Başvuru, yaşamının korunması için gerekli tedbirler alınmadığı ileri sürülen mahpusun intihar etmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yaşamının korunması için gerekli tedbirler alınmadığı ileri sürülen mahpusun intihar etmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu A.; bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla hakkında yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında 14/10/2016 Cuma günü tutuklanmış ve aynı gün saat 20 sıralarında Maltepe 1 No.lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) götürülmüştür. Oda yerleşimi acil risk ihtiyaç raporunda, A.nın genel sağlık durumu iyi olmadığı ve bilinç sorunu söz konusu olabileceği için acil doktor muayenesi gerektiğine ilişkin değerlendirmeye yer verilmiştir. Sözü edilen raporda yer alan grafiğe göre A.nın çevresine ve kendisine zarar verme riski düşüktür. Kurum kabul görüşme raporunda kendisiyle yapılan görüşme sırasında A.da şaşkınlık, kafasını tutamama, dengesizlik, gözlerinin kapanması ve uykulu hâl gibi durumların mevcut olduğu ifade edilmiştir. İnfaz Koruma Başmemuru T. ile infaz koruma memurları R.K., K. ve B.G. tarafından düzenlenen 15/10/2016 tarihli bir tutanakta aynı gün saat 38 sıralarında C-1 koğuşundaki tutuklunun koğuş kapısına vurması üzerine söz konusu koğuşa gidildiği, A.nın koğuşun ortak yaşam alanında yerde yatar vaziyette görüldüğü, tutuklu A.P.den öğrenildiğine göre A.P.nin A.yı üst kat merdiven girişindeki ilk odada ayakkabı bağcığı ile kendini asmış hâlde görüp bağcığı kestiği, A.nın saat 41 sıralarında mahkûm kabul birimine götürüldüğü, saat 42 sıralarında durumun 112 Acil Çağrı Merkezine bildirildiği ve saat 58 sıralarında Ceza İnfaz Kurumuna gelen sağlık görevlilerinin A.nın ölü olduğunu söylediği belirtilmiştir. Bahsi geçen tutanağa göre A.nın nabzının alınamadığı 112 Acil Çağrı Merkezine bildirilmiştir. Ölüm olayından haberdar edilen İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) konuyla ilgili olarak derhâl bir ceza soruşturması başlatmıştır.A. Ölüm Olayı Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturmasıyla İlgili Süreç Başsavcılıkta görevli bir Cumhuriyet savcısı saat 15 sıralarında olay yerini incelemiş ve koğuşlarda kamera bulunmasa da ortak yaşam alanlarında kameraların mevcut olduğunu tespit etmiştir. Aynı gün Cumhuriyet savcısının huzurunda bir hekim tarafından yapılan ölü muayenesi işlemi sırasında ölenin boynunda telem izi olduğu görülmüş ancak cesedinde darp ve cebir izi tespit edilmemiştir. Ölü muayenesi işlemi kesin ölüm nedeninin tespitine imkân vermediğinden Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince (Morg Dairesi) 16/10/2016 tarihinde A.nın cesedi üzerinde otopsi işlemi yapılmıştır. Otopsi işlemi sırasında yapılan cesedin dış muayenesinde sol ön kol dış yüzde 3 ve 5 cm'lik eskiye ait lineer (çizgisel, doğrusal) nedbeler (yara izleri), sağ ayak bileği dorsumda (sırtta, arkada) 12x3 cm'lik eskiye ait yanık skarı (yara izi) görülmüştür. Başsavcılık 22/11/2016-28/11/2016 tarihleri arasında Ceza İnfaz Kurumunun İkinci Müdürü İ.B. ile yukarıda kendilerinden bahsedilen (bkz. § 12) T., K., B.G. ve A.P.yi, ayrıca A. ile aynı koğuşta kalan İ.E. ve F.N.yi tanık olarak dinlemiştir.i. İ.B. özetle olay günü icapçı müdür olarak görevli olduğunu, C-1 koğuşunun geçici koğuş olduğunu, Ceza İnfaz Kurumuna yeni gelen mahpusların kemerlerine ve kendilerine zarar vermede kullanabilecekleri diğer eşyalarına el koyduklarını ancak aynı uygulamanın ayakkabı bağcığı için söz konusu olmadığını ve A.nın intihar etmesinden kuşkulanmasını gerektirecek bir durumun yaşanmadığını söylemiştir.ii. T.nin ifadesi şöyledir: “...Olayın meydana geldiği 15/10/2016 günü sabah saat 08:00 'de göreve başlamış, akşam saat 20:00 'ye kadar görevim devam ediyordu. İntihar eden [A.] 14/10/2016 günü tutuklanarak kuruma alınmış, geçici koğuş olan C 1 koğuşunda tutulmuş. Bize görevi devreden gece vardiyası bu tutuklunun sıkıntılı olduğunu, sık sık kapılara vurarak infaz koruma memurlarını çağırdığını söylediler. Bizim nöbeti aldığımız gündüz vardiyasında da aynı şekilde sık sık kapıya vurarak memur arkadaşları çağırmış, onlara ‘beni buraya niye aldınız, benim burada ne işim var’ şeklinde sözler söylemiş. Aynı bölümde bu tutuklunun dışında yaklaşık 4-5 kişi daha bulunuyordu. 15/10/2016 günü saat 16:38 sularında C1 koğuşunda kapıların vurulduğunu duyan arkadaşlar kapıyı açtıklarında [A.] isimli tutuklunun yere yatırılmış vaziyette olduğunu gördüklerinde bana haber verdiler. Ben de derhal 112 Acil'i aradıktan sonra C1 koğuşuna geçtim. Aynı koğuşta tutuklu bulunan [A.P.] isimli şahıs [A.yı] ayakkabı bağcığı ile kendisini ranza demirine asmış olduğunu gördüğünü, çakı bıçağı ile bağcığı kesip nefes alması için boynundaki ipi çıkartmış olduğunu söyledi. Ben de şahsın nabzını kontrol ettiğimde nabzı atmıyordu ancak vücudu halen sıcaktı. Tutuklunun uzun olan ayakkabı bağcığı ile 1 gün önce ne şekilde alındığını bilmiyorum. Genelde uzun bağcıkları, kemerleri ve diğer tehlikeli olabilecek eşyaları alıyoruz. Olay bu şekilde meydana gelmiş olup benim bu konuda bir ihmalim bulunmamaktadır.”iii. İ.E., A.nın 14/10/2016 tarihini bir sonraki güne bağlayan gece neredeyse hiç uyumadığını, kendilerinden sık sık sigara istediğini, çöpleri dağıttığını, yatağının pamuklarını söküp çıkardığını, zaman zaman kapılara vurduğunu ve bu şekilde tuhaf davranışlar gösterdiğini beyan etmiştir. Beyanına göre kahvaltıdan sonra neredeyse öğlene kadar A. ile sohbet eden İ.E.ye göre A. psikolojik sorunları olan biridir ya da uyuşturucu kullanmıştır. iv. Olayı infaz koruma memurlarına bildiren A.P.nin ifadesi şöyledir: “...[A.] daha ilk koğuşa geldiğinde garip davranışlarda bulunuyordu, sürekli tedirgin bir hali vardı. Durmadan ceplerini yokluyor, ‘cüzdanım nerede, telefonum nerede’ diye sorup duruyordu. Sık sık bizden sigara istiyordu. O bölümdeki çöpleri karıştıyor, yatakları yırtıyordu. Hatta ben [koğuş sorumlusu F.N.] ile konuşurken [F.N.] bu arkadaş için ‘kırık’ tabirini kullandı. Ben de bu şahıs sanki bonzai içip gelmiş, kafası hala dağınık diye yorum yaptım. O akşam bu arkadaşı yatırmaya çalıştık ancak yatağındaki battaniyeyi bile insan gibi görüyordu. Yatmak istemiyordu. Gece boyu 2-3 kez benim alt kattaki koğuşuma gelip beni uyandırdı. ‘camdan dışarı bak, askerlere bak, Suriyeliler orada, askerler Suriyelileri öldürüyor’ diye konuşuyordu. Ayrıca gece mutfak kısmına gidip oradaki üzümlerin hepsini etrafa saçıp çiğnemiş, ortalığı dağıtmıştı. Sabah kalktığımızda [İ.E.] isimli arkadaş bizden önce ortalığı toplamaya çalışmış. Biz de kahvaltıyı hazırlayıp birlikte kahvaltı ettik. Ara ara bizden sigara istedi, bu şekilde öğlen yemeğini de yedikten sonra sigaralarımızı içtik. [A.] yukarıdaki koğuşuna çıktı. Bende [F.N.] ile malta kısmında volta atıyorduk. Bir ara [A.nın] koğuş penceresinden sanki karşısında kızlar varmış gibi onlara seslenerek öpücükler, gülücükler atıyordu, üstü başını düzeltiyordu. Yine kapının dibinden sigara alıp veriyormuş gibi hareketler yapıyordu. Ben de [F.N.] ile volta atmaya devam ediyordum. Bir ara [A.nın] sesi hiç çıkmadı ve ortalıkta görülmedi. Biz de [A.nın] sessiz kalmasına şaşırdık, hatta tedirgin olduk. [F.N.] ile konuşurken [F.N.] bana ‘çık şuna bir bak bakayım, ne yapıyor’ deyince ben ikinci kata çıktım, kapısı açık olan boş koğuşa baktığımda [A.nın] ayağındaki spor ayakkabısının lacivert renkli bağcığının ranzanın üst kat demirine bağlamak suretiyle kendisini asmış olduğunu ve cansız şekilde asılı vaziyette olduğunu gördüm. Hemen üst kattan [F.N.ye] seslenerek, [A.nın] kendisini asmış olduğunu söyledim. O arada koşup mutfaktan çakı bıçağı bulup ipi kesmeye çalışıyordum. [F.N.] de bir yandan butona basıp bir yandan kapıya vurarak görevlilere haber vermeye çalışıyordu. Ben şahsın boynundaki ip kesmek için uğraşırken ip çok sıkışmıştı. İpi kestiğim anda da şahsın cansız bedenini tam olarak tutamadığım için bir anda kafası betona çarptı. Kontrol ettiğimde nabız yoktu. Bu arada [F.N.] ve gardiyanlarda geldiler. Daha sonra acil servise haber verilmişti ancak şahsın ölmüş olduğunu anladık. Benim görebildiğim kadarıyla şahsın ruhsal durumu iyi değildi. Yanımızda kaldığı bir gün boyunca sürekli anormal davranışlar gösteriyordu. Bizimle konuşurken intihar edeceği yönünde her hangi bir izlenim edinmedik...”v. A.P. ile benzer yönde beyanda bulunan F.N. ek olarak A.nın kendi kendine konuşup yerinde duramadığını ve psikolojisinin bozuk olduğunu düşündüklerini söyleyip ayrıntıya girmeden A.P.nin A.nın kendisine zarar vermesini ve etrafı dağıtmasını engellediğini ifade etmiştir.vi. K.nın ifadesinin konuyla ilgili kısmı şöyledir: “...15/10/2016 günü sabah 08:00 vardiyasında göreve başladım. Bizden bir gün önce tutuklu olarak kuruma alınan ve karantina koğuşu olan C 1 koğuşunda kalan [A.] isimli tutuklunun kaldığı koğuştaki arkadaşları bize bu çocuğun rahatsız olduğunu, sürekli sigara istediğini belirttiler. Biz de bu tutuklu ile görüştüğümüzde bize babasını özlediğini, kardeşlerini özlediğini, gidip onları görmek istediğini söylüyordu. Kendi gözlemlerimize göre çocuğun psikolojik sorunları vardı. Genelde her hangi bir sıkıntısı ve sorunu olmayan mahkumların ayakkabı bağcığı alınmıyor. Üstelik koğuşlarda çamaşır ipi de bulunmaktadır. Zaten şahsı bizden önceki devriye teslim almışlar. Gün içinde bu kişinin intihar edeceği yönünde her hangi bir izlenim elde etmedik...”vii. B.G. başka hususlar yanında A.nın zaman zaman “Beni bırakın, ailem beni bekliyor, ben gideceğim.” dediğini ve akli dengesinde bir sorun olduğunu düşündüğünü söylemiştir. 2/12/2016 tarihinde Başsavcılık İ.B., K., B.G. ve T.nin görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiasıyla yürütülen ceza soruşturmasını mevcut soruşturmadan ayırmıştır. Bu karardan Başsavcılığın daha önce anılan kişiler hakkında da bir soruşturma başlattığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen soruşturmayla ilgili bilgiler aşağıda yer almaktadır (bkz. §§ 23-28). Morg Dairesi otopsi raporunu 21/2/2017 tarihinde tamamlamıştır. Anılan rapora göre kanında ve idrarında bazı uyarıcı ve/veya uyuşturucu maddeler (Kanda ve/veya idrarda rastlanan maddeler şunlardır: metamfetamin, amfetamin, 7-aminoklonazepam, difenhidramin, cumyl-4-cn-binaca, benzhydrol.) tespit edilen A. ası sonucu ölmüştür. Başsavcılık, Ceza İnfaz Kurumuna girdiği ilk andan itibaren uyuşturucu maddenin etkisi altında olan A.nın içinde bulunduğu ruh hâlinin etkisiyle intihar ettiği ve ölüme bir başkasının karıştığına dair delil tespit edilemediği gerekçesiyle 28/2/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucu 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen kasten öldürmenin ihmalî davranışla işlenmesi suçuna işaret ederek soruşturmada sadece intihara yönlendirme veya yardım meselesi üzerinde durulduğunu, Ceza İnfaz Kurumu personeli hakkında ihmal suretiyle ölüme sebep olma yönünden değerlendirme yapılmadığını ve bazı Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan dolayı ayırma kararı verilmesinin hatalı olduğunu zira 5237 sayılı Kanun'un maddesine istinaden soruşturma yürütülmesi gerektiğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucuya göre ceza infaz kurumuna yeni gelen bir tutuklunun psikoloğa götürülmesi, özel olarak gözlem altında tutulması ve sağlık durumunun tespitinin ardından tutulacağı yer ve koşulların sözü edilen kriterlere göre belirlenmesi hususu Başsavcılıkça irdelenmemiştir. İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği itiraza konu kararda usule, yasaya ve oluşa aykırı bir yan bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun itirazını 16/5/2017 tarihinde reddetmiştir. B. Ceza İnfaz Kurumu Yetkilileri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturmasıyla İlgili Süreç Başsavcılık, başvurucunun oğlunun ölümü nedeniyle yürütülen disiplin soruşturmasının bir örneğinin temini için Ceza İnfaz Kurumu ile yazışma yapmıştır. Ceza İnfaz Kurumu 30/12/2016 ve 2/1/2017 tarihli yazılarıyla otopsi raporunun kendilerine ulaşmaması nedeniyle personel hakkındaki disiplin soruşturmasının henüz sonuçlanmadığı konusunda Başsavcılığı bilgilendirip başvurucunun oğlunun ölümü nedeniyle mahpuslar A.P., F.N., İ.E. ve B. hakkında yürütülen disiplin soruşturmasıyla ilgili evrakı Başsavcılığa göndermiştir. Ceza İnfaz Kurumundan gönderilen evraka göre;i. Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtları, Ceza İnfaz Kurumunda görevli üç kişi tarafından incelenmiştir. Yapılan incelemeler A.nın olay günü saat 18'de koğuş kapısı önünden ayrılarak avluya girip yeniden koğuş kapısına doğru gittiğini, saat 21'de koğuş kapısının önünden ayrılarak avluda dolaşan F.N. ve A.P.nin yanına gittiğini, bir müddet konuştuktan sonra tekrar koğuşun ortak alanına girdiğini, saat 22'de koğuş kapısının önünde bir müddet bekledikten sonra üst kata çıktığını ve üst katta bulunan 3 No.lu odaya girdiğini, saat 38'de A.P.nin de aynı odaya girdiğini, F.N.nin 17 saniye sonra koşarak geldiğini ve koğuşun kapısına vurduğunu, infaz koruma memurlarının saat 39'da 3 No.lu odaya geldiklerini, saat 40'ta A.nın F.N., A.P. ve infaz koruma memurları tarafından odadan çıkarılarak ortak yaşam alanına götürüldüğünü göstermiştir. ii. T., B.G., R.K. ve K.nın tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, düzenledikleri tutanakla (bkz. § 12)uyumludur ve sadece A.nın intihar ettiğinin öğrenilmesinden sonraki müdahale anıyla sınırlıdır.iii. A.P. ve F.N. 18/10/2016 tarihli yazılı savunmalarında ceza soruşturmasında verdikleriyle uyumlu beyanlarına ek olarak A.nın kapı camından dışarı bakıp kendi kendine konuştuğunu açıklamıştır.iv.İ.E. 19/10/2016 tarihli yazılı savunmasında olay günü koğuşta uyuduğunu ve uyandığında A.nın kapıdan çıkarıldığını gördüğünü ifade etmiştir.v. Yazılı savunmasına göre B. olay tarihinde F-4 koğuşundadır ve olayla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. vi. 27/10/2016 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu idaresi, olayla ilgilerinin bulunmadığı gerekçesiyle A.P., F.N., İ.E. ve B.ye disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, Başsavcılığa verdiği 9/10/2017 tarihli dilekçesinde ceza soruşturmasında Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında yürütülmüş disiplin soruşturmasına ilişkin dosyanın Ceza İnfaz Kurumundan getirtilmesi dışında hiçbir usul işlemi yapılmadığını ve disiplin soruşturmasının adli soruşturma için yeterli olmadığını iddia ederek şüphelilerin ifadelerinin alınmasını talep etmiştir. 29/12/2016 ve 10/10/2017 tarihlerinde Başsavcılık, otopsi raporunun bir örneğinin dosyaya konulması için iç yazışma yapmıştır. Başsavcılık 24/10/2017 tarihinde İ.B., T., K. ve B.G. hakkında görevi kötüye kullanma suçu yönünden yürüttüğü soruşturmayı sonuçlandırıp kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Bu kararın ilgili kısmı şöyledir: “...Adli tıp kurumu raporuna göre [A.nın] ası sonucu hayatını kaybettiği, Maltepe 1 Nolu Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce olay nedeniyle disiplin soruşturması yapıldığı, soruşturma sonucunda görevli personel hakkında ‘disiplin cezası verilmesine yer olmadığı’ şeklinde karar verildiği, disiplin soruşturması dosyası, şüpheli ifadeleri, otopsi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şüpheliler hakkında üzerlerine atılı bulunan suçtan dolayı dava açılmasını gerektirecek nitelikte ve yeterlilikte somut delillerin elde edilemediği anlaşılmakla, şüpheliler hakkında Kamu Adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]” Başvurucu özetle Başsavcılığın hiçbir usul işlemi yapmadan, herhangi bir delil toplamadan ve Ceza İnfaz Kurumunca yürütülen disiplin soruşturması kapsamındaki ifadeler ile tutanaklara dayanarak karar verdiğini, ayrıca Ceza İnfaz Kurumundaki kameralara ait kayıtlarının getirtilip incelenmesi yoluna gidilmediğini belirterek Başsavcılıkça verilen karara itiraz etmiştir. İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 18/12/2017 tarihinde başvurucunun itirazını reddetmiştir. Anılan karara göre Hâkimlik başvurucunun itirazını reddederken beyanları, toplanan delilleri, itiraza konu kararda açıklanan gerekçeyi, şikâyet ve savunma ile toplanan delillerin anılan kararda tartışılıp değerlendirildiğini ve soruşturma dosyasının kapsamını dikkate almıştır. Ceza İnfaz Kurumu idaresinin personeli hakkında yürüttüğü disiplin soruşturması 8/1/2018 tarihinde, olayın meydana gelmesinde kusurlarının bulunduğuna dair somut bilgi ve bulguya rastlanmadığı, ayrıca personelin görevini mevzuat doğrultusunda yerine getirdiği gerekçesiyle İ.B., T., K., R.K. ve B.G. ile A.nın Ceza İnfaz Kurumuna kabul işlemlerini yapan infaz koruma memuru S. hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesiyle sonuçlanmıştır. Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler 13/12/2004 ve tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un maddesinde belirtilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un maddesine göre ceza infaz kurumlarına gönderilen hükümlüler üstleri ve eşyaları arandıktan sonra kabul odalarına konulur ve hekim muayenesinden sonra kuruma yerleştirme işlemleri yapılır. 5275 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır. 5275 sayılı Kanun'un “Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.” 5275 sayılı Kanun'un “Hükümlünün muayene ve tedavisi” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.” 5275 sayılı Kanun'un maddesine göre hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından bir raporla derhâl ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir. 5275 sayılı Kanun'un maddesine göre “İlgili Hukuk” bölümünde bahsi geçen 5275 sayılı Kanun maddelerinin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.” 5237 sayılı Kanun'un "İntihara yönlendirme" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Mülga ikinci cümle: 29/6/2005 – 5377/10 md.)(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar. 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle öldürme" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye kullanma" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 5271 sayılı Kanun'un maddesine göre Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Olay tarihinde yürürlükte olan 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) “Kuruma alınma ve kayıt işlemleri” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “... (4) Hükümlüler hakkında üst ve eşyası arandıktan sonra aşağıdaki işlemler yapılır:a) Kuruma gelen her hükümlü kabul odasına alınır. Bu süre içerisinde hükümlünün kuruma uyumuna yönelik yardım yapılarak, gerekli olan bilgiler sözlü ve yazılı olarak kendisine bildirilir. Kabul odasına alınan hükümlü burada en çok üç gün kalır,b) Kabul odasında geçen süre içerisinde cezaevi tabibi tarafından muayeneleri yapılır ve muayene sonucu sağlık fişine kaydolunur, c) Muayene sonucunda, kurumda tedavisi mümkün olmayan veya bulaşıcı bir hastalığı veya cezasının infazına engel herhangi bir maluliyeti olduğu tespit edilenler, kurum en üst amiri tarafından derhâl Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir,... (5) Kabul odasındaki işlemler bitirildikten sonra hükümlü suç, grubuna uygun odaya yerleştirilir.” Mülga Tüzük'ün maddesine göre mülga Tüzük'ün maddesi tutuklular hakkında da uygulanabilir. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) “Giyim eşyaları” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükümlülerin koğuş, oda ve eklentilerinde başka eşyalar yanında bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı ve bir iskarpin bulundurmasına izin verilir. Yönetmelik'in maddesine göre Yönetmelik ceza infaz kurumlarında kalmakta olan tutukluları da kapsamaktadır.