Başvurucu, hakkında çıkarılan yakalama emri sonrasında tutuklanarak cezaevine konulmasının yaşam hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir.
Başvurucu, hakkında çıkarılan yakalama emri sonrasında tutuklanarak cezaevine konulmasının yaşam hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 4/9/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir İkinci Bölümün başvurucunun, hakkında çıkarılan yakalama emri sonrasında tutuklanarak cezaevine konulmasının yaşam hakkını ihlal ettiği iddiasıyla ilgili tedbir talebiyle ilgili olarak 2/10/2013 tarihinde yaptığı toplantıda, başvurucunun tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 10/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.. Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 16/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 17/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 25/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, 11/3/2014 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 2008 yılında gözaltına alınmış, Emniyette susma hakkını kullanmış, Savcılık sorgusu sırasında beyin kanaması geçirme riski görülmesi üzerine adliyede görevli doktorun sevki ile Taksim İlkyardım Hastanesine gönderilmiş ve yasal sürenin dolması üzerine çıkarıldığı Mahkemede ifade vermeksizin tutuklanarak Kandıra F Tipi Cezaevine gönderilmiştir. Başvurucu, tutuklanması üzerine müteaddit defalar sağlık sorunlarının olduğuna ve cezaevinde kalmasının sağlığı yönünden sakıncalı olacağına ilişkin dilekçeler vermiştir. Başvurucunun, aşırı tansiyon yükselmesi sonucu merdivenden düşmesi nedeniyle boynu dört yerden kırılmış ve beyin kanaması geçirmiştir. Kocaeli Tıp Fakültesinde geçirdiği beyin ameliyatının ardından bir ay boyunca yoğun bakımda kalmış, tedavisi uzun süre devam etmiştir. Yoğun bakımda tedavisi devam etmekte iken yargılamayı yapan Mahkemece tahliye edilmiştir. Başvurucu, geçirmiş olduğu düşmeye bağlı kafa travması nedeniyle hiçbir zaman savunma yapacak durumda olmadığını, bundan sonra da olamayacağını, beyninin hasar gören kısımları nedeniyle okuma yazma başta olmak üzere birçok akli melekesinin asla geri getirilemeyeceğini, davanın başından beri mevcut tıbbi durumunun Mahkemenin bilgisi dâhilinde olduğunu, tüm bunlar Mahkemesince bilindiğinden dolayı beş yıllık yargılama boyunca hiç tutuklanmadığını ve cezaevine gönderilemediğini ifade etmiştir. Başvurucu, durumunun Mahkeme heyetince görülmek istenmesi üzerine tüm yargılama süresinde sadece bir kez duruşmaya getirilmiş, kimlik tespiti dahi yapılamadan ve ifade aşamasına geçilmeksizin ambulansla tekrar evine gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulunun 28/12/2012 tarih ve 5012 sayılı kararında, başvurucunun “…mezkur suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak boyutta bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbı bulgu ve belgeye de rastlanmasdığı” belirtilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyası kapsamında yürütülen yargılama sonucunda verilen 5/8/2013 tarihli karar ile başvurucunun “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan müebbet, “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçundan 5 yıl 10 ay, “Yasaklanan bilgileri temin” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihindeki hüküm duruşmasında, başvurucu hakkında 5271 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca yakalama emri çıkarılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli yakalama emrinin iptal edilmesini talep etmiş, talep Mahkemenin 6/8/2013 tarih ve 2013/484 Değişik İş sayılı kararı ile yakalama emrinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesin 6/8/2013 tarihli ret kararına karşı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiş, itiraz incelemesi sonucunda Mahkeme başvurucunun talebi ile ilgili olarak 22/8/2013 tarih ve 2013/553 Değişik İş sayılı kararı ile “anılan mahkeme kararlarının 5271 sayılı Kanun’un maddesi kapsamında sayılan itiraz edilebilir mahkeme kararlarından olmadığı” gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Başvurucu hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihinde karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihindeki hüküm duruşmasında 5271 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca başvurucu hakkında çıkardığı yakalama emri Mahkemenin 11/9/2013 tarih ve 2013/532 Değişik İş sayılı kararı ile infaz edilerek tutuklama kararı başvurucunun yüzüne okunmuştur. Başvurucu, 4/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk İsnat olunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur …” Aynı Kanun’un maddesi, işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun teşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa,(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (1)… Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),…(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”