Başvuru, aile konutu olan taşınmazın, eşlerden biri tarafından diğer eşin rızası olmadan ipotek edilmesi üzerine açılan ipoteğin iptali davasında hatalı değerlendirme sonucu benzer davalarda verilen kararların aksi yönde adil olmayan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; aile konutu olan taşınmazın, eşlerden biri tarafından diğer eşin rızası olmadan ipotek edilmesi üzerine açılan ipoteğin iptali davasında hatalı değerlendirme sonucu benzer davalarda verilen kararların aksi yönde adil olmayan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 20/5/2013 tarihinde Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun, ailesiyle birlikte aile konutu olarak kullandığı ve tapuda eşi adına kayıtlı Bursa ili Gemlik ilçesi Hamidiye Mahallesi 762 ada 3 parsel 2 bağımsız bölüm numaralı mesken niteliğindeki daire üzerinde bir şirket lehine başvurucunun eşi tarafından ipotek tesis edilmiştir. Bahse konu taşınmaz hakkında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılıp taşınmazın satışının talep edilmesi üzerine başvurucu, aile konutu olan taşınmaz üzerinde eşi tarafından ipotek tesis edilmesi işleminde rızası bulunmadığını, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi gereğince açık rızası alınmadan gerçekleştirilen işlemin geçersiz olduğunu belirterek ipotek işleminin iptali için Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 16/5/2011 tarihinde eşi ve lehine ipotek tesis edilen şirket aleyhine dava açmıştır. Mahkeme, aile mahkemesi sıfatıyla baktığı davada davacı tanıklarını dinleyip dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı ve ipotek akit tablosu ile uyuşmazlıkla ilgili icra dosyalarını inceleyerek yaptığı değerlendirme neticesinde 12/4/2012 tarihli ve E.2011/362, K.2012/282 sayılı karar ile lehine ipotek tesis edilen davalı şirketin işlem sırasında taşınmazın aile konutu olduğunu bilmediği, bu nedenle iyi niyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; Gemlik ilçesi hamidiye mahallesi 762 ada, 3 parselde kayıtlı arsa üzerinde bulunan 2 bağımsız bölüm numaralı meskenin davacı ve davalı K. tarafından aile konutu olarak kullanıldığı, [d]avalı K.nin kayden maliki bulunduğu ve aile konutu olarak kullanılan bu taşınmaz üzerine davalı şirket lehine 09/01/2008 tarihli ipoteğitesis ettirdiği, ipoteğin tesis edildiği tarihte dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir şerh dolayısıyla aile konutu şerhi de bulunmağı, ayrıca ipotek sözleşmesinde bağımsız bölümlerin inşa edilmekte olduğunun açıklandığı görülmüştür. Her ne kadar davacı bu işlemden bilgisinin olmadığını, bilgisi dahilinde olmayan ipotek tesisi işlemine rızasının da bulunmadığını iddia ederek eldeki davayı açmış ve MK' nun maddesi uyarınca ipotek tesis işleminin iptalini talep etmiş ise de, salt davacının bilgisi ve rızası dışında bu işlemin gerçekleştirilmiş olması davanın kabulü için yeterli değildir. Çünkü MK. 194 uyarınca diğereşin rızası alınmaksızın yapılan işlemin geçersiz sayılabilmesi için davalı üçüncü kişinin burada şirketin dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunu bildiği halde ayni hak kazandığının yani tapu siciline itimat prensibinden yararlanamayacağının da kanıtlanması gerekir. Somut olayda davacı davalı üçüncü kişinin (şirketin) dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunu bildiği haldeayni hak kazandığını yani tapu siciline itimat prensibinden yararlanamayacağını ispat edemiştir. Davacı vekilinin davalının tacir olmasından dolayı dava konusu taşınmazın aile konutu olduğunu basiretli bir işadamı gibi araştırması ve bilmesi gerekeceğinden MK'nun maddesinde düzenlenen iyiniyetle tapuya itimat prensibinden yararlanamayacağına ilişkin savları da anılan maddedeki prensibin daraltılarak yorumlanmasının yasanın ruhuna uygun olmamasından ve iyiniyetin ispatının haksız bir biçimde yer değiştirmesine sebebiyet vereceğinden kabule şayan bulunmamıştır. Kaldı ki, ipotek sözleşmesinde dava konusu taşınmazın inşa edilmekte olduğu yazılı bulunduğuna göre, hayatın olağan akışı gereği davalı şirketten resmi belgede yazılı hususun aksini araştırması beklenemez." Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/10/2012 tarihli ve E.2012/20369, K.2012/25376 sayılı ilamı ile oyçokluğu ile onanmıştır. Karara muhalif olan üyenin karşıoy gerekçesi şöyledir:"Aile konutu üzerinde lehine ipotek tesis edilen davalı, "ticaret şirketi" olup, tacirdir. Her tacir yasal olarak ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli hareket etmekle yükümlüdür. (TTK. m.20/2) Bu yükümlülük, alacağına teminat olarak gösterilen taşınmazın fiili ve hukuki durumunu bilmeyi de gerektirir. Bu özeni göstermemiş ise iyiniyet iddiasında bulunamaz.(TMK. .3/2) Vakıa ve karinelerden kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine lüzum yoktur. (1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçt. Bir. Kararı.) Bu bakımdan, mahkemenin "davacının, davalı şirketin kötüniyetini ispat edemediği" yönündeki gerekçesi olaya ve yukarıdaki içtihadı birleştirme kararına uygun düşmemektedir. İpotek tesisine ilişkin resmi senette, "...arsa üzerine inşa edilmekte olan kargir binanın kat (2) nolu meskeninden..." söz edildiğine göre, bina üzerinde başlı başına kullanmaya elverişli "mesken" niteliğindeki bağımsız bölümlerle ilgili "kat irtifakı" tapusunun oluşturulmuş bulunduğu hususu da işlem sırasında davalı şirketin bilgisi dahilindedir. Bu durumda alacağına teminat olarak gösterilen taşınmazın fiili durumunu bilmek şirketin "özen yükümlülüğü" içindedir. Bu sebeple mahkemenin "davalı şirketin resmi belgede yazılı hususun aksini araştırması beklenemez" şeklindeki gerekçesinde de isabet yoktur. Bu bakımdan, aile konutu olarak özgülendiği tartışmasız olan taşınmaz üzerine davacı eşin açık rızası alınmaksızın tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesi gerekir. Bu sebeple yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum." Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 13/3/2013 tarihli ve E.2013/3524, K.2013/6668 sayılı ilamı ile oyçokluğu ile reddedilmiştir. Bu karara muhalif olan üyenin karşıoy gerekçesi ise şöyledir:"Dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu konusunda bir çekişme yoktur. Türk Medeni Kanununun maddesi aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılmasını ancak diğer eşin "açık rızasına" bağlamıştır. Davacı eşin ipotek işlemi sırasında açık rızasının alındığı kanıtlanmamıştır. Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı davacının davasının kabulü gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Karar düzeltme talebinin kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim." Nihai karar başvurucuya 22/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 20/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur." 4721 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: "Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur." Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/1/2011 tarihli ve E.2010/9812, K.2011/1374 sayılı ilamı şöyledir:"...Taşınmazın devredildiği tarihte tapu kütüğünde "aile konutu" olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, devralan üçüncü kişinin kazanımı iyiniyetli olması halinde korunur.(TMK.md.1023) Kanunun iyiniyetehukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse de iyiniyet iddiasında bulunamaz. (TMK.md.3) İyiniyetin varlığı asıl olduğuna göre, devralanın kötüniyetli olduğunukanıtlama yükümlülüğü bunu iddia edene düşer. (TMK.md.6) Davacı taşınmazı devralan üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu gösteren bir delil getirememiştir. Bu durumda, TürkMedeni Kanununun maddesi gereğince devralan üçüncü kişinin kazanımı korunacaktır. Öyleyse davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul karar verilmesi doğru değildir... " Yargıtay Hukuk Dairesinin 02/10/2012 tarihli ve E.2011/22401, K.2012/23277 sayılı ilamı şöyledir:"Davalı ipotek alacaklısı şirket iyiniyetli olduğunu savunduğuna göre; kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumlarda (TMK.md.3) asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Bu durumda ipotek tesis tarihinde tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmadığı dikkate alındığında, ipotek alacaklısı şirketin kötü niyetli olduğunun kanıtlanma yükü davacıya düşer. " Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/4/2013 tarihli ve E. 2012/2-1567, K.2013/579 sayılı ilamı şöyledir:"...Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş tarafından, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmemesi halinde, işlem tarafı iyiniyetli üçüncü kişinin ayni hak kazanımı 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun maddesi hükmü ile korunmuştur.Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun maddesi, tapuya güven ilkesini öngörmektedir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun maddesi fıkrası ise, tapuya güven ilkesinin aynen sürdürülmekte olduğunun bir ifadesidir(Kılıçoğlu; age, s. 20).Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya içerisindeki belgelerden, taşınmaz üzerine, 2004 tarihinde ... lehine 000 TL bedelli derece ipotek tesis edildiği, bu sırada taşınmazın kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacı tarafından davalı ... nın kötü niyetli olduğu da ispatlanmış değildir.Şu hale göre, tapuya güven ilkesini esas alan Türk Medeni Kanunu'nun maddesi koşulları işlem tarafı olan davalı ... lehine gerçekleşmiştir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/2/2014 tarihli ve E.2013/18715, K.2014/3728 sayılı ilamı şöyledir:"... Dava konusu taşınmazın aile konutu olarak özgülendiği anlaşılmaktadır. Davalı şirket iyiniyetli olduğunu savunduğuna göre; kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumlarda (TMK.md.3) asılolan iyiniyetin varlığıdır. Bu durumda tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmadığı dikkate alındığında davalı şirketin kötüniyetli olduğunu kanıtlama yükü davacıya düşer. Davacı, davalı şirketin kötüniyetli olduğunu gösteren bir delil getirememiştir. O halde, davacının, ipoteğin tesisi tarihinden üç yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, aile konutuna konulan ipotekten haberdar olmadığından ve davalı şirketin basiretli davranmadığı ve kötü niyetli olduğundan bahisle dava açması, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, bu durumda davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru değildir...."