Başvuru, başka bir davada yargılanan kişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, son savunmada müdafi yardımından yararlanılmasına imkân verilmemesi, zorunlu müdafi bulunmaksızın duruşma yapılması, yargılamanın sonucunun adil olmaması, derece mahkemesi kararlarının gerekçesiz olması ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; başka bir davada yargılanan kişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, son savunmada müdafi yardımından yararlanılmasına imkân verilmemesi, zorunlu müdafi bulunmaksızın duruşma yapılması, yargılamanın sonucunun adil olmaması, derece mahkemesi kararlarının gerekçesiz olması ve yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/9/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 19/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 21/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 11/9/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 15/9/2015 tarihinde beyanlarını sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1/10/2004 tarihinde terör örgütüne üye olma suçlamasıyla gözaltına alınmış ve 5/10/2005 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alındıktan sonra yasa dışı Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) adlı örgütün üyesi olma suçundan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2005 tarihli ve E.2005/5190-62 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma, silahlı terör örgütüne üye olma” suçlarından kamu davası açılmıştır. Başvurucu hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin E.2005/91 sayılı dosyası kapsamında verilen karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 6/5/2009 tarihli ve E.2008/17004, K.2009/5508 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bozma sonrasında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 28/8/2012 tarihli ve E.2009/275, K.2012/159 sayılı kararı ile başvurucunun “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs etmek” suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “… Sanık Tahir LAÇİN’in [Başvurucu] yasadışı silahlı MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi) terör örgütünün askeri yapılanması olan FESK (Fakirlerin. Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri) içerisinde üst düzey konumda yönetici olduğu, Lübnan Ülkesinde bulunan Beka Vadisinde askeri eğitim gördüğü, örgüt içerisinde Erzincan-Tunceli kırsalı ile İstanbul İlinde şehir yapılanmasında silahlı faaliyet yürüttüğü, örgüte eleman kazandırdığı, örgüt içerisinde gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını engellemek ve gizliliğini temin etmek maksadıyla Müslüm kod adını kullandığı, öncesinde yasadışı terör örgütü üyesi olmak suçundan dolayı İstanbul DGM’de yargılanarak eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 168/ maddesi gereğince neticeten 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, iş bu dava nedeniyle 1996 yılı ile 2000 yılları arasında tutuklu kalıp 2000 yılında tahliye olduğu, sanığın yakalandığı tarihe kadar eylem ve faaliyetlerine devam ettiği, sanığın diğer örgütün üst düzey yönetici konumunda bulunan sanıklar N. Ş. ve Ç. ile birlikte hareket ederek örgüt evinde kullanılmak üzere diğer iki sanıkla birlikte kullanılmış ev eşyası satan tanıklar H. G. ve S. G.’den ikinci el ev eşyası aldığı, yine diğer iki sanıkla birlikte Eskişehir-Ankara karayolunun kilometresinde giderken araç içerisinde yakalandıkları, sanık Tahir’in üzerinde hakkındaki adli ve cezai kovuşturmadan kurtulmak maksadıyla kendi resminin basılı olduğu E. A. sahte kimliğiyle yakalandığı hususu sübuta ermiştir.Sanığın örgüte katılımından yakalandığı güne kadar iştirak etmiş olduğu ve gerçekleştirmiş olduğu sübuta eren eylemlerini, yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirmiş olup vahamet arzedici nitelikte olduğu, bu itibarla sanık Tahir LAÇİN’in üyesi bulunduğu yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda, cebir ve şiddet kullanmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, sanığın sübûtu kabul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğe göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenerek sanığın eylemine uyan ve lehine olan 765 Sayılı TCK’nın maddesine göre; "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs etmek" suçundan mahkûmiyeti cihetine gidilmiştir.Sanık Tahir LAÇİN soruşturma ve kovuşturma aşamasında mahkememizde alınan savunmasında atılı suçlamayı inkâr etmişse de sanık hakkında beyanda bulunan örgüt mensuplarının beyanlarında (A. A., Ş. G., A. H. B., O. N. O. ve K.) sanığın İstanbul ili ile Erzincan-Tunceli kırsalında faaliyet gösterdiğini ifade ettikleri, yine sanığın örgüte eleman kazandırdığı, yakalandığı tarihte örgütün üst düzey yöneticileri konumunda olan diğer sanıklar N. Ş. ve Ç. ile birlikte, E. A. adına düzenlenmiş sahte kimlikle yakalandığı hususu hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın atılı suçu işlediği kanaatine varılarak sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmasına itibar edilmemiştir.Yasadışı silahlı MLKP terör örgütü üyesi ve yöneticisi konumunda olan sanık Tahir LAÇİN’in örgütte bulunduğu süre içerisinde katılmış olduğu ve gerçekleştirmiş olduğu eylemlerin Mahkememizce değerlendirilmesinde;- 2002 tarihinde İstanbul İli Kadıköy İlçesi Söğütlüçeşme tren istasyonu üzerinde bulunan yaya üst geçidine, 19 ARALIK’IN HESABINI SORACAĞIZ – MLKP ibaresi yazılı üzerinde şüpheli paket bulunan pankart asma eylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikte iştirak ederek bombayı Müslüm kod adlı sanık Tahir LAÇİN’in hazırlayıp olay yerine getirdiği,- 2003 tarihinde İstanbul İli Eyüp İlçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar sitesinde bulunan …bank Topçular Şubesinin silahla soyulması ve güvenlik görevlisinin silahının gasbedilmesi eylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikte maskeli ve silahlı olarak iştirak ettiği,- 2003 tarihinde İstanbul İli Maltepe İlçesi Cevizli Mahallesi Atilla Sok. No.9 sayılı yerdeki döviz bürosu sahiplerinden mağdurlar H. K., A. K. ve F. K.’ye ait para ve 3 adet tabancanın gasp edilmesi eylemine diğer örgüt mensuplarıyla birlikte iştirak ettiği hususu sübuta ermiştir.Sanık Tahir LAÇİN her ne kadar bu eylemlere katılmadığını inkâr etmişse de iş bu ortak eylemlerden dolayı yargılanan A. A.’nın aşama beyanları ve yine A. A.’nın yargılandığı İstanbul (CMK.nun maddesiyle yetkili) Ağır Ceza Mahkemesinin 2011 tarih ve 2003/213 Esas, 20184 Karar sayılı dava dosyasında da iş bu eylemlere ilişkin eylem evrakları ve dosyamızdaki evrakların birbirleriyle uyumluluk arzettiği, iş bu eylemlerin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince dosyanın sanığı sanık A. A.’nın yönünden sübut kabul edilmiş olup ayrıca 2003 tarihinde Maltepe İlçesi … semtindeki mağdurlar K. kardeşlerden gasbedilen üç silahtan mağdur A. K.’den gasbedilen seri numaraları silinmeye çalışılmış 9 mm çaplı Belçika yapısı ruhsatlı tabancanın örgüte ait evde yapılan aramada ele geçirilmiş olması kül halinde değerlendirildiğinde, sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmak maksadıyla inkâra yönelik savunmasına itibar edilmemiştir.…” Temyiz üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 28/8/2012 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ve E.2013/4821, K.2013/10539 sayılı ilamı ile onanmıştır. Başvurucu, onama kararını 3/9/2013 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Bireysel başvuru 16/9/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.” 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir.(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.…” 5271 sayılı Kanun’un “Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.” 5271 sayılı Kanun’un “Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir.(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır.(3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar veremez.(4) İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar.(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudan soru yöneltme ” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”