Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan davanın tanık listesinde isimleri yer alan tanıkların adres bilgilerinin süresinde sunulamaması sebebi ile reddedilmesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan davanın tanık listesinde isimleri yer alan tanıkların adres bilgilerinin süresinde sunulamaması sebebi ile reddedilmesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, davalı Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Hastanesi) özel bir şirkete bağlı olarak işçi statüsünde çalışmaktadır. Başvurucu, davalı Hastane tarafından fiilî olarak tıbbi sekreter görevinde istihdam edildiğini; işe alım, izin kullandırılması, görev dağılımı ve disiplin işlemleri gibi konularda Hastane yönetimine bağlı olduğunu, yapmış olduğu işin alt işveren eli ile yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunmadığını belirterek asıl işveren olduğunu belirttiği Hastane'ye yönelik olarak -fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere- 000 TL tutarındaki muvazaa iddiasına dayalı ilave tediye alacağının tahsili talepli kısmi dava açmıştır. Yargılama Van İş Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yürütülmüştür. 17/11/2017 tarihli celsede ön inceleme tamamlanmış, yargılama tahkikat aşamasına geçilmiştir. Aynı celsenin (1) numaralı ara kararı gereği başvurucuya delillerini bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmiştir. 22/12/2017 tarihinde gerçekleşen ikinci celsede başvurucunun delil listesini sunduğu hususu tutanağa geçirilmiş ve başvurucuya listede belirtmiş olduğu tanıkların adreslerini Mahkemeye bildirmesi için bir haftalık kesin süre verilmiştir. Başvurucu tarafından bu süre içerisinde Mahkemeye listede ismine yer verdiği tanıkların adresleri bildirilmemiştir. 31/1/2018 tarihinde gerçekleşen üçüncü celsede başvurucu tarafından tanıklar dinlenilmek üzere duruşma salonu dışında hazır edilmiştir. Başvurucu, duruşma salonu dışında bulunan tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. Davalı ise başvurucunun kendisine verilen süre içerisinde ara kararı yerine getirmediği itirazında bulunmuştur. Mahkeme, tanıkların adreslerinin bir haftalık kesin süre içerinde bildirilmediğini belirterek başvurucunun tanık dinlenmesi yönündeki talebini reddetmiş ve davanın miktar itibarıyla kesin olmak üzere reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; başvurucuya delil listesinde isimlerini bildirdiği tanıklarının adreslerine ilişkin bilgileri sunması için bir haftalık kesin süre verildiğini, verilen kesin süre içerisinde başvurucu tarafça talep olunan bilgilerin sunulmadığını, davalının başvurucu tanıklarının dinlenilmesine muvafakati bulunmadığını, bu sebeple başvurucunun tanık dinletme talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Davanın konusu olan ilave tediyenin 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Ve 6452 Sayılı Kanun'un 2 nci Maddesinin Kaldırılması Hakkında Kanun uyarınca kamu kurumu niteliğindeki işyerlerinde çalışan kamu kurumu işçilerine yapılması gerektiğini vurgulayan Mahkeme, mevcut delil durumu uyarınca asıl işveren ve alt işveren arasındaki muvazaa iddiasının -başvurucunun hizmet alım sözleşmesinde belirlenen görevi dışında bir başka görevde görevlendirildiği, ihale şartnamesine ve görev tanımına uygun olarak çalışmadığı, ağırlıklı çalışmasının hangi pozisyon içinde olduğu, görev tanımı, emir/talimatların kimden alındığı, çalışma düzeni gibi hususları yönünden- ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. Nihai karar başvurucuya 7/2/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Tanık gösterme şekli" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.(3)Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır." 6100 sayılı Kanun’un "Tanığın davet edilmesi" kenar başlıklı maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir." Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 22/6/2021 tarihli kararında; davalı tarafça tanık listesinde ismi bildirilen tanığın duruşma sırasında hazır edilmesine rağmen tahkikat aşamasına geçilmeden önce usulüne uygun tanık listesi verilmediği gerekçesiyle dinlenilmemesinin6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasına aykırılık teşkil ettiği belirtilmiştir. İlgili kuralın emredici hukuk normu niteliği arz ettiği hususunun vurgulandığı kararda, somut olay yönünden tanık dinletme talebinin reddinin6100 sayılı Kanun'un maddesinde yer verilen hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğine işaret edilmiştir (Yargıtay HGK, 22/6/2021, E.2017/11-2626, K.2021/814).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Tamminen/Finlandiya (B. No: 40847/98, 15/6/2004) kararında başvurucu, FOFE (Şirket) isimli bir şirketin kurucusudur. Şirket, 1993 yılında tasfiye sürecine girmiş ve 16/5/1994 tarihinde feshedilmiştir. Tasfiye sürecinde başvurucu tarafından Şirket aleyhine ödenmemiş maaşlar gibi taleplerle dava açılmıştır. Şirket ise, başvurucunun Şirket çalışanı olmadığını, Şirket'in yöneticisi olduğunu ileri sürmektedir. Hazırlık duruşması öncesinde taraflar tanık listelerini bildirmiştir. Davalı Şirket'in bildirdiği tanıklardan biri eski yönetim kurulu üyesi ve yöneticisi olan A.P.dir. Davalı 4/10/1995 tarihinde yapılan bir diğer hazırlık duruşmasında da A.P.nin tanık olarak dinlenmesi talebinde bulunmuş ve Mahkeme tarafından A.P.nin dinlenilmek üzere çağrılmasına karar verilmiştir. 11/10/1995 tarihinde son hazırlık duruşması gerçekleşmiştir. Taraflar tanık listelerini bir kez daha sunmuş olup A.P. bu duruşmada da davalı tanığı olarak bildirilmiştir. Aynı gün tahkikat duruşmasına devam edilmiş ve A.P.nin bir iş için Estonya'da bulunduğu, bu sebeple tanık olarak dinlenilemeyeceği bilgisi mahkemeye ulaşmıştır. Bu durum üzerine davalı Şirket, A.P.nin tanık olarak dinlenilmesi talebinden vazgeçmiştir. Bununla birlikte başvurucu, A.P.nin kendi tanığı olarak dinlenilmesini talep etmiştir. Mahkeme ise A.P.nin davanın aydınlatılması yönünden kilit bir tanık olmadığı hususuna dikkat çekerek başvurucunun A.P.nin tanık olarak dinlenilmesi yönündeki talebini reddetmiştir. Yargılama sonucunda, başvurucunun bir çok talebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucu karara karşı duruşmalı yargılama yapılması talebi ile bölge mahkemesine itiraz etmiş ve A.P.nin tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Başvurucunun itirazının, A.P.nin dinlenilmesinin uyuşmazlığın aydınlatılması yönünden gerekli olmadığı belirtilerek reddine karar verilmiştir. Başvurucu karara karşı temyiz isteminde bulunmuş ise de temyiz mercii başvurucu tarafından A.P.nin tanık olarak dinlenilmesine yönelik talebin hazırlık duruşması sırasında mahkemeye bildirilmediğini, tahkikat aşamasında tanık bildirilemeyeceğini belirterek başvurucunun temyiz talebinin reddine karar vermiştir. Başvurucu AİHM'e yaptığı başvuruda A.P.nin tanık olarak dinlenmesinin uyuşmazlığın çözümü noktasında kilit önem arz ettiğini, A.P.nin tanık olarak isminin gerek yazılı gerekse sözlü olarak erken aşamalardan beri dile getirildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHM, anılan kararda öncelikle ulusal mahkemeler tarafından yapılan hatalı maddi yahut hukuki değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere müdahale teşkil etmediği müddetçe incelemeyeceği ilkesine vurgu yapmaktadır. Aynı şekilde bir delilin kabulünün veya değerlendirilmesinin de ulusal makamların takdirinde olduğunu işaret etmekte, görevinin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını tespit etmek olduğunu belirtmektedir. Somut olay yönünden bölge mahkemesi tarafından başvurucunun A.P.nin tanık olarak dinlenilmesi yolundaki talebinin A.P.nin başvurucu tarafından süresinde tanık olarak bildirilmemesi gibi usule ilişkin bir sebeple reddedilmediğine, A.P.nin uyuşmazlığın aydınlatılması noktasında önem taşımadığı için reddedildiğine işaret eden AİHM, her ne kadar iç hukuk kuralları gereği tahkikat aşamasına kadar tanık belirleme işleminin tamamlanması gerekmekte ise de bu yasağın mutlak olmadığını, geçerli bir nedenle yahut yeni bir durumun ortaya çıkması sebebi ile istisna uygulanabileceğini belirmektedir. Eldeki uyuşmazlık yönünden ana duruşmada A.P.'nin dinlenmesi talebinin beklenmedik bir durum olmadığına dikkat çeken AİHM, başvurucunun A.P.nin dinlenmesine yönelik talebinin son dakikada ortaya çıkan yeni bir tanık çağırma girişimi olarak yorumlanamayacağını belirtmiş ve derece mahkemesi tarafından dayanılmayan farklı bir gerekçe ile temyiz mahkemesinin verdiği ret kararının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.