Başvurucu, tutukluluğun makul süreyi aştığını ve tutukluluğun devamına dair kararların gerekçelerinin yetersiz olduğunu ileri sürerek Anayasanın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, tutukluluğun makul süreyi aştığını ve tutukluluğun devamına dair kararların gerekçelerinin yetersiz olduğunu ileri sürerek Anayasanın maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 11/11/2014 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 12/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 18/12/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, 29/12/2014 tarihli yazısı ile başvuruya ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, hakkında yapılan soruşturma kapsamında 21/12/2009 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 23/12/2009 tarihli ve 2009/1941 sayılı kararıyla “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan tutuklanmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 13/9/2012 tarihli ve E.2009/232, K.2012/177 sayılı kararıyla “uyuşturucu madde ticareti” suçundan başvurucunun 18 yıl 9 ay hapis ve 500,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi 10/7/2014li tarihli ve E.2014/1560, K.2014/5353 sayılı ilamla hükmün bozulmasına karar vermiştir. Yeniden başlayan yargılamada İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi E.2014/367 sayılı dosyada 10/9/2014 tarihli tensip zaptı ile “ atılı suç ve tutuklu kaldığı süre” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk halinin devamına, sanık müdafilerine duruşma gününün tebliğine, başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin tespiti için cezaevi müdürlüğüne yazı yazılmasına, başvurucuya ait iletişimin tespitine ilişkin çözüm tutanaklarının istenilmesine ve duruşmanın 14/10/2014 tarihine bırakılmasına karar vermiştir. Başvurucu 18/9/2014 tarihli dilekçe ile 5 yıla yakın bir süredir tutuklu olduğunu, delil karartma ve kaçma şüphesi bulunmadığı belirtilerek tahliye talebinde bulunmuştur. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi, 19/9/2014 tarihli ve E.2014/367 sayılı kararla atılı suç ve tutuklu kaldığı süreyi gerekçe göstererek tahliye talebinin reddine karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 29/9/2014 tarihli ve 2014/1119 Değişik İş sayılı kararıyla isnat olunan suç, cezanın miktarı ve tutuklu kalınan süre gerekçeleriyle reddedilmiştir. Yargılamanın 14/10/2014 tarihli oturumunda Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını sunmuş, başvurucu tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak bihakkın veya adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, dosyanın incelemeye alınmasına, “dosya kapsamı, iddianamede belirtilen sevk maddelerindeki ceza yaptırım süresi ve tutuklu kaldığı süreye göre sanığın tutukluluk halinin devamına” ve duruşmanın 12/11/2014 tarihine bırakılmasına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 27/10/2014 tarihli ve 2014/1142 Değişik İş sayılı kararıyla “atılı suçun vasıf ve mahiyeti, hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarı ile alması muhtemel ceza miktarı göz önüne alındığında kaçma şüphesinin bulunması ve tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak ” reddedilmiştir. Başvurucu, 11/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkeme, 12/11/2014 tarihli oturumda “dosya kapsamı ve tutuklu kaldığı süre” gerekçe gösterilerek başvurucunun tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir. Mahkemenin 19/12/2014 tarihli ve E.2014/367, K.2014/421 sayılı kararıyla başvurucunun uyuşturucu madde ticareti suçundan 18 yıl 9 ay hapis ve 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dosya, kararın temyizi üzerine halen Yargıtayda derdesttir.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetlisuç şüphesininvarlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiriile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerdebir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdurveya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdakisuçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihlive 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan; ... Uyuşturucu veya uyarıcı madde imalve ticareti (Madde 188),...” Aynı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “(Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustakibir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetlisuç şüphesini, b) Tutuklamanedenlerinin varlığını, c) Tutuklamatedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlüolarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu hususkararda belirtilir.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddenin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:“(3) Uyuşturucuveya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırıolarak ülke içinde satan, satışaarz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamaküzerehapis ve yirmibin güne kadaradlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/06/2014-6545 S.K./ md) Ancak, uyuşturucuveya uyarıcı madde verilen veyasatılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecekhapis cezası on beş yıldan azolamaz. (4) Uyuşturucu veyauyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfinolması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranındaartırılır.”