10. Hukuk Dairesi 2023/12244 E. , 2024/12902 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1620 E., 2023/1247 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 7. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/340 E., 2022/181 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adl
**10. Hukuk Dairesi 2023/12244 E. , 2024/12902 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1620 E., 2023/1247 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 7. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/340 E., 2022/181 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... El Aletleri Dövme Çelik ve Mak. San. A.Ş.’de çalışırken meslek hastalığına yakalanmış olduğunu ve bu hususta 08.07.2014, 23.01.2015, 26.08.2015 ve 04.01.2016 tarihli 4 adet meslek hastalıkları raporu almış olduğunu, müvekkil davacının rahatsızlıklarının tamamı mesleki olmasına karşın, bazı rahatsızlıkları için mesleki değil raporu verilmekte olduğunu, kontrollere tabi tutulduğunu. maluliyeti ile ilgili ulaşılan ilk sonucun müvekkil davacının meslek hastalığı nedeni ile %14 meslekte kazanma gücünü yitirdiği yönünde olduğunu, müvekkil davacının davalı şirkette çalışırken başlayan ve halen daha devam eden kronik rahatsızlıklar nedeni ile müvekkilinin malul durumda olduğunu, müvekkil davacının sürekli tedavi gördüğünü ancak düzelemediğini, müvekkilin bu ... gelmesine nedeninin davalı şirketin çalışma şartları olduğunu, müvekkil davacının ömrü boyunca devam edecek rahatsızlıklarla mücadele etmekte olduğunu, müvekkil davacının mesleki hastalığının meslekte kazanma gücünde yarattığı etki ve maddi zararının tazmini için iş bu davanın açılma zaruretinin hasıl olduğunu belirterek 279.124,88 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'un 10.01.2005 tarihinden iş sözleşmesinin sona erdiği 19.09.2014 tarihine kadar müvekkil şirketin üretim bölümünde çalışmış olduğunu. Davacı müvekkil işyerinde çalışmakta iken meslek hastalığına yakalandığını iddia ederek maddi tazminat talep ettiğini, bu talebini kabul etmediklerini, davacının meslek hastalığı nedeniyle malul kaldığına ilişkin maluliyet oranlarına itiraz ettiklerini, dosyanın yüksek sağlık kuruluna ve ATK ya gönderilerek sağlık durumunun yeniden tespiti ile maluliyet oranlarının saptanmasının istenildiği, davacının müvekkil şirkette 2005 yılında çalışmaya başladığını, müvekkil şirketteki işinin davacının ilk işi olmadığını, bu nedenle davacının önceki çalıştığı iş yerlerini de kapsayacak şekilde araştırma yapılması gerektiğini, davacının iddia ettiği gibi meslek hastalığına müvekkil şirketin iş yerinde yakalanmasının söz konusu olmadığını, davacının genetik yatkınlık ve diğer sağlık sorunları nedeniyle yakalandığı hastalıkları meslek hastalığı olarak göstermeye çalışmasının iyiniyetli olmayan bir davranış olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, meslek hastalığının meydana gelmesinde davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğu, davacının meslek hastalığı nedeniyle %19 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği kabulünden hareketle; "Davacının açmış olduğu maddi tazminat davasının kabulüne; 279.124,88 TL alacağın 08.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine;" şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 05.09.2018 tarihli kusur raporu dikkate alınarak davacının kusurunun bulunmadığı, müvekkil şirketin ise %100 kusurlu olduğu varsayımı üzerinden hesaplama yapıldığını, davacıya müvekkili şirkette çalıştığı süre içinde gerekli tüm iş güvenliği malzemeleri verildiğini ve kullanması için gereken denetlemeler yapıldığını, buna rağmen müvekkili şirketin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile hüküm tesisinin hatalı olduğunu, tanık beyanlarının da müvekkilinin kusuru olmadığını doğruladığını, müvekkili şirkette davacının çalıştığı tüm dönem boyunca iş sağlığı ve güvenliği risk analizleri yapıldığını, işçilere sürekli eğitimler verildiğini ve işçilerin maruz kalabilecekleri risklerin farkında olmalarının sağlandığını, davacının ise türlü bahanelerle bu eğitimlerden sık sık kaçtığını, genel anlamda işyeri kural ve prosedürlerine uymayan bir çalışan olduğunu, buna rağmen müvekkili şirketin %100 kusurlu olduğu değerlendirilerek hesaplama yapılarak hüküm tesis edilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, dosyadan alınan 05.09.2018 tarihli kusur raporunda da, davacının yakalandığı hastalığın yaptığı işten ziyade genetik ve yaşam şartları ile ortaya çıkmış olma ihtimalinin göz önünde bulundurulduğunu ancak bu ihtimalin kusur oranlarına yansıtılmadığını, gerekçeli kararda davacının çalışma koşulları dikkate alındığında el ve kolunu zorlayıcı, sürekli tekrar eden hareketleri yaptığı, bu nedenle çalışma koşulları ile davacının hastalığı arasında illiyet bağı bulunduğu belirtilmişse de davacı işçinin daha önceki meslek hayatının hastalığın ortaya çıkmasındaki etkisi de dikkate almadığını, davacı işçinin müvekkil şirketten önce farklı iş yerlerinde de çalıştığı dikkate alınmadan hüküm tesisi hatalı olduğunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına uygun olarak, davacının sağlık geçmişinin ve daha önce çalıştığı işyerlerinde yaptığı iş ile çalışma hayatının hastalığa etkisi araştırılması gerektiğini, dolayısıyla, hastalığın ortaya çıkmasında davacının sağlık geçmişinin ve önceki iş hayatının da büyük önemi bulunduğunu, bu nedenle öncelikle, davacının daha önce çalıştığı işyerlerinde yaptığı iş ile çalışma hayatının hastalığına etkisi araştırılmalı ve yeni bir kusur raporu alınarak bu doğrultuda hesaplama yapılması gerekirken, tüm bunlar dikkate alınmaksızın hazırlanan hesap raporuna itibar edilerek hüküm tesis edilmesi hatalı olduğunu, kusur raporu, işletme koşulları, işin yapılış süreci, işçinin işi yapma biçimi, işçinin işveren tarafından alınmış iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ile işyeri kural ve prosedürlerine uyup uymadığı, özel yaşantısındaki alışkanlıkları, sağlık geçmişi ve önceki çalışma hayatı dikkate alınmadan, yalnızca davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak hazırlanmış olup, bu doğrultuda alınan kusur raporu doğrultusunda yapılan hesabın ve bu doğrultuda tesis edilen hükmün hakkaniyetli olmayacağını, müvekkili şirkette iş sağlığı ve güvenliği risk analizleri yapılmış, işçilere sürekli eğitimler verildiğini ve işçilerin maruz kalabilecekleri risklerin farkındalığı sağlandığını, buna rağmen müvekkili şirkete %100 kusur atfedilmesi ve bu doğrultuda hüküm tesis edilmesi hatalı olduğunu, müvekkil şirkete atfedilen kusur ve bu kusura dayanılarak yapılan tazminat hesabının ve bu doğrultuda verilen kararın kabulü mümkün olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "... Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.07.2020 tarih 10693 sayılı raporunda davacının omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler ile karakterize mesleki hastalık olduğu, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %19, meslek hastalığının başlangıç tarihinin 08.07.2014 olarak rapor edildiği; Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun16.12.2021 tarih 2007 sayılı raporunda tenosinovit tablosunun meslek hastalığı olduğu, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %19, meslek hastalığının başlangıç tarihinin 08.07.2014 olarak rapor edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece davacının maluliyet oranı %19 olarak kabul edilmiş olup, davalı tarafın maluliyet oranına itirazı bulunmamaktadır. Davalı vekili meslek hastalığının oluşmasında davalı işverenin kusurlu olmadığını ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi tarafından, meslek hastalığının oluşumunda davalı işverenin kusurunun olup olmadığı, varsa oranın belirlenmesi yönünden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda aralarında ortopedi ve travmatoloji uzmanının da bulunduğu üçlü bilirkişi heyetinden aldırılan 05.09.2018 tarihli kusur raporunda; davalı işverenin %100 kusurunun hastalığın oluşumunda etken olduğu tespit edilmiştir. Yine 06.12.2016 tarihli SGK teftiş raporunda da davacının tutulduğu meslek hastalığının oluşumunda davalı şirketin %100, davacının kusursuz olduğunun rapor edildiği, SGK teftiş raporu ile Mahkemece aldırılan kusur raporunun birbiriyle uyumlu olduğu anlaşılmıştır. İstinafa başvuran davalının istinaf sebeplerine göre dairemizce yapılan incelemede, iş güvenliği uzmanı ve doktor bilirkişi tarafından düzenlenen, davalının alması gereken işgüvenliği tedbirlerindeki ihmaliyle, meslek hastalığının meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği kusur raporunun gerekçeli, açıklayıcı, olaya ve dosya kapsamına uygun olduğundan hükme ve hesaplamaya esas kabul edilmesinde ve hükmedilen maddi tazminatta bir isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 inci, 74 üncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4 üncü maddeleri, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesi. 3. Değerlendirme Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda ortaya çıkan omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler nedeni ile davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır: Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir. Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162 nci maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2 nci fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir. Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61 inci maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62 nci maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait işyerindeki çalışmasının 10.01.2005 tarihinde başladığı ve bu işyerindeki çalışmasının en son 19.09.2014 tarihinde sonlandığının bildirildiği, davacının davalı işyeri haricinde de başka işyerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. O halde davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 10.01.2005 tarihinden önce davalı şirkete ait işyeri haricinde çalışmalarının geçtiği işyerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu işyerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlenmelidir. Bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği işyerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu işyerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin işyerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde işyerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından işyerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki işyeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir işyeri yönünden, işyerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, işyeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da değerlendirilmek suretiyle davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermek ile devamla Mahkemece yukarıda açıklanan araştırmanın yapılması sonucu davalı işveren nezdinde geçen çalışma öncesi iş yerlerinin ve işin niteliğinin davacıda ortaya çıkan meslek hastalığına etkisinin bulunmadığı anlaşıldığı takdirde ise dosya içerisinde yer alan ve hükme esas alınan 05.09.2018 tarihli davalı işverenin %100 kusurlu olduğu yönündeki heyet bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun görülmüş olup bu kez anılan rapor doğrultusunda karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada davalı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.