4. Hukuk Dairesi 2009/13792 E. , 2010/9668 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 11/09/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/07/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan ra…
**4. Hukuk Dairesi 2009/13792 E. , 2010/9668 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 11/09/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/07/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkin olup yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Günyüzü İlçesi belediye başkanı olduğunu belirten davacı, önceki belediye başkanı olan davalının İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği şikayet dilekçesi nedeni ile geçirdiği yirmi iki günlük denetimden sonra hakkında soruşturma açılmasına izin verilmemesine karar verildiğini; ancak, bu süreç içinde iddiaların doğruluğu konusunda dedikodular yapıldığını, halkın gözünde küçük düştüğünü ileri sürerek, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalı ise, şikayet dilekçesinin kendisi ile birlikte halen belediye meclis üyesi olan kişi tarafından verildiğini, şikayet konularının da meclis üyesi olan kişi tarafından kendisine aktarıldığını, anayasa ile güvence altında bulunan şikayet hakkını kullandığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, inandırıcı bir kanıt ve belirtiye (emareye) dayanmayan şikayetin davacıya zarar verme kastı taşıdığı sonucuna varılarak istemin bir bölümün kabulüne karar verilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir anlatımla hak arama özgürlüğü; hakların korunması ile ilgili düzenlemelerin yer aldığı Anayasa'nın 36. maddesinde; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." biçimindeki düzenleme ile güvence altına alınmıştır. Buna göre kişi, yargı mercileri ile yetkili kurum ve kuruluşlara başvurarak kendisine zarar veren kişilere karşı haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir. Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten sonra 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Yasası'nın 24 ve 25. maddelerinde de kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve özel yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmış, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir. Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda davalı, dava konusu şikayet dilekçesi nedeni ile davacıya iftira atmak suçundan ceza mahkemesinde yargılanmış ve “dinlenen tanık anlatımlarına göre şikayet dilekçesine konu, eylem ve işlemlerin yaşanmış olduğu ancak davacı hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeni ile yargılama yapılmadığından gerçeğin belirlenemediği, bu kapsamda davalının anayasal güvence altında bulunan şikayet hakkını kullandığı" gerekçesi ile unsurları oluşmayan atılı suçtan beraetine karar verilmiştir. Borçlar Yasası'nın 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinin beraet kararı hukuk yargıcı yönünden bağlayıcı değil ise de belirlenen maddi olgular bağlayıcıdır. Ceza mahkemesi gerekçesinde, tanık anlatımlarına göre şikayete konu olayların yaşanmış olduğu belirtmiştir. Buna göre şikayeti haklı gösterecek belirtiler bulunduğu anlaşıldığından, hak arama özgürlüğünün sınırları içinde yapılan şikayet, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmaz. Ayrıca, şikayet hakkının yerinde kullanıldığının kabulü için şikayet edilenin cezalandırılması veya sorumlu tutulmuş olması da zorunlu değildir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/10/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.