bu alacakla ilgilendiği, bu borç ilişkisi nedeniyle davalı Ali Yanar'ın davacıya Ankara ili, Çankaya İlçesi, Murat Mahallesinde kain 7297 ada 15 nolu parseldeki taşınmazı 12/06/1998 tarihinde devrettiği, davalının bakiye borç için gayrimenkul alma teklifinde bulunduğu, davacının da bu teklifi kabul ettiği, adına gayrimenkul alması için davacının davalıya Bakırköy Noterliğince düzenlenmiş 05/06/2000 gün 15488 yevmiye nolu vekaletnamesiniverdiği,aradanbirsüregeçtiktensonradavalınındavacıyagayrimenkulleri aldığına dair 2 adet sahte tapu senedi getirip verdiği, ayrıca davacının davalıya masraf olarak 000 Mark para verdiği anlaşılmıştır. Düzenlendiği sırada hazır bulundukları anlaşılan tanıklar, A.B.nin Cumhuriyet Savcılığında 04/05/2005 tarihinde verdiği ifadesi ile aynı tanığın ve diğer tanık B.Ç.nin Mahkememizde verdikleri 17/05/2006 tarihli ifadelerinde: düzenlendiği sırada boş olarak verilen imzalı senedin sonradan bono haline getirilerek takibe dayanak yapıldığı açıklanmıştır.Batman İcra Müdürlüğünün 2004/3573 sayılı dosyasında takip dayanağı yapılan senet sahte tapular verilmek suretiyle aldatılarak davacının elinden alınmış, imzalı senet iken bono haline getirilerek kambiyo takibine dayanak yapılmıştır. Davalının davacıya verdiği tapuların sahteliği Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/108 esas, 2010/237 karar sayılı kararı ile sabittir. Davalı sahte tapular karşılığında davacıdan 000 Mark para ile icra takibine dayanak yaptığı boş ve imzalı senedi almıştır. Batman İcra Müdürlüğünün 2004/3573 takip sayılı dosyasında takibe dayanak yapılan imzalı senedin, bono vasfında olmadığı gibi bedelsiz olduğu dosyadaki delillerle davacı tarafından kanıtlanmıştır. Toplanan delillere tarafların iddia ve savunmalarına ve tüm dosya kapsamına göre davacının iddiası sabit olmuştur. Yukarıda açıklanan gerekçeye göre, davanın kabulü gerekir." Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/5/2012 tarihli ve E.2012/3291, K.2012/8113 sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:"Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ... karar verildi." Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 17/4/2013 tarihli ve E.2012/11430, K.2013/7213 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 13/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder. Hile ile haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.” 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. ...Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir....” 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun maddesi şöyledir: “Bono veya emre muharrer senet: Senet metninde (Bono) veya (Emre muharrer senet) kelimesini ve senet Türkçe'den başka bir dilde yazılmışsa o dilde bono karşılığı olarak kullanılan kelimeyi; Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödemek vaadini; Vadeyi; Ödeme yerini; Kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını; Senedin tanzim edildiği gün ve yeri; Senedi tanzim edenin imzasını;ihtiva eder.” 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değer leri dörtyüz milyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.” 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir: “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler dörtyüz milyon liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.”