Başvuru, tazminat istemiyle açılan davada usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tazminat istemiyle açılan davada usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, sınav ve eğitim sürecini tamamlamasının ardından 2008 yılının Mart ayında komando uzman erbaş olarak Şırnak Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanlığı emrine atanmıştır. Başvurucu, bu atamadan önce sağlık kontrolünden geçirilmiş ve komando uzman erbaş olur yönünde sağlık raporu almıştır. 7/8/2010 tarihinde başlayan pusu dinleme görevinin ardından 9/8/2010 günü geri dönüş esnasında baygınlık geçiren başvurucu, araçla Güçlükonak Sağlık Ocağına sevk edilmiştir. Sağlık Ocağında bir gün müşahede altında tutulan başvurucuya dört gün istirahat verilmiştir. Rahatsızlığın devam etmesi üzerine başvurucu 23/8/2010 tarihinde Şırnak Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Anılan hastane tarafından organik mental bozukluk tanısıyla 1/9/2010 tarihinde Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilen başvurucu, bu hastaneden de ambulans uçakla Gülhane Askerî Tıp Akademisine (GATA) nakledilmiştir. GATA bünyesinde 2010-2013 yılları arasında devam eden tedavi süreci boyunca anksiyete bozukluğu, ensefalopati, organik ruhsal bozukluk teşhisleriyle muhtelif tarihlerde hava değişimi izinleri verilen başvurucunun nihai olarak 20/3/2013 tarihli raporla Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) görev yapamayacağına karar verilmiştir. Bu raporda başvurucuya organik veya semptomatik mental bozukluk, epilepsi, ensofolapati tanısı konulmuştur. Başvurucunun söz konusu rapora itiraz etmesi üzerine sevk edildiği Etimesgut Asker Hastanesi tarafından düzenlenen 26/6/2013 tarihli raporda da GATA'nın raporunda yer alan tanıya ulaşılmıştır. Sağlık durumunun kesinlik kazanmasının ardından 24/9/2013 tarihinde terhis edilen başvurucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından adi malul olarak kabul edilmiştir. Başvurucu, sağlık durumunun askerî görevin etkisiyle bozulduğunu ileri sürerek 24/2/2014 tarihinde maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemiyle idari başvuruda bulunmuştur. Başvuru zımnen reddedilmiştir. Başvurucu uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde dava açmıştır. AYİM İkinci Dairesi 8/4/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde öncelikle İdare Hukuku ilkeleri ve Anayasa'nın 125'inci maddesi uyarınca idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında bir illiyet bağının bulunması, hizmet kusurunun varlığı veya kusursuz sorumluluk koşullarının oluşması şartlarının birlikte gerçekleşmesinin zorunlu olduğu hatırlatılmıştır. Meydana gelen zarar, idari eylem ya da işlemden doğmamış ise yahut zararla idari eylem veya işlem arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa idarenin tazmin sorumluluğundan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Başvurucunun 9/8/2010 tarihindeki bayılma dışında somut herhangi bir olaydan bahsetmeden soyut görev koşullarını temel aldığı ve TSK'da görev yapamaz hâle gelmesine neden olan rahatsızlığının görevin ifası sırasında ve bu görevin etkisi ile meydana geldiğini kabule yeterli somut dayanak bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun rahatsızlığı nedeniyle uğradığı zarar ile illiyet bağı kurulabilecek bir idari eylemin olmadığına dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda dosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verilebileceği ve tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirilerek davanın soyut iddialara dayalı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Karar oyçokluğuyla alınmıştır. Azınlıkta kalan iki üyenin karşıoy gerekçesinde ise başvurucunun rahatsızlığının askerî görev koşullarından ileri gelip gelmediği hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak uyuşmazlığın sonuca bağlanması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, ret hükmünü 15/5/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 22/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa'nın maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelini oluşturmaktadır. İdarenin kamu hukukundan kaynaklanan mali sorumluluğunun Anayasa'nın maddesinin son fıkrası haricinde bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Özel hukuktan farklı olarak -somut bazı konuları düzenleyen birkaç istisna dışında- idarenin idari nitelikteki işlem ve eylemlerinden doğan zararlara ilişkin mali sorumluluğunu düzenleyen genel bir kanun hükmü yoktur. İdarenin kamu hukuku alanından kaynaklanan mali sorumluluğunun çerçevesi ile hüküm ve esasları, Anayasa'nın anılan hükmünden yola çıkılmak suretiyle Danıştay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay içtihatlarına göre idarenin mali sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk şeklinde ikiye ayrılmakta; kusursuz sorumluluk da dayandığı sebebe göre tehlikeli faaliyetler, mesleki risk, sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi biçiminde tasnif edilmektedir. Kusur sorumluluğunda idarenin kusurlu bulunması (hizmet kusuru) sorumluluğun temel şartı iken kusursuz sorumluluk hâllerinde idarenin kusuru bulunmasa dahi idarenin mali sorumluluğu söz konusu olabilmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§28, 29, 30). 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.'' 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.''