Başvuru, taşınmazın usulsüz olarak düzenlenen kıymet takdir raporuna dayalı olarak düşük bedelle satılması sebebiyle oluşan zararın tazmini için Adalet Bakanlığı aleyhine açılan davada yetersiz tazminata hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, taşınmazın usulsüz olarak düzenlenen kıymet takdir raporuna dayalı olarak düşük bedelle satılması sebebiyle oluşan zararın tazmini için Adalet Bakanlığı aleyhine açılan davada yetersiz tazminata hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/6/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1955 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir. A. Olayın Arka Planı Başvurucu aleyhine Bakırköy İcra Dairesi Müdürlüğünde başlatılan takip neticesinde başvurucunun İstanbul ili Silivri ilçesi Kurfalı köyünde bulunan evi haczedilmiştir. Bilirkişi olarak atanan mimar S.H. 17/7/2002 tarihli raporunda taşınmazın değerini 600 TL olarak takdir etmiştir. Taşınmaz ilk ihalede satılamasa da 8/8/2003 tarihinde yapılan ikinci ihalede 310 TL bedelle Ş.A.ya satılmıştır. İhale ilanına ilişkin Muhtarlık Askı Tutanağı ihalenin yapıldığı tarihten sonra -12/8/2003 tarihinde- İcra Dairesine ulaştığı hâlde İcra Müdürü A.E. tarafından 28/7/2003 tarihinde ulaşmış gibi havale edilmiştir. Tarafların derece mahkemelerindeki yargılama sırasındaki beyan ve açıklamalarından başvurucunun 2003 yılında ihalenin feshi davası açtığı ancak bu davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu 2003 yılında Silivri Sulh Hukuk Mahkemesinde taşınmazın değerinin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur. Anılan mahkemeye sunulan 22/9/2003 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın değeri 1/9/2003 tarihi itibarıyla 000 TL olarak belirlenmiştir. Başvurucunun şikâyeti üzerine taşınmazının kıymetinin usulsüz olarak düşük takdir edildiği suçlamasıyla bilirkişi S.H. ile ihale işlemini yürüten İcra Müdürü A.E. aleyhine ceza soruşturması başlatılmıştır. Silivri Asliye Ceza Mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) 3/11/2009 tarihli kararıyla gerçeğe aykırı rapor düzenlendiği fiili sabit görülerek S.H. ve A.E.nin mahkûmiyetine ancak sanıklar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetmiştir. Asliye Ceza Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 4/11/2004 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın değerinin 000 TL olduğu tespiti yapılmıştır. Başvurucu 21/12/2009 tarihinde Silivri İcra Hukuk Mahkemesinde (İcra Hukuk Mahkemesi) 2003 yılında açtığı ihalenin feshi davasında verilen davanın reddine ilişkin hüküm yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. İcra Hukuk Mahkemesi 23/7/2010 tarihinde yargılamanın yenilenmesi istemini kabul ederek 8/8/2003 tarihli ihalenin feshine karar vermiştir. Bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından 20/6/2011 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç Başvurucu 30/12/2009 tarihinde Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) Bakanlık aleyhine tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, Asliye Ceza Mahkemesinin 3/11/2009 tarihli kararıyla bilirkişi ve icra müdürünün ortak fiiliyle başvurucunun evinin değerinin gerçeğinden düşük gösterildiği ve bu suretle zarara uğratıldığı belirtilmiştir. Dilekçede, Bakanlığın 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi uyarınca bu zarardan sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. Dilekçede, başvurucunun zararının evin bedeli ile yoksun kaldığı kira bedellerinden ve açılan davalar sebebiyle yapılan masraflar ile ödenen avukatlık ücretlerinden oluştuğu iddia edilmiş, bunların tazmini talep edilmiştir. Bakanlığın Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu savunma yazısında; Asliye Ceza Mahkemesince yapılan bedel tespitinin satıştan bir yıl sonrasına ilişkin olduğu ve iki rapor arasında çok bariz bir farkın da bulunmadığı, kaldı ki taşınmazın İcra Dairesi tarafından belirlenen bedelden bile satılamadığı, dolayısıyla başvurucunun zarar iddiasının afaki olduğu iddia edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesince taşınmaz mahallinde keşif icrasından sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 7/5/2013 havale tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazın değeri dava tarihi itibarıyla (30/12/2009) 524 TL, 17/7/2002 tarihi itibarıyla ise 509 TL olarak saptanmıştır. Raporda ayrıca 8/8/2003 ila 30/12/2009 tarihlerindeki dönem için 488 TL kira geliri hesaplanmıştır. Bilirkişi raporuna itiraz üzerine başka bir bilirkişi tarafından düzenlenen 13/11/2013 havale tarihli raporda taşınmazın 30/12/2009 ve 17/7/2002 tarihlerindeki değeri yönünden önceki rapor teyit edilmiş ancak kira geliri 574 TL olarak bulunmuştur. Mahkeme ayrıca başvurucunun açtığı davalarla ilgili olarak yaptığı masrafların hesaplanması için de bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bu amaçla hazırlanan 21/4/2014 havale tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun ihaleden sonra açtığı veya katıldığı tüm davalarda yaptığı masraf ve avukatlık giderlerinin toplamı 557,60 TL, bunlara işleyen faiz ise 223,87 TL şeklinde tespit edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi 6/5/2014 tarihinde maddi tazminat istemi yönünden davayı kabul ederek başvurucu lehine evin değeri için 524 TL, yoksun kalınan kira gelirleri için 574 TL ve bu olaydan dolayı açtığı veya katıldığı davalarda yüklendiği yargılama masrafları için -başvurucunun talebiyle bağlı kalınarak- 000 TL olmak üzere toplam 098 TL tazminata hükmetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun manevi tazminat talebini ise reddetmiştir. Bakanlığın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 28/4/2015 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi kararını bozmuştur. Kararın gerekçesinde, ihalenin feshine ilişkin icra mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturduğu ve eldeki tazminat dosyası yönünden bağlayıcı olduğu vurgulanmıştır. Daire, ihalenin feshi davasında ceza dosyası esas alınarak hüküm kurulması sebebiyle taşınmazın 17/7/2002 tarihi itibari değerinin Asliye Ceza Mahkemesine sunulan rapordaki gibi 000 TL olduğunun kabulü gerektiğini ifade etmiştir. Bu durumda başvurucunun zarar olarak talep edebileceği miktarın bu bedel esas alınarak ve oranlama yapılmak suretiyle belirlenmesi gerektiğini kabul eden Daire, kira bedeli ve dava masrafları olarak adlandırılan zarar kalemlerine ilişkin talebin tümden reddi gerektiğini vurgulamıştır. Daireye göre yargılama gideri ve vekâlet ücreti, ilgili bulunduğu dava veya takipte hüküm altına alınmakta, ayrı bir davaya konu edilememektedir. Bozmaya uyan Asliye Hukuk Mahkemesi 22/12/2016 tarihinde davayı kısmen kabul ederek başvurucu lehine 122,69 TL tazminata hükmetmiştir. Kararda; taşınmazın 17/7/2002 tarihindeki değeri 000 TL olarak kabul edilmiştir. Taşınmazın satış bedeli ise bu meblağın 310 TL'nin 600 TL'ye oranlanmasıyla bulunan katsayıyla çarpımı suretiyle 432,69 TL olarak tespit edilmiştir. İhale sırasında ödenen 310 TL'nin bu miktardan çıkarılmasıyla elde edilen 122,69 TL başvurucunun zararı olarak dikkate alınmıştır. Başvurucunun diğer talepleri ise Daire kararına atıfla reddedilmiştir. Karar, Dairenin 16/1/2018 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi de Dairenin 9/5/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 13/9/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 2004 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır."