Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin AYİM) yapısından dolayı tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, AYİM Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar düzeltme talebinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ili
Başvuru; ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM) yapısından dolayı tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, AYİM Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar düzeltme talebinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 26/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 26/3/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 27/4/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve ulaşılan bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken yapılan idari tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 3/2/2012 tarihinde disiplin ve ahlak durumu gözetilerek hakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir.” sicili tanzim edilmiştir. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon, başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 29/3/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da 31/5/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine Millî Savunma Bakanlığının 18/6/2012 tarihli ve 2012/09-185 sayılı kararı ile ayırma işlemi onaylanarak kesinleşmiş, 22/6/2012 tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu 30/7/2012 tarihinde; davalı idarece hiçbir gerekçe gösterilmeksizin disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini ancak yaşantı biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, 2011 yılının Kasım ayı içinde üç istihbaratçı tarafından sorguya alındığını, sorguda kendisinin ve aile fertlerinin özel hayatına ilişkin sorular sorulduğunu, ifadesini alan kişilerden binbaşı rütbesinde olan birinin kendisine bağırması, ifade öncesi üç saat boyunca bir odada bekletilmesi, beş saat süren ifade alma işlemi sırasında sigara içememesi, ifadenin yerin 50 metre altında bir mekânda alınması gibi koşullar nedeniyle bir an önce bu ortamdan kurtulmak amacıyla ifade metnini imzaladığını; imza aşamasında imzaladığı belgenin bir önem taşımadığı hususunda kendisine telkinde bulunulduğunu, bu nedenle çoğu yalan olan ve konuşma ortamında söylediği sözlere ilişkin ifade tutanağını imzaladığını, ilişik kesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AYİM Birinci Dairesinde dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı idarenin 28/9/2012 tarihli yazısının ekinde gönderilen savunmasında, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası ve Yönetmelik'in ve maddeleri uyarınca verilen ayırma kararı ve işleminde hukuka aykırı bir yönün bulunmadığı belirtilmiş; 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında gizli bilgi ve belge gönderildiği bildirilmiştir. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun cinsel hayatının kamu görevi ve asker kişilik sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet derecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içinde değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir. AYİM Birinci Dairesinin 5/2/2013 tarihli ara kararı ile davalı idarece gönderilen “gizli” ibareli belgeler arasında yer alan başvurucunun 1/11/2012 tarihli ifadesine ilişkin tutanakta “Görüşmenin personelin kendi rızasıyla sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınacağı kendisine hatırlatılıp açıklandı.” şeklinde ibareye yer verildiği için ifadeyle ilgili görüntü ve ses kaydını içerir CD'nin gönderilmesi, ifadenin alınmasına niçin ihtiyaç duyulduğu ve soruşturmanın mahiyeti hususlarında bilgi verilmesi, başvurucunun ifadesinde belirtilen hususlarla ilgili başkaca ifade, bilgi ya da belge bulunup bulunmadığının bildirilmesi talep edilmiştir. Davalı idare, söz konusu görüntü ve ses kaydının idari soruşturmanın ardından imha edilmesi nedeniyle gönderilemediğini bildirmiş; istem konusu diğer hususlara ilişkin başvurucunun 1/11/2011 tarihli ifade tutanağının yanı sıra inceleme sonuç raporu isimli bir belgeyi Mahkemeye göndermiştir. Başvurucu vekili 27/3/2013 tarihinde davalı idarece gönderilen “gizli” nitelikli belgelerin bir örneğinin kendisine verilmesi talebinde bulunmuş ancak Mahkeme, başvurucunun bu talebine ilişkin bir karar vermemiştir. AYİM Birinci Dairesi 9/4/2013 tarihli ve E.2013/157, K.2013/458 sayılı kararı ile davayı oy çokluğuyla reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“...Dava, özlük ve sicil dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 2000 tarihinde Astsb.Cvş. nasbedilen davacının, Hv.Mu.Bçvş. sınıf ve rütbesi ile Diyarbakır 2'nci Hv. Kont. Grp. K. Bkm. Ş. Md.lüğü Bil. ve Teş. Chz. Atl. Bilgs./Tes. Sis Tnks. olarak görev yaptığı esnada, 2012 tarihinde sıralı sicil üstlerince Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60'ncı maddesinin (a), (b) ve (e) fıkraları gereğince 'Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir' sicili düzenlendiği, bu sicil üzerine durumunun Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61'inci maddesine göre Hv. K.K.Iığı bünyesinde oluşturulan komisyonda incelendiği, Komisyonun 926 sayılı TSK Personel Kanunun 94'üncü maddesinin (b) fikrası, 5434 sayılı T. Emekli Sandığı Kanunun 39'uncu maddesinin (e) fıkrası ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin (a), (b) ve (e) fıkraları gereğince sicil yolu ile Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesilmesinin uygun olacağı hususunun Komutanın tasvibine sunulması yönundeki kararının 2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından uygun bulunduğu, 2012 tarihinde Genelkurmay Başkanınca Hv.K.K.Iığı kararına göre işlem yapılmasının uygun görüldüğü, Milli Savunma Bakanlığı’nın 2012 gün ve 2012/09-185 sayılı kararı ile ayırma işleminin onaylanarak kesinleştiği, 2012 tarihinde TSK'dan ilişiği kesilen davacının, söz konusu ayırma işleminin iptali istemi ile ... iş bu davayı açtığı anlaşılmıştır....... dava konusu işlem irdelendiğinde; davalı idarece, 1602 sayılı Kanun'un 52'nci maddesi kapsamında incelenmek üzere 'Gizli' gizlilik dereceli olarak gönderilen belgelerden ve özellikle (bu belgeler arasında yer alan) Hava Harp Okulu Komutanlığı'nda görevli bazı personelin Hava Harp Okulu Komutanlığı sinemasında porno film izlediklerinin tespit edilmesi üzerine başlatılan idari tahkikat kapsamında alınan 2011 tarihli, hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan okuyup imzaladığı kaydıdüşülen davacıya ait ifade tutanağından; davacının, 15 yaşından beri aralarında kendisinden yaşça büyük (50 yaş) veya küçük (üniversite hazırlık öğrencisi), evlenmemiş veya dul, emekli astsubay kızı ve boşanmış bir askeri personelin eşi de bulunan 500'e yakın yerli ve yabancı bayanla ilişkisi ve cinsel birlikteliği oldugunu, Eskişehir'de üniversite öğrencisi bir bayanla 3 yıl süren ilişkisi esnasında lezbiyen ilişki hariç farklı her türlü ilişkiyi yaşadığını, İzmir, Ankara ve İstanbul'da genelevlere gittiğini ve grup seks ilişkisi yaşadığını, internet ortamında sosyal paylaşım sitelerine uyelikleri olduğunu, bu sayede bir çok arkadaş edindiğini ve bunlardan bazıları ile ilişki yaşadığını, internet ortamında astsubay olduğunu, HHO K.lığında görev yaptığını ve işini söylediğini, bu bayanlardan 8-10 tanesi ile karşılıklı olarak soyunarak sanal seks yaptığını beyan eden davacının söz konusu bu fiillerinin genel ahlak anlayışı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin disiplin ve ahlak anlayışına açıkça ters düştüğü, davacının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu, bu itibarla davacının statüsü itibariyle kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini yitirdiği, bu durum karşısında kamu hizmetinde istihdam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği, sonuç olarak, davacı hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı-birey yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı, dolayısıyla tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan davacı vekilince, davacının yaklaşık 3 saat bir odada beklemesi, sonradan ifadeye alınması, devamında özellikle istihbaratçılardan binbaşı olan kişinin kendisine bağırması, yaklaşık 5 saat ifadede kalıp sigara içmemesi, bu ifadelerin yerin yaklaşık 50 metre altında alınması, kapalı yer korkusu gibi nedenlerle baskı, kızgınlık ve bir an önce o ortamdan kurtulmak maksadıyla söz konusu belgeyi imzaladığı, imza aşamasında herhangi bir önem arz etmediğinin, rutin bir konuşma olduğunun, personelin sosyal yaşantısının tespitine yonelik bir çalışma olduğunun, hatta kendilerinin de ara sıra çapkınlık yaptıklarının söylenmesi uzerine, davacının bir çoğu yalan olan, sadece ortamda söylenmiş söylemleri imzaladığı, bunun neticesinde ilişiğinin kesildiği, ilişik kesmeye gerekçe gösterilen sorgu işleminin baştan itibaren usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu öne sürülmüş ise de; 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.' hükmü Anayasa'nın 38'inci maddesinde yer almaktadır. Bu maddenin başlığı ise 'Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar' şeklindedir. Anayasada 'İdarenin Esasları' başlığı altında ise böyle bir hükümbulunmamaktadır. Diğer yandan Anayasada memurların görev ve sorumluluklarını, disiplin kovuşturma usulünü düzenleyen 129'uncu maddesinde, 'Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.' şeklinde genel bir ilke yer almaktadır. Suç ve cezaya ilişkin ilkeler ile disiplin hukukuna ilişkin ilkeler arasinda temelde farklılıklar bulunmaktadır. Kamu personeli hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi disiplin soruşturması yapılabilmektedir. Kamu görevlisi hakkında yargılama yapılıp beraat kararı verilse dahi bu durum disiplin cezası verilmesine engel bir hal değildir ...Davacının bahse konu 2011 tarihli ifadesi bir suç isnadıyla ceza soruşturması/kovuşturması kapsamında değil, disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmıştır. Davacının bu şekilde tespit edilen ifadesi esnasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı bir şekilde veya yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmaktadır. Davacı TSK'da görev yapan bir başçavuştur. Savaş halinde veya olağanüstü durumlarda, ya da normal hizmet sırasında kendine verilen görevi yapabilmek igin gerektiğinde canının dahi vermekle yükümlü bir personeldir, bu hususlarda yemin etmiştir. Bu statüdeki bir personelin bulunduğu ortamdan kurtulmak için yalan-dolan ifade vermesi dahi tek başına statüsüyle uyuşmamaktadır. Ayrıca davacı ifade verirken kendisini kurtarmak maksadıyla yalan söylediğini farzetsek dahi; böyle bir durumda kendini ahlaki açıdan zaaf içerisinde olan bir kişi pozisyonunda gösterecek ifade vermesi de hayatın olagan akışına uygun düşmemektedir. Bu nedenlerle davacının ifadelerinin içinde bulunduğu gerçekleri yansıttığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; davacının bahse konu ifadesinde beyan etmiş oldugu olaylar maddi vakıa olarak disiplin hukuku kapsamında degerlendirilebilecektir. Davacının yukarıda açıklanan fiil ve hareketleri gerçekleştirmiş olduğunu beyan ederek ifadesini imzalamış olduğu göz önüne alınarak dava konusu işlemde bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” Karara katılmayan Daire Başkanının karşı oy yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir: “… başta disiplin cezaları olmak üzere idari yaptırımların, ceza hukuku yaptırımlarına en yakın ve benzeyen işlemler olduğu; Anayasa’nın temel hak ve hürriyetleri teminat altına alan hükümlerinin bu alanı da kapsadığı bir vakıadır. Bu itibarla Anayasa’nın 38’nci maddesinin 6’ncı fıkrasındaki ‘kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez’ hükmü ile kamu görevlilerine teminat sağlayan 128’nci maddesindeki kanunilik ve 129’uncu maddesindeki savunma alınmaksızın disiplin cezası verilememesine ilişkin hükümlerin bir ilke olarak kabulü ve gerek idari yaptırımların yapı ve nitelikleri gerek tesis/soruşturma süreci ile çelişmediği ölçüde ceza muhakemesindeki delil yasaklarının kıyasen uygulanması gerekmektedir ……... ortada mülakat şeklinde, kendisi aleyhine TSK’den çıkarılmasını sağlayacak yoğunlukta bilgi veren ve aynı zamanda savunma olarak değerlendirilmesi istenen, yukarıda belirtilen hal ve şartlarda elde edilen bir tutanak mevcuttur. Ayırma işleminin tek dayanağı olan bu tutanağın durup dururken kendiliğinden, idare ajanlarının etki ve katkısı bulunmaksızın ve tamamen davacının iradesiyle oluşturulmadığı yadsınamaz bir vakıadır. Bu ifade tutanağındaki soru ve cevaplar karşılaştırıldığında, önce ilgilinin uzun süre tanık-şüpheli-sanık arası bir statüde sorgulandığı, bilahare alınan bilgilere göre ifadeye dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Esasen, davacının, kendi aleyhine idare de dahil hiçbir kişinin bilgi alanına ve aleniyetine kavuşmamış bilgi vermesi sağlanırken, bunun aynı zamanda savunma olarak kabulü gibi bir paradoks ortaya çıkmıştır. Oysa tutanakta davacıya yüklenen kusurlu fiillere ilişkin isnatlara yer verilmemiştir.…Davacı, kendisine doğru söylemesi halinde kendisine dokunulmayacağı şeklinde telkinde bulunulduğunu iddia etmiştir. Davacının ifadesi dikkate alındığında, idareye güvenerek ikrar ve tevil yoluna gitmeksizin samimi açıklamalar yaptığı, (kendi ikrarı olmasaydı) idarenin hiçbir şekilde bilmesi ve öğrenmesi mümkün olmayan tamamen özel hayatlara ilişkin bilgiler verdiği anlaşılmaktadır. Abartılı gözükmekle beraber bu bilgilerin aleyhine bilgi toplayan idareye re’sen arzı, hayatın olağan akışına ve oluşa aykırı olduğu gibi, temel hak ve hürriyetlerin özünü ve sınırlarını zorlayan bir uygulamadır… Kendisi aleyhine tanıklık yapmaya zorlanamaması ilkesi, askeri disiplin hukukunda da geçerli bir ilkedir…… disiplin soruşturmasının, ceza hukuku kovuşturmasından ayrı ve farklı olduğu, aynı usul ve esaslara tabi olmadığı bilinen bir husustur. Ancak, bu durum, Anayasa’daki temel hak ve hürriyetler rejimine bağlı kalınmayacağı ve bunları korumaya matuf mevzuatın tamamen göz ardı edileceği anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde; disiplin soruşturmasında da, işkence, baskı, hipnoz vb. gibi yasak yöntemlerle veya hukuka aykırı dinleme, arama, el koyma gibi usullerle elde edilen delillere itibar edilmesi, daha da önemlisi yasaklanan usullerle delil toplamaya icazet verilmesi yolu açılmış olur. …Sonuç olarak, somut olayda ayırmanın tek delili olarak gösterilen ifadenin temininde aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin kuralların tam işletilmediği; davacının bilgisine başvurma adı altında kendi aleyhine tanıklık yapmasının sağlandığı ve savunma hakkının göz ardı edildiği; ilgilinin hangi sebeple ve ne şekilde soruşturulduğu konusunda bir bilgi bulunmadığı; davacının verdiği abartılı sayılabilecek ve bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış özel hayata ilişkin malumatın başka olgu ve bulgularla desteklenmediği; üstelik ses ve video kaydı yapıldığı belirtildiği halde ara kararı üzerine imha edildiği şeklinde verilen cevabın ifadenin delil niteliği konusunda kuşku doğurduğu; benzeri diğer uygulamalardan farklı olarak başkaca hiçbir delil aracı ve delil başlangıcı bulunmadığı dikkate alındığında, davacı hakkında tesis edilen disipline ilişkin ayırma yaptırımının şekil/usul unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum.…” Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 8/10/2013 tarihli ve E.2013/990, K.2013/945 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anılan karar, başvurucuya 30/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli ara yazısı ile yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’dan ilişiğinin kesilmesi işlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Hava kuvvetleri Komutanlığının 1/12/2015 tarihli yazısında, idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin gönderildiği belirtilmiştir. Anılan belgelerin incelenmesinden Hava Harp Okulu Komutanlığının Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderdiği 15/6/2011 tarihli yazıda, başvurucunun Hava Harp Okulu sinema salonunda pornografik içerikte film izleyen bazı kişilere zaman zaman katılması nedeniyle uyarı cezası ile cezalandırıldığının belirtildiği ve kritik Muhabere Elektrıonik Bilgi Sistemleri (MEBS) kadrolarına görevlendirilmemesi önerisinde bulunulduğu görülmüştür. Öte yandan Hava Kuvvetleri Komutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 1/11/2011 tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde ÜÇOK Harekat Merkez Komutanlığı Diyarbakır karargahında başvurucunun ifadesinin alındığı, ifade tutanağına “Görüşmenin personelin kendi rızasıyla sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınacağı kendisine hatırlatılıp açıklandı.” ibaresinin yazıldığı görülmüştür. Söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu anlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya nerelerde görev yaptığı ve kimlerle ikamet ettiği, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığı, eşcinsel ve biseksüel kişilerle ilişki yaşayıp yaşamadığı ve bu kişilerle grup şeklinde ilişkiye girip girmediği, adli boyutu olan bir olayın içinde olup olmadığı, herhangi bir kişi ya da grup ile tartışma yaşayıp yaşamadığı, aldığı disiplin cezaları, ne sıklıkla yurt dışına çıktığı gibi hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. B. İlgili Hukuk 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun “Çeşitli nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem” kenar başlıklı maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası şöyledir: “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır. Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.” Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,...e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,...” Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler....Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bu komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.” 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir. Askerliğin temeli disiplindir. Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.” 211 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.” 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır: …(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”