Ceza Genel Kurulu 2021/116 E. , 2024/84 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 40-73 I. HUKUKÎ SÜREÇ Kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4, 29, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba i
**Ceza Genel Kurulu 2021/116 E. , 2024/84 K.** **"İçtihat Metni"** DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 40-73 I. HUKUKÎ SÜREÇ Kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu, sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/4, 29, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2015 tarihli ve 103-29 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.12.2016 tarih ve 5582-4400 sayı ile; kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında sanığa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesine aykırı şekilde ek savunma hakkı verilmeksizin TCK'nın 87/4. maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanığa ek savunma hakkı verilerek yapılan yargılama sonucu 29.03.2017 tarih ve 7-23 sayı ile sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiş, bu kararın da Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.12.2018 tarih ve 3737-5548 sayı ile; "(...)Maktul ... ile babası...'ın inşaat işi ile uğraştıkları, sanığın ise...'ın inşaat işinde işçi olarak çalıştığı, bir süre önce... ile sanık ve inşaat işinde çalışan diğer işçiler arasında işin eksik yapılması ve ücretlerin ödenmemesi iddiaları nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu, olay günü... ile maktulün bu konuda görüşmek üzere sanık, yanında bulunan ... ve diğer işçilerle buluştukları, ...'ın ... ve ...'e hakaret içerikli sözler söylemesi nedeniyle olay yerinden uzaklaşan sanık ...'in, ...'a tehdit amacıyla işaret parmağını gösterip, hakaret etmesi üzerine maktul ile...'ın sanık ...'e saldırıp yumruk ve tekme vurarak yere düşürdükleri, sanığın doğrulduğu sırada öncelikle tanık ...'ın tüm aşamalarda verdiği aynı doğrultudaki beyanından da sabit olduğu üzere cebinden çıkardığı bıçağı ...'a salladığı, ...'ın geri çekilmesi üzerine isabet ettiremediği, sanığın ayağa kalktıktan sonra tekrar ...'a salladığı bıçağın bu kez isabet alıp onu sol koltuk altından solpektoral kasa doğru yaklaşık 8 cm derinliğinde yara oluşturacak biçimde sanığın elindeki bıçağı maktule iki kez kullanması; birinin isabet etmemesi, buna karşın diğerinin isabet ettiği yaranın derinliği de göz önünde tutularak sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu halde kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine kasten yaralama sonucu ölüme neden olmak suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması(...)" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesince 04.04.2019 tarih ve 40-73 sayı ile; "(...)Öncelikle sanık ...'ın maktul ...'a yönelik eylemindeki kastının yaralama yahut öldürme hususunun tartışmalı olduğunu söylemek gerekir. Olayın gelişimi, sanık ...'ın davranışları, eylemin gerçekleştiriliş şekli gibi hususlar gözetilerek somut olaya göre değerlendirme yapılmalıdır. Sanık ...'in ... ve Kazim'in yumruk ve tekmelerine maruz kaldığı eylemde, bu durumdan kurtulmak için maktul ...'ı bıçakla yaraladığı, eylemin ani bir şekilde gerçekleştiği, sanık ...'in bir bıçak darbesi ile yetinerek eylemine devam etmediği, maktul ...'ın saldırısının sona ermesiyle ...'in olay yerinden beklemeksizin kaçtığı görülmekle bu şekilde özetlenen olayda ...'in yaralama kastıyla hareket ettiği, ancak yaralama sonucunda ölümün meydana geldiği mahkememizce değerlendirilmiştir. Tanık ... mahkememizdeki ifadesinde maktulün aldığı bıçak darbesi ile vücudundan çıkan kanın boğuşma esnasında sanık ...'ın üzerindeki elbiselere sıçradığı şeklinde beyanda bulunsa da, bıçağı görmediğini dolayısı ile bıçaklama hadisesini de göremediğini beyan etmiştir. 29.05.2014 tarih ve 18.40 saatli sanık hakkında tutulan tutanağa göre sanığın kot pantolonunun sol diz altında delik, pantolonunun muhtelif yerlerinde kan lekesi, gömleğin arka, sol omuz ve sırt kısmında komple kan izi, gömleğin sağ koltuk altından alt tarafa doğru yoğun şeklide kan lekesi olduğu tutanak altına alınmıştır. Keza tanık ..., maktül ...'ın uçan tekme ile sanığa vurduğunu gördüğünü, bu eylemi neticesinde sanığın yere düştüğünü beyan etmiştir. Sonra birlikte ayağa kalktıklarını ve her ikisinde de kan lekesi olduğunu beyan etmiştir. Tanığın beyanları esas alındığında bıçaklama hadisesini yerdeyken mi gerçekleştirdiği, yoksa ayaktayken mi gerçekleştirdiği hususu netlik kazanmamaktadır. Kan lekelerinin tanık tarafından görünmesi için tanığın anlatım şekline göre sanığın yerdeyken eylemini gerçekleştirmiş olması, sonra birlikte ayağa kalkmaları gerekmektedir. Bu hususu 29/05/2014 tarih ve 18:40 saatli tutanak da doğrulamaktadır. Hayatın olağan akışına göre kavga esnasında karşı karşıya bulunan maktul ile sanığın, eylemden sonra fışkıran kanların sanığın elbiselerinin ön kısmında olması gerekirken sırt kısmında maktule ait kan izlerinin bulunması imkan dahilinde olmayan bir durumdur. Bu husus sanığın eylemini yerde iken gerçekleştirdiği savunmasını doğrulamaktadır. Yine tanık ... mahkememizdeki ifadesinde ...'in bıçağı nasıl çıkardığını görmediğini, bir defa bıçağı salladığında ...'ın geri çekildiğini, ikinci defa salladığında ise ...'ın koltuk altı kısmına denk geldiğini, ...'ın hemen yere düşmediğini, ...'e bir yumruk attığını, yumruk attıktan sonra ...'in yere düştüğünü, oğlunun yaralandığını gören...'ın ise maktul yere düştüktün sonra sanık ...'e yumruk attığını beyan ettiği görülmüştür. Her ne kadar tanık İhsan maktulün ve babası...'ın sanığa ayakta iken yumruk attığını beyan etse de, sanıkta meydana gelen yaralanmalar incelendiğinde sanığın çeşitli yerleri ile birlikte kafanın occipital (arka kısmı), parietal (tepe kısmı), temporal (kulakların bulunduğu yan kısım ve üstü) bölgede ekimozların olduğu, sanığın duruş şekline göre kafanın arka kısmından ve tepe kısmından ayakta iken yaralanmasının mümkün olmadığı, sanığın yere düştüğünün sabit olduğu değerlendirilmiştir. Keza 29.05.2014 tarih ve 18.40 saatli sanık hakkında tutulan tutanağa göre sanığın kot pantolonunun sol diz altında delik, pantolonunun muhtelif yerlerinde kan lekesi, gömleğin arka, sol omuz ve sırt kısmında komple kan izi, gömleğin sağ koltuk altından alt tarafa doğru yoğun şeklide kan lekesi olduğu tutanak altına alınmıştır. Sanığın pantolonunda sol diz altında deliğin olduğuna dair tespit de yerde boğuşmanın gerçekleştiğinin kanıtıdır. Bu nedenlerle oluşa uymayan ve taraflı ifade verdiği düşünülen tanık ...'ın beyanlarına itibar edilmemiştir(...)" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnilerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2020 tarihli ve 62347 sayılı tebliğname bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.03.2021 tarih ve 4336-4247 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Katılan... ... hakkında inceleme dışı katılan ...’a yönelik hakaret ve sanık ...’a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeksizin; sanık ... hakkında katılan sanık... ...’a yönelik hakaret ve tehdit suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar ise itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık ...’ın maktul ...’a yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'ın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 29.05.2014 tarihli adli muayene raporunda; sanığın yapılan muayenesinde, kafada occipital bölgede 1x1 cm ödematoz, parietal bölgede bir adet, temporal bölgede bir adet olmak üzere 2 adet 1x1 cm ödematoz, burnunda darp sonucu olması muhtemel ödematoz ve iki dizinde lazerasyon olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderildiğinin, alkolsüz olduğunun belirtildiği, 29.05.2014 tarihli genel adli muayene raporunda; maktulün sol kol altı aksiller bölgeden bıçak benzeri kesici delici alet yarası aldığının, ışık refleksinin bulunduğunun, solunumun spontan ve genel durumunun orta, nabzın 120, aksiller arter ve venin kesilmiş olduğunun, bu noktadan kanama olduğunun görüldüğünün, bilincinin açık olduğunun ancak kanamanın kontrol altına alınmaya çalışıldığının, BTM ile giderilemeyen yaralanmanın hayati tehlike arz ettiğinin yazılı olduğu, 29.05.2014 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; maktule ait cesedin harici muayenesinde cesedin 1,83 cm boyunda 80-85 kg ağırlığında 25-26 yaşlarında olduğunun, dış muayenesinde sağ temparoparietal bölgede 2 adet birbirine paralel 2 cm yırtık vasıfta yara, sol el 2. parmak yanda 0,5 cm sıyrık, sol aksiller bölgede 13 cm lik göğüs kısmındaki açısı geniş kol kısmındaki açısı dar kesici delici alet yarası bulunduğunun ve yara bölgesinden kas ve damar sinirlerinin göründüğünün, baş bölgesinde dış muayenede tespit edilen yaraların kanamalı olduğunun, kafa kemiklerinin sağlam olduğunun, batında sol pektorel kasa doğru yaklaşık 8 cm derinliğinde diseksiyon alanının görüldüğünün, aksiller venin tamamen bağlanmış olduğunun aksiller arterin derin dalının bağlanmış olduğunun ve tam kat yırtık olduğunun görüldüğünün, vücudunda 1 adet kesici alet yarası tespit edilmiş olup tek başına öldürücü nitelikte olduğunun, sol koltuk altı ön kısmında vücuda giren kesici delici aletin sol aksiller arter ve veni yaralayarak vücuda girdiğinin ve yaranın bir tarafı künt bir tarafı keskin vasıflı kesici delici aletle oluştuğunun, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu oluştuğunun belirtildiği, Sanığın, katılanın müteahhitliğini yürüttüğü okul inşaatında demir işçisi olarak çalıştığı, suç tarihinden kısa süre önce parasını alamadığı gerekçesiyle arkadaşlarıyla birlikte işi bıraktığı, bu nedenle katılan ile aralarında bir husumet bulunduğu, suç tarihinden bir gün önce akşam saatlerinde katılanın oğlu olan maktulün sanığı aradığı ve işi usulüne uygun şekilde bitirmelerini istediği, ancak sanığın paralarını alamadıkları gerekçesiyle bu talebe olumsuz cevap verdiği, suç tarihinde ise; sanık ile dört arkadaşının sabah saatlerinde Emet Otogarında buluştukları, katılanın da yanında maktul ve kendisine yakın bir işçisi ile birlikte sonradan otogara geldiği, katılanın otogardaki işçilere küfür etmeye ve onları tehdit etmeye başlaması üzerine sanığın yanındaki akrabası tanık ...'e; "Si...r et amcaoğlu, kalk gidelim." diyerek tanıkla birlikte otogarın çıkışına doğru hareket ettiği, bu sözü kendilerine edilen bir hakaret olarak algılayan katılan ve maktulün, sanık ve tanığın peşlerinden bağırmaya başladıkları, sanığın ise otogarın çıkış kapısından geri doğru dönüp; "Göreceksiniz!" anlamında işaret parmağını kaldırarak yürümeye devam ettiği, bu sırada maktulün, arkasından koştuğu sanığı, kafasına vurup yere düşürdüğü, sanığa tekme tokat vurmaya başladığı, maktulün peşi sıra gelen katılanın da yerdeki sanığa aynı şekilde darbettiği, bunun üzerine, sanığın yanında her zaman taşıdığı bıçağını çıkartıp sabitleyerek maktulün sol koltuk altından kolu ile gövdesinin birleştiği yerdeki ana atardamara bir kez etkili şekilde vurduğu, koltuk altından aldığı darbe sonucu sol aksiller veni koparacak şekilde yaralanan maktulün sanığa bir iki saniye daha öfkeyle vurmaya devam ettiği, ancak geriye doğru bir iki adım attıktan sonra yere yığıldığı ve yaşamını tehlikeye sokacak bir duruma neden olacak şekilde kaldırıldığı Emet Devlet Hastanesi acil servisinde ana damar onarımı yapıldıktan sonra Kütahya Devlet Hastanesine ambulansla sevk edildiği sırada iç ve dış kanama sonucu hayatını kaybettiği, sanığın ise maktul ve katılanın eylemleri sebebiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler TCK’nın "Kasten Öldürme" başlıklı 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." hükmünü içermektedir. TCK'nın "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrasının suç ve karar tarihindeki hâli ise; "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur", şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan "onaltı" ibaresi "onsekiz" şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası; "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Konuya ilişkin TCK'nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; "Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir." açıklamasına yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, kanunda tanımlanmış bir haksızlık olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla kusursuz sorumluluk terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161). 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır. TCK’nın "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23/1. maddesi; "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır. Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, işlenen yaralama suçu neticesinde mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.). TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesi hâlinde TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlâl edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer yandan, TCK’nın 81. maddesinde "Kasten öldürme" başlığı altında düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır. TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. B. Somut Olaya Dair Hukuki Nitelendirme Her ne kadar tanık İhsan; sanığın bıçağı ilk kez yerden doğrulduğu sırada salladığını ancak isabet ettiremeyince ayağa kalktığını ve ikinci kez sallaması sonucu isabet kaydederek maktulün ölümüne sebebiyet verdiğini beyan etmiş ise de; otogar görevlisi tanık ...'ın sanıkla maktulün birlikte ayağa kalktıklarına ve o anda her ikisinin de üzerinde kan gördüğüne dair ifadesi; kan izlerinin sanığın olay anında üzerindeki kıyafetlerin sağ koltuk altı ve sırt kısmında yoğunlaşması; sanığın pantolonundaki deliğin, maktul ve katılanın darp eylemine karşı bir süre yerde mücadele ettiğini göstermesi; maktule ait adli raporlarda bıçağın koltuk altından bir kez girdiğinin ve cesetteki yaklaşık 8 cm derinliğindeki yaranın tıbbi müdahale amacıyla oluşan bir diseksiyon yarası olduğunun tespit edilmesi nedeniyle, sanığın elindeki bıçakla maktule önce yerde sonra ayakta olmak üzere birden fazla kez salladığının şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı, sanığın hayati bölgeleri hedeflemek yerine maktulün koluna doğru bıçakla vurduğu, keza maktulün koltuk altına gelen tek isabetin kalp veya beyin gibi hayati bölgelerin hedeflendiğini göstermediği, dosyadaki raporların yaranın derinliği ile darbenin şiddetini göstermekten uzak olduğu, olay öncesi maktulle arasında doğrudan bir husumet bulunmayan, ancak maktulün arkasından koşup kafasına vurmasıyla yere düşen sanığın maktule bıçakla bir kez vurduktan sonra eylemine devam etmediği, maktulün yanındaki babası tarafından kısa sürede acil servise götürüldüğü, sanığın ise en yakındaki polis noktasına giderek durumu anlatıp kullandığı bıçağı teslim ettiği, dolayısıyla sanığın olay öncesi, olay sırası veya sonrasındaki kastının öldürmeye yönelik olduğunun her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispatlanamadığı, Buna karşılık, sanığın otogardan çıkarken geriye dönerek işaret parmağıyla maktule karşı ilk haksız hareketi yapması üzerine öfkelenen maktulün, sanığa karşı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanmayla sonuçlanan saldırısı sırasında, sanığın, akrabası tanık ...'ün çok yakındaki otogar polisinden yardım istemeye koştuğunu görmesine ve olay yerinin kalabalıklaşacağını bilmesine rağmen öfkelenip sürekli yanında taşıdığı bıçağını açıp sabitleyerek saldırıyı defetme amacıyla değil maktule doğrudan karşılık vermek isteyip yaralama kastıyla vurması şeklinde gelişen eyleminde, maktulün haksız tahrik altında başlattığı saldırıyı, sanığın o anki koşullara göre orantısız bir şekilde bıçağını kullanarak silahla karşılık vermesi, ancak maktulün yere yığıldığını görmesiyle hareketine devam etmeyerek polis noktasına gitmesi karşısında; sanığın meşru savunma kapsamında kendini koruma amacıyla hareket ettiği yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği; keza sanığın hemen yanında akrabasının, otogardaki işçi arkadaşlarının ve eylemin gerçekleştiği işlek caddede müdahale edebilecek çevredeki insanların da bulunması nedeniyle meşru savunmada sınırı korku, panik veya telaş içinde hareket ederek aştığından da bahsedilemeyeceği, Bu nedenlerle, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanan sanığın; yaşamını tehlikeye düşüren bir duruma sebebiyet veren yaralanması nedeniyle hemen acil servise kaldırılan ve kopan damarın onarılması suretiyle kendisine ilk müdahale yapılarak Kütahya Devlet Hastanesine sevk edilen, ancak yolda yaşamını yitiren maktule yönelik eyleminin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; sanık hakkında kurulan direnme kararının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Tavşanlı Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2019 tarihli ve 40-73 sayılı hükme ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararına konu hükmün ONANMASINA, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 21.02.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.