Başvuru, tanınmış bir siyasetçi ve eşi hakkında ulusal bir gazetede yaptığı haber nedeniyle başvurucunun cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tanınmış bir siyasetçi ve eşi hakkında ulusal bir gazetede yaptığı haber nedeniyle başvurucunun cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 18/5/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Cumhuriyet gazetesinde (gazete) muhabir olarak çalışmaktadır. Müştekilerden İ.G uzun yıllardan beri aktif olarak siyaset hayatı olan bir kişidir. İ.G 2011 yılından beri ve hâlen Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) milletvekili olup olayların meydana geldiği dönemde çevre ve şehircilik bakanı olarak görev yapmaktadır. Diğer müşteki ise İ.G.nin eşidir. Başvurucu, gazetenin internet sitesinde 22/3/2015 tarihinde müştekilerin fotoğraflarına da yer vererek bir haber yapmıştır. Başvurucunun "Bakan'dan Eşine VIP Havuz" başlığı ile yaptığı haber şöyledir:" Sinema, restorantı, plaj, sahil derken AKP iktidarı, olimpik yüzme havuzunu da kişiye özel kullanım amacıyla kapattı.Türkiye’ye olimpik sporcu yetiştirmek için oluşturulan 12 TOHM (Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi) tesisinden biri olan Ankara Eryaman’daki olimpik yüzme havuzu Çevre-Şehircilik Bakanı [İ.G.nin] tesettürlü eşinin yüzme öğrenmesi için özel kullanıma tahsis edildi.Spor Bakanı [A.Ç.K.nın] adını kullanıp, 'Spor Genel Müdürlüğü’nün bilgisi dahilinde' denilerek Bakan'ın eşi [F.G.nin] kullanımına açılan havuzdan, bu olay yaşanana kadar sadece gelecek vaat eden ve yetişme çağındaki sporcular yararlanabiliyordu. Ayrıca Ankara’da kamp yapan senkronize yüzme ve yüzme milli takım sporcularının antrenmanlarını gerçekleştirdiği olimpiyat standardındaki havuzun, ‘sivil kullanıma’ açılması, AKP iktidarının, VIP uygulamalarından bir yenisi olarak gösterildi. [F.G.nin] tesise girdikten sonra özellikle erkek personelin ortalarda gözükmemesi istendiği öğrenilirken, Bakan’ın eşinin, tahsis edilen saatlerde kadın eğitmen eşliğinde özel yüzme dersleri aldığı belirtildi.Sporcuların çalışması aksıyorŞahsa özel bu uygulamanın, hem tesis işletme giderleri konusunda ek masrafa neden olduğu, hem de olimpiyat adayı sporcuların antrenman programın aksattığı sızan bilgiler arasında. Olay, kamuoyundan ve spor teşkilatından saklanmak istendiyse de, Spor Bakanlığı koridorları, bu skandalla çalkalandı. Teşkilat ve THOM organizasyonunu rahatsız eden bu gelişmenin güvenlik kamera görüntülerince doğrulandığı da öğrenildi." Anılan haber üzerine müştekiler gerçek olmayan isnatlarla zan altında bırakıldıklarını belirterek iftira suçunu işlediği gerekçesiyle başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun iftira suçundan cezalandırılması talebiyle 7/12/2015 tarihli iddianame düzenlemiştir. Yargılamayı yapan Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 9/3/2016 tarihli celsesinde başvurucunun beyanı özetle şöyledir:"... ben kesinlikle hakaret yada iftira kastıyla bu haberi yapmadım, bence müşteki [F.G.nin] sözü edilen havuzu kullanması her iki müşteki açısından da herhangi bir şekilde suç yada kabahat teşkil edecek bir durum değildir, ben biraz da hicvetmek maksatıyla bu şekilde haber yapmıştım, haber kaynağım bir dönem Gençlik ve Spor Bakanlığında çalışan ancak ismini açıklamak istemediğim bir kişidir, elimde başka bir delil yoktur,...yaptığım haberin ve savunmamın arkasındayım, iftira kastım yoktur, Katılan [F.G.nin] iletişim kayıtlarından ya da o tarihlerde havuzun yanına gidip gitmediğini emniyet kayıtlarından sorgulanabilir..." Mahkeme 9/3/2016 tarihinde başvurucunun iftira suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:" .... Kamu davasına konu edilen olayın doğru olup olmadığının ve Katılan [F.G.nin] sözü edilen tesisten yararlanıp yararlanmadığının tespiti için Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü'ne yazılan müzekkeremize verilen ... yazı cevabından, Eryaman Olimpiyat Hazırlık Merkezi Kapalı Yüzme Havuzu'nun Spor Genel Müdürlüğü'nün 2016 yılında gerçekleştirilecek olan RİO Yaz Olimpiyat Oyunlarına hazırlık kapsamında ... sayılı oluru ile hizmete açıldığı, açıldığı günden itibaren ülkemizi olimpiyatlarda temsil edecek olan olimpik ve paralimpik sporcuların çalışma yaptığı, kapalı yüzme havuzunda kamera sistemi bulunmadığı, milli takımlar ve yüzme federasyonu proje çalışması kapsamında antrenman programı dahilinde çalışma yaptıklarından giriş/çıkış defterinin tutulmadığı, Eryaman Olimpiyat Hazırlık Merkezi bünyesinde yer alan kapalı yüzme havuzundan Katılan [F.G.nin] yararlanmasının söz konusu olmadığı hususlarının anlaşıldığı ;Katılan [İ.G.nin] haber tarihi itibarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanı olması nedeniyle nüfuzunu kullanarak eşi olan Katılan [F.G.yi] halkın kullanımına açık olmayan ve üstelik antrenman yapan sporcuların antrenmanlarını engelleyecek biçimde bu havuzdan yararlandırması halinde hakkında TCK'nın 257/ maddesinde tanımlanan Görevi Kötüye Kullanma suçundan dolayı hakkında adli soruşturma ve yine görevi nedeniyle idari soruşturma yapılması ve bu şekilde bir haber yapılmakla adli ve idari makamların re'sen harekete geçmesi mümkün olduğundan kamu davasına konu edilen eylemin Katılan [İ.G] açısından iftira suçunu oluşturduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü'nün bir üst paragrafta belirtilen yazı cevabı doğrultusunda gerçek olmadığı anlaşılan ve Sanık tarafından ismini açıklamak istemediği haber kaynağı dışında başkaca bir delilinin bulunmadığı ifade olunan bu olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmak suretiyle araştırma yapılmasının ve bu şekilde olayın doğrudan doğruya gerçekleştiği iddia olunan tesisten sorumlu devlete ait kurumun böyle bir olayın vuku bulmadığına ilişkin açık cevabi yazısına rağmen yine devlete ait başka (ve olayla doğrudan ilgisi bulunmayan) bir kuruma bunu teyit ettirmenin dosyaya yenilik katmayacağı, yine bu hususta 5271 Sayılı CMK'nın 135/ maddesi uyarınca Katılanın iletişim kayıtlarının ve sinyal bilgilerinin tespitinin de yasal olarak mümkün olmadığı, kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin taleplerin bu gerekçelerle yerinde olmadığı;... açıklanan haliyle gerçek olmadığı anlaşılan ve TCK'nın 267/ maddesinde tanımlanan suç tipine uyan bu eylemin ve haberde kullanılan ifadelerin haber yapma, eleştiri ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceği, ... Anayasamızın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, yine eleştiri/haber yapma hak ve görevinin kötüye kullanılmaması, yazıda/haberde küçültücü, incitici ve gerçek olmayan sözlerden kaçınılması gerektiği, aksi halde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyeceği ve eylemin hukuka aykırı olacağı... kanaatine ulaşılmıştır" Başvurucunun bu karara itirazı Ankara Ağır Ceza Mahkemesince 8/4/2016 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 20/4/2016tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İftira" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Yargıtay İçtihadı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7/2/2017 tarihli ve E.2014/9-205, K.2017/61 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kast tek başına yeterli olmayıp; ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı, bir başka deyişle özel kastın bulunması gerekmektedir." Yargıtay Ceza Dairesinin 2/11/2020 tarihli ve E.2019/29863, K.2020/13554 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır....Basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle görülen davalarda göz önünde bulundurulması gereken "basın özgürlüğü" kavramının içeriği ve hukuka uygunluk nedenlerine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/2/2007 tarihli, E. 2007/7-28- K. 2007/34 sayılı kararında;'Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme ,yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır.Temelini Anayasa’nın vd. maddelerinden alan ve 5187sayılıBasın Yasasınınmaddesindedüzenlenenbuhaklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Cihan Öztürk/Türkiye (B. No: 17095/03, 9/6/2009, §§ 28-30) kararında gazetecinin yayımladığı makalede şeref ve itibar hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirmiştir. Somut olayda gazeteci, yerel bir postane binasında gerçekleştirilen restorasyon projesini eleştirmiş ve proje için ödenen paranın bazı insanların daha da zenginleşmesini sağladığını iddia etmiş, bu iddialarda katılan kamu görevlisini sorumlu tutmuştur. AİHM, yaptığı değerlendirmede ifade özgürlüğü hakkının başkalarının itibar ve haklarının korunması için sınırlamalara tabi tutulabileceğini belirtmekle birlikte kamu görevlilerine yönelik haklı eleştirileri veya kamu görevlilerinin görevi suistimallerinin veya yolsuzluklarının açığa çıkmasını önlemeyi amaçladıkları takdirde hakaret davalarının haklı görülemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, kamu görevlilerine yapılan hakaretlere karşı dava açma hakkının kolaylıkla suiistimal edilebileceğini ve kamu yararı ile kamuya ait paranın harcanmasıyla ilgili konuların açık ve özgür bir biçimde görüşülmesini engelleyebileceğini vurgulamıştır. AİHM'e göre somut olayda başvurucunun kamu menfaatini korumak amacıyla iyi niyetle hareket ettiği yönündeki iddiasını makamlar hiçbir şekilde dikkate almamış, bunun yerine masum sayılma hakkının tehlikede olduğu gerekçesiyle emekli bir kamu görevlisinin itibarının korunmasına gereksiz bir önem atfetmişlerdir. AİHM devamla yerel mahkemelerin başvurucuyu tazminat ödemeye mahkûm etmek yerine özür sunma veya ifadelerin iftira niteliği olduğu yönündeki kararın yayımlanması gibi başka yaptırımlar düşünebileceğini ve müşteki tarafından gönderilen düzeltme mektubunun yayımlanması yönündeki kararın söz konusu dava koşullarında yeterli bir çözüm olabileceğini değerlendirerek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.