Ceza Genel Kurulu 2019/501 E. , 2023/58 K. YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-f, 109/5, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2007 tarihli ve 295-325 sayı…
**Ceza Genel Kurulu 2019/501 E. , 2023/58 K.** **"İçtihat Metni"** YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-f, 109/5, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2007 tarihli ve 295-325 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.01.2013 tarih ve 7315-270 sayı ile; "Dosya içeriğinden sanık hakkında aynı mağdureye karşı, 22.04.2006 tarihinde işlediği iddia olunan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu nedeniyle ... Asliye Ceza Mahkemesine 29.05.2006 tarih ve 2006/11 esas numaralı iddianame ile kamu davası açıldığı belirlenmiş ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)'den, o dosyada bulunan sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararının sanıklar müdafiin temyizi üzerine Dairemizin 04.12.2012 gün ve 2011/6484 Esas ve 2012/12459 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu anlaşılmış bulunduğundan, sözü edilen dava dosyasının getirtilmesinden sonra 06.04.2006 ve 22.04.2006 günlü eylemlere ilişkin her iki dosya arasında CMK.nın 8. maddesi gereğince bağlantı bulunduğu gözetilerek dosyaların birleştirilmesi ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken bu husus yerine getirilmeden yazılı şekilde hükme varılması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 12.09.2013 tarih ve 252-397 sayı ile; "…Gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun mütemadi (kesintisiz) suçlardan sayıldığı, temadinin bittiği yerde suçun tamamlandığı, suça konu olayda mağdurenin 10/04/2006 tarihinde sanığın eylemine son verebilme iktidarını kaybetmesine imkan verecek nitelikte sanığın babası ...'in müdahalesi ile evine teslim edildiği ve bu şekilde temadinin sona erdiği, sanığın 10/04/2006 ile 22/04/2006 tarihleri arasındaki sürede mağdureyi hukuka aykırı olarak bir yere götürmek veya bir yerde kalmak sureti ile hareket özgürlüğünü kaldırma ve kısıtlama ihtimal ve imkanı var iken bu süreç içerisinde mağdureyi alıkoyma yönünde herhangi bir harekette bulunmadığı, kesintinin meydana gelmesi nedeni ile de sanığın kastını yenilediği her ne kadar Yargıtay kararlarında mütemadi (kesintisiz) suçlarda hukuki kesintiden sonra fiile devam edilmesinin yeni ve müstakil bir suç oluşturacağı belirtilmiş ise de, bu hususun yargılamanın soruşturma aşamasında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 08/05/2006 tarih ve 2006/81 soruşturma, 2006/8 karar sayılı yetkisizlik kararında dikkate alındığı, kaldı ki sanık ... tarafından mağdureye karşı gerçekleştirilen eylemin kısa süre içerisinde araya bir kesinti girmeden peş peşe değil farklı zamanlarda iki kez aynı mağdura karşı fakat aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleşmediği," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükümlerin de sanık ... müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 356656 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya; Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 892-1672 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 30.03.2017 tarih ve 395-1715 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 12.03.2019 tarih ve 551-191 sayı ile gerekçeli kararın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş, anılan eksikliğin giderilmesinden sonra ... tarafından kararın temyiz edilmemesi üzerine Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkındaki hükümlerin eksik araştırmayla kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Sanık ... mağdurenin teyze çocukları oldukları, sanığın olay tarihlerinde 22 yaşında, mağdurenin ise 17 yaşını bitirmiş ancak 18 yaşından küçük olduğu, Yerel Mahkemece sanığın mağdureye yönelik 06.04.2006-10.04.2006 tarihli eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarından mahkûmiyetine hükmedildiği, söz konusu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 22.04.2006 tarihli eyleme ilişkin olarak Dairenin 04.12.2012 tarih ve 6484-12459 sayı ile bozma kararı verdiği dosyanın getirtilerek eylemler arasındaki bağlantı nedeniyle dosyaların birleştirilip tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, UYAP kayıtlarından sanığın mağdureye yönelik 22.04.2006 tarihli eylemine ilişkin ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/38 Esas ve 2007/6 Karar sayılı dosyanın incelenmesinde; sanık, eldeki dosyada tanık konumunda bulunan ... ve ... Abalı'nın mağdureye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan mahkûmiyetlerine hükmedildiği, söz konusu hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 04.12.2012 tarih ve 6484-12459 sayı ile; "… Sanık ...’ın aşamalardaki savunmalarında katılan ...’nun olay günü rızası ile kendisiyle geldiğini, zorla kaçırmadığını, olay tarihi öncesinde ve hatta olay günü telefonla görüşerek kaçma olayını planladıklarını söylemiş olması karşısında, sanık ... ile katılan ...’nun olay tarihi ve öncesine ait telefon görüşme kayıtları temin edilerek sanıkların savunmalarının doğru olup olmadığı araştırıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, ... Asliye Ceza Mahkemesince 28.04.2014 tarih ve 17-48 sayı ile bozmanın gereği yerine getirilerek sanığın mağdureye yönelik eylemi nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyetine hükmedildiği, söz konusu hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 18.12.2017 tarih ve 11967-6494 sayı ile Yerel Mahkeme hükmünün gerekçe içermemesi nedeniyle bozulmasına karar verildiği, Bozma üzerine Yerel Mahkemece yapılan yargılamada bozmanın gereği yerine getirilerek 05.03.2019 tarih ve 9-7 sayı ile sanık ...'ın, eldeki dosyada tanık konumunda bulunan ... ve ... Abalı'nın mağdureye yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği, temyiz edilen hükmün Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.06.2020 tarih ve 28415-12066 sayı ile onanmasına karar verildiği, 27.04.2006 tarihinde ... Merkez ... Ocağında mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağdurenin yüzünün sağ tarafında saçlı deriden ağız hizasına kadar inen 1 cm uzunluğunda sıyrık, sol kolda iç ve dış yüzeyde iyileşmeye başlamış, rengi sarı-mor görünüm almış ekimoz, sol bacak diz arka kısmında 0,5 cm eninde, 5 cm uzunluğunda yüzeysel sıyrık bulunduğu, 19.09.2006 tarihinde Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli doktor tarafından mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağdurenin jinekolojik muayenesinde; hymenin anüler yapıda, açıklığının 2 cm olduğu, serbest kenarlarında eski veya yeni yırtık saptanmadığı, mağdurenin bakire olduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdure 27.04.2006 tarihinde Cumhuriyet savcılığında; 06.04.2006 tarihinde köyde bulunduğu sırada sanık ... kardeşi inceleme dışı sanık ...’ın, kendisini zorla kaçırdıklarını, çok bağırdığını ancak ağzını kapatan sanığın kendisini ...’da bilmediği bir yere götürdüğünü, evde kimsenin olmadığını, akşam evde sanıkla beraber kaldıklarını, evde sanığın kendisine zorla tecavüz ettiğini, bağırıp çırpındığını ancak sesini kimseye duyuramadığını, aradan 3-4 gün geçtikten sonra tanık ...’in telefonla sanığı arayıp "Kızın ailesiyle anlaştık. Kızı getir." dediğini, ... dışında bir yere gidip buluştuklarını, akraba olmaları nedeniyle kendisine çok yalvardıklarını, özür dilediklerini, ailesinin o nedenle şikâyet etmediğini, sanığın ailesinin daha önce birkaç kez kendisini istediğini ancak kabul etmediğini, annesinin daha sonra kendisini bir doktora götürdüğünü ancak doktor tarafından Adli Tıp Kurumuna gitmeleri gerektiğinin söylendiğini, o tarihte vücudunun değişik yerlerinde zorlamaya ilişkin morlukların mevcut olduğunu, ailesinin yanına döndükten sonra sanığın telefonla arayıp tehdit ettiğini, "Kabul etmezsen ağabeyini öldürürüm." dediğini, 22.04.2006 tarihinde saat 16.00 sıralarında tanık ...’in "İçimiz rahat etsin. Bir doktora gidelim. Bakirelik raporu alalım." dediğini, doktora gitmek üzere hareket ettiklerini, arkalarında başka bir aracın kendilerini takip ettiğini fark etmediklerini, diğer araçtakilerin küfür edip aracı durdurduklarını, araçta tanımadığı 4 genç erkeğin bulunduğunu, ...’in boğazına sarılıp onu araçtan indirdiklerini, gençlerden birisinin yanına gelerek "Sesini çıkarma. Seni ...’ın yanına götüreceğiz." dediğini, kendisinin koşarak annesine sarıldığını ancak sürüklenerek diğer araca bindirildiğini ve siyah renkli aracın hızla uzaklaştığını, sanığın evinin yakınlarında sanığın da araca bindiğini, "Korkma. Seni akşam annene götüreceğim." dediğini, elindeki telefonu sanığın zorla aldığını, telefonu yakın zamanda almış olduğunu ve telsim hattı kullandığını, kendisini Yeniyayla köyüne doğru götürdüklerini, yolda jandarmayı gördüğünü ve bağırmak istediğini ancak ağzını tuttuklarını, köydeyken bağırdığını, iki kadının kendisini duyduğunu, araçtan atlamak istediğini ancak sanığın tuttuğunu, ardından ... köyüne vardıklarını, 4 kişinin sanığı ve kendisini orada bıraktıklarını, gece dağlık alanda yollarda gezdiklerini, sanığın kendisine cinsel bir davranışının olmadığını, sanığın telefonda babası ...’le görüştüğünü, bir gün sonra babasının kendilerini bulduğunu, kendisini ikna etmeye çalıştığını, ona "Ailemle konuşmadan karar veremem." dediğini, ...’in yanlarından ayrıldığını ve 2 gün sonra tekrar geldiğini, tekrar ikna etmeye çalıştığını, kabul etmediğini, geceyi ıssız bir yerde geçirdiğini, 27.04.2006 tarihinde saat 08.00 sıralarında ağabeyi ...’ın sesiyle irkildiğini, başka kişilerin de sesinin geldiğini, "Buradayız." diye bağırdığını, kendisini tekrar kaçırmaya çalıştıklarını ancak akrabalarının kendilerini bulduğunu, ...’in kaçtığını, Mahkemede; sanıkla herhangi bir arkadaşlığının bulunmadığını, anneannesinin rahatsızlanması nedeniyle onu Dedeler köyündeki sanığın ailesinin evine götürdüklerini, orada sanık ... kardeşi inceleme dışı sanık ... tarafından yaka paça araca bindirilerek ...’ya kaçırıldığını, kaçırılırken dizlerinde ve kollarında morluklar oluştuğunu, ırzına sanığın geçmediğini ancak yanaklarından öptüğünü, elbisesini de çıkarmaya çalıştığını, sanığa izin vermediğini, ardından bayıldığını, baygın olduğunda sanığın kendisine bir şey yapmadığını, sanığın kendisini bırakmayacağını söylediğini ancak sanığın babasının, kendisini ailesine teslim ettiğini, teslim esnasında sanığın olmadığını, çelişki sebebiyle sorulması üzerine; cinsel ilişki yaşanmadığını, sanığın tecavüz etmek istediğini ancak ona karşı koyduğunu, sanık müdafisi tarafından sorulması üzerine; birinci olaydan sonra astsubay olan ağabeyinin gelmesini beklediklerini, ayrıca sanıkla teyze çocukları olması ve sanığın babasının sürekli gelip gidip özür dilemesi nedeniyle de şikâyetin biraz geciktiğini, Müşteki ... 22.04.2006 tarihinde Kollukta; amcasının oğlu olan sanığın babası tanık ...’in arabasıyla mağdureyi doktora götürdüklerini, siyah renkli bir aracın önlerinde durduğunu, araçtan 5 erkeğin inerek ...’e "Sen nasıl ... kullanıyorsun?" dediklerini ve onu darbetmeye başladıklarını, ardından mağdureyi kolundan tutup zorla araçlarına bindirerek uzaklaştıklarını, 24.04.2006 tarihinde Kollukta ek olarak; 16-17 gün önce Dedeler köyünde bulunan kız kardeşinin eşi ve onunla evli amcasının oğlu tanık ...’in evine misafirliğe gittiklerini, oradayken sanığın mağdureyi kaçırdığını ancak polise ya da jandarmaya müracaat etmediklerini, ...’ya döndüğünü, ...’e mağdureyi getirmeleri durumunda barışacaklarını, mağdurenin de istemesi hâlinde onu sanıkla evlendireceğini söylediğini, aradan 4 gün geçtikten sonra ...’in mağdureyi ...’ya getirdiğini, mağdureye ne olduğunu sorduğunda mağdurenin, sanık ... sanığın kardeşi inceleme dışı sanık ... tarafından sürüklenmek suretiyle kaçırıldığını, ...’da bir evde tutulduğunu söylediğini, cinsel ilişki konusunda mağdurenin net bir şey söyleyemediğini, aradan 2-3 geçtikten sonra ... ve eşinin geldiklerini, mağdurenin sanığı istemediğini onlara söylediğini, 21.04.2006 tarihinde tekrar geldiklerini, "Kızlık muayenesini yaptıralım. Ben de merak ediyorum. Namus bizim namusumuz." dediklerini, mağdurenin muayene olmayı istemediğini ancak onu ikna ettiğini, 22.04.2006 tarihinde saat 16.00 sıralarında ...’in aracıyla geldiğini, mağdureyle birlikte araca bindiklerini ve önceki ifadesinde belirttiği kaçırma olayının meydana geldiğini, 23.04.2006 tarihinde mağdurenin telefonla arayıp kısık bir ses tonuyla "Anne beni kaçırdılar. Dağın eteğinde bir köydeyiz. Fakat neresi olduğunu bilmiyorum." dediğini, yanında sanık ...’ın olduğunu söylediğini ve telefonu kapattığını, ...’in senaryo hazırlayıp mağdureyi kaçırttığını ve oğlu olan sanığa teslim ettiğini, 27.04.2006 tarihinde Savcılıkta; mağdurenin 18 yaşından küçük olduğunu, sanığın ailesinin birkaç kez mağdureyi istediklerini, mağdurenin gönlünün olmadığını, yaklaşık 20 gün önce mağdure kaçırıldığında mağdurenin tecavüze uğradığını, büyüklerin araya girmesi nedeniyle şikâyetçi olmadıklarını, 22.04.2006 tarihinde, içinde 4 kişi bulunan bir araçla mağdurenin kaçırıldığını, polisi görünce yardım istediğini, Mahkemede; önceki beyanları tekrar ettiğini, Tanık ... 23.04.2006 tarihinde Kollukta; il dışında olması nedeniyle ilk olaydan haberdar olmadığını, mağdure eve geldikten sonra mağdurenin sanık tarafından zorla kaçırıldığını, sanığın tehdidi nedeniyle annesine isteyerek gittiğini söylediğini ancak sanıktan hoşlanmadığını ifade ettiğini, 22.04.2006 tarihli kaçırma olayında ...’in darbedildiğini söylemesine rağmen herhangi bir yaralanmasının olmadığını, mağdurenin kaçırılmasında bir şekilde sanık ... babası ...'in parmağının olduğunu düşündüğünü, 26.04.2006 tarihinde Savcılıkta; mağdurenin kaçırılmasında tanık ...'in kiracısı olan inceleme dışı sanık ...’in de olduğunu, bu nedenle ... köyüne kaçırıldığını düşündüğünü, köyde arama yapılmasını istediğini, 27.04.2006 tarihinde Savcılıkta; tanıklar Adil, ... ve ...’le birlikte sanık ... mağdureyi bulduklarını, mağdureden öğrendiği kadarıyla sanığın babası tanık ...’in de orada olduğunu ancak kaçtığını, Tanıklar ... , ... ve ... 27.04.2006 tarihinde Kollukta; tanık ... ’in telefonla arayıp "...’yu kaçırmışlar. Benimle gel. ... karakoluna gidip müracaat edelim." dediğini, 26.04.2006 tarihinde birlikte karakola gittiklerini, mahkeme kararı ile ...’de ...’ın da ... köyünde arama faaliyetlerine katıldığını, 27.04.2006 tarihinde ...'la birlikte aynı köy civarına gidip mağdureyi aramaya devam ettiklerini, dağda gezerken mağdurenin ismini seslenerek onu aradıkları esnada mağdurenin "Abi ben buradayım." dediğini, o yöne doğru hızla ulaştıklarını, sanık ..., babası tanık ... ve mağdureyi gördüklerini, ...’in kaçtığını, ardından hep birlikte karakola gittiklerini, Tanık ... Çevirgen Mahkemede; mağdureyi bulduklarında tanık ...’ın mağdureyle onları uzlaştırmaya çalıştığını ancak mağdurenin kabul etmediğini, jandarmaya giderken mağdurenin yolda sanığın, ırzına zorla geçtiğini söylediğini, Tanık ... Keskin Mahkemede; 27.04.2006 tarihinde mağdure ve sanığı bulduklarında mağdureye rızası olup olmadığını sorduğunu, mağdurenin kesinlikle kabul etmediğini, sanığın daha önce mağdurenin zorla ırzına geçtiğini duyduğunu, Tanık ... Mahkemede; 06.04.2006 tarihli olayda kendileri evdeyken mağdurenin kaçırıldığını, mağdurenin kıyafetleri ve cep telefonunun da evde olduğunu, mağdureyi bulup annesiyle görüştürmeyi düşündüklerini, mezarlıkta sanığın annesi ve babası tanık ...’in mağdureyi getirdiklerini, mağdure annesiyle görüştükten sonra tanık ...’in telefonla arayıp "Kız gönüllü değilmiş. Ben kızı evine götürüyorum." dediğini, ikinci kaçırma olayını görmediğini ancak ikinci olaydan sonra jandarmayla birlikte sanığı dağlık bir alanda yakaladıklarını, ...’in de orada olduğunu ancak kaçtığını, Müşteki sıfatıyla ... 23.04.2006 tarihinde Kollukta; mağdureyi oğlu olan sanığa üç kez istediklerini ancak mağdurenin kardeşinin bahane edilerek verilmediğini, sanık ... mağdurenin birbirlerini sevdiklerini, yaklaşık 15 gün önce mağdure ve annesi köye geldiklerinde sanık ... mağdurenin kaçtıklarını, telefonla ulaşarak mağdureyi yanına çağırdığını, mağdurenin isteyerek gittiğini, ailesine gönderilmemek istediğini, sanıkla kaçtıktan sonra annesini telefonla arayıp her şeyin bittiğini belirterek peşinden gelmemelerini söylediğini, mağdureye, ailesinin kendisini merak ettiğini, ailesinin yanına dönmesi gerektiğini anlattığını, ardından müşteki ...'yi telefonla arayıp yanında mağdurenin olduğunu söylediğini, mağdurenin annesi ..., tanıklar Adil ve ...’in geldiklerini, ...'nin mağdureyle ...’in aracında görüşmek istediğini, araca bindiklerinde ...’in mağdureyi kaçırdığını, ardından telefonla aranması üzerine ...'nin evine gittiğini, orada uzlaştıklarını, mağdurenin kendisiyle birlikte gelmek istediğini, mağdureye, ağabeyi ...’ın askerde olması nedeniyle ... geldikten sonra gelmesini söylediğini, 22.04.2006 tarihinde ...'nin telefonla aradığını, mağdureyi birlikte doktora götürmek istediğini söylediğini, sorduğunda kızlık raporu için gideceklerini belirttiğini, araçla evlerine gittiğinde mağdurenin ilk önce gelmek istemediğini ancak annesinin ısrarı üzerine araca bindiğini, seyir hâlinde iken mağdurenin sürekli telefonda görüştüğünü, sadece "Tamam, tamam." diyerek konuştuğunu, yol üzerinde aracın önünü kestiklerini, araçtan inen tanımadığı 4 kişinin yanlarına geldiğini, iki kişinin kendisini yakasından tutup aracın arka tarafına götürdüklerini, "Sen nasıl araba kullanıyorsun?" dediklerini, yumrukla darbetmeye başladıklarını, o sırada diğer iki kişinin mağdureyi zorla araçtan çıkarmaya çalıştıklarını duyduğunu, iki kişinin mağdureyi araca bindirmelerinden sonra kendisini darbeden iki kişinin de aynı araca binerek hızla bulundukları yerden uzaklaştıklarını, araçla onları takip ettiğini ancak kaçırdığını, mağdureyi kaçıranların kesinlikle sanığın arkadaşları olmadığını, onları tanımadığını, ...'nin rahatsızlanması üzerine onu evine götürdüğünü, olay sırasında yaralanmasının olmaması nedeniyle doktora gitmek istemediğini, mağdurenin kaçırılmasıyla bir ilgisinin bulunmadığını, mağdureyi kaçıran 4 kişiden şikâyetçi olduğunu, Şüpheli sıfatıyla 02.05.2006 tarihinde Savcılıkta; mağdureyi sanığa 3 kez istediklerini, en son müşteki ...'nin tanık ...’ın askerden dönmesinden sonra mağdureyi sanığa vereceklerini söylediğini, mağdure ve ...'nin 06.04.2006 tarihinde Dedeler köyündeki evlerine geldiklerini, evde kalırken sanığın mağdureyi 5 gün ... Sofulu’da bulunan bir eve kaçırdığını, orada alıkoyduğunu öğrendiğini, sanığın mağdureyi o eve götüreceğini tahmin etmediği için orayı kontrol etmediğini, sanığın cep telefonunun kapalı olduğunu, 3 gün boyunca ona cep telefonundan ulaşamadığını, 4. gün ulaştığında sanığa "Kızı annesi merak ediyor. Getir annesine gösterelim." dediğini, sanığın mağdureyi annesiyle görüştürdüğünü öğrendiğini ancak mağdurenin annesinin ısrarcı olması üzerine mağdureyi mezarlığa getirmesini söylediğini, mezarlığa mağdurenin annesi ..., gayriresmî eşi tanık Adil ve tanık ...’in geldiklerini, mağdureyi alıp buluşma yerine götürdüğünü, mağdureyi buluşma yerine götürür götürmez ...’in mağdureyi alıp ...'nin evine bıraktığını, hem sanığa hem de mağdureye cinsel ilişkiye girip girmediklerini sorduğunu, her ikisinin de rızalarıyla ilişkiye girdiklerini söylediklerini, mağdurenin eve dönmesinden sonra olayı namus meselesi olarak değerlendirdiğini, ... ve Adil’le sık sık görüşüp olayı nikâhla sonuçlandırmak istediğini söylediğini, onların da "... gelsin. Konuyu hallederiz." dediklerini, sanığın ise çalışmak üzere ...’a gittiğini, 22.04.2006 tarihinde mağdurenin annesinin, kendisini konuşmak için çağırıp mağdurenin bekaretine ilişkin rapor almak istediğini söylediğini, aracının önünün bir başka ... tarafından kesildiğini ve mağdurenin kaçırıldığını, sanığın kaçıran şahısların arasında olmadığını, 27.04.2006 tarihinde sanığın yakalandığını duyduğunu, sorulması üzerine; mağdurenin kaçırılması için mizansen hazırlamadığını, mağdurenin zorla kaçırılarak ırzına geçildiği iddialarının asılsız olduğunu, mağdurenin rızasıyla kaçıp cinsel ilişkiye girdiğini, annesinin baskısı nedeniyle aksi yönde ifade verdiğini, kaçıran 4 kişiden şikâyetçi olmadığını, Şüpheli sıfatıyla ... Abalı 03.05.2006 tarihinde Savcılıkta; sanığın babasına ait 3 katlı evin teras katında oturduğunu, sanığın ise askerden döndükten sonra bir kata yerleştiğini, 06.04.2006 tarihinde sanığın mağdureyle birlikte geldiklerini, 5 gün kadar kaldıklarını, sanığa kızın kim olduğunu sorduğunu, sanığın "Bu kız teyzemin kızı. Onu seviyorum. Beraber kaçtık." dediğini, mağdureyle de konuştuğunu, mağdurenin de sanığı sevdiğini, rızasıyla kaçtığını söylediğini, mağdureyle sanığın zaman zaman evden çıkıp dolaştıklarını, hatta pazara dahi birlikte gittiklerini, mağdurenin zorla kaçırılmış gibi bir hâlinin olmadığını, ardından müşteki ...'nin evine döndüğünü, o dönemde mağdure ve sanığın görüşmeye devam ettiklerini, ...'nin evlilik işine rıza göstermediğini söyleyen sanığın, mağdurenin telefonla aradığını ve kendisini kaçırmasını istediğini söylediğini, 22.04.2006 tarihinde mağdurenin sanığı telefonla arayarak annesi ve sanığın babasının kendisini doktora götüreceklerini, yola çıktığı takdirde onunla kaçacağını söylediğini sanığın ifade ettiğini, söz konusu konuşmaları yanındayken sanığın yaptığını, sanığın iki arkadaşının siyah bir Tofaş araçla geldiklerini, sanığın da söz konusu şahısları tanımadığını, şahısları sanığın bir arkadaşının gönderdiğini, araca sanık ... diğer iki şahısla birlikte bindiklerini, aracı kendisinin kullandığını, mağdurenin bulunduğu aracın yolunu kestiklerini, arabanın nerede olduğunu mağdurenin sürekli telefonla sanığa söylediğini, arabanın önünü kestiklerinde araçlarının yanına tanık ...’in geldiğini, diğer iki şahsın ...’i oyaladıklarını, o sırada mağdurenin kendiliğinden araçtan inip kendilerinin aracına bindiğini, mağdurenin annesinin bağırmaya başladığını, olay yerinden uzaklaştıklarını, diğer iki şahsı yol üzerinden bıraktıklarını, Musalar köyü Kayaderesi mevkisine gittiklerini, orada ... isimli bir şahsa ait ve boş olduğunu bildikleri bir eve girdiklerini, evin anahtarını balkonda bulduklarını, sanık ... mağdureyi orada bırakıp aracı teslim etmeye gittiğini, bu işten ...’in haberinin olmadığını, mağdurenin 10.04.2006 tarihinde ailesine teslim edildiğini, 15.04.2006 tarihinde sanığın ...’a çalışmaya gittiğini, 5 günlük dönemde mağdureyle aralarında geçen konuşmaları anlattığını, 22.04.2006 tarihinde ...’dan dönen sanığı terminalden aldığını, mağdureyi zorla kaçırmadıklarını, mağdurenin kendi isteğiyle kaçtığını ancak ailesinin baskısı nedeniyle o şekilde ifade verdiğini, Tanık sıfatıyla Mahkemede; sanığın babasına ait evde kiracı olduğunu, mağdurenin kaçırıldıktan sonra kendisinin de bulunduğu eve getirildiğini, mağdurenin zorla kaçırılmış gibi bir hâlinin olmadığını, mağdurenin dışarı çıktığını da gördüğünü, İnceleme dışı sanık ... Mahkemede; sanık ... mağdure arasında 4 yıllık bir gönül ilişkisi bulunduğunu, kaçırma esnasında evde olmadığını, bakkala sigara almaya gittiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık 27.04.2006 tarihinde Savcılıkta; mağdureyle yaklaşık 3-4 yıllık arkadaşlıklarının bulunduğunu, mağdureyi 3 kez istediklerini ancak ailesinin net bir cevap vermediğini, 06.04.2006 tarihinde mağdureyi rızasıyla kaçırdığını, yanında başka birisinin olmadığını, ...’daki evde kimsenin bulunmadığını, mağdureyle rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiklerini, ardından babasının gelerek kendilerini bulduğunu, mağdurenin ailesiyle ...’nın dışında bir yerde görüştüklerini, ailelerinin barıştıklarını, tanık ...’in mağdureyi aracıyla evine götürdüğünü, ailelerinin düğün yapmayı planladıklarını, beyanına göre mağdurenin 18 yaşından büyük olduğunu bildiğini, ayrıldıktan sonra mağdureyi ya da ailesini tehdit etmediğini, evleneceklerini düşündüğü için birlikte kalacakları evi boyamaya başladığını, müşteki ...'nin kendisini istememesi üzerine ...’a çalışmaya gittiğini, mağdurenin bunun üzerine telefonla arayıp "Annem beni sana vermeyecek. Ne yapacaksan yap. Sen ne yapacağını bilirsin." dediğini, 22.04.2006 tarihinde ...'nin mağdurenin raporunun alınması için babası tanık ...’i çağırdığını öğrendiğini, tanık ... ile birlikte babasının kullandığı araca yaklaştığını, babasının kendisini görmesi üzerine "Sen ...’dan ne zaman geldin?" diyerek kızdığını, kendisinin mağdureyi alıp araca bindirdiğini, kaçırma esnasında 4 kişinin olmadığını, mağdurenin telefonunu zorla almadığını, ilk kaçma olayından sonra mağdureyle konuşmak için telefonunu yeni aldığı hattıyla birlikte mağdureye teslim ettiğini, o nedenle numarasını hatırlamadığını, ...’de geceyi boş bir evde geçirdiklerini, 27.04.2006 tarihinde teslim olmayı planladıklarını, yanlarında bir aracın durduğunu, tanık ...’ı gördüğünü, mağdurenin 18 yaşından büyük olduğunu bildiğini, rızasıyla birlikte kaçıp her iki olayda da birlikte olduklarını, Sulh Ceza Mahkemesinde; ilk kaçma olayından 2-3 gün sonra babasının gelerek kendilerini bulduğunu, olayı tatlıya bağladıklarını söylediğini, mağdureyle birlikte onun ailesiyle buluşmaya gittiklerini, tanık ...’in mağdureyi araca bindirerek zorla kaçırdığını, ardından mağdurenin telefonla kendisini aradığını, annesinin evine gitmek istemediğini, annesinin vazgeçtiğini, bir şeyler yapmasını söylediğini, "Annem beni sana vermeyecek. Ne yapacaksan yap. Sen ne yapacağını bilirsin." dediğini, 22.04.2006 tarihinde babasının aracının önünü kestiklerinde babasının kendisine kızdığını, mağdurenin kendisini görüp araçtan indiğini, mağdurenin annesinin bağırmaya başladığını, ...’de boş bir eve gidip mağdurenin rızasıyla bir kez ilişkiye girdiklerini, yakalanmadan bir gün önce mağdurenin kendisine annesiyle görüşüp durumu anlatacağını söylediğini, bunun üzerine yakalandıkları sabah yola çıktıklarını, yürürken el kaldırdıkları araçta tanıklar ..., Adil, ... ve ...’i gördüklerini, mağdureyle anlaşmalı olduğunu herkesin bildiğini, bu hususta tanıkların olduğunu, Mahkemede; mağdure Dedeler köyüne gittiğinde kendisinin şehirde olduğunu, mağdurenin telefonla arayıp çağırdığını, mağdurenin yaşının küçük olması nedeniyle onun ırzına geçmediğini, ayrıca mağdureye yönelik cinsel istismar oluşturabilecek bir eylemde de bulunmadığını, çelişki sebebiyle sorulması üzerine; nasıl olsa mağdureyle evleneceği düşüncesiyle Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesinde mağdureyle ilişkiye girdiğini söylediğini ancak ilişkiye girmediklerini, Savunmuştur. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın niteliği gereği 5271 sayılı CMK’nın “Genel Hükümler” başlıklı birinci kitabının, "Bağlantılı davalar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenen bağlantı kavramı ve bu usule ilişkin düzenlemelerden bahsedilmesi gerekecektir. 5271 sayılı CMK'nın "Bağlantı kavramı" başlıklı 8. maddesinde; "(1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır. (2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır", "Davaların birleştirilerek açılması" başlıklı 9. maddesinde; "Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir", "Görülmekte olan davaların birleştirilmesi ve ayrılması" başlıklı 10. maddesinde; "(1) Kovuşturma evresinin her aşamasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebilir. (2) Birleştirilen davalarda, bu davaları gören mahkemenin tâbi olduğu yargılama usulü uygulanır. (3) İşin esasına girdikten sonra ayrılan davalara aynı mahkemede devam olunur", "Geniş bağlantı sebebiyle birleştirme" başlıklı 11. maddesinde ise; "Mahkeme, bakmakta olduğu birden çok dava arasında bağlantı görürse, bu bağlantı 8 inci maddede gösterilen türden olmasa bile, birlikte bakmak ve hükme bağlamak üzere bu davaların birleştirilmesine karar verebilir", Şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre, CMK'nın 8. maddesinin birinci fıkrasında; bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması veya bir suçta birden fazla sanık bulunması şeklinde dar bağlantı tanımlanmış, maddenin ikinci fıkrasında da, suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiillerinin de bağlantılı suç sayılacağı belirtilerek, bu hâlde de fiiller arasında bağlantının varlığı kabul edilmiştir. Kanun’un 11. maddesinde ise geniş bağlantı tanımlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, yapılan yargılamada mahkemece bakılmakta olan birden fazla dava arasında bağlantının saptanması hâlinde, bu bağlantı CMK'nın 8. maddesinde gösterilen türden olmasa dahi, yargılamanın birlikte yapılarak hükme bağlanması için davaların birleştirilmesine karar verilebilecektir. Maddede, ne tür bağlantıların bu kapsamda değerlendirileceği yönünde bir sınırlandırmaya yer verilmemiş, yalnızca mahkemenin bakmakta olduğu birden çok davada bağlantı görmesi yeterli kabul edilmiştir. Bu hükmün amacı, görülmekte olan uyuşmazlıkların birlikte yargılanmasında ve karara bağlanmasında yarar bulunmasıdır. Bu şekilde tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle, daha adil bir kararın verilmesi ve verilecek hükümlerde muhtemel değerlendirme hatalarının engellenmesi hedeflenmiştir. Görüldüğü gibi, ceza muhakemesinde genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman, bağlantının özelliği gereği bu kuraldan ayrılınabilmektedir. Bağlantılı davalar ayrı ayrı görülebileceği gibi, birleştirilerek de görülebilecek olup istisnai hâllerden biri olan yargılamaların birleştirilmesi kararı verilebilmesi için; 1- Davalar arasında bağlantı olmalı, 2- Davaların birleştirilmesinde yarar görülmeli, 3- Birleştirme yasağı söz konusu olmamalıdır. Kanun koyucu, açılan her dava üzerine ayrı yargılama yapılmasını kural olarak benimseyip istisnai durumlarda davaların birleştirilebileceğini hüküm altına alırken, birleştirmede fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını yargılamayı yürüten hâkime bırakmış, istisnaen de yargılamaların birleştirilip birleştirilmeyeceğini kendisi tayin etmiştir. Birleştirme zorunluluğu ya da birleştirme yasağının söz konusu olmadığı diğer durumlarda, mahkemelerce görülmekte olan davalar arasında bağlantı olduğu tespit edildiğinde bu davalar birleştirilebilecektir. Fakat birleştirme zorunlu olmayıp tamamen mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde de durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." biçiminde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Konumuza ilişkin olan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesindeki düzenlemeden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır. a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi; Aynı suç, 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Örneğin, dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, 18. Bası, ..., 2012. s. 339; ... Yaşar-... Tahsin Gökcan-... Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, ..., 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 9. Bası, ..., 2016, s. 500-507; Türkan Sancar Yalçın, Yeni Türk Ceza Kanununda Zincirleme Suç, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). 765 sayılı TCK’da yer alan "muhtelif zamanlarda vaki olsa bile" ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK'nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan "değişik zamanlarda" ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır. b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması; Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecektir. Tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur, suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, ..., 2017, s. 303-306; İzzet ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, ..., 2015, s. 214-216; Koca-Üzülmez, s. 507-508; ... ...-... ... -... , Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, ..., 2014, s.7958-7959.). Yapılan açıklamalara göre, Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda ihlâli aynı kişiye karşı olmalıdır. Kanun’daki bu açık ifade nedeniyle, aynı suçu işleme kararı ile Kanun’un aynı hükmünün farklı zamanlarda, ancak farklı kişilere karşı ihlâl edilmesi hâlinde müteselsil suçtan söz edilemeyecektir. Örneğin, aynı suçu işleme kararı ile farklı zamanlarda birden fazla kişinin malına kasten zarar verilmesi hâlinde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanamayacaktır. Bunun yerine fail, her bir fiilinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Bununla birlikte bir fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun'un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi; Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 tarihli ve 384-2, 03.12.2013 tarihli ve 1475-577, 30.05.2006 tarihli ve 173-145, 08.07.2003 tarihli ve 189-207, 13.10.1998 tarihli ve 205-304, 20.03.1995 tarihli ve 48-68 ile 02.03.1987 tarihli ve 341-84 sayılı kararlarında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlâl etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir. Öğretide ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlâl etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (... - ..., ... ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 1, 14. Bası, ..., 1999, s. 398 vd.), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, ..., 1995, s.70 vd.), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, ..., 1972, s. 136-137; Koca-Üzülmez, s. 508-510.), Kanun'da kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 18. Bası, ..., 2015, s. 612-613.), zincirleme suç hâlinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. Bası, ..., 2015, s. 456.), zincirleme suçun sübjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (..., s. 564.), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ve suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlâl etmek hususundaki failin genel planı olduğu (Artuk-Gökcen-Alşahin-Çakır, s. 718-719.) görüşleri ileri sürülmüştür. Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından hukuki ve fiili kesinti kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. Bazı durumlarda ise fiili kesintinin varlığını kabul etmek gerekmektedir. Zira Anayasa'nın 141. maddesinde "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı kapsamında davaların makul sürede görülmesi ilkeleri benimsenmiş olup soruşturma ve kovuşturma sürecinin hızlı bir şekilde tamamlanarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının sağlanmasına gerekmektedir. Bu nedenle soruşturma makamının soruşturma sürecini hızlı bir şekilde tamamlamayıp süreci sürüncemede bırakmasıyla mağdurun elinde olmayan nedenlerle aleyhine çıkabilecek sonuçların ortadan kaldırılması için hukuki kesintinin kabul edilmediği bazı durumlarda fiili kesintinin oluşabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bu bağlamda, fiili kesintinin birçok Yargıtay kararında failin eylemine ara vermesi veya tutuklanması, askere gitmesi, uzun bir süre hastanede yatması gibi nedenlerle eylemini sürdürememesi hâllerinde meydana gelebileceği belirtilmiştir. Ancak belirtilen nedenlerin varlığı durumunda fiili kesintinin muhakkak oluştuğu söylemek mümkün değildir. Her somut olay içerisinde birbirinden çok farklı özellikler barındırabileceğinden bu durumlarda eylemlerin gerçekleştirildiği yer ve araya giren zaman aralığı gibi hususlar gözönünde bulundurularak suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği ve bu bağlamda fiili kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca belirlenmelidir. Hukuki veya fiili kesintinin söz konusu olmadığı durumlarda ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür. Yapılan açıklamalara göre, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın mağdureye yönelik 06.04.2006-10.04.2006 tarihli eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve çocuğun basit cinsel istismarı suçlarından mahkûmiyetine karar verildiği, söz konusu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Dairece; 22.04.2006-27.04.2006 tarihli eyleme ilişkin olarak Dairenin; "…Sanık ...’ın aşamalardaki savunmalarında katılan ...’nun olay günü rızası ile kendisiyle geldiğini, zorla kaçırmadığını, olay tarihi öncesinde ve hatta olay günü telefonla görüşerek kaçma olayını planladıklarını söylemiş olması karşısında, sanık ... ile katılan ...’nun olay tarihi ve öncesine ait telefon görüşme kayıtları temin edilerek sanıkların savunmalarının doğru olup olmadığı araştırıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması," gerekçesiyle bozulmasına karar vermesi nedeniyle söz konusu dosyanın getirtilerek eylemler arasındaki bağlantı nedeniyle dosyaların birleştirilip tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozma kararı verildiği, sanık hakkında 22.04.2006-27.04.2006 tarihli eyleme ilişkin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ... Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davada sanığın mahkûmiyetine karar verildiği ve mahkûmiyet hükmünün Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiği, Mağdurenin Savcılıkta; 06.04.2006 tarihinde köyde bulunduğu sırada sanık ... kardeşi inceleme dışı sanık ...’ın kendisini zorla kaçırdıklarını, ...’da bilmediği bir evde sanığın kendisine zorla tecavüz ettiğini, aradan 3-4 gün geçtikten sonra tanık ...’in telefonla sanığı arayıp "Kızın ailesiyle anlaştık. Kızı getir." dediğini, ... dışında bir yere gidip buluştuklarını, ailesinin yanına döndükten sonra sanığın telefonla arayıp tehdit ettiğini, "Kabul etmezsen ağabeyini öldürürüm." dediğini, 22.04.2006 tarihinde saat 16.00 sıralarında tanık ...’in "İçimiz rahat etsin. Bir doktora gidelim. Bakirelik raporu alalım." dediğini, doktora gitmek üzere araçla hareket ettiklerini, arkalarında başka bir aracın kendilerini takip ettiğini fark etmediklerini, diğer araçtakilerin küfür edip bulundukları aracı durdurduklarını, araçta tanımadığı 4 genç erkeğin bulunduğunu, tanık ...’in boğazına sarılıp onu araçtan indirdiklerini, gençlerden birisinin yanına gelerek "Sesini çıkarma. Seni ...’ın yanına götüreceğiz." dediğini, kendisinin koşarak annesine sarıldığını ancak sürüklenerek diğer araca bindirildiğini ve siyah renkli aracın hızla uzaklaştığını, sanığın evinin yakınlarında sanığın da araca bindiğini, "Korkma. Seni akşam annene götüreceğim." dediğini, elindeki telefonu sanığın zorla aldığını, 27.04.2006 tarihinde saat 08.00 sıralarında ağabeyi tanık ...’ın sesiyle irkildiğini, başka kişilerin de sesinin geldiğini, "Buradayız." diye bağırdığını, Mahkemede; ırzına sanığın geçmediğini ancak yanaklarından öptüğünü, elbisesini de çıkarmaya çalıştığını ancak sanığa izin vermediğini, ardından bayıldığını, baygın olduğunda sanığın kendisine bir şey yapmadığını, kendisini bırakmayacağını söylediğini ancak sanığın babası olan tanık ...'in kendisini ailesine teslim ettiğini, teslim esnasında sanığın olmadığını, cinsel ilişki yaşanmadığını, sanığın tecavüz etmek istediğini ancak ona karşı koyduğunu iddia ettiği, sanığın Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesinde; mağdureyle yaklaşık 3-4 yıllık arkadaşlıklarının bulunduğunu, mağdureyi 3 kez istediklerini ancak ailesinin net bir cevap vermediğini, 06.04.2006 tarihinde mağdureyi rızasıyla kaçırdığını, yanında başka birisinin olmadığını, mağdureyle rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiklerini, ardından babasının gelerek kendilerini bulduğunu, mağdurenin ailesiyle ...’nın dışında bir yerde görüştüklerini, ailelerinin barıştıklarını, tanık ...’in mağdureyi aracıyla evine götürdüğünü, ailelerinin düğün yapmayı planladıklarını, ayrıldıktan sonra mağdureyi ya da ailesini tehdit etmediğini, mağdurenin annesi olan müşteki ...'nin kendisini istememesi üzerine ...’a çalışmaya gittiğini, mağdurenin bunun üzerine telefonla arayıp "Annem beni sana vermeyecek. Ne yapacaksan yap. Sen ne yapacağını bilirsin." dediğini, 22.04.2006 tarihinde ...'nin, mağdurenin raporunun alınması için babası tanık ...’i çağırdığını öğrendiğini, tanık ... ile birlikte babasının kullandığı araca yaklaştığını, kendisinin mağdureyi alıp bulunduğu araca bindirdiğini, o esnada 4 kişinin olmadığını, mağdurenin telefonunu zorla almadığını, ilk kaçma olayından sonra mağdureyle konuşmak için telefonunu yeni aldığı hattıyla birlikte mağdureye teslim ettiğini, o nedenle numarasını hatırlamadığını, ...’de geceyi boş bir evde geçirdiklerini, 27.04.2006 tarihinde teslim olmayı planladıklarını, yanlarında bir aracın durduğunu, tanık ...’ı gördüğünü, mağdurenin 18 yaşından büyük olduğunu bildiğini, rızasıyla birlikte kaçıp her iki olayda da birlikte olduklarını, Mahkemede; mağdure Dedeler köyüne gittiğinde kendisinin şehirde olduğunu, mağdurenin telefonla arayıp yanına çağırdığını, mağdurenin yaşının küçük olması nedeniyle onun ırzına geçmediğini, ayrıca mağdureye yönelik cinsel istismar oluşturabilecek bir eylemde de bulunmadığını, nasıl olsa mağdureyle evleneceği düşüncesiyle Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesinde mağdureyle ilişkiye girdiğini söylediğini ancak ilişkiye girmediklerini savunduğu anlaşılan olayda; Sanığın aşamalarda 06.04.2006 tarihinde mağdurenin rızası dahilinde kaçtıklarını, mağdurenin 10.04.2006 tarihinde evine dönmesinden sonra telefonla arayıp "Annem beni sana vermeyecek. Ne yapacaksan yap. Sen ne yapacağını bilirsin." dediğini belirtmesi, tanık ... Abalı'nın kollukta 22.04.2006 tarihinde mağdurenin sanığı telefonla arayarak annesi ve sanığın babasının kendisini doktora götüreceklerini, yola çıktığı takdirde onunla kaçacağını söylediğini sanığın anlattığını, arabanın nerede olduğunu mağdurenin sürekli telefonla sanığa bildirdiğini ifade etmesi, mağdurenin savcılıkta ailesinin yanına döndükten sonra sanığın telefonla arayıp "Kabul etmezsen ağabeyini öldürürüm." şeklinde sözlerle kendisini tehdit ettiğini beyan etmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; ... Asliye Ceza Mahkemesinin 05.03.2019 tarihli ve 8-9 sayılı dosyası ile eldeki dosya arasında CMK'nın 8. maddesi kapsamında bağlantı bulunması ve bu nedenle delilerin bir bütün olarak değerlendirilip sonucuna göre hüküm kurulmasının gerekmesi nedenleriyle söz konusu kesinleşen dosyanın getirtilerek sanık ... mağdurenin görüşme kayıtları da incelenmek suretiyle bir hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması, ayrıca sanığın mağdureye yönelik 06.04.2006-10.04.2006 tarihli eyleminin sabit olması hâlinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın mağdureye yönelik eylemleri arasında 12 günlük makul bir süre bulunması, söz konusu sürede hukuki veya fiili kesintinin gerçekleşmemesi, bu itibarla sanığın iki farklı dönemdeki eylemleri arasında kastı da içine alıp ondan önce gelen bir suç işleme kararının, diğer bir deyişle suçları ortak bir zemine taşıyan subjektif bir bağın oluşması, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında hareket etmediğini gösterir bir delil bulunmaması hususları da göz önüne alındığında, sanık hakkında 06.04.2006-10.04.2006 tarihli eyleme ilişkin mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda sanık hakkında 22.04.2006-27.04.2006 tarihli eylem nedeniyle kesinleşen mahkûmiyet hükmünde TCK'nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılmasının gerekmesi nedenleriyle Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1-... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.09.2013 tarihli ve 252-397 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahaline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.02.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.