4. Hukuk Dairesi 2009/13505 E. , 2010/9661 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 04/06/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor
**4. Hukuk Dairesi 2009/13505 E. , 2010/9661 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 04/06/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 01/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı, avukatlığını yaptığı belediyenin taşınmazında kiracı olan davalının taşınmazı boşaltmasını sağlamak amacıyla alınan belediye encümen kararının davalıya tebliğ edildiğini, yasal yollara başvurulmadığından kararın kesinleştiğini, davalının sözleşme bitiminde taşınmazı boşaltmaması üzerine durumu saptamak üzere belediye görevlileri ile birlikte taşınmazın boşaltılmadığına ilişkin tutanak düzenlediklerini, davalının kötü niyetli ve kasıtlı olarak hakkında şikayette bulunduğunu, görevi kötüye kullanmak suçu ile suçlanmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalı ise, dava konusu olan şikayet dilekçesinin davacının kişiliğine yönelik bir suçlamada bulunmadığını, yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünerek anayasa ile güvence altına alınmış olan şikayet hakkını kullandığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, idarenin işlemlerine karşı idari yargı yoluna başvurmayan davalının soyut iddialarla, şikayet hakkının sınırlarını aşacak biçimde, şikayet yoluna başvurmasının, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu sonucuna varılarak istemin bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir anlatımla hak arama özgürlüğü; hakların korunması ile ilgili düzenlemelerin yer aldığı Anayasa'nın 36. maddesinde; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." biçimindeki düzenleme ile güvence altına alınmıştır. Buna göre kişi, yargı mercileri ile yetkili kurum ve kuruluşlara başvurarak kendisine zarar veren kişilere karşı haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir. Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten sonra 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasası'nın 24 ve 25. maddelerinde de kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve özel yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmış, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davalının 01.08.2004 günlü kira sözleşmesi ile dava dışı belediyeye ait taşınmazı kiraladığı, davacı ile diğer belediye görevlilerinin sözleşme bitiminde halen taşınmazı boşaltmadığına ilşkin tutanak düzenleyerek taşınmazı boşaltması için ek süre vermiş olmalarını, bu süre sonunda boşaltmanın gerçekleşmemesi durumunda taşınmazın zorla boşaltılacağı konusundaki uyarılarını usul ve yasaya aykırı bularak, tutanakta imzası olanlar hakkında yasal işlem yapılması istemi ile dava konusu şikayet dilekçesini verdiği; şikayet dilekçesinde, davacının açıkça isminin yer almadığı gibi kendisine yönelik somut bir suçlamada da bulunulmadığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir söz ve anlatım kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Belediye Yasası'nın 15/5. maddesine eklenen “…2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesi hükümleri belediye taşınmazları hakkında da uygulanır.” biçimindeki düzenleme ile belediye taşınmazların 6570 sayılı Yasa gereğince değil 2886 sayılı Yasa gereğince boşaltılacağı belirtilmiş olup bu yeni düzenleme 13.07.2005 günü yürürlüğe girmiştir. Davalı, 01.08.2004 günlü kira sözleşmesi gereğince belediye taşınmazını kiralamıştır. Yasaların geriye yürümezliği kuralı gereğince, kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihten sonraki yasa değişikliğinin geçmişe etkili olamayacağını düşünerek, değişen yasanın somut olayda uygulanamayacağı kanısıyla hakkında düzenlenen tutanağa dayanarak şikayette bulunan davalının, hak arama özgürlüğünün sınırları içinde kaldığı ve hukuka aykırı olmayan şikayet eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı sonucuna varılmalıdır. Ayrıca, şikayet hakkının yerinde kullanıldığının kabulü için şikayet edilenin cezalandırılması veya sorumlu tutulmuş olması da zorunlu değildir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/10/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.