Başvurucu, hukuka uygun olmayan delillere dayanılarak tutuklandığını, tutukluluk halinin kuvvetli suç şüphesine dayanmadığını, Mahkemece tutukluluğun devamına ilişkin olarak verilen kararların gerekçelerinin yeterli olmadığını, duruşma sırasında kendisine söz verilmeksizin tutukluluğun devamına karar verildiğini, hakkında yürütülen yargılamanın adil olmadığını, yargılamayı yapmakta olan mahkemenin bağımsız olmadığını ve doğal hakim güvencesine aykırı olarak teşekkül ettiğini ileri sürerek Anayas
Başvurucu, hukuka uygun olmayan delillere dayanılarak tutuklandığını, tutukluluk halinin kuvvetli suç şüphesine dayanmadığını, Mahkemece tutukluluğun devamına ilişkin olarak verilen kararların gerekçelerinin yeterli olmadığını, duruşma sırasında kendisine söz verilmeksizin tutukluluğun devamına karar verildiğini, hakkında yürütülen yargılamanın adil olmadığını, yargılamayı yapmakta olan mahkemenin bağımsız olmadığını ve doğal hakim güvencesine aykırı olarak teşekkül ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın , , , , ve maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuru, 5/12/2012 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 6/6/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm, 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 26/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 6/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını 4/10/2013 ve 6/11/2013 tarihlerinde iki ayrı dilekçe ekinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru Dilekçesinde İfade Edildiği Şekliyle Başvurucu hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasaklanan gizli belgeleri temin etmek, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etmek, amacı dışında kullanmak, hile ile almak-çalmak, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın almak veya taşımak veya bulundurmak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, kayda alınan konuşmaların basın yoluyla yayınlanması, özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek” suçlarından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 13/04/2010 tarih, 2008/1756 soruşturma, E.2010/373, K.2010/264 sayılı iddianame düzenlenmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame üzerine, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 29/04/2010 tarih ve E.2010/106 sayılı tensip tutanağı ile başvurucu hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 29/4/2010 tarihli yakalama kararına aynı tarihte itiraz etmiştir. Başvurucunun itirazı “… mevcut delil durumu, sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarının vasıf ve mahiyeti, dosya içeriği, muhtelif kriminal raporlar ve tanık beyanları dikkate alındığında sanığa isnat edilen suçları işlediğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin olması, delilleri gizleme veya değiştirme hususlarında da kuvvetli şüphenin bulunması, adli kontrol uygulamasının yeterli olmayacağı, atılı suçların CMK.100/3’de yazılı tutuklamayı gerektirebilecek suçlardan olması” gerekçesiyle 30/4/2010 tarihinde reddedilmiştir. Hakkında yürütülen kovuşturma kapsamında 30/4/2010 tarihli birinci celsede “… mevcut delil durumu, sanığa atılı silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarının vasıf ve mahiyeti, dosya içeriği, muhtelif kriminal raporlar ve tanık beyanları dikkate alındığında, sanığa isnat edilen suçları işlediğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin olması, delilleri gizleme veya değiştirme hususlarında da kuvvetli şüphenin bulunması, adli kontrol uygulamasının yeterli olmayacağı, atılı suçların CMK’nın100/3 maddesinde sayılan tutuklamayı gerektirebilecek suçlardan olması” gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucu, kendisine izafe edilen eylemlerin, asker kişi olması nedeniyle askeri mahal olan Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı içinde işlendiği ileri sürüldüğünden, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi uyarınca davanın askeri mahkemede görülmesini 25/5/2010 tarihinde talep etmiş, ancak söz konusu talepten bir sonuç elde edememiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 25/6/2010 tarih ve 2010/421 Değişik İş sayılı kararı ile “2010/106 Esas sayılı dosyası İle Erzurum 2010/108 esas sayılı dosyası arasında hukuki ve fiili İrtibat bulunması nedeniyle 2010/106 esas sayılı dosyası üzerinde birleştirilmesine, Mahkememiz ile ilk derece mahkemesi sıfatıyla 2010/1 Esas sayılı dava dosyasını yürütmekte olan Yargıtay Ceza Dairesi arasında dolaylı olarak olumlu birleştirme konusunda uyuşmazlık oluştuğundan bu uyuşmazlığın giderilmesi için CMK.16/3 maddesi uyarınca yukarıda belirtilen gerekçeler dikkate alınarak, birleştirilen her iki dosya ile ilgili olarak merci tayini için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına dosyanın gönderilmesine, Yargıtay Ceza Dairesine verilen kararla ilgili olarak bilgi verilmesine dair sanık ve sanık vekillerinin yokluğunda” savunma ve iddianın hiçbir talebi olmadığı halde ve savunmanın beyanı alınmaksızın başvurucu hakkındaki davaların birleştirilmesine karar verilmiştir. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde, hakkındaki her iki davanın suç tarihi ve suç iddialarının bire bir aynı olması gerekçesiyle 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi uyarınca “aynı suç tarihlerini kapsayacak şekilde ve aynı suç iddiaları ile duruşma salonları arasında sadece 100 metre olan hukukken eşit statüdeki iki ayrı mahkemede dava açılması ve kovuşturma yapılması”na itiraz etmiş ve birbiriyle bağlantılı iki davanın birleştirilmesini talep etmiş ancak talebi reddedilmiştir. Başvurucu, Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından hazırlanan iddianame kapsamında, 20/7/2010 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde yapılan duruşma sırasında, hakkında askeri mahkemede dava açılmasını talep etmiş ancak talebi reddedilmiştir. Başvurucunun, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı tarafından hazırlanan iddianame üzerine Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde açılan ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde 29/04/2010 tarihinde kabul edilen iddialarla aynı eylemleri içeren her iki davanın Uyuşmazlık Mahkemesine taşınması yönündeki talebi de sonuçsuz kalmıştır. Son olarak “Tutuklu sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarında tutukluluk için makul suç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında da belirtildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan tutuklu sanıklar hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı” gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 18/9/2012 tarihli kararı ile başvurucunun tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 18/9/2012 tarihli kararına başvurucu tarafından 24/9/2012 tarihinde itiraz edilmiş, ancak itiraz İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2012 tarih ve 2012/738 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2/10/2012 tarihli kararına itiraz etmiş, itirazı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2012 tarih ve 2012/1266 Değişik İş sayılı kararıyla“Dosya kapsamı incelendiğinde, atılı olan suçların işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunduğu, bu suçların CMK.100/3 Maddesinde sayılması sebebiyle tutuklama nedenlerinin bulunduğu kabul edildiğinden, suçların niteliği ve yüklenen suçlar için öngörülen ceza miktarlarına göre adli kontrol uygulamalarının sanık açısından yetersiz kalacağı ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin sanık hakkında verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle reddetmiştir. Karar aynı tarihte başvurucuya tebliğ edilmiştir. Adalet Bakanlığının Görüşünde İfade Edildiği Şekliyle a. Ergenekon Soruşturma Süreci 12/6/007 tarihinde, Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’na telefonla yapılan bir ihbar üzerine, İstanbul’un Ümraniye ilçesinde bir gecekonduda polis tarafından arama yapılmıştır. Bu arama esnasında, askeri bir sandık içerisinde toplam 27 adet el bombası bulunmuştur. Söz konusu gecekonduda kiracı olarak yaşayan A.Y. ve A.Y.’nin babasının ifadeleri alınmıştır. Bu kişiler ifadelerinde, 27 el bombasının bulunduğu sandığı eve getiren kişinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olmuş bir astsubay olan O.Y. olduğunu belirtmişlerdir. Bu ifadeler üzerine O.Y’nin işyeri ve evinde 13/6/2007 tarihinde arama yapılmıştır. Bu aramalarda bir adet tabanca, şarjör ve mermiler ile bir bıçak ve bilgisayar belleği ile bir adet flaş belleğe el konulmuştur. Flaş bellekte yapılan incelemede “Lobi, Çok Gizli-Aralık 1999/İstanbul” isimli bir belgeye rastlanmıştır. Bu belgenin “Giriş” bölümünde, “… Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ‘Ergenekon’a bağlı olarak ‘Sivil Unsurların’ örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir” ifadelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. O.Y’de ele geçirilen söz konusu belge, içeriği ve el bombalarının ciddiyeti dikkate alınarak soruşturma genişletilmiştir. Bu çerçevede, Ergenekon adı verilen davada yargılanan birçok kişinin ev ve işyerlerinde aramalar yapılmış, bu kişiler gözaltına alınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce tutuklanmıştır. Yapılan aramalarda ve ilgililerin bilgisayarlarında çok sayıda örgütsel doküman ve örgütün yapısını gösteren belgeler ele geçirilmiştir. Soruşturmaya konu bir başka şahsın evinde yapılan aramada 12 adet el bombası, çok sayıda silah, TNT kalıpları ve diğer patlayıcı maddeler ile değişik gizli askeri belgeler bulunmuştur. Yine bir kısım yerlerde yapılan aramalarda suç oluşturan birçok delil elde edilmiştir. Bu deliller arasında, kamu görevlilerine ve üst düzey bürokratlara yönelik fişlemeler, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde illegal örgütlenmeye yönelik belgeler ile Yargıtay binasını ayrıntılı olarak gösteren ve kaçış yollarının belirtildiği bir kroki bulunmuştur. Soruşturma kapsamında bir kısım belgelerin farklı şüphelilerde ele geçirildiği iddianamelerde belirtilmiştir. “Ergenekon Soruşturması”nın başlangıç evresinde elde edilen delillerden yola çıkılarak soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığınca genişletilmiş ve bu süreçte özellikle bazı emekli veya muvazzaf general ve subaylar soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu kişilerin ev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik yapısını gösterdiği iddia edilen deliller ile Hükümeti zorla yıkmak için yapıldığı iddia edilen bazı planlar ele geçirilmiştir. Ortaya çıkarılan planlar arasında “Sarıkız”,“Yakamoz”, “Eldiven”, “Ayışığı”, “Kafes” ve “İrtica ile Mücadele” isimli eylem planları bulunmaktadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamelerde Sarıkız, Kafes ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı isimli eylem planlarının askeri darbeden önceki sürece ilişkin oldukları ve bu planlardaki temel amacın yapılacak askeri darbeye zemin hazırlamak olduğu; Yakamoz isimli eylem planının askeri darbenin uygulanmasına ilişkin olduğu; Eldiven isimli eylem planının ise askeri darbeden sonraki süreçte devletin ve siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasına ilişkin planları içerdiği belirtilmiştir. Dönemin kuvvet komutanları olan A.Y., Ö.Ö. ve İ.F. ile Jandarma Genel Komutanı Ş.E. tarafından hazırlandığı iddia edilen “Sarıkız” isimli eylem planı, Hükümete karşı halkta genel bir hoşnutsuzluk olduğu inancını yaymak için yapılacak faaliyetleri ve bu çerçevede basını yönlendirmeyi amaçlamıştır. Bu plan, özellikle öğrencilerin, sivil toplum mensuplarının ve sendika üyelerinin, Hükümete karşı protesto gösterileri düzenlemeleri konusunda yönlendirmesini ve ulusal seviyede gösteriler yapılmasını da öngörmektedir. Kafes Eylem Planı’nda, Türkiye’deki gayrimüslimlere yönelik yapılacak çalışmalar “operasyon” olarak nitelendirilerek, bu operasyonun değişik aşamalardan oluştuğu ifade edilmiştir. Hazırlık aşamasında, Türkiye’deki gayrimüslimlerin isim, adres ve toplandıkları yer ve günlerin tespiti için çalışmalar yapılacağı belirtilmiştir. Korku oluşturma safhasında, tespit edilen AGOS Gazetesi abone listesinin internet üzerinden yayınlanacağı, abonelere tehdit telefonlarının açılacağı, İstanbul Adalar bölgesinde duvarlara tehdit içerikli mesajlarının yazılacağı ifade edilmiştir. Kamuoyu oluşturma safhasında, ulusal basın ve web siteleri kullanılarak bu eylemlerin sorumlusunun Ak Parti iktidarı olduğu ve bu partinin azınlıklar konusunda vurdumduymaz davrandığı inancının oluşturulacağı belirtilmiştir. Eylem safhasında ise, İstanbul’da özellikle gayrimüslimlerin yaşadığı bölgelerde bomba patlatılması, AGOS Gazetesi’nin bulunduğu yer ile benzeri yerlerde ses bombası patlatılması, gayrimüslim mezarlıklarına yönelik saldırılar düzenlenmesi ve onların ev, işyeri ve araçlarının kundaklanmasının planlandığı ifade edilmiştir. İrtica ile Mücadele Eylem Planı, yine kitle iletişim araçları (medya organları) kullanılarak, halkın iktidardaki AK Parti’ye olan desteğini ortadan kaldırmak için yanıltıcı haberler yapılmasını içermektedir. Bu planla, Ergenekon soruşturmasında tutuklanan askerlerin masum olduğu yönünde propaganda yapılarak, kara propaganda yoluyla halkın iktidar partisine olan desteğinin yok edilmesi amaçlanmıştır. Ayışığı isimli eylem planı ise, öncelikle, her türlü anti demokratik eyleme karşı olmakla tanınan dönemin Genelkurmay Başkanı H.Ö.’nün etkisiz hale getirilmesini veya görevinden ayrılmaya zorlanmasını hedeflemiştir. Bu plan, AK Parti üyesi bir kısım milletvekillerinin bu partiyi terk etmesini sağlamayı da amaçlamıştır. Ayrıca, hükümet aleyhine yapılacak bir askeri darbe için Cumhurbaşkanı’nın desteğini almayı veya onun tarafından gelecek muhalefeti etkisiz kılmayı da hedeflemiştir. Yakamoz isimli eylem planına gelince, bu plan özellikle yapılacak askeri darbenin uygulanmasına ve hükümetin devrilmesinden sonra kurulacak hükümete ilişkin planları içermektedir. Eldiven eylem planı, planlanan askeri darbenin gerçekleştirilmesinden sonra alınacak özel önlemlere ilişkindir. Bu eylem planında, medyanın ve siyasi oluşumların yeniden yapılandırılması, silahlı kuvvetlerin yeniden organize edilmesi, yeni bir Cumhurbaşkanının seçilmesi, bazı kamu kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve dış politikanın yeniden belirlenmesi konularında planlara yer verilmiştir. “Ergenekon Soruşturması” olarak adlandırılan soruşturma sürecinde, bazı suikast planları ele geçirilmiştir. Bazı şüpheliler, gerçekleştirilen birkaç suikast olay veya planının faili oldukları gerekçesiyle, elde edilen delillere de dayanılarak, savcılıkça bu soruşturmaya dâhil edilmiştir. Soruşturmada elde edilen delillere dayanılarak, Cumhuriyet Gazetesi merkez binasına yapılan saldırı olayı ile Danıştay olayına ilişkin dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yürütülen ve Ergenekon ismi verilen dava ile birleştirilmiştir. İlgili sanıklar, halen Ergenekon davası çerçevesinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmaya devam etmektedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/3/2009 tarihli İddianamesinde (s. 78) soruşturma kapsamında elde edilen delillerden Ergenekon isimli davada yargılanan bazı sanıkların özellikle PKK, DHKP-C ve Hizbullah isimli terör örgütleriyle ilişkilerinin olduğunun saptandığı, hatta bu örgütlerin, söz konusu davanın sanıkları tarafından kontrol altına alındığı ve yönlendirildiği iddia edilmiştir Bazı sanıklarda ele geçirilen “Ergenekon-Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” isimli belgede, medyanın işlevi ve toplum üzerindeki etkileri incelenerek, örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturması ve mevcut medya kuruluşlarını da kontrol altına alması gerektiği ifade edilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26/8/2011 tarihli iddianamesinde (s. 5) bazı sanıkların ev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen “Ulusal Medya 2001” isimli belgenin, yukarıda ifade edilen amacın gerçekleştirilmesi için hazırlandığı iddia edilmiştir.b. Başvurucunun Gözaltına Alınması, Hakkında Yürütülen Soruşturma ve Açılan Davanın Seyri Başvurucu hakkında, 30/6/2009 ve 11/11/2009 tarihlerinde ifadesini alan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13/4/2010 tarihli iddianamesiyle iddia edilen Ergenekon Terör Örgütüne üye olma ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan ve toplam yedi şüphelinin yer aldığı 13/4/2010 tarihli iddianame ile Savcılık, başvurucuyu iddia edilen Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün üyesi olmakla ve örgütün amaç ve stratejisi doğrultusunda “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgeyi hazırlayıp bir suretini bir örgüt üyesine teslim etmekle itham etmiştir. Savcılığa göre; söz konusu belgede yer verilen planlar ülke genelinde uygulamaya konulmuş ve bu kapsamda, Erzincan ilinde bazı kamu kurumlarında görev yapan örgüt üyelerinin belgede yer alan eylem planlarının bir kısmını gerçekleştirmek amacıyla çalışmalar başlattıkları iddia edilmiştir. Örgütün talimatı ile başvurucunun hazırladığı ve sonrasında uygulamaya konulan bu planlar ile ülkede kaos ortamı oluşturmaya, böylece cebir ve şiddet yöntemleri ile hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmiştir. Bu cümleden olarak; Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğrenim gören öğrencilerin ibadet görüntülerinin ve bazı parti mensuplarının lüks yaşam tarzları medyaya taşınarak kara propaganda yoluyla iktidardaki AKP Hükümetinin yıpratılması, halkta yürütme organına karşı infial uyandırılması ve yürütme organının güçsüz ve etkisiz duruma düşürülerek çalışamaz hale getirilmesi planlanmıştır. Öte yandan; kamuoyunda Fethullah Gülen Cemaati olarak adlandırılan topluluğa ait ev ve yurtlara silah yerleştirilmesi ve ardından yapılacak aramalarla söz konusu grubun hukuken silahlı terör örgütü olarak tescilinin sağlanması ve kara propaganda ile kamuoyunda grubun PKK terör örgütü ile irtibatı varmış kanaatinin uyandırılması hedeflenmiştir. Bu iddiaları desteklemek için Savcılık, Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurucunun imzasını taşıdığına ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığı ve Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nın raporları bulunan “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgeyi, bilirkişi raporlarını, tanık beyanlarını, ihbar mektuplarını, arama ve inceleme tutanaklarını, DVD ve bilgisayar kayıtlarını delil unsurları olarak sunmuştur. Başvurucu hakkındaki iddianameyi 29/4/2010 tarihinde kabul ederek başvurucunun yargılamasına başlayan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin aynı tarihli yakalama kararına istinaden başvurucu 30/4/2010 tarihinde yakalanmıştır. Aynı gün İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi heyeti huzuruna çıkarılan başvurucu sorgusunun yapılıp savunmasının alınmasının ardından tutuklanmıştır. Başvurucu ve diğer şüpheliler hakkındaki iddianamenin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 29/4/2010 tarihinde kabul edilmesinin ardından söz konusu dava dosyasının, “Ergenekon” ana dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle 30/3/2012 tarihinde birleştirilmesine karar verilerek başvurucunun yargılanmasına devam edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2008/191 Esas sayılı “Ergenekon” ana dosyası ile aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunan 22 ayrı iddianameyle açılan davalar ile hali hazırda yürüyen bir kısım diğer dava dosyaları birleştirilmiştir. Başvurucunun yargılamasının devam ettiği dava dosyasının 5/8/2013 tarihli celsesinde mahkeme, başvurucuyu “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan mahkûm ederek başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. 30/4/2010 tarihinde gözaltına alınmış olan başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin hakkında mahkûmiyet kararı verdiği 5/8/2013 tarihine kadar tutuklu kalmıştır. 5/8/2013 Tarihinde Tefhim Edilen Kısa Karar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru tarihi itibariyle ilk derece mahkemesi önünde derdest olan davada, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihili kararı ile başvurucunun isnat olunan suçlardan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği öğrenilmiştir. UYAP vasıtasıyla elde edilen 5/8/2013 tefhim tarihli kısa kararda başvurucunun;“a. Hakkında 5237 sayılı TCK 314/2, ve 312/1 maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de, sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK 312/1 maddesindeki suçu oluşturduğu anlaşıldığından sanığın eylemine uyan “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçunu işlemiş olduğu sabit olduğundan TCK 312/1 maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, b. Verilen cezanın miktarı dikkate alınarak, TMK maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, c. Yargılama sürecindeki olumsuz tutum ve davranışları nedeniyle TCK maddesi gereğince takdiri indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına, d. Başkaca artırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına, e. Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı mahkum olduğu hapis cezasının sonucu olarak TCK maddesinin , , fıkralarının uygulanmasına, f. TCK 58/9 maddesi gereğince cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, g. TCK Maddesi gereğince hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş sürelerin hükmolunan hapis cezasından mahsubuna” karar verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davanın temyiz aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.B. İlgili Hukuk 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.” 5237 sayılı Kanun’un maddenin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.…” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),…(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. (1)(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir.”