Başvuru, idari para cezasına karşı üst mahkemeye başvurma imkânı tanınmaması nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari para cezasına karşı üst mahkemeye başvurma imkânı tanınmaması nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve ekinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğüne bağlı Kayseri Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü (Müdürlük) tarafından başvurucu Şirketin kayıtlarında inceleme yapılmıştır. Bunun sonucunda başvurucu Şirketin 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu gereğince engelli çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen 2014 ila 2017 yılları arasındaki bazı aylara tekabül eden dönemlerde engelli işçi kontenjan açığını kapatmadığı gerekçesiyle Müdürlüğün 27/7/2017 tarihli kararıyla başvurucu Şirket hakkında aynı Kanun'un maddesi uyarınca 102 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucu Şirket, idari para cezasına karşı Kayseri Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) iptal başvurusunda bulunmuştur. İptal başvurusunda; kontenjan açığı meydana geldiği zaman Müdürlüğe bildirimde bulunulduğu hâlde Müdürlüğün engelli listesini zamanında göndermediği, kontenjan açığı olduğu kabul edilen ayların bazılarında yeterli sayıda engellinin istihdam edildiği ve idari para cezası tutarının hatalı şekilde hesaplandığı ileri sürülmüştür. Hâkimlik konu hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. 12/10/2017 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucu Şirketin yeterli sayıda işçi çalıştırmamasının Müdürlükten kaynaklanmadığı ve idari para cezasının uygun olduğu mütalaa edilmiştir. Bilirkişi raporu başvurucu Şirkete ve kararına itiraz edilen Müdürlüğe tebliğ edilmiş, taraflar rapora karşı beyanlarını Hâkimliğe sunmuştur. Hâkimlik 25/1/2018 tarihinde başvurucu şirketinin itirazını reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"İtiraz edene ait itiraz ve cevap dilekçeleri ile ekleri, kararına itiraz edilen kuruma ait cevaplar ve ekleri, dosya kapsamı itibariyle alınan bilirkişi raporu bir bütün olarak incelenip değerlendirilmesi sonucunda, itiraz eden şirketin 2014-2015-2016-2017 yılına ait belirli aylarda çalıştırmak zorunda olduğu engelli kontenjan açığını kapatmadığının tespit ediliği, bu itibarla itiraz edenin yukarıda açıklanan yasal mevzuatı ihlal ederek söz konusu kabahat fiilini gerçekleştirdiğinin sübuta erdiği, itiraz edenin itiraz sebeplerinin yerinde görülmediği, alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve yeterli görüldüğü, tüm bu açıklamalar doğrultusunda Kayseri Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce düzenlenen idari yaptırım kararının usul ve yasaya uygun olduğu, idari para cezası miktarının doğru hesaplandığı, kurumun idari para cezası uygulamakta görevli ve yetkili olduğu görül[müştür.]" Başvurucu Şirketin anılan karara karşı, idari para cezasının emsal olarak sunulan Yargıtay kararında belirtilen usule aykırı olarak verildiği, Müdürlüğün engelli işçi bildirimine dair görevini yerine getirmediği, rapor düzenleyen bilirkişinin uzmanlığının belirsiz, sunulan raporun da yetersiz olduğu ve cezanın hatalı olarak hesaplandığı iddialarına dair itirazı, Kayseri Sulh Ceza Hâkimliğince 14/2/2018 tarihinde reddedilmiştir. İtirazın reddine ilişkin kararın 1/3/2018 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucu Şirket 2/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 4857 sayılı Kanun'un "Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli ve yüzde iki eski hükümlü işçiyi [...] meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler. Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır....İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığı ile sağlarlar..." 4857 sayılı Kanun'un "Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunun 30 uncu maddesindeki hükümlere aykırı olarak engelli ve eski hükümlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her engelli ve eski hükümlü ve çalıştırmadığı her ay için binyediyüz Türk Lirası idari para cezası verilir. ..." 4857 sayılı Kanun'un "İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...101 inci ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir..." 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvuru yolu" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir." 5326 sayılı Kanun'un "Başvurunun incelenmesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"... (2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder. (3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir. (4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir. (5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır...." 5326 sayılı Kanun'un "İtiraz yolu" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak 'itirazın kabulüne' veya 'itirazın reddine' karar verir...." 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Sulh ceza hâkimliği" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur.İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla sulh ceza hâkimliği kurulabilir. Bu durumda sulh ceza hâkimlikleri numaralandırılır. ..." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir...." Anayasa Mahkemesi Kararı Sulh ceza hâkimliklerinin kurulmasına ve bu hâkimliklerce verilecek kararlara yönelik itiraz başvurularının incelenme usullerine ilişkin 5271 sayılı Kanun ile 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'da 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la yapılan değişikliklerin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek bu hükümlerin iptali istemiyle yerel mahkemece itiraz başvurusunda bulunulmuştur. İptal isteminin reddine ilişkin Anayasa Mahkemesinin 14/1/2015 tarihli ve E.2014/164, K.2015/12 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"İtiraz konusu kuralla, sulh ceza hâkimliklerince verilecek olan kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabileceği belirtilerek kişilere kanun yoluna başvurma hakkı tanınmış ve itirazı incelemeye yetkili merciler gösterilmiştir. Sulh ceza hâkimliklerince verilen kararlara karşı yapılan itirazların yüksek görevli veya bir diğer mahkemece incelenmesini gerektiren anayasal bir norm bulunmamaktadır. Ceza yargılama usulündeki kanun yolunda temel ilke, cezai nitelikte kararların ilk kararı veren mahkemeden bağımsız ve ayrı bir merci tarafından etkili bir şekilde denetlenmesi olup bu merciin yüksek görevli veya üst düzeyde bir merci olması zorunlu değildir.Bir il veya ilçenin adını taşıyan mahkemelerin, iş durumunun gerekli kıldığı hâllerde, birden fazla kurulan 'daire'lerinin, yargılama faaliyetleri ve kanun yolu başvurularının incelenmesi yönünden aynı mahkeme olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Yargı yerlerinin bir isim altında daireler hâlinde çalışmaları, mahkemelerin teşkilatlanmasına ilişkin 'idari nitelikte' bir tercihten ibarettir. 5271 sayılı Kanun'un itiraz kanun yoluna ilişkin maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, itiraz mercii olarak belirlenen sulh ceza hâkimliklerinin, itiraz edilen kararı denetleyerek işin esası hakkında karar verme yetkileri bulunmaktadır. Dolayısıyla öngörülen kanun yolunun etkili olduğu anlaşılmaktadır.Öte yandan, bir mahkemece verilen karara karşı yapılan itirazların aynı yerde bulunan ve bir sonraki numarayı taşıyan diğer bir mahkemece incelenerek karara bağlanması, gerek adli ve askeri ceza yargılama hukukunda, gerekse medeni yargılama hukukunda yerleşik bir uygulamadır. Örneğin, 5271 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca, ağır ceza mahkemesi kararlarına yapılan itirazlar, numara olarak kendisini izleyen ağır ceza mahkemesi tarafından incelenmekte ve sonuçlandırılmaktadır. Bu tür düzenlemelerin bazıları Anayasa Mahkemesinin denetiminden de geçmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2012 tarihli ve E.2011/64, K. 2012/168 sayılı kararında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi gereğince icra ceza mahkemelerinin verdiği disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde numara olarak kendisini izleyen daireye itiraz edilebileceği yönündeki kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki iddia reddedilmiş olduğundan bu konu Anayasa Mahkemesi tarafından açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır.Dolayısıyla kanun yolu mercii ile ilgili düzenlemenin Anayasa ve ceza muhakemesi hukuku ilkelerine aykırı olduğu söylenemez. Anayasallık denetiminde kanun koyucunun kanun yolu yöntemi ve merciinin belirlenmesi hususundaki takdir yetkisi, ancak kamu yararı amacının var olup olmamasıyla sınırlı olarak incelenebilir. Başka bir ifadeyle, düzenlemenin yerindeliğinin incelenmesi mümkün olmadığı gibi, itiraz konusu kural bakımından, benimsenen itiraz yönteminin isabet derecesi ile ceza yargılaması hukukunun amaçlarına ne derecede uyduğu hususu denetlenemez. Müstakilen bu işle görevlendirilmeleri nedeniyle koruma tedbirleri konusunda ihtisas kazanacağı değerlendirilen sulh ceza hâkimlerinin kararlarına itirazın da diğer bir sulh ceza hâkimine yapılması yönteminin öngörülmesinde kamu yararı amacına dayanıldığı anlaşılmaktadır.Bu itibarla itiraz konusu kuralla getirilen, sulh ceza hâkimliklerince verilen kararlara karşı başvurulacak kanun yolu usulüne ilişkin düzenlemeler, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup sulh ceza hâkimliğinin kararlarına karşı yapılacak itirazların da uzmanlaşma ve yeknesaklığın sağlanması amacıyla sulh ceza hâkimliklerince incelenmesini öngören kurallar hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkını zedelememektedir.Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın , ve maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir..." Sözleşmeye ek No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:" Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:"Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı İdari para cezalarının Sözleşme'nin maddesi kapsamında "cezai" nitelik taşıdığına ilişkin AİHM kararları için bkz. /Avusturya (B. No: 8893/80, 5/3/1983; Belilos/İsviçre (B. No: 10328/83, 29/4/1988; Salabiaku/Fransa (B. No: 10519/83, 7/10/1988).