Başvuru, ağaç devrilmesi sonucu meydana gelen ölüm olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ağaç devrilmesi sonucu meydana gelen ölüm olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. 2015/3206 numaralı bireysel başvuru 12/2/2015 tarihinde, 2016/12402 numaralı bireysel başvuru ise 22/6/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların birleştirilmesine ve incelemenin 2015/3206 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Ainour Chasan Oglou (Aynur Hasanoğlu) 30/7/2013 tarihinde, çocukları olan başvurucu Pinar Moumtzi (Pınar Mumcu) ve O. ile birlikte Edirne'den Yunanistan'a gitmekteyken Karaağaç yolu kenarında bulunan, mülkiyeti Edirne Belediyesine ait, özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket tarafından işletilen bir aile çay bahçesinde mola vermiştir. O., çay bahçesinin nehir tarafında bulunan ve üstü kapalı olan asma katında oturmakta iken saat 30 sıralarında, yakında bulunan ve uzunluğu 25-30 metre, kalınlığı 3-4 metre olan bir ağaca yıldırım düşmüştür. Yıldırımın etkisiyle parçalanan ağacın gövdesi O.nin oturduğu alana devrilmiştir. O., ağacın altında kalarak vefat etmiştir. Ayrıca olayda on iki kişi yaralanmıştır. Başvurucu Fatich Moumtzi (Fatih Mumcu) olay esnasında ölen O.nin babasıdır. A. Ceza Soruşturması Süreci Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) olay hakkındaderhâl soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında olay yeri kolluk görevlilerince incelenmiş, olay yerinin fotoğrafları çekilip krokisi çizilmiş, dokuz mağdurun beyanı tespit edilmiş, olay hakkında bilgi sahibi olabilecek beş kişinin ifadesi alınmış ve bazı yaralıların adli raporları aldırılmıştır. Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasıyla bir hekim tarafından O.nin cesedi üzerinde yapılan ölü muayenesi işleminde ölümün kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ve beyin harabiyeti sonucu gelişen solunum ve dolaşım yetersizliği sonucu meydana geldiği tespit edilmiş, klasik otopsi işlemine gerek görülmemiştir. İfade veremeyecek durumda olması nedeniyle başvurucu Aynur Hasanoğlu'nun beyanı alınamamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın meydana gelmesinde herhangi bir şahsın kusur ve etkisinin bulunmadığı sonucuna varmış ve 23/10/2013 tarihinde olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular, gövde ve dalları kuruyan ağacı veya ağacın dallarını kesmemesi, inşaat ruhsatı almadan yapı yapması, çay bahçesinin yüksek ağaçların altında olmasına ve bu durumda yüksek ağaçların yıldırım çekebileceğini bilmesine rağmen paratoner taktırmaması nedeniyle çay bahçesi işletmecisinin O.nin ölümünden sorumlu olduğunu iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir. Edirne Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik), kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek 11/9/2014 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucular 19/9/2014 tarihli bir dilekçeyle Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat edip kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra yeni delillerin ortaya çıktığını, olayın meydana geldiği yerin mülkiyetinin Edirne Belediyesine ait olduğunu, çay bahçesinin bir şirket tarafından kira sözleşmesine istinaden 2012 yılına kadar işletildiğini, kira sözleşmesinin 2012 yılında sona ermesi nedeniyle bahse konu şirketin fuzuli şagil konumunda olduğunu, kira sözleşmesi uyarınca kiracının her türlü tehlikeye karşı önlem almakla yükümlü olduğunu ve çay bahçesinin kaçak yapı niteliğinde olduğunu iddia ederekO.nin ölümü hakkında yeniden soruşturma yapılmasını talep etmişlerdir. Başvurucular söz konusu dilekçede, çay bahçesini işleten şirket ile bu şirketin yöneticileri aleyhine olay nedeniyle Edirne Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) dava açtıklarını da belirtmişlerdir. Cumhuriyet Başsavcılığı 20/10/2014 tarihinde, aynı olay hakkında daha önce soruşturma yapıldığına ve soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğine işaret ederek yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın maddi anlamda kesinleşmediğine, olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığına, olay mahallinde keşif yapılmadığına ve işletme sahibi şirketin yetkililerinin ihmali ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunduğuna değinerek 20/10/2014 tarihli karara itiraz etmişlerdir. Hâkimlik, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kararda yazılı gerekçeleri aynen tekrarlamış ve başvurucuların itirazını 23/12/2014 tarihinde reddetmiştir. Bu karar 30/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve 12/2/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır. Başvurucuların talebi üzerine Bakanlık, Hâkimliğin 23/12/2014 tarihli kararının Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da kendisine yapılan bildirim üzerine Yargıtay Ceza Dairesinden (Ceza Dairesi) kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur. Ceza Dairesi; ölenin içinde bulunduğu yapının sağlamlığına göre sonucun engellenebilecek olup olmadığı, ağacın bakımından kimlerin sorumlu olduğu, ağacın her türlü bakımı yapılmış olmasına rağmen sonucun kaçınılmaz olup olmadığı hususlarında keşif yapılıp bilirkişilerden rapor alınması gerekirken eksik soruşturmayla sonuca varıldığı gerekçesiyle Hâkimliğin 23/12/2014 tarihli kararının bozulmasına karar vermiştir. Hâkimlik, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine keşif yapıp bozma ilamında belirtilen hususlarda bilirkişilerden rapor almıştır. Bahse konu raporda; olayın çay bahçesinin ön bölümünde bulunan teras kısmının Meriç Nehri'ne doğru çelik konsollar yapılarak büyütülmesi suretiyle kazanılan ahşap taşıyıcılı ve çatılı bölümünde meydana geldiği, devrilen ağacın işletmenin dışında ve nehrin kenarında olduğu, çay bahçesinin tapu kayıtlarına bahçeli gazino olarak tescil edildiği, bölge doğal sit alanında olduğu için yapılacak her türlü işlemin Koruma Kurulunun onayına tabi olduğu, olayın meydana geldiği yerin, üzerine düşen ağacı veya ilave bir yükü taşıyabilecek sağlamlıkta olmadığı, ağacın bulunduğu bölgenin Edirne Belediyesinin mülkiyetinde olduğu ancak kiracılar tarafından işletildiği, ağacın bakımından malik ve kiracıların sorumlu olduğu, olayın gerçekleştiği tarihte kuvvetli bir fırtınanın olduğu ve ağaca yıldırım düştüğü dikkate alındığında ağacın her türlü bakımı yapılmış olmasına rağmen devrilmesinin kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, bilirkişi raporunun sonucuna atıf yaparak olayda soruşturulması gereken bir suç bulunmadığı sonucuna ulaşmış ve 16/12/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucuların, iddialarının araştırılmadığını ve kanun yararına bozma kararında belirtilen çerçevede soruşturma yapılmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yaptıkları itiraz, Hâkimliğin 11/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar, 6/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve söz konusu karara karşı 22/6/2016 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.B. Tazminat Davası Süreci Başvurucular 25/7/2014 tarihinde, kıyı kenar çizgisi içinde kaçak yapı yapmak ve ağaca yıldırım düşebileceğini öngörüp paratoner takmak, ağacın bakımını yapmak gibi güvenlik önlemlerini almamak suretiyle olayın meydana gelmesinden sorumlu olduklarını iddia ettikleri çay bahçesi işleticisi şirket ile bu şirketin yöneticileri aleyhine Edirne Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmışlardır. Hukuk Mahkemesi yaptığı yargılamada taraflarca gösterilen tanıkları dinlemiş, olay hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin evrakı incelemiş, olay yerinde keşif yapmış ve olayın meydana geldiği yerin kaçak yapı olup olmadığı ve kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığı, çay bahçesinin işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının olup olmadığı, çay bahçesini işleten şirketin ortaklarının kimler olduğu ve olayın meydana geldiği zaman dilimindeki hava durumunun ne olduğu hususlarında çeşitli kurumlardan bilgi almıştır. Buna göre; i. Kıyı kenar çizgisi içinde kalmayıp 8/3/1984 tarihinden önce yapılması nedeniyle imar affı kapsamında olan ve yapı kullanma izin belgesi almış yapı olarak kabul edilen çay bahçesinin işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı mevcuttur ve bu yerin mülkiyeti Edirne Belediyesine aittir. ii. Kira sözleşmesi 31/12/2013 tarihinde sona ermiş, ancak çay bahçesini işleten şirket ile 2014 yılında yeniden kira sözleşmesi imzalanmıştır.iii. Olay tarihinde 30-30 saatleri arasında hafif ve orta kuvvetli yağış ile birlikte gök gürültülü şimşek (oraj) bulunmakta olup orajın yağış ile birlikte görülmesi durumunda civarda yıldırım düşmesine ve dolu yağışına sebebiyet vermesi mümkündür. Yapılan keşifte hazır bulunan bilirkişilerce hazırlanan raporlarda; devrilen ağaç ile çay bahçesinin aynı parsel içinde yer almadığı,söz konusu ağacın uzun ömürlü ak kavak olduğu, uzunlukları nedeniyle yıldırım düşen yerlerin başında ağaçların geldiği, yıldırım düşmesi sonucu ağacın bomba etkisi yaratacağı,bakım ve budaması yapılsa dahi bu tür ağaçların devrilebileceği, ağaçların devrilmemesi için alınabilecek bir önlem bulunmadığı, çay bahçesinde paratoner olmadığı ve 8/3/1984 tarihinden önce inşa edilmiş olması hâlinde yapının kaçak yapı olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir. Hukuk Mahkemesi 27/10/2015 tarihinde, yıldırım düşen ağacın davalıların hâkimiyet alanında olmadığı, ölenin durduğu bölümün, üstünde gölgelik amaçlı bir tente bulunan ve altı demir ile desteklenmiş tahta bir zemin olduğu, ağaç devrilmemesi durumunda bahse konu yerin yıkılmasının söz konusu olmadığı, ölümün ölenin oturduğu yerin yıkılmasısonucu meydana gelmediği, zeminin sağlam olmadığı yönünde de bir iddianın bulunmadığı, bu yerin yapı olarak nitelendirilemeyeceği, aynı mekânda bulunan ve oturanlara hizmet için kullanılan yapının imara aykırılığı iddia olunsa bile ölenin bu yapı içinde bulunmadığı ve davalılara atfedilebilecek bir kusur olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucuların talebi üzerine temyiz incelemesi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi, davaya konu uyuşmazlığı çözme görevinin tüketici mahkemesine ait olmasına rağmen yargılamanın asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla yapıldığı gerekçesiyle 22/2/2018 tarihinde Hukuk Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar vermiştir. Davalıların karar düzeltme talepleri 18/10/2018 tarihinde reddedilmiş olupyargılama henüz sonuçlanmamıştır. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucular 10/9/2014 tarihinde, olayın meydana geldiği çay bahçesini işleten şirketin imara aykırı eylemlerini ve halkın sağlığının korunması adına işyerine paratoner taktırıp taktırmadığını denetlememek, kira kontratına aykırı olarak yapılan değişikliklere göz yummak ve mülkiyetindeki taşınmazda bulunan ağaçların kontrolleri yaptırmayıp tehlike yaratan ağaçların gövde ve dallarını kestirmemek suretiyle olayın meydana gelmesinden sorumlu olduğunu iddia ettikleri Edirne Belediyesi aleyhine Edirne İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmışlardır. Olay hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin evrak ile başvurucular tarafından açılan tazminat davasına ilişkin dosyayı inceleyen İdare Mahkemesi 29/12/2015 tarihinde, olayın hava şartları sebebiyle bir ağaca yıldırım düşmesi ile yıldırımın kuvvet ve şiddetine bağlı olarak ağacın devrilmesi neticesinde meydana geldiği, devrilen ağacın yaşlı ve büyük bir ağaç olduğu, hacmi ve ağırlığı itibarıyla devrilmemesi için alınabilecek ve/veya alınması zorunlu ya da makul düzeyde beklenebilecek olan bir tedbirin bulunmadığı, olayın meydana geldiği tesisin çay bahçesi olup yıldırımdan korunma amacıyla paratoner konulması mecburi tesislerden olmadığı, tesiste paratoner olsa bile bunun ağaca yıldırım düşmesini engelleyip engelleyemeyeceğinin belli olmadığı, idarelerin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde yer alan ağaçlara paratoner takılmasına ilişkin emredici bir mevzuat hükmünün bulunmadığı, bu bağlamda tesisin imar mevzuatına uygun olup olmamasının da yıldırım düşmesine etkisinin olmadığı ve idari tedbirlerle önlenemeyecek nitelikte olan bir tabiat olayının neticesinde meydana gelen vefat olayı ile idari hizmet arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesince verilen karar 28/3/2016 tarihinde başvurucular tarafından temyiz edilmiş olup bu talep hakkında Danıştayca henüz bir karar verilmemiştir. A. Ulusal Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerindeki sorumluluğu genel olarak düzenleyen maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, Sözleşme'nin maddesinin ilk cümlesinin devletin yalnızca kasti ve hukuka aykırı olarak ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda devletlerin egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (B/Birleşik Krallık, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36). AİHM’e göre Sözleşme’nin maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/Birleşik Krallık [BD], B. No: 23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). Mahkeme, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,31/11/ 2004, § 71). AİHM ağaç devrilmesi sonucunda meydana gelen bir ölümle ilgili Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67)kararında, devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevinin, kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’ninmaddesikapsamındayetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/2011, § 209). Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, modern toplumların güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğini ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiğini akılda tutarak yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan, B. No: 50385/99,20/12/2004,§ 69). AİHM, bazı istisnai durumlarda yetkili makamların Sözleşme’nin maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin cezai yargı yolu gerektirdiğine kanaat getirmiştir (Öneryıldız/Türkiye [BD], § 93). Ancak yaşam hakkının kasıtlı bir şekilde ihlal edilmediği hâllerde ve ihmal boyutunun hatalı bir kararın ya da dikkatsizliğin ötesine geçtiği istisnai durumlar dışında Sözleşme’nin maddesi, bu gibi yasal çözümleri gerektirmemektedir. Devlet, ilgili bireylerin her türlü sorumluluğunun tespitinin ve tazminat gibi uygun kanuni bir telafinin sağlanması yoluyla mağdurlara tek başına ya da bir ceza kanunu yolu ile bağlantılı olarak bir medeni kanun yolu sağlayarak da yükümlülüğünü yerine getirebilir (Murillo Saldias ve diğerleri/İspanya (k.k.), B. No: 76973/01, 28/11/2006; Anna Todorova/Bulgaristan, B. No: 23302/03, 24/5/2011, § 73).