12. Ceza Dairesi 2012/16905 E. , 2012/18219 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal Hüküm : Sanıklar ... ve ... hakkında: Beraat Sanık ... Sünni hakkında: 5237 sayılı TCK'nın 134/2, 31/3, 62/1, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca (üç kez) mahkumiyet. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan, sanıklar ... ve ...'nun beraatlerine ilişkin hükümler, katılanlar ve şikayetçi vekili, sanık ... Sünni'nin mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii, katılanl
**12. Ceza Dairesi 2012/16905 E. , 2012/18219 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal Hüküm : Sanıklar ... ve ... hakkında: Beraat Sanık ... Sünni hakkında: 5237 sayılı TCK'nın 134/2, 31/3, 62/1, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca (üç kez) mahkumiyet. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan, sanıklar ... ve ...'nun beraatlerine ilişkin hükümler, katılanlar ve şikayetçi vekili, sanık ... Sünni'nin mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii, katılanlar ve şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: A ) Şikayetçi vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde; Şikayetçi ...'ın, istinabe yoluyla Keşan Asliye Ceza Mahkemesine verdiği 07.11.2008 tarihli ifadesinde, sanıklara yönelik şikayetinden vazgeçtiğini belirtilmiş bulunması karşısında, 5271 sayılı CMK'nın 243/1. maddesi gereğince katılmanın hükümsüz kaldığı anlaşılmakla, vekilinin adına yapmış olduğu temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince, isteme uygun olarak REDDİNE, B ) Sanıklar ... ve ...'nun beraatlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Yapılan yargılama sonucunda, yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanlar vekilinin beraat hükümlerinin bozulması gerektiğine ilişkin ve yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA, C ) Sanık ... Sünni'nin mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince; Özel hayat, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içermektedir. Özel hayat kapsamında yer alan bir görüntü ya da sesin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi 5237 sayılı TCK'nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde yaptırıma bağlanmış olup, bu kayıtların, taksirle ya da tamamen hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, kasten ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında ifşa edilmesi, başka bir anlatımla içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması ise maddenin ikinci fıkrasında yaptırıma bağlanmış olup, her iki fıkrada birbirinden bağımsız iki ayrı suç düzenlenmiştir. İlk fıkradaki suçun oluşması için, görüntüdeki kişinin tanınabilir ya da sesin anlaşılabilir olması gerekmeyip, özel hayat kapsamına giren ses veya görüntülerin anlaşılmaz olsa dahi, gizlice kaydedilmesi ilk fıkradaki suçun oluşumu için yeterlidir. Suç özel hayata ilişkin görüntü veya sesin kaydedilmesiyle tamamlanır. İkinci fıkradaki suçun oluşabilmesi için ise ses veya görüntüyle özel hayatı ihlale uğrayan kişinin anlaşılması, en azından anlaşılabilir olması ya da açıklanması gerekmekte olup, özel hayat görüntüsü veya sesin, yetkisi bulunmayan kişi veya kişiler tarafından içeriğinin öğrenilmesiyle suç tamamlanmış sayılır. İlk fıkra açısından, görüntü veya sesin kaydedilmesi, ikinci fıkra açısından ise bu kayıtların ifşa edilmesi yeterli olup, başkaca bir neticenin doğması veya mağdurun zarara uğramış olması gerekmez. Sanığın kaydedilen görüntüleri izlememiş ya da sesleri dinlememiş olmasının da suçun oluşumuna bir etkisi bulunmamaktadır. Her iki fıkrada düzenlenen suç, genel kast ile işlenebilmekte ise de kastın varlığından söz edebilmek için sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bu biçimde hareket etmeye devam etmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında, oluşa ve dosya içeriğine göre; aynı öğrenci pansiyonunda kaldığı arkadaşlarından katılan ...'nun banyo yapma hazırlığı içerisinde olduğundan havluya sarılmış; diğer katılanların göğüs ve bacak dekolteli kıyafetler giymiş vaziyette, müzik eşliğinde, yatakhanede dans ettikleri sırada, onların bilgisi dahilinde, cep telefonuyla görüntülerini kaydeden sanık ... Sünni'nin, kendisinden görüntüleri silmesi istenildiği halde silmeyip, katılanların rızası dışında, görüntüleri, okul arkadaşları olan sanıklar ... ve ...'ya izleterek, bluetooth aracılığıyla onların cep telefonlarına göndermesi şeklinde gelişen eylemiyle 5237 sayılı TCK'nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediği anlaşılmakla, sanık müdafinin ve katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak, 1- Katılanların özel hayatına ilişkin görüntülerini aynı anda cep telefonuna kaydedip, ifşa eden sanığın eyleminde, 5237 sayılı TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek bir hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, şikayetçi ...'ın şikayetinden vazgeçtiği de nazara alınmaksızın, her bir mağdura karşı ayrı ayrı özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun işlendiği kabul edilmek suretiyle üç ayrı hüküm kurularak, sanığa fazla ceza tayin edilmesi, 2- Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 20/1-7. maddesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 35. maddesi uyarınca; fiil işlendiği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış çocukların işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından, sosyal yönden inceleme yaptırılması ve mahkemece sosyal inceleme raporuna gerek görülmediği taktirde ise gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi, 3- Dairemizce de benimsenen, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 2009/13 sayılı kararında belirtildiği üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendi uyarınca nazara alınacak 'zarar'ın; kanaat verici, basit bir araştırma ile belirlenebilir maddi zarar olduğu ve dosya kapsamında tespit olunan sanık tarafından giderilmesi gerekli maddi bir zarar bulunmadığı gözetilmeden, “Zarar ve şikayet durumu gözetilerek” şeklinde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.