Başvuru, ana muhalefet partisi genel başkanı tarafından grup toplantılarında yapılan konuşmalarda başvurucu hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ana muhalefet partisi genel başkanı tarafından grup toplantılarında yapılan konuşmalarda başvurucu hakkında kullanılan ifadeler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu avukat olup Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve dönem Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Denizli milletvekili; 10/2/2015-21/7/2018 tarihleri arasında adalet bakan yardımcısı olarak görev almıştır. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmaları olarak anılan süreçte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aralarında bürokrat ve memurların da bulunduğu birçok kişiye yönelik olarak "kara para aklama", "altın kaçakçılığı" ve "kamu görevlilerine rüşvet" iddialarıyla 2013 yılının Aralık ayında operasyonlar başlatılmış ve bu kapsamda çok sayıda kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştır (arka plan bilgisi için bkz. Yılmaz Zengin, B. No: 2016/5636, 9/6/2021, §§ 9-12). Bu bağlamda Anayasa'nın ve TBMM İçtüzüğü'nün maddesi uyarınca başbakan ve bakanlar hakkında soruşturma yetkisi TBMM'ye ait olduğundan başvurucunun da aralarında bulunduğu milletvekillerinden oluşan 9/8 Esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu (Komisyon) kurulmuş, haklarında yolsuzluk yaptığı iddiası bulunan eski bakanlar Z.Ç., E.B., G. ve Er.B.nin yargılanmak üzere Yüce Divana sevki için oylama yapılmıştır. Bu oylamada başvurucunun da aralarında bulunduğu iktidar partisi milletvekilleri olumsuz oy kullanmış ve Komisyon çoğunluğu bakanların Yüce Divana sevk edilmemesine karar vermiştir. 6/1/2015 tarihli grup toplantısında ana muhalefet partisinin genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada gündemdeki diğer meselelerin yanında yolsuzluk iddiaları ve bakanların Yüce Divana sevk edilmemesi kararına da değinmiş ve 17-25 Aralık olaylarının ardından dört bakanın istifası üzerine haklarında yolsuzluk iddiası bulunan bakanlar için kurulan Yolsuzluk Soruşturma Komisyonunda görev alan başvurucunun bu bakanların Yüce Divan huzurunda yargılanmamaları yönünde oy kullandığını vurgulamış; başvurucu hakkında "hırsızların hamisi" ifadesini kullanmıştır. Konuşmanın devamında başvurucunun kullandığı oyla hırsızların koruyuculuğuna soyunarak vicdanını sattığını; bu sebeple, ailesinin yüzüne dahi bakamayacak duruma geldiğinin kuvvetle muhtemel olduğu ifade edilmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu 13/1/2015 tarihli grup toplantısında gündeme ilişkin yaptığı açıklamalarda ise yolsuzluk iddiaları hakkında yapılan araştırma neticesinde hazırlanan uzman raporunda ilgili bakanların gelirleri ile mal varlıkları arasında orantı olmadığı tespit edilmesine rağmen suç unsuru bulunmadığı kanaatine varılarak bakanların Yüce Divana sevkine olumsuz oy kullanılmasının ahlaksızlık olduğunun, bu kararı verenlerin inançtan yoksun, vicdansız olduklarının altını çizmiştir. Başvurucu, bunun üzerine 6/1/2015 ve 13/1/2015 tarihlerinde ana muhalefet partisinin grup toplantısında ana muhalefet partisi genel başkanı olan davalı tarafından yapılan konuşmalarda hakkında kullanılan ifadelerin şeref ve itibarın korunması hakkına saldırı teşkil ettiğini belirterek ana muhalefet partisi genel başkanı aleyhine manevi tazminat istemiyle her iki konuşma yönünden 30/4/2015 tarihinde iki ayrı dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçelerinde özetle ana muhalefet partisi genel başkanının söz konusu konuşmaları basına açık grup toplantısında sarf ettiğini, eski bakanların Yüce Divana sevk edilmemeleri yönünde oy kullandığından bahisle aleyhine kullanılan “hırsızların hamisi”; "satılık insan”; “ahlaksız”; “vicdansız”; “imansız”; “onursuz”; “namussuz”; “şerefsiz” şeklindeki ifadelerin eleştiri mahiyetinde değerlendirilemeyeceğini, medyada yankı uyandıran bu ifadelerin şeref ve itibarına, kişisel varlığına saldırı niteliğinde olup eleştiri sınırlarını aştığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Açılan bu manevi tazminat davalarını inceleyen Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, hukuki ve fiilî irtibatlı olduğundan iki davayı birleştirerek yargılama yapmış; 28/2/2017 tarihinde davaların kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; Meclis soruşturması adli faaliyet niteliğini haiz olduğu için ana muhalefet partisi genel başkanının sarf ettiği sözlerin başvurucunun siyasi kimliğini değil Komisyondaki görevini hedef aldığı, hakkında Meclis soruşturması yürütülen eski bakanların Yüce Divana sevkine yer olmadığına dair Komisyonda oy kullanan başvurucunun kullandığı oy nedeniyle sarf edilen ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve kişilik haklarına saldırının sübuta erdiği kanaatine varmıştır. Davalının bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi, 17/1/2019 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu kabul etmiş; her iki davanın esastan reddine, miktar itibari ile kesin olmak üzere karar vermiştir. Gerekçeli kararda; başvurucu aleyhine kullanılan ifadelerin kaba ve incitici olduğu değerlendirilmekle birlikte ifade özgürlüğünün sadece olumlu karşılanan ya da önemsiz görülen meselelerle sınırlı olmayıp aynı zamanda kaygı uyandıran bilgi ya da kırıcı düşünceleri de kapsadığının altı çizilmiş, davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik toplum için acil sosyal bir ihtiyaç bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi tarafından 17/1/2019 tarihinde verilen kesin nitelikteki karar 4/3/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.