Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/6732 E. , 2024/4162 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2023/6732 Karar No : 2024/4162 DAVACI : ... Madencilik ve Turizm A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLLERİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALILAR YANINDA): ... Madencilik Enerji İnşaat San. ve Tic. A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Yozgat ili, Sorgun ilçesinde bulunan S:... numaralı IV. grup maden (linyit) işletme ruhsatlı sahada, ruhsata konu mad
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/6732 E. , 2024/4162 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2023/6732 Karar No : 2024/4162 DAVACI : ... Madencilik ve Turizm A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... 2- ... Genel Müdürlüğü - ... VEKİLLERİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALILAR YANINDA): ... Madencilik Enerji İnşaat San. ve Tic. A.Ş. VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Yozgat ili, Sorgun ilçesinde bulunan S:... numaralı IV. grup maden (linyit) işletme ruhsatlı sahada, ruhsata konu maden üretimine devam edilebilmesi için ihtiyaç duyulan ekli listedeki taşınmazın Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 24/06/2023 tarihli ve 32230 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 23/06/2023 tarih ve 7325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, Sorgun İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacının işletme ruhsatının ilk sahibi olduğu, rödövans sözleşmelerine dayalı olarak işletilmek ve davacıya rödövans ödenmesi karşılığında maden ruhsatlarının birleştirildiği, 28/08/1987 tarihli rödövans anlaşmasının 10. maddesinin (b) bendinde maden sahası ruhsatname hakkının davacıya devir ve iade edileceği yönünde hüküm bulunduğu, ... Mad. San. ve Tic. Ltd. Şti. her iki ruhsatı da bedel ödemeksizin yalnızca sahayı belli bir süre için işletmek, işlettiği süre zarfında da rödövans bedelini davacıya ödemek kaydıyla ruhsatı devraldığı, 28/08/1987 tarihli rödövans anlaşmasının sona ermesi üzerine davacı ile ... Madencilik Enerji İnşaat San. ve Tic. A.Ş.'nin 28/08/1987 tarihli rödövans anlaşmasının şartlarının aynen devam etmesi kaydıyla rödövans anlaşması yapılmasında mutabık kaldığı, ... Madencilik Enerji İnşaat San. ve Tic. A.Ş.'ye yapılacak devir için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce davacıdan noter onaylı muvafakatname istenildiği, davacı tarafından Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne verilen noter onaylı 30/09/2010 tarihli muvafakatnamenin şartlı bir muvafakatname olduğu, 01/10/2010 tarihinde davacı ile ... Madencilik Enerji İnş. San. ve Tic. A.Ş. arasında rödövans anlaşmasının imzalandığı ve rödövans ödenmesinin kabul ve taahhüt edildiği, ... Madencilik Enerji İnş. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait rödövans borçlarının davacıya ödendiği, kiracı lehine acele kamulaştırma kararı alınamayacağı, 28/08/1987 tarihli rödövans anlaşmasının maden siciline tescil edildiği, acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, özel kanun olan Maden Kanununda hüküm olmadan, acele kamulaştırma kararı alınmasının hukuka açıkça aykırı olduğu, acele kamulaştırma kararında, aceleliğin varlığını gösteren hallerin ortaya konulmadığı, Kamulaştırma Kanununda öngörülen kamulaştırma prosedürüne de uyulmadığı, kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayalı olarak maden siciline tescil ettirmiş olduğundan ve sahayı rödövans karşılığı işleten, "rödövanscı" için davacıya ait taşınmazın acele kamulaştırılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, acelelik halinin bulunmadığı, mülkiyet hakkının ihlal edildiği, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALI İDARELERİN SAVUNMASI : Sahada kapalı ocak yöntemiyle yılda 30.000 ton linyit kömürü üretiminin hedeflendiği, alanda yaklaşık 400.144,90 ton üretilebilir kömür rezervinin tespit edildiği, kamulaştırma talep edilen alan içerisinde nefeslik çıkışı, şantiye binaları ve kamulaştırma talep edilen alan mücavirinde galeri girişinin bulunduğu, bu sebeple ocağa girilemediği, kömür ocağının üretime hazır tutulabilmesi için yapılması gereken zorunlu faaliyetler dahi yapılamadığından acele kamulaştırmanın yapılmaması durumunda kömür galerisine bir daha girilmesinin mümkün olmayacağı, tahkimatların deforme olarak ocakta göçükler olacağı, yüzbinlerce ton Ülke kaynağı yerli kömürün heba olacağı, 4.500.000 TL yıllık devlet hakkı ödemesinin yapılacağı, 400.144,9 ton/linyit görünür rezervin üretilerek satılması sonucunda 320.115.920,00 TL gelir sağlanacağı, hem bölge halkına iş imkanı, hem de Ülke ekonomisine katkı sağlanacağı, Anayasanın 168. maddesi uyarınca tabii servetler ve kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, davaya konu işlemde acelelik halinin gerçekleştiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. MÜDAHİLİN İDDİALARI : Davanın süresinde açılmadığı, ruhsat sahibinin kendileri olduğu, acelelik halinin gerçekleştiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Yozgat ili, Sorgun ilçesinde bulunan S:... numaralı IV. grup maden (linyit) işletme ruhsatlı sahada, ruhsata konu maden üretimine devam edilebilmesi için ihtiyaç duyulan ekli listedeki Yozgat İli, Sorgun İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 24/06/2023 tarihli ve 32230 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 23/06/2023 tarih ve 7325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idareler yanında müdahilin davada süre aşımına ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasaya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Bu hükümlerden hareketle bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır. Anayasa'nın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddenin 1. fıkrasında: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır." son fıkrasında ise: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." kuralıyla usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların iç hukuk sistemine yansıtılma yöntemi belirlenerek, bu andlaşmalardan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası andlaşma kurallarının esas alınması anayasal gerekliliktir. 20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19.03.1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokolun "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde ise: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almıştır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde: “İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler” ve 6.maddesinin son fırkasında “Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur.” kuralına yer verilmiştir. 2942 sayılı Yasanın 27. maddesinde: "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca (Bakanlar Kurulunca) karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 - 4650/15 md.) 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. (Ek fıkra: 19/4/2018-7139/29 md.) Mahkemece verilen taşınmaz mala el koyma kararı tapu müdürlüğüne bildirilir. Taşınmaz malın başkasına devir, ferağ veya temlikinin yapılamayacağı hükmü tapu kütüğüne şerh edilir. El koyma kararından sonra taşınmaz mal 20 nci madde uyarınca boşaltılır. Bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir." kuralına yer verilmiştir. 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 46. maddesinde "...İşletme ruhsatı safhasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel mülkiyete konu taşınmazın, taraflarca anlaşma sağlanamaması ve işletme ruhsatı sahibinin talebi üzerine Bakanlıkça kamu yararı bulunduğuna karar verilmesi halinde kamulaştırılır..." hükmü yer almaktadır. 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir. Hukuk devletinde idarenin, acele kamulaştırma işlemi tesis edebilmesi için, olağanüstü durumlar karşısında, kamulaştırmaya konu taşınmaza daha acil olarak ihtiyaç duyması, idarenin anılan taşınmazı bir an önce kullanmaya başlamaya muhtaç olması, bir başka ifadeyle, üstün kamu yararının gerçekleşebilmesi için olağan usulden ayrılmasının zorunlu olması gerekir. Acele kamulaştırmada, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. Burada malik lehine olağan kamulaştırmada getirilen usule ilişkin güvenceler bertaraf edilmekte ve taşınmazın mülkiyeti geçmeden, idareye, taşınmazı el koyarak kullanma, ondan yararlanma ve üzerinde birtakım tasarrufta bulunma yetkisi verilmektedir. Bu işlem, malikin mülkiyet hakkını kısıtlayan bir sonuç doğuracağından, taşınmaza el konulmasında amaçlanan kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındaki dengenin korunması ve bu kapsamda acelelik halinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Yani acele kamulaştırma, istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartların idarece ortaya konulup konulmadığı değerlendirilmelidir. Dosyanın incelenmesinden; dava konusu acele kamulaştırma kararıyla, sahada kapalı ocak yöntemiyle yılda 30.000 ton linyit kömürü üretiminin hedeflendiği, alanda yaklaşık 400.144,90 ton üretilebilir kömür rezervinin tespit edildiği, kamulaştırma talep edilen alan içerisinde nefeslik çıkışı, şantiye binaları ve alan mücavirinde galeri girişinin bulunduğu, bu sebeple ocağa girilemediği, kömür ocağının üretime hazır tutulabilmesi için yapılması gereken zorunlu faaliyetler dahi yapılamadığından acele kamulaştırmanın yapılmaması durumunda kömür galerisine bir daha girilmesinin mümkün olmayacağı, tahkimatların deforme olarak ocakta göçükler olacağı, yüzbinlerce ton Ülke kaynağı yerli kömürün heba olacağı, 4.500.000 TL yıllık devlet hakkı ödemesinin yapılacağı, 400.144,9 ton/linyit görünür rezervin üretilerek satılması sonucunda 320.115.920,00 TL gelir sağlanacağı, hem bölge halkına iş imkanı, hem de Ülke ekonomisine katkı sağlanacağı, ayrıca, kömür temini için gerek kamu gerekse ise özel firmalarla yapılmış sözleşme ve taahhütlerin bulunduğu, kömüre dayalı olarak üretim yapan fabrikaların üretimlerinin aksamaması, anılan işletmede çalışan çalışan yüzlerce işçinin işsiz kalmamasının amaçlandığı gerekçeleriyle, dava konusu taşınmazların bulunduğu alanda madencilik faaliyeti yürütülmesine yönelik kamu yararı kararının alındığı ve dava konusu acele kamulaştırma işleminin tesis edildiği görülmektedir. Uyuşmazlıkta,ülkenin doğal kaynaklarından olan madenlerin işletilmesinde ve bu amaçla gerekli taşınmazların kamulaştırılmasında kamu yararı bulunduğu açık olmakla birlikte, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırmada olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekliliği karşısında, yukarıda belirtilen işletmenin faaliyetinin devamlılığının öncelikle ekonomik yarar yönünden irdelendiği, acele kamulaştırma yoluna gidilmezse kamunun uğraması muhtemel zararlarının neler olduğunun açıkça ortaya konmadığı dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu olayda, acele kamulaştırma yapılmasını gerektirecek acelelik halinin mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, 23/06/2023 tarih ve 7325 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Dava konusu 23/06/2023 tarih ve 7325 sayılı sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, Yozgat ili, Sorgun ilçesinde bulunan S:... numaralı IV. grup maden (linyit) işletme ruhsatlı sahada, ruhsata konu maden üretimine devam edilebilmesi için ihtiyaç duyulan ekli listedeki taşınmazın Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler." hükmüne, aynı Kanunun 5. maddesinde, belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş, 6. maddesinde ise belediye encümeni tarafından alınmış olan kamu yararı kararının il merkezlerinde Valinin onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 3. fıkrasında, "Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır." hükmüne yer verilmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği, bu Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedeli olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 46. maddesinde "...İşletme ruhsatı safhasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel mülkiyete konu taşınmazın, taraflarca anlaşma sağlanamaması ve işletme ruhsatı sahibinin talebi üzerine Bakanlıkça kamu yararı bulunduğuna karar verilmesi halinde kamulaştırılır..." hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden: Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından; Dava konusu işlemin 24/06/2023 tarihli tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8. maddesinde yer alan; sürenin tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzayacağı, bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu sürelerin, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacağı hükmü uyarınca, bakılan davada otuz günlük dava açma süresinin son günü olan 24/07/2023 tarihinin ara verme zamanına (adli tatile) rastlaması sebebiyle, dava açma süresinin 07/09/2020 tarihi bitimine kadar uzadığı, davacı tarafından 07/09/2023 tarihinde açılan davanın yasal süresi içinde açıldığı görüldüğünden, davalı idareler yanında müdahilin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. Esas Yönünden: Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir. Olağan kamulaştırma usulünde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, aynı Kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanunun 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından aynı Kanunun 8. maddesine göre idarenin uzlaşma yoluyla satın alma usulünün denenmesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, aynı Kanunun 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Diğer bir deyişle, olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Acele kamulaştırma usulü ise, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idare tarafından kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, yapılacak başvuru üzerine, mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir istisnai usul olarak öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, Cumhurbaşkanlığınca acele kamulaştırma kararı alındıktan sonra makul süre içerisinde taşınmaza el konulması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesince ilgili idarenin başvurusu üzerine verilecek el koyma kararı ile, tapuda mülkiyetin el değiştirmesi beklenilmeden el konulan taşınmazdan yararlanma imkanı doğmaktadır. Dolayısıyla, el koyma kararından sonra, idarenin taşınmazın mülkiyetinin devrini sağlayabilmesi için, kamulaştırma sürecinin diğer aşamalarını, yani olağan kamulaştırma prosedürünün gereklerini yerine getirme zorunluluğu bulunmaktadır. Şöyle ki; taşınmazın uzlaşma yoluyla satın alınmasının denenmesi, uzlaşma sağlanamazsa, idare tarafından 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davası açılması gerekmekte olup, anılan davada, Mahkemece 30 gün içerisinde idari yargıda dava açılabileceği ihtarını içeren meşruhatlı tebligat üzerine, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının iptali istemiyle görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açılabileceği; söz konusu davada, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının hukuka uygunluk denetiminin yapılacağı ve ilgili taşınmaz malikinin iddialarının anılan davada incelenebileceği açıktır. Bu anlamda, acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırma usulü arasındaki temel fark, olağan kamulaştırmada ancak süreç sonunda mahkemece tescil hükmünün kurulmasıyla idarece kullanılabilir hale gelen taşınmazın, acele kamulaştırma usulünde, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, sürecin en başında idarece kullanılabilir hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Görüldüğü üzere, acele kamulaştırma usulü, idareye taşınmazlara olağan kamulaştırma usulüne göre daha hızlı ve kolay biçimde el konulmasını sağladığından, bireyin mülkiyet hakkının korunması bakımından da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal ilkelere uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir. İdarelerin kamusal bir hizmetin görülmesinde gecikme yaşanması halinde daha fazla kayba uğramasının önüne geçilebilmesi amacıyla bu istisnai yola başvurması sonucunda, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkından yoksun kalmasına yol açılacağından, hizmetin gerçekleştirilmesinde amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Acele kamulaştırma işleminin mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucunu doğuracak olması nedeniyle kesin, açık, öngörülebilir, belirli koşullar altında usulüne uygun olarak tesis edilmesi gerekmekte olup, olağan kamulaştırma usulünün malike sağladığı tüm güvenceleri ortadan kaldırmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. (AYM, Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No: 2015/17451, 16/2/2017) Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği de açıktır. Bu kapsamda, acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise, olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı tabiidir. Diğer taraftan, acelilik halinin varlığının ortaya konulması, işlemin temel dayanağını teşkil etmektedir. Acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği açıktır. Uyuşmazlıkta; davaya konu taşınmazın acele kamulaştırılmasına yönelik şartların oluşup oluşmadığı, yani acelelik durumunun bulunup bulunmadığı yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; dava konusu acele kamulaştırma kararıyla, sahada kapalı ocak yöntemiyle yılda 30.000 ton linyit kömürü üretiminin hedeflendiği, alanda yaklaşık 400.144,90 ton üretilebilir kömür rezervinin tespit edildiği, kamulaştırma talep edilen alan içerisinde nefeslik çıkışı, şantiye binaları ve alan mücavirinde galeri girişinin bulunduğu, bu sebeple ocağa girilemediği, kömür ocağının üretime hazır tutulabilmesi için yapılması gereken zorunlu faaliyetler dahi yapılamadığından acele kamulaştırmanın yapılmaması durumunda kömür galerisine bir daha girilmesinin mümkün olmayacağı, tahkimatların deforme olarak ocakta göçükler olacağı, yüzbinlerce ton Ülke kaynağı yerli kömürün heba olacağı, 4.500.000 TL yıllık devlet hakkı ödemesinin yapılacağı, 400.144,9 ton/linyit görünür rezervin üretilerek satılması sonucunda 320.115.920,00 TL gelir sağlanacağı, hem bölge halkına iş imkanı, hem de Ülke ekonomisine katkı sağlanacağı, ayrıca, kömür temini için gerek kamu gerekse ise özel firmalarla yapılmış sözleşme ve taahhütlerin bulunduğu, kömüre dayalı olarak üretim yapan fabrikaların üretimlerinin aksamaması, anılan işletmede çalışan çalışan yüzlerce işçinin işsiz kalmamasının amaçlandığı gerekçeleriyle, dava konusu taşınmazların bulunduğu alanda madencilik faaliyeti yürütülmesine yönelik kamu yararı kararının alındığı ve dava konusu acele kamulaştırma işleminin tesis edildiği görülmektedir. Uyuşmazlıkta; yapılması planlanan madencilik faaliyetinden elde edilecek gelir, ödenecek Devlet hakkı ve vergi miktarlarına yönelik veriler, kömür temini için yapılan sözleşme ve taahhütlerin bulunduğu gerekçesiyle acele kamulaştırma kararının alındığı, işletmenin faaliyetinin devamlılığının öncelikle ekonomik yarar yönünden irdelendiği, acele kamulaştırma yoluna gidilmezse kamunun uğraması muhtemel zararlarının neler olduğunun açıkça ortaya konmadığı, başka bir anlatımla dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren nedenlerin ve "acelelik hali"nin somut olarak ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. İstisnai bir yöntem olan acele kamulaştırmada, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekliliği karşısında, yukarıda belirtilen davalı idarelerce sayılan nedenler acele kamulaştırma yapılmasına gerekçe teşkil etmeyeceğinden, uyuşmazlık konusu olayda, acele kamulaştırma yapılmasını gerektirecek acelelik halinin mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda; Ülkenin doğal kaynaklarından olan madenlerin işletilmesinde ve bu amaçla gerekli taşınmazların kamulaştırılmasında kamu yararı bulunduğu açık olmakla birlikte, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırma yapılabilmesi için gerekli olan "acelelik hali" gerçekleşmediğinden, dava konusu acele kamulaştırma kararının uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu işlemin uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin kısmının İPTALİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam ...-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya ve davalı yanında müdahile iadesine, 5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/06/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.