Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucu Hakkındaki Ceza Davası Süreci Başvurucu, Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) silahlı terör örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 15/3/1996 yılında gözaltına alınmıştır. Başvurucu 24/3/1996 tarihinde kollukta müdafi hazır bulundurulmadan verdiği ifadesinde; MLKP terör örgütünün askerî kanadında görev yaptığını, diğer bazı kişilerle birlikte örgütün Suriye'deki kampına giderek siyasi ve askerî eğitim aldığını, örgütün Gazi Mahallesi sorumlusu olduğunu, Cemal, Tarık ve Cemil kod adlarını kullandığını, bir döviz bürosunun soyulması, belediye otobüsünün yakılması ile polis aracına, Kaymakamlık binasına, Emniyet Müdürlüğüne ve bir parti binasına ateş açılması eylemlerine katıldığını belirtmiştir. Başvurucu 29/3/1996 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesinde, gözaltında işkence gördüğünü, gözleri kapalıyken bazı belgelerin kendisine imzalattırıldığını ve üzerine atılı eylemleri işlemediğini ileri sürmüştür. İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde (İstanbul 4 No.lu DGM) yapılan sorgusunda başvurucu, kolluktaki ifadesinin baskı altında alındığını ve suçlamaları kabul etmediğini söylemiştir. Sorgusu yapılan diğer kişiler de kollukta işkence altında alındığını söyledikleri beyanlarını reddetmiştir. Sorgularının ardından başvurucu ve diğer kişiler tutuklanmıştır. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tabipliğinin düzenlediği 29/3/1996 tarihli raporda, başvurucunun sağ elinin iki parmağında ağrı ve uyuşukluk şikâyeti ile belin her iki yanında ağrı şikâyeti bulunduğu belirtilmiştir. Hastanede yapılan muayene üzerine Adli Tabipliğin düzenlediği 1/4/1996 tarihli raporda, tespit edilen bulguların başvurucunun beş gün iş güç kaybına yol açtığı değerlendirilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında haklarında işlem yapılan diğer kişilerin işkence iddiaları açısından da Adli Tıp Kurumunca raporlar düzenlenmiştir. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 23/7/1996 tarihinde, başvurucu ve diğer on üç sanık hakkında anayasal düzeni cebren yıkmaya teşebbüs etme, MLKP silahlı terör örgütü üyesi olma ve bu örgüte yardım etme suçlarından İstanbul 4 No.lu DGM'de kamu davası açmıştır. Başvurucu hakkında farklı tarihlerde düzenlenen doktor raporlarına göre ceza infaz kurumunda açlık grevine ve ölüm orucuna başlamasından kaynaklanan nedenlerle başvurucuda sağlık sorunları meydana gelmiştir. İstanbul 4 No.lu DGM'de yapılan yargılama sırasında bu sorunları nedeniyle savunmaları alınamayan başvurucu 24/3/1999 tarihinde salıverilmiştir. Diğer taraftan İstanbul 4 No.lu DGM’de yargılama devam ederken DGM'lerin kaldırılması nedeniyle yargılama (kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince (CMK madde ile görevli) (Mahkeme) yürütülmüş, yargılama sonucunda verilen 6/6/2007 tarihli ve E.1996/312, K.2007/211 sayılı kararla savunmasının alınamadığı gerekçesiyle başvurucu hakkındaki davanın ayrılmasına; davanın diğer sanıkları K.B. ve Y.A.nın anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs etme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, diğer sanıklardan bazıları hakkındaki davaların zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, bazı sanıkların da beraatına hükmedilmiştir. Diğer sanıklar hakkındaki hükümler Yargıtay Ceza Dairesi (Daire) tarafından 25/12/2008 tarihinde usule ilişkin nedenlerle bozulması üzerine Mahkemenin E.2009/58 sayılı dosyasına kaydedilen davada yapılan yargılama sonucunda 21/4/2010 tarihinde önceki hükümdeki gibi verilen kararlar Dairece 21/7/2011 tarihinde düzeltilerek onanmıştır. Ayırma kararı üzerine başvurucu hakkında Mahkemenin E.2007/365 sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda 29/1/2013 tarihinde başvurucunun anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Bu karar, Dairece düzeltilerek onanmıştır. Anılan kararda yer verilen açıklama şu şekildedir:"Sanığın sübutu kabul edilen 1996 tarihli Sultanbeyli Kaymakamlık binası, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Milliyetçi Hareket Partisi binasına yönelik saldırı eylemleri ile 1995 tarihli [B.] Döviz bürosunda işlenen gasp eyleminin 765 sayılı TCK'nın 146/ maddesinde tanımlanan suçu oluşturmaya elverişli ve yeterli olduğu, ancak; 1994 yılı ekim ayında Kumkapı'da bulunan altın atölyesinde işlenen gasp eylemi, 1995 tarihinde Mert FM adlı radyo istasyonunun basılıp çalışanlarının etkisiz hale getirilerek MLKP terör örgütünün propagandasının yapılması, 1995 tarihinde MLKP imzalı bombalı pankart asılması ve 1996 tarihinde [E.] Kuyumculuk adlı işyerinde işlenen gasp eylemlerine sanığın katıldığına dair mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediği gözetilmeden sözkonusu eylemlerden de sorumlu tutulması, Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; Sanığın 1994 yılı Ekim ayında Kumkapı'da bulunan altın atölyesinde işlenen gasp, 1995 tarihli Mert FM adlı radyo istasyonunun basılıp çalışanlarının etkisiz hale getirilerek MLKP terör örgütünün propagandasının yapılması, 1995 tarihli MLKP imzalı bombalı pankart asılması, 1996 tarihli [E.] Kuyumculuk adlı işyerinde işlenen gasp eylemlerine katıldığına dair gerekçeli kararın ve sayfalarındaki kabule ilişkin ilgili bölümün gerekçeden çıkartılması suretiyle, re'sen de temyize tabi olan mahkumiyet hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA" B. Kolluk Görevlileri Hakkındaki Ceza Davası ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Başvuru Süreci Başvurucuyla birlikte gözaltına alınan İ.Ç., B.P., F.E., A.H.P., Ş., A.A., A.O. ve H.ye gözaltında tutuldukları 15/3/1996 ile 24/3/1996 tarihleri arasında kötü muamelede bulundukları iddiasıyla yedi polis memuru hakkında 1997 yılında ceza davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 20/9/2002 tarihli kararıyla beş sanığın atılı suçtan hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 4/10/2004 tarihli ilamıyla zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek davanın düşürülmesine hükmetmiştir. Başvurucu, F.E., İ.Ç. ve B.P., kötü muamele gördükleri ve bu hususta etkili bir yol bulunmadığı iddiasıyla 2004 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. AİHM 30/6/2009 tarihli ve 16234/04 başvuru numaralı kararıyla kötü muamele iddialarının sağlık raporuyla kanıtlandığını ve açılan davanın zamanaşımından düştüğünü tespit etmiş; kötü muamele yasağının hem esastan hem de usulden ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Süreci Başvurucu, mahkûmiyet ile sonuçlanan suçlamaya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu -diğer iddiaların yanı sıra- kendisinin ve diğer kişilerin müdafi yardımından faydalanmaksızın verdikleri, yasak sorgu usulleriyle alınan ifadelere hükümde dayanılması ve kararların uygun gerekçe içermemesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi kararında başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkının (Delil İldan, B. No: 2014/2498, 12/7/2016, §§ 68-84) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Anılan kararda, başvurucunun ve diğer sanıkların işkence iddialarına, bu kapsamda kamu görevlileri hakkında yürütülen ceza davasına ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin AİHM kararında yer verilen olgulara değinilmiştir. Bu doğrultuda, kötü muamele altında alındığı ileri sürülen beyanların mahkûmiyet hükmüne gerekçe yapılmasının yargılamanın bütün olarak adilliğini zedelediği, kararda gösterilen diğer delillerin, söz konusu beyanların etkisini ortadan kaldıracak ağırlıkta olmadığı, böylelikle hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiği ifade edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:" Somut olayda başvurucular ve diğer bazı şüpheliler 15/3/1996 ile 29/3/1996 tarihleri arasında gözaltında kalmışlar ve gözaltından çıkarılmalarının ardından Cumhuriyet savcısına ve sorgu hâkimine verdikleri ifadelerinde kötü muamele ve baskı iddialarını dile getirmişlerdir (bkz. §§ 7, 9, 10). Yapılan muayeneleri sonucunda başvurucu, İ.Ç., B.P., F.E., A.H.P., Ş. ve A.A.da bir ve beş gün arasında değişen sürelerde iş güç kaybına yol açacak yaralanmalar ve bulgular saptanmıştır (bkz. §§ 12-14). Gözaltına alındıkları tarihte bu kişilerin yaralanmalarının veya rahatsızlıklarının olduğunu gösteren herhangi bir raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu yaralanmalar nedeniyle yedi polis memuru hakkında ceza davası açılmış; Mahkeme, beş sanığın kötü muamelede bulunmaktan mahkûmiyetine karar vermiştir. Yargıtay 2004 yılında, açılan davaların zamanaşımının dolması nedeniyle düşürülmesine hükmetmiştir (bkz. §§ 50-52). Başvurucu ve diğer üç kişi, bunun üzerine AİHM'e başvurmuştur. AİHM 2009 yılındaki kararında, sağlık raporlarındaki tespitlerin kötü muameleyi gösterdiğini ve açılan davanın da uzun süren yargılama sonucunda düştüğünü belirterek esas ve usul yönünden kötü muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 54). Yukarıdaki dikkate alındığında başvurucunun ve yaralanma bulguları tespit edilen diğer altı şüphelinin kollukta verdikleri ifadelerin yasak sorgu yöntemi olan kötü muamele sonucunda elde edildiğine yönelik kuvvetli işaretlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen tespitler, bu kişilerle çakışan tarihlerde ve benzer koşullarda ifadeleri alınan diğer şüphelilerin kötü muamele veya zor kullanıldığı iddialarının da Mahkemesince değerlendirilmesini gerektirmektedir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi; başvurucunun mahkûmiyetine hükmederken başvurucuya, K.B. ve/veya Y.A.ya yaptırılan yer gösterme işlemleri ile başvurucunun beyanlarını kararına esas almıştır. Mahkeme ayrıca İ.A., A.H.B. ve B... Döviz Bürosunun sahibi müşteki Y.nin ifadelerine, T. ile Y.K.nın beyanlarına, arama sonucunda bulunan malzemelere, teşhis tutanağına (Yargıtay tarafından hükümden çıkartılan eyleme ilişkin), olaylara ilişkin tutanaklara ve genel biçimde dosyadaki diğer bilgi ve belgelere dayanmıştır (bkz. §§ 43, 44). 5271 sayılı Kanun'un ve maddelerinde yasak usullerle alınan ifadelerin karara esas alınmayacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte İlk Derece Mahkemesi kararında, kötü muamele iddiası nedeniyle başvurucunun kolluk ifadesinin şüpheli hâle gelip gelmediğine yönelik bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu itibarla başvurucunun gözaltında maruz bırakıldığı muamele sonucunda ifade verdiğini belirtmesinin, gözaltı çıkışında düzenlenen raporda diğer bazı şüphelilerle birlikte başvurucuda iş gücü kaybına yol açacak yaralanma ve bulguların tespit edilmesinin, açılan dava nihayetinde zamanaşımından düşürülse dahi İlk Derece Mahkemesinin beş görevlinin mahkûmiyetine hükmetmiş olmasının dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin suçtan kurtulmak amacıyla başvurucunun ifadesini değiştirdiğini belirtmesi, mevcut başvurunun şartlarında yeterli bir açıklama sağlamamaktadır. Öte yandan AİHM'in başvurucu ve diğer bazı sanıklara ilişkin ihlal kararı da gözetildiğinde kötü muamele iddialarının Mahkeme tarafından açık biçimde karşılanması ya da bu beyanlara kararda dayanılmaması gerekmektedir. Beyanları başvurucunun cezalandırılmasına esas olan ve başvurucuyla aynı tarihlerde gözaltında kalan K.B. ile Y.A.nın iddialarına ilişkin olarak da herhangi bir değerlendirmede bulunulmadığı görülmektedir. Dolayısıyla kötü muamele altında alındığı ileri sürülen beyanların mahkûmiyet hükmüne gerekçe yapılmasının yargılamanın bütün olarak adilliğini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bakımdan kararda gösterilen diğer delillerin, şüpheli beyanların etkisini ortadan kaldıracak ağırlıkta olduğu söylenemez. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." Anayasa Mahkemesi ayrıca başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir (Delil İldan, § 98). Başvurucu vekili, ihlal kararına dayanarak 24/10/2016 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) 1/11/2016 tarihinde talebin kabule değer olduğuna ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar vermiştir. Başvurucu vekili incelemenin dosya üzerinden yapılmasına ilişkin karara itiraz etmiş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 7/12/2016 tarihinde başvurucunun itirazı reddedilmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:"5271 sayılı Yasanın 318/3 maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olup olmadığına dair kararın duruşma yapılmaksızın verileceği, henüz mahkemenin yargılanmanın yenilenmesi ve duruşma açılması yönünde bir karar vermediği,6216 sayılı Yasanın 50/ maddesi uyarınca yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar vereceği, bu itibarla yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olduğuna dair incelemenin dosya üzerinden yapılmasında ... yasaya aykırı bir yön bulunmadığı [değerlendirilmiştir.]" Ağır Ceza Mahkemesinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 12/6/2017 tarihli yazıda, başvurucu hakkındaki hükmün kesinleşmesinden sonra 13/1/2017 tarihinde yakalama emri düzenlendiği ve bu emrin halen infaz edilmediği bildirilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 5/12/2019 tarihli ve E.2007/365, K.2013/4 sayılı ek kararıyla başvurucu hakkındaki 29/1/2013 tarihli ilk hükümde değişiklik yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir: "Hükümlü Delil İldan'ın soruşturma aşamasında kötü muameleye maruz kalması sebebiyle sonradan inkar ettiği emniyet aşamasındaki ikrarının hükmün dayanakları içerisinden çıkarıldığında hükümlünün Yasadışı Terör Örgütü MLKP'nin mensubu olarak Anayasal düzeni değiştirmek amacıyla 14/03/1996 tarihinde Sultanbeyliği Kaymakamlık binası, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Milliyetçi Hareket Partisi binasına yönelik saldırı eylemlerinde bulunduğu, yine 29/11/1995 tarihinde [B.] Döviz bürosunda gasp eylemine iştirak ettiği diğer delillerle sübuta ermektedir. Bu deliller, [B.] Döviz bürosu sahibinin olay sonrası soruşturma aşamasında eylemi gerçekleştiren kişi olarak hükümlüyü açıkça teşhis etmesi, [İ.A. ve A.H.nin.] beyanları, Kaymakamlık ve Emniyet Binasının taranması, Milliyetçi Hareket Parti binasının ise bombalanması, eylemlerde kullanılan silahların ele geçirilmesi şeklindedir.[B. ] Döviz bürosu sahibi olay sonrası soruşturma aşamasında eylemi gerçekleştiren kişi olarak hükümlüyü açıkça teşhis etmiş bulunmaktadır. Bu teşhis hükümlü Delil'in [B.] Döviz bürosunda gasp eylemine iştirak ettiğini açıkça göstermektedir. Her ne kadar [B.] Döviz bürosu sahibi kovuşturma aşamasında bu teşhisinde sarfınazarda bulunulmuş ise de; bu sarfınazarın muhtemelen örgütün korkutucu gücünden kaynaklandığı, dolayısıyla soruşturma aşamasındaki teşhisinin doğru olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.Yine hükümlü Delil İldan ile birlikte Kaymakamlık ve Emniyet Binasının taranması, Milliyetçi Hareket Parti binasının ise bombalanması eylemlerine katılan sanık [K.B.] eylemlerde kullanılan silahların yerlerinin gösterildiği, [K.B.nin] Cumhuriyet Savcılığında ve kovuşturma aşamasında da gösterim ile ilgili eylemini kabullendiği, ele geçen silahların anılan olaylarda kullanıldığının tespit edildiği, bu olgunun da hükümlü Delil'in söz konusu eylemler katıldığını ortaya koyduğu anlaşılmıştır.Keza [İ.A. ve A.H.nin. de] hükümlü Delil İldan'ın MLKP örgütüne üye olduklarına dair anlatımları, [A.H.nin.] Kaymakamlık ve Milliyetçi Hareket Partisi binasına saldırı eylemine sanık Delil'in katıldığına ilişkin beyanları, hükümlü Delil'in Kaymakamlık ve Emniyet Binasının taranması, Milliyetçi Hareket Parti binasının ise bombalanması eylemlerine katıldığını göstermektedir. Zikredilen bu deliller dikkate alındığında hükümlü Delil İldan'ın soruşturma aşamasındaki ikrarından sarfınazar edilse bile Delil İldan'ın 14/03/1996 tarihinde Sultanbeyliği Kaymakamlık Binası, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Milliyetçi Hareket Binasına yönelik saldırı eylemleri ile 29/11/1995 tarihinde [B.] Döviz Bürosunda gasp eyleminin gerçekleştirilmesi eylemlerine katıldığının subuta erdiği, dolayısıyla hükmün sonucuna etkili bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.Anayasa Mahkemesi [K.B. ve Y.A.nın] beyanlarının Mahkememizce değerlendirilmemesine ilişkin görüşüne gelince; [K.B.nin] Emniyet Müdürlüğündeki vermiş olduğu ifadeden Cumhuriyet Savcılığında ve kovuşturma aşamasında kısmen sarfınazar ettiği, söz konusu örgütün üyesi olduğunu kabullendiği, yine Emniyet Müdürlüğü, Kaymakamlık binası ve Milliyetçi Hareket partisi binasının bombalanması ve taranması eylemlerinde kullanılan silahların bulunduğu yeri gösterdiğini kabullendiği, [Y.A.nın] Emniyet Müdürlüğünde ikrarda bulunduğu ancak sonraki aşamalarda inkar cihetine gittiği, [K.B. ve Y.A.nın] soruşturma aşamasındaki inkar edilen anlatımlarının hüküm Delil İldan Yargıtay Ceza Dairesince subutuna karar verdiği 4 eylemin gerçekleştirilmesine ilişkin ispatta bir eksiklik oluşturmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, hükümlü Delil İldanın soruşturma aşamasındaki ikrarının, yine [K.B. ve Y.A.nın] inkar edilen soruşturma aşamasındaki ifadelerin kararın gerekçesinden çıkarılmasına, geri kalan delillerle hükümlü Delil İldan'ın atılı suçu işlediği sübuta erdiğinden hükümde değişiklik yapılmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiş[tir.]" Başvurucu, Anayasa Mahkemesi kararıyla hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini ancak ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğini belirterek 23/12/2019 tarihinde anılan karara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinden yaptığı incelemede 14/1/2020 tarihli kararıyla başvurucunun itirazını reddetmiştir. Başvurucu nihai hükmü 20/1/2020 tarihinde öğrendikten sonra 14/2/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğine dair itiraz yönünden adil yargılanma hakkı dışındaki şikâyetin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.