Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Ltd. şirketi ile müvekkilimiz arasında Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/359 Esas sayılı dosyası ile alacak davası görüldüğünü, ilgili dilekçeler usulüne uygun şekilde davalı şirket ve vekiline tebliğ edilmesine rağmen, dava sonucu beklenmeden şirketin tasfiyesine karar verildiğini ve şirket ticaret sicilinden de terkin edildiğini, alınan tasfiye kararının, müvekkilinin alacağına kavuşmasını engeller mahiyette olduğunu, şirkete ait olan baz
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... A.Ş e 18.088 USD para yatırdığını, bu kurumun tasfiye halinde olduğunu, müvekkiline olan bu borcun davalı şirket tarafından üstlenildiğini, bu borcun ödenmesi için davalı şirket aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine itiraz ettiğini, bu nedenlerle davalının yapmış olduğu itirazın iptali ile, takibin devamına ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretininde davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevsiz olduğunu, 6102 sayılı TTK 4-f maddesi gereğince görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi oluğunu bu nedenlerle görevsizlik kararı verilmesini, esasa ilişkin olarak ise davacı ile dava dışı ... arasında alacağın temliki, sulh, ibra ve feragat sözleşmesiyle davacının tasfiye halinde ... A.Ş. Nezdinde kar ve zarar katılım hesap bakiyesinin temliki hususunda mutabakata varıldığını, ancak müvekkilinin borcun nakli sözleşmesinden kaynaklanan edimleri yerine getirebilmesi için öncelikle kar ve zarar katılım tasfiyesinin beklenmesi gerektiğini, ödemenin mümkün olmadığını savunarak haksız davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretininde davacı tarafa yükletilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "Dava konusu sözleşmenin başlığının “Alacağın Temliki" sözleşmesi kapsamında davacı alacaklı ...’ın alacaklı sıfatını taşıması sebebiyle borçlunun dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş. olmadığı, yeni borçlunun davalı şirket olduğu, dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin borçlu sıfatının sona erdiği, yeni borçlunun davalı şirket olduğu, davacı ...’ın dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş.'den olan alacağını ödemekle yükümlü olduğu ve sözleşmenin borcun üstlenilmesi sözleşmesi olduğu, bu kapsamda davacının takip tarihi itibariyle 18.088,00 USD anapara alacağının bulunduğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile takibin 18.080 Dolar üzerinden devamına, 18.080 Dolar'a takip tarihinden itibaren % 1,25 ve değişen oranlarda olmak üzere 3095 sayılı kanunun 4-a maddesi gereğince faiz işletilmesine" karar verildiği görülmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İcra takibi ve devamında açılan dava esnasında, davacı ile müvekkili şirket arasında sözleşme imzalanmadığının tespit edildiği ve kayıtları içerisinde davacı ismine rastlanılmadığı. dahası, davacı tarafın da borcun nakli sözleşmesine dayalı hak sahibi olduğunu yazılı şekilde ispat edemediğini belirterek usul, yasa ve dosya kapsamına aykırı bulunan İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/679E. 2018/1267K. 19.12.2018 tarihli ilamının İstinaf incelemesi neticesinde bozulmasına ve kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK)355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, dava dışı ... A.Ş'den temlik alan davalı şirkete karşı yapılan takibe davalının itirazı üzerine açılmış olan itirazın iptali davasıdır. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili tarafından söz konusu karara karşı istinaf yasa yoluna başvuruda bulunulmuştur. İstinaf başvurusundan sonra davalı vekili, ekinde sulh protokolüyle birlikte sunduğu 16.07.2021 tarihli dilekçesinde, taraflar arasında anlaşma, sulh yapılmış olup, davalı yanca ödemelerin müvekkiline yapıldığını belirterek, bu sebeple istinaf başvurusunun reddi kararı verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilince sulh protokolü hakkında herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Sulh protokolü Mahkemece karar verilmesinden sonra sunulduğundan, davacının sunulan sulh protokolüne ilişkin diyecekleri sorulamamıştır. Sulh'e ilişkin, Sulhun zamanı başlıklı HMK 314. madde şöyledir: "Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir." Sulh protokolünün geçerliliğinin tespitine yönelik olarak davacı vekiline, usulüne uygun beyanı alınmak üzere ihtarlı davetiye gönderilerek, sonucuna göre sulh konusunda mahkemesince karar verilmesi gerektiğinden, sadece bu sebeple sınırlı olarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a/6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yapılan açıklamalar çerçevesinde işlem yapılmak ve yeniden karar verilmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.