Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu 20/3/2012 tarihinde Özel Antalya Y. Hastanesinde laparoskopik yöntemle myomektomi (rahimden tümör alma) ameliyatı olmuştur. Anılan işlemden kısa süre sonra şiddetli ağrı, sol kasık bölgesinde kızarıklık ve ödem oluşması nedeniyle 26/3/2012 tarihinde USG işlemi yapılan başvurucunun sol üreterinde yara bulunduğu belirlenerek operasyon kararı alınmıştır. 28/3/2012 tarihli cerrahi müdahale ile başvurucunun idrarının karın bölgesine sızdığı belirlenerek üreterine stent takılmış ve 2/4/2012 tarihinde taburcu edilmiştir. Başvurucu; şiddetli bulantı, kusma, idrarda kanama şikâyetleri ile 15/4/2012 tarihinde Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine (Üniversite Hastanesi) müracaat etmiştir. Burada yapılan muayene ve tetkikler sonucunda başvurucuda stente bağlı idrar yolu enfeksiyonu oluştuğunun belirlenmesi nedeniyle yeniden stent takılarak taburcu edilmiştir. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 19/9/2012 tarihli raporunda başvurucunun sol böbreğinin kısmi yanıt verdiği (böbrek yetmezliği) tespit edilmiştir. Başvurucu, hatalı tıbbi müdahale nedeniyle ilgili sağlık görevlileri hakkında 24/5/2012 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuş, Başsavcılık başvurucuyu Adli Tıp Kurumuna (ATK) sevk ederek bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. ATK İhtisas Dairesinin 23/1/2013 tarihli raporunda; laparoskopik yöntemin myomun bulunduğu yer ve büyüklüğü itibarıyla doğru bir uygulama olduğu, oluşan üreter zedelenmesinin her türlü özene rağmen laparoskop ile girişimin özelliği nedeniyle oluşabilecek komplikasyon olarak nitelendirildiği, operasyon sırasında tanı ve tedaviye yönelik uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu bildirilmiştir. Başsavcılık, bu rapor gereğince şüpheli hekim hakkında 24/4/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiş, anılan karar itiraz yolundan geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu 5/11/2013 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ilgili hekim ve hastane aleyhinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde; 20/3/2012 tarihli ameliyat öncesinde bu işlemin muhtemel sonuçları hakkında yeterli bilgi verilmeden çok sayıda belge imzalatıldığını, işlemin ardından karın bölgesinde ödem ve şiddetli ağrı meydana gelmesine karşın bir hafta süresince sadece ağrı kesici ve sakinleştirici ilaçlar verildiğini beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca ameliyattan sonra karın bölgesine idrar sızdığını ve vücudunun üç beden büyümesine yol açan ödemin bu sebepten kaynaklandığının ikinci operasyonun yapıldığı tarihe kadar belirlenemediğini vurgulamıştır. Yetersiz ATK raporu ile karar verildiğini ifade eden başvurucu ilgili hekimin savcılık aşamasındaki ifadesinde üreterdeki zedelenmenin laparoskopide kullanılan koter cihazının elektrik çıkışından kaynaklandığını beyan etmesine karşın bu konuda bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu hatalı tıbbi müdahaleler nedeniyle kronik böbrek yetmezliği ve hipertansiyon rahatsızlıklarının oluştuğunu beyan ederek 500 TL maddi, 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar cevap dilekçelerinde karşı dava açarak başvurucuya yönelik tıbbi müdahalelerde hatalı davranılmadığını, ATK raporunun olayı aydınlatacak nitelik taşıdığını belirtmiş, başvurucunun olaydan sonra çeşitli sosyal medya ve haber sitelerinde isim de belirterek itibarlarını zedeleyecek paylaşımlar yapması nedeniyle toplam 000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Mahkeme, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi ve üroloji ana bilim dallarında görevli öğretim görevlilerinden oluşan heyetten bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. 2/10/2015 tarihli raporda; tedavi sürecinde yer alan belgelerin bir kısmının eksik olduğu belirtilerek mevcut bilgi ve belgelere göre başvurucuya yönelik operasyonun olası bir komplikasyonu olan üreter yaralanmasının, erken dönemde belirlenerek uygun şekilde tedavi edildiği bildirilmiştir. Başvurucu, bu rapora yönelik itirazında; aydınlatılmış onamın yeterliliği, ilk müdahaleden sonra bir hafta süresince hiçbir işlem yapılmaması, laparoskopi cihazındaki muhtemel arızanın sonuca etkisi ile idrar takibinin yapılmayarak idrarın karın bölgesinde birikmesine ilişkin konularda değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece eksik olduğu belirtilen tedavi evrakı temin edilerek farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. Üniversitelerin kadın hastalıkları ve doğum, üroloji ve genel cerrahi ana bilim dallarında uzman öğretim görevlilerinden alınan 30/3/2016 tarihli raporda; 23/1/2012 tarihli aydınlatılmış onamın gerek içerik gerekse şekil bakımından yeterli olduğu ve koter cihazının kullanımı sırasında yanık oluşabileceği belirtilmiştir. Raporda ayrıca, üreter zedelenmesinin işlemin olası komplikasyonları arasında olduğu ve çoğu zaman işlemden sonraki iki hafta içinde tespit edildiği belirtilerek ilgili hekime atfedilebilecek bir kusur tespit edilemediği bildirilmiştir. Başvurucu bu rapora itiraz dilekçesinde; önceki itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü (bkz. § 6) hususların aydınlatılmadığını, bilhassa geç teşhis ve tedavi nedeniyle hekimin kusuru olup olmadığının belirlenmediğini ileri sürmüştür. Mahkeme, dosyanın aynı bilirkişi heyetine tevdi ile başvurucunun itirazları kapsamında ek rapor düzenlenmesine karar vermiştir. 14/11/2016 tarihli ek raporda; başvurucunun talep ve itirazlarının önceki rapor ile karşılandığı, dolayısıyla kök rapora eklenecek bir hususun bulunmadığı bildirilmiştir. Başvurucu kök rapora yönelik itirazlarını yineleyerek farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep etmiştir. Mahkeme 1/2/2018 tarihinde asıl davanın reddine, karşı davaların kısmen kabulü ile toplam 000 TL manevi tazminatın başvurucudan alınarak karşı davacılara ödenmesine karar vermiştir. Gerekçede; bilirkişi raporlarında davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı, başvurucunun medyada yer alan paylaşımlarının davalıların kişilik haklarını zedelediği belirtilmiştir. Başvurucu, istinaf talebinde bulunmuştur. Dilekçede; onam belgesindeki tarihler arasında çelişkiler bulunmasına karşın bu belgenin geçerliliğinin incelenmediğini, bilirkişi raporlarında teşhis ve tedavinin geç yapılması ve cihazın elektrik çıkışında arıza olması ile ilgili itirazlarının gözetilmediğini ileri sürmüştür. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Daire), asıl davadaki ret kararına yönelik istinaf isteminin reddine, karşı davanın kısmen kabulüne yönelik istinaf isteminin ise kabulü ile karşı davanın reddine karar vermiştir. Taraflarca temyiz talebinde bulunulmuş, Yargıtay Hukuk Dairesi 22/9/2020 tarihinde istinaf kararını onamıştır. Başvurucu, yasal süre içerisinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.