Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) PKK terör örgütünün faaliyetleri kapsamında bir binaya molotofkokteyli atılması ile başlayan yangında on üç kişinin ölmesi, iki kişinin yaralanması ile sonuçlanan olay nedeniyle başlattığı soruşturma kapsamında başvurucu 25/4/1999 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucunun gözaltında tutulduğu tarihlerde yürürlükte olan mevzuata göre gözaltı sürecinde şüphelilere avukata erişim imkânı tanınmamaktadır. Soruşturma sürecinde müdafi görevlendirilmeksizin yer gösterme ve yüzleştirme işlemleri yapılmış, ayrıca emniyette başvurucunun ifadesi alınmıştır. Başvurucu bu işlemlerde eylem sırasında gözcülük yaptığını kabul etmiş, Başsavcılıkta alınan ifadesinde ise işkence altında verdiği önceki ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir. Soruşturma sonucunda Başsavcılık, devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleme suçundan başvurucunun cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir. İstanbul 3 No.lu DGM'de görülen kamu davasında başvurucu, gözaltında bulunduğu dönemde müdafi yardımı almaksızın verdiği ifadeleri kabul etmediğini belirterek hakkındaki suçlamayı reddetmiştir. 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kapatılmış, dosya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga maddesi ile görevli İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) devredilmiştir. Dava sonucunda başvurucunun dava konusu olayda gözcülük yaparak diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği sonucuna ulaşılmış ve atılı suçtan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkûmiyet kararında diğerlerinin yanı sıra başvurucunun soruşturma aşamasında müdafi hazır bulundurulmaksızın alınan ifadelerine dayanılmıştır. Hüküm, kanun yolu denetiminden geçerek 7/5/2009 tarihinde kesinleşmiştir. İç hukuk yollarını tüketen başvurucu, soruşturma sürecinde müdafi yardımından faydalandırılmaması ve müdafi yokluğunda gerçekleştirilen işlemlerin mahkûmiyet kararında delil olarak kullanılması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuştur. AİHM Işık/Türkiye (B. No: 49009/09, 27/2/2018) kararında, adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik şikâyeti kabul edilebilir bulmuş; başvurucunun ön soruşturma sürecinde müdafi yardımından faydalandırılmaması ve müdafi hazır olmaksızın verdiği ifadelerin mahkûmiyette delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğini zedelediğine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrası ile aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucu, anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme talebi kabul etmiş, yargılamanın yenilenmesi sürecinde duruşma açarak müdafiinin hazır bulunduğu duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu soruşturma evresinde müdafii hazır bulunmaksızın hukuka aykırı yöntemlerle alınan ifadelere itibar edilemeyeceğini belirtmiş, ihlal kararı nedeniyle tahliyesini talep etmiştir. Mahkeme başvurucunun lehine bir durum bulunmaması ve kaçma şüphesi bulunması nedeniyle infazın devamına karar vermiştir. İki celsede tamamlanan duruşma sonucunda Mahkeme önceki hükmün onaylanmasına karar vermiştir. Anılan kararda delil olarak tanık A.B.nin beyanına ve başvurucunun Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan yer göstermeyle ilgili tutanağa yansıyan ifadelerine dayanılmıştır. Tanık A.B. kollukta yapılan teşhis işleminde başvurucuyu teşhis etmiş, duruşmada alınan ifadesinde ise teşhiste verdiği ifadesini doğrulamayarak başvurucuyu olay yerinde gördüğüne dair bir beyanda bulunmamıştır. Cumhuriyet savcısı huzurunda gerçekleştirilen yer gösterme işleminde, müdafii hazır bulundurulmayan başvurucu, suçu ikrar etmiş ancak Başsavcılıktaki ifadesinde işkence ile alınan önceki ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir. Öte yandan yeniden yargılama aşamasında duruşmada alınan ifadesinde de başvurucu; Cumhuriyet savcısı huzurunda gerçekleştirilen yer gösterme işleminde, kolluk tarafından yapılan baskı nedeniyle gerçekleri söyleyemediğini, savcının sorduğu hususları ise bilmediğinden cevaplayamadığını ifade etmiştir. Başvurucu; önceki hükmün onaylanması kararına karşı AİHM'in ihlal kararının gereğinin yerine getirilmediğini, müdafi hazır bulunmaksızın yapılan işlemlerde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağını belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Hüküm, kanun yolu denetiminden geçerek 11/12/2019 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu nihai kararı 18/12/2019 tarihinde öğrendikten sonra 16/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon müdafi yardımından yararlanma, hakkaniyete uygun yargılanma, etkili başvuru, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakları dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan haklara ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.