8. Hukuk Dairesi 2023/3580 E. , 2025/431 K. MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki uygulama kadastrosu tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafı…
**8. Hukuk Dairesi 2023/3580 E. , 2025/431 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki uygulama kadastrosu tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Tekirdağ ili Malkara ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/2-a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sonucunda, tapuda davacı Hazine adına kayıtlı bulunan eski 1721 parsel sayılı 32.609,76 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 119 ada 123 parsel numarasıyla 20.400,45 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... ve müşterekleri adına kayıtlı bulunan eski 1080 ve 1176 parsel sayılı sırasıyla 27.500 ve 12.500 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, 119 ada 125 ve 124 parsel numarasıyla 27.900,37 ve 12.642,28 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... adına kayıtlı bulunan eski 1722 parsel sayılı 22.390,24 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise, 119 ada 122 parsel numarasıyla 23.898,36 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında Hazineye ait Tekirdağ ili Malkara ilçesi ... Mahallesi eski 1721 (yeni 119 ada 123) parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün azaldığını ileri sürerek, uygulama tespitinin iptali ile taşınmazın eski yüzölçümü ile tescilini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddine dair önceki karar, davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 14.09.2022 tarihli ve 2021/6896 Esas, 2022/7007 Karar sayılı ilamıyla; "... Keşif sonucu dosyaya sunulan bilirkişi heyetine ait raporun ekinde yer alan, tesis kadastro paftası ile uygulama kadastro paftasını çakıştıran krokinin incelenmesinde, tesis kadastrosu sırasında davacıya ait 1721 (yeni 119 ada 123) parsel sayılı taşınmazın içerisinde bulunan bir kısım yerin uygulama kadastrosu sırasında komşu 1176 (yeni 119 ada 124), 1080 (yeni 119 ada 125) ve 1722 (yeni 119 ada 122) parsel sayılı taşınmazlara dahil edildiğinin görüldüğü ve bu hususun bilirkişi raporunun içeriğinde de belirtildiği, uygulama kadastrosuna ilişkin uyuşmazlıklarda, davacı taşınmazının yüzölçümünde meydana gelen azalmanın hangi komşu taşınmazdan kaynaklandığı belirlenebildiği takdirde husumetin o taşınmaz maliklerine yöneltilmesi gerektiği açıklanarak, öncelikle davacı Hazineye, komşu 119 ada 122, 124 ve 125 parsel sayılı taşınmaz maliklerini davaya dahil etmek üzere süre ve imkan tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde, bu taşınmazlara ait uygulama kadastro tutanaklarının asılları dosya içerisine alınarak, dahili davalılardan savunma ve delillerinin sorulması, sunmaları halinde delillerinin toplanması, bundan sonra işin esasına girilerek hüküm kurulması" gereğine değinilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... Davacı Hazine tarafından başlangıçta davalı ... Müdürlüğüne karşı davanın açıldığı, bozma sonrası, verilen süre içinde davacı vekili tarafından komşu eski 1176 (yeni 119 ada 124 ), eski 1080 (yeni 119 ada 125) ve eski 1722 (yeni 119 ada 122) parsel sayılı taşınmazlar ve maliklerinin davaya dahil edildiği, yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; tesis kadastrosu sırasında detaylı parsel sınırlarını yansıtacak sıklıkta detaylı noktalardan ölçüm yapılmadığı, bu haliyle grafik paftasına tersim edildiği ve pafta üzerinden planimetre okuması ile alan hesabı yapıldığı ve dolayısıyla tesis kadastro tarihine en yakın hava fotoğrafı üzerinden de tespit edilen paftanın zemine uymadığı, uygulama kabiliyetinin zayıf olduğu, bu durumda dava konusu taşınmazların sınırlarının ölçü ve sınırlandırma hatası bulunan ve infaz kabiliyeti bulunmayan tesis kadastro paftasının esas alınmasının söz konusu olamayacağının değerlendirildiği, tüm bu hatalı, infaz kabiliyetini kaybeden, zemin durumunu yansıtmayan ve yanlış bilgi, belge ve haritalar üzerinden yapılan hesaplamanın sağlıklı olmadığı, dava konusu taşınmazdaki eksikliğin 1960 yılında kullanılan ölçü tekniği ile teknolojik ve alan hesaplama yönteminin teknik yönden yetersiz oluşundan kaynaklandığının belirlendiği ..." gerekçesiyle davanın reddine, çekişmeli 119 ada 122, 123, 124 ve 125 parsel sayılı taşınmazların uygulama tespiti gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, teknik bilirkişi raporuna göre, uygulama kadastrosunun kanun ve yönetmeliğe uygun olarak yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda, tesis kadastrosu sırasında ayrıntılı olarak parsel sınırlarını yansıtacak sıklıkta detaylı noktalardan ölçüm yapılmadığı, bu haliyle grafik paftasına tersim edildiği ve pafta üzerinden planimetre okuması ile alan hesabı yapıldığı ve dolayısıyla tesis kadastro tarihine en yakın hava fotoğrafı üzerinden de tespit edilen paftanın zemine uymadığı, davacı Hazine'ye ait 119 ada 123 parselin yüzölçümünde meydana gelen farkın, 1960 yılında kullanılan ölçü tekniği ile teknolojisinin ve alan hesaplama yönteminin teknik yönden yetersiz oluşundan kaynaklandığı bildirilmiştir. Ne var ki, söz konusu raporda, tesis kadastrosu sınırları ile uygulama kadastrosu sınırlarının ve 1177 parselden 2005 yılında ifrazen oluşan eski 1721 (yeni 119 ada 123) ve 1722 (yeni 119 ada 122) parsellerin ifraz sınırı ile uygulama kadastrosu sınırlarının çakıştırıldığı ve bu çakıştırmaya göre, 119 ada 123 parselin, davalı 119 ada 124 ve 125 parsellerle olan tesis kadastrosu sınırları ile uygulama kadastro sınırlarının ve 119 ada 123 parselin, davalı 119 ada 122 parselle olan ifraz sınırı ile uygulama kadastrosu sınırının birbirine uymadığı ve davacı Hazine'ye ait 119 ada 123 parsel sayılı taşınmazda davalılara ait olan 119 ada 122, 124 ve 125 parsel sayılı taşınmazlar lehine azalma olduğu görülmektedir. Bu itibarla; bilirkişi raporunda açıklanan durumun, fiili kullanım sınırına ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, uygulama kadastrosu yapılırken fiili kullanım sınırının değil, teknik belgelerinde bir hata yok ise tesis kadastrosu sonucu düzenlenen paftadaki sınırların dikkate alınacağı, davanın mahiyeti gereği fiili kullanım durumuna değer verilmeyeceği kuşkusuzdur. Sabit sınır, 26361 sayılı Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilinde Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde ".. l) Sabit sınır: Zeminde mevcut olup kadastro, tapulama, değişiklik belgeleri veya bilirkişi beyanlarına göre değişmediği belirlenen çekişmesiz sınırı,.." olarak tarif edilmiş olup, mahallinde yapılan keşiflerde dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarına ve bilirkişi raporuna ve dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelere göre, tesis kadastrosu ve ifraz tarihinde dava konusu taşınmazlar arasında fiili kullanımdan kaynaklı oluşan sınır dışında sabit sınır sayılabilecek duvar, bina vb. bir sınırın bulunmadığının ve bilirkişi raporunda tesis kadastrosuna ait teknik belgelerde bir hatanın mevcudiyetinden söz edilmediğinin anlaşılmış olması karşısında, davacı Hazineye ait taşınmaz ile davalılara ait taşınmazlar arasındaki sınırın / sınırların geçerli sınır olarak kabul edilmesi suretiyle tesis kadastrosu sınırlarına dönülmesi gerekirken yukarıda yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında ve eski 1721 ile 1722 parsellerin ifrazı sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek her hangi bir sınırın bulunmadığı, buna göre, eldeki davada, davacı Hazineye ait 119 ada 123 parselin, davalı 119 ada 124 ve 125 parsellerle tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan, davalı 119 ada 122 parsel ile de ifraz sonucu oluşan sınırdan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve teknik belgelerde de bir hata bulunmadığından tesis kadastrosundaki sınırların dikkate alınması gerektiği, somut olayda tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.