Başvuru, tıbbi ihmal sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle açılan davada hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının, aleyhe yüksek miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle açılan davada hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının, aleyhe yüksek miktarda vekalet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/2/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Şaaner Satı'nın eşi, diğer başvurucuların ise annesi olan P.S. 3/7/2005 tarihinde ölmüştür. 2003 yılında Elazığ'da bahçede çalışmakta olan P.S.nin gözüne ağaç dalının çarpması neticesinde göz perdesinde yırtık meydana gelmiştir. P.S. 4/2/2004 tarihinde Fırat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine tedavi edilmek üzere götürülmüştür. Yapılan muayene ve operasyonlar sonrasında P.S.nin gözüne silikon takılmıştır. Takılan silikonun çıkarılması için P.S. 13/12/2004 tarihinde yeniden ameliyata alınmışsa da ameliyat sırasında durumu kötüleşen P.S. yoğun bakıma kaldırılmış ve bitkisel hayata girmiştir. P.S. aynı hastanede4/7/2005 tarihinde ölmüştür. A. Olay Nedeniyle Başlatılan Ceza Soruşturması Başvurucuların beyanına göre olayla ilgili olarak Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından iki ayrı soruşturma yürütülmüştür. Ölünün adli muayenesi ve otopsisinin yapıldığı ilk soruşturmada Başsavcılık; Adli Tıp Kurumundan (ATK) alınan, ölüm olayında herhangi bir doktor ve sağlık çalışanının kusurunun bulunmadığına dair rapora istinaden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Karara yapılan itirazın ne yönde neticelendiği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Başsavcılık, ölüm olayı ile ilgili olarak yapılan otopsinin ardından şüphelilerin üniversite hastanesi çalışanları olması nedeniyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun maddesi uyarınca görevsizlik kararı vererek dosyayı Fırat Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) göndermiştir. Rektörlük, yapmış olduğu soruşturma neticesinde ölüm olayında ilgili öğretim görevlisi ile çalışanların kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle haklarında 13/9/2005 tarihinde men-i muhakeme kararı vermiştir. Bu karara yapılan itiraz üzerine Danıştay Birinci Dairesi, ileri sürülen bazı iddiaların yeterince araştırılmadığı, eksik incelemeye dayalı olarak men-i muhakeme kararı verildiği gerekçesiyle kararın bozulmasına; şüphelilerin görev yaptığı hastanenin dışında, alanında uzman doktorlardan oluşturulacak bilirkişiler vasıtasıyla eksikliklerin giderilmesinden sonra hazırlanan raporlar ile birlikte yetkili kurulca yeniden karar verilmek üzere dosyanın Rektörlüğe iadesine 14/12/2005 tarihinde karar vermiştir. Kara üzerine oluşturulan yeni heyet de söz konusu ameliyata katılan personelin kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle 25/7/2006 tarihinde yeniden men-i muhakeme kararı vermiştir. Başvurucular tarafından bu karara da yapılan itiraz sonucunda Danıştay Birinci Dairesi, şüphelilerin üzerilerine atılı suçu işlediklerini doğrulayacak ve haklarında kamu davasının açılmasını gerektirecek yeterli kanıtın dosyada mevcut olduğu gerekçesiyle men-i muhakeme kararının bozulmasına, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçundan lüzum-u muhakemelerine karar vermiştir. Bu karar üzerine şüpheliler hakkında 2008 yılında düzenlenen iddianame ile Elazığ Asliye Ceza Mahkemesinde (Asliye Ceza Mahkemesi) kovuşturmaya başlanmıştır. ATK İhtisas Dairesinden alınan 2009 yılındaki rapora göre özetle P.S.nin ölümüne neden olan bradikardi ve hipertansiyonun nedeninin belirlenemediği, uygulanan tedavinin tıbben uygun bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucuların itirazı üzerine Yüksek Sağlık Şûrasından 2010 yılında yeni bir rapor alınmıştır. Bu Kurumun verdiği raporda; P.S.nin sağ gözündeki slikonun çıkarılması ve lens ekstraksiyonu operasyonu amacıyla hastaya genel anestezi uygulandığı, intraoperatifin ilk on dakikası içinde oksijen satürasyonunun düştüğünün anlaşıldığı, bunun hastanın oksijensiz kalmasınabağlı bir olaydan kaynaklandığı, anestezi fişinde ve periferik oksijen satürasyonu takibine ait kayıt olmadığı, intraoperatif monitoruzasyon esnasındaki yetersizlikten dolayı hipoksinin geç fark edilmesi sonucu toksik beyin hasarı gelişip bunun hastanın ölümüne yol açtığı, anestezi işlemini uygulayan ve hastadan sorumlu olan Dr. K.G.nin takipteki yetersizliği nedeniyle 3/8 oranında, takibi iyi yapmayan teknisyen H.nin 3/8 oranında, ameliyathaneden sorumlu uzman ve uzman yardımcılarının 5/8 oranında kusurlu olduğuna dair görüş belirtilmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, bu rapor üzerine Rektörlükten ameliyat odasından sorumlu kişilerin bildirilmesini talep etmiş; ardından Yüksek Sağlık Şûrasının raporunda belirtilen kusur oranları ile hüküm kurulamayacağını değerlendirerek ATK'dan yeniden rapor aldırmıştır. 2010 yılında düzenlenen raporda özetle hastanın anesteziye hazırlanması, anestezi sırasında kullanılan ilaçlar ve dozlarının, ayrıca ortaya çıkan bradikardi ve hipertansiyona müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğuna dair görüş bildirilmiştir. ATK raporlarında belirtilen görüşe göre sanıkların olayda kusurlarının olmadığı gerekçesiyle 2011 yılında verilen beraat kararının ardından yapılan temyiz incelemesinde Yargıtay Ceza Dairesi, Yüksek Sağlık Şûrası raporunda belirtilen hususlar ve kusur durumuna göre bazı sanıkların mahkûmiyeti yerine beraat kararı verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, bu bozma kararı üzerine sanıklar K.G. ve H.Ç.nin 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına 2013 yılında karar vermiştir. Karar sanık H.Ç. yönünden 17/12/2013, diğer sanık K.G yönünden ise 17/1/2014 tarihinde kesinleşmiştir. B. Tazminat Davası Süreci Başvurucular idarenin hizmet kusurunun bu yargılama faaliyeti ile somut olarak ortaya çıktığını belirterek Elazığ İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde -başvurucular Lalegül Satı, Goncagül Satı, Yazgül Satı ve Şanner Satı için ayrı ayrı 000 TL olmak üzere- 000 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi zararları karşılığında ayrı ayrı 000 TL olmak üzere toplam 000 manevi tazminat istemiyle Rektörlük aleyhine 11/2/2014 tarihinde tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme, idari başvuru şartının yerine getirilmemesi nedeniyle dilekçenin merciine tevdiine 11/2/2014 tarihinde karar vermiştir. İlgili mercinin başvurucuların başvurusunu zımnen reddetmesi üzerine bireysel başvuruya konu edilen ve aynı talepleri içeren tam yargı davası 20/3/2015 tarihinde açılmıştır. İdare Mahkemesi dosyanın maddi tazminat miktarının hesaplanması için avukat olan bilirkişiye tevdiine karar vermiştir. Alınan raporun ardından İdare Mahkemesi, yukarıda özetlenen ceza yargılamasındaki aşamalara değindikten sonra özellikle Yüksek Sağlık Şûrasının raporuna atıf yaparak (bkz. § 21) idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna karar vermiştir. İdare Mahkemesi başvurucu Şaaner Satı'nın destek kaybının 353,77 TL, başvurucular Lalegül Satı ile Goncagül Satı'nın destek kaybının ayrı ayrı 750,13 TL, başvurucu Yazıgül Satı'nın destek kaybının ise 342,68 TL olduğunu kabul ederek toplamda 836,71 TL maddi tazminatın, ayrıca başvurucuların her birine ayrı ayrı olmak üzere 000 TL (toplamda 000 TL) manevi tazminatın ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, kabul edilen ve reddedilen tazminat miktarları üzerinden maddi tazminat için 019,80 TL ve manevi tazminat için 750 TL olmak üzere toplam 769,80 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarak davalı idareye ödenmesine hükmetmiştir. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesi 4/5/2016 tarihli ilamıyla hükmü onamıştır. Onama kararına yapılan karar düzeltme başvurusu aynı Dairenin 13/12/2016 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme başvurusunun reddine dair kararın başvuruculara 25/1/2017 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucular 22/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir.” 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir: ''Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.'' İlgili hukuk için ayrıca bkz. Mehmet Tursun ve diğerleri, B. No: 2016/2889, 4/7/2019,§§ 40-