Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/1497 E. , 2024/2352 K. T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2019/1497 Karar No : 2024/2352 DAVACI : … Belediye Başkanlığı - … VEKİLLERİ : Av. … , Av. … DAVALI : … Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … DAVANIN KONUSU : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle iptali istenilmektedir. DA…
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2019/1497 E. , 2024/2352 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2019/1497 Karar No : 2024/2352 DAVACI : … Belediye Başkanlığı - … VEKİLLERİ : Av. … , Av. … DAVALI : … Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … DAVANIN KONUSU : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu planın aşağıda her bir başlık için ayrıntılı olarak yer verilen iddialar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ … 'İN DÜŞÜNCESİ: 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. 10/07/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır. Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir. Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinin ikinci fıkrasında, Danıştay veya idari mahkemelerin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilecekleri, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesinin, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabileceği, yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesinin zorunlu olduğu, sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği belirtilmiştir. Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır. Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir. 19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27/05/2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14/08/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir. Yargı kararlarının uygulanması amacıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16/11/2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 sayılı plan paftasında, 10/04/2018 tarihinde de K18 sayılı plan paftası, L18 sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25/07/2018 tarihinde L18 plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10/10/2018 tarihinde yeniden kapsamlı (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 sayılı plan paftaları) değişikliğe gidilmiştir. Görüldüğü üzere iptal kararı sonrasında onaylanan dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı sonrasında birçok defa değişikliğe uğramıştır. Dairemizce yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; -"Planda mekansal bütünlük kurulmuş ve ekonomik ve sosyal bütünleşme gösteren yerleşimler olarak İzmir ve Manisa illeri beraber planlanmıştır. Bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Bu nedenlerle bu yerleşimlerin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuzluk saptanmamıştır. -Dava konusu çevre düzeni planının amaç ve hedefleri incelendiğinde, mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, planın amaç ve hedefleri, koruma-kullanma dengesi, doğal ve tarihsel alanların korunması gibi ilkeleri içermekle birlikte, bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmamıştır. -Plan Açıklama Raporunda koruma alanlarına ve sektörel/kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar yer almaktadır. Ancak, planlama alanı içindeki tüm bu stratejik kararların bütünün parçalarını nasıl oluşturduğuna yönelik bir kavramsal ele alış planın eksikliğidir. Bütünü birlikte kavramaya yönelik bu yaklaşımın eksikliği, planın mekansal stratejilerini algılamayı zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir. -Dava konusu planda kullanılan lejant içeriği, yani kullanılan gösterim ve notasyonlar, bu plan ölçeğinden beklenen şematik dile uymakla birlikte; söz konusu lejant içeriğinin bir araya getirilişi, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamamaktadır. -Nüfus hesaplamalarında kullanılan yöntemin bilinmesi, gereksinime yönelik yeni gelişme açılıp açılmadığını değerlendirmek için önemlidir. Dava konusu planda kullanılan nüfus projeksiyonlarının dayanağı olan bilimsel yöntemlerin açıklanmaması planın önemli bir eksikliği olup, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturmakta ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu beraberinde getirmektedir. -Uyuşmazlık konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçiminde, söz konusu depolama alanlarının konumları, yerleşim yerlerine olan uzaklıkları açısından Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğindeki uzaklık ölçütüne göre bir problem yaratmasa da; bu tek başına cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçimi için yeterli bir ölçüt değildir. Yine aynı yönetmeliğe göre göz önünde bulundurulması gereken “Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlar” ve “Doğal veya kültürel miras durumu” ölçütlerinin dikkate alınmadığı, söz konusu alanların yoğun orman dokusu içinde konumlandığı gözlemlenmiştir. Yönetmelikte yer seçimi ölçütleri içinde hidrolojik, jeolojik ölçütler ve deprem riskleri de değerlendirme ölçütleri olarak belirtilmiş olup, dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda söz konusu alanlara yönelik bu ölçütler açısından değerlendirme ve açıklamalar bulunmamaktadır. Cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının batı tarafından Kentsel Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen ... yerleşimi ile Tarihi Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen bir bölge vardır. ..., ... ve Ilıpınar yerleşimlerinin çevresinin tarım arazileri olduğu görülmektedir. Söz konusu tesislerle bu doğal, tarımsal ve zeytinlik alanlarının kesintiye uğratılması, doğal dokunun sürekliliğinin bozulması sürdürülebilirlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Uluslararası ve ulusal statüler ile koruma altına alınmış olan, çok sayıda doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanını barındıran böyle önemli bir bölgede söz konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer alması, çevre düzeni planının sağlaması gereken koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişen, ekolojik değerleri göz ardı eden bir planlama yaklaşımı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır. -Dava konusu planda Aliağa bölgesindeki sanayi odağının daha da büyütülmesi yönündeki kararlar sonucunda, tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal alanların korunması, insan sağlığının güvence altına alınması ve bu alt bölge için koruma-kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir. İzmir kent bütünü ve Aliağa bölgesi için bilimsel temelli ve ayrıntılı bir sanayi çalışması olmadan, önerilecek yeni sanayi türlerinin İzmir kenti üzerinde yaratacağı çevresel kirlilik tahminleri ve bunların giderilmesine yönelik ayrıntılı incelemeler yapılmadan üst ölçek çevre düzeni planlarının hazırlanması giderilmesi olanaksız sorunlara yok açacaktır. Bu etkilere doğal alanlar, tarım alanları ve zeytinlik alanları üzerindeki etkiler de dahildir. Söz konusu bilimsel analiz ve araştırmalar, tarım arazileri, orman alanları, doğal alan, zeytinlik alanlar, arkeolojik ve tarihi alanlar, jeolojik yapı, depremsellik, hidrolojik durum gibi pek çok açıdan araştırma ve değerlendirmeyi içermelidir. -Aliağa bölgesinde termik santral geliştirilmesine olanak veren dava konusu plan kararı, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. -... ve ... arasında, orman alanları arasında kalan tarım arazisinde, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkeleri çerçevesinde, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. -... Mahallesinin batısında “Doğal sit alanı” statüsünde bulunan bölgedeki yeni liman kararı ile 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı içeren mevcut liman bölgesindeki genişleme kararı, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarihsel değerlerin korunması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. -Dava konusu planda, plan notlarında ve plan hükümlerinde de "Foça Sağlık Yaşam Üssü" ile ilgili herhangi bir karar, hüküm veya plan notu bulunmamaktadır. Aynı durum 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı için de geçerlidir. Dolayısıyla Bilirkişi kurulumuzun Foça sağlık yaşam üssünün kurulacağı, … mevkii … ada … parsel ile ilgili bir değerlendirme yapması anlamlı değildir. Önerilen değişikliğin parsel bazında bir değişiklik olduğu göz önünde bulundurulduğunda Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin genel planlama esaslarına ilişkin 7. maddesinin (d) bendinde yer alan "Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ile nazım imar planları üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz." hükmü doğrultusunda bu tür bir değişikliğin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının konusu olamayacağı ortaya çıkmaktadır." tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Bu kapsamda uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde, -Dava konusu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. -Davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır. -Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir. -Dava konusu planın plan notlarının 8.7.6 sayılı maddesinde, zeytinlik alanlarda 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerinin geçerli olduğunun belirtildiği görülmüş olup anılan plan notu olmasa bile bu alanlarda anılan Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin uygulanması zorunludur. Söz konusu alanlarda mevzuatın izin verdiği faaliyetlerin yapılabileceği açık olduğundan davacının zeytinlik sahaların zarar göreceğine ilişkin genel itirazlarında isabet görülmemiştir. -Davacının İzmir İli, Foça İlçesi, … Mahallesi, … ada, … sayılı parsele ilişkin itirazına gelince; Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibariyle çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Davacı ise parsel bazında bir değişiklik talep etmektedir. Bu nedenle davacının talebi alt ölçekli planlama çalışmaları doğrultusunda imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olduğundan dava konusu planın ölçeği gereği düzenlenemeyecek bir konudur. -Buna ilaveten davacının iddialarının fazlasıyla genel olduğu, planın hazırlanması sırasındaki yöntemsel eksikliklerin hangi plan kararlarına yansıdığı somut olarak belirtilerek iptali istenilmediğinden davacının bazı iddialarının planın eleştirisi olarak kabul edilebilecek iddialar olduğu ancak tüm iddialarının hukuka uygunluk denetimi yapılmasına elverişli olmadığı görülmüş olup, somut olarak aykırılıklar bulunduğunu ileri sürdüğü bir alansal yer seçimi kararı olmaksızın genel olarak tüm alanlara yönelik itirazın ve dava dilekçesindeki iddialarına örnek olarak gösterdiği alanların değerlendirilmesine imkan bulunmamaktadır. Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin olarak planlama ilkeleri ve esasları ile kamu yararına aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 10/10/2018 tarihli oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Dosyanın incelenmesinden; 14.08.2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verildiği,söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının … tarihli, … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylandığı, anılan plana yönelik, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yeniden onaylandığı bu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16.11.2015 tarihinde onaylandığı, söz konusu planın 27.01.2017 tarihinde L18 sayılı plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde K18 sayılı plan paftası, L18 sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapıldığı, L18 plan paftasına ilişkin yapılan bir diğer değişikliğin 25.07.2018 tarihinde onaylandığı ve son olarak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 sayılı plan paftaları) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102. maddesi uyarınca 10.10.2018 tarihinde onaylanarak 23.10.2018-21.11.2018 tarihleri arasında askıya çıkarılması üzerine davacı Belediye tarafından anılan plan değişikliğinin ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde bulunmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik, hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından daha çok, alt ölçekli planların konusuna girebilecek alanların plana yansıtıldığı bu nedenle anılan planın mevzuata uygun olmadığı ileri sürülerek iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Danıştay Altıncı Dairesince 25/06/2020 tarih ve E:2019/1497sayılı karar gereğince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; -"Planda mekansal bütünlük kurulmuş ve ekonomik ve sosyal bütünleşme gösteren yerleşimler olarak İzmir ve Manisa illeri beraber planlanmıştır. Bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Bu nedenlerle bu yerleşimlerin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuzluk saptanmamıştır. -Dava konusu çevre düzeni planının amaç ve hedefleri incelendiğinde, mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, planın amaç ve hedefleri, koruma-kullanma dengesi, doğal ve tarihsel alanların korunması gibi ilkeleri içermekle birlikte, bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmamıştır. -Plan Açıklama Raporunda koruma alanlarına ve sektörel/kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar yer almaktadır. Ancak, planlama alanı içindeki tüm bu stratejik kararların bütünün parçalarını nasıl oluşturduğuna yönelik bir kavramsal ele alış planın eksikliğidir. Bütünü birlikte kavramaya yönelik bu yaklaşımın eksikliği, planın mekansal stratejilerini algılamayı zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir. -Dava konusu planda kullanılan lejant içeriği, yani kullanılan gösterim ve notasyonlar, bu plan ölçeğinden beklenen şematik dile uymakla birlikte; söz konusu lejant içeriğinin bir araya getirilişi, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamamaktadır. -Nüfus hesaplamalarında kullanılan yöntemin bilinmesi, gereksinime yönelik yeni gelişme açılıp açılmadığını değerlendirmek için önemlidir. Dava konusu planda kullanılan nüfus projeksiyonlarının dayanağı olan bilimsel yöntemlerin açıklanmaması planın önemli bir eksikliği olup, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturmakta ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu beraberinde getirmektedir. -Uyuşmazlık konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçiminde, söz konusu depolama alanlarının konumları, yerleşim yerlerine olan uzaklıkları açısından Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğindeki uzaklık ölçütüne göre bir problem yaratmasa da; bu tek başına cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçimi için yeterli bir ölçüt değildir. Yine aynı yönetmeliğe göre göz önünde bulundurulması gereken “Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlar” ve “Doğal veya kültürel miras durumu” ölçütlerinin dikkate alınmadığı, söz konusu alanların yoğun orman dokusu içinde konumlandığı gözlemlenmiştir. Yönetmelikte yer seçimi ölçütleri içinde hidrolojik, jeolojik ölçütler ve deprem riskleri de değerlendirme ölçütleri olarak belirtilmiş olup, dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda söz konusu alanlara yönelik bu ölçütler açısından değerlendirme ve açıklamalar bulunmamaktadır. Cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının batı tarafından Kentsel Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen ... yerleşimi ile Tarihi Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen bir bölge vardır. ..., ... ve Ilıpınar yerleşimlerinin çevresinin tarım arazileri olduğu görülmektedir. Söz konusu tesislerle bu doğal, tarımsal ve zeytinlik alanlarının kesintiye uğratılması, doğal dokunun sürekliliğinin bozulması sürdürülebilirlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Uluslararası ve ulusal statüler ile koruma altına alınmış olan, çok sayıda doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanını barındıran böyle önemli bir bölgede söz konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer alması, çevre düzeni planının sağlaması gereken koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişen, ekolojik değerleri göz ardı eden bir planlama yaklaşımı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırıdır. -Dava konusu planda Aliağa bölgesindeki sanayi odağının daha da büyütülmesi yönündeki kararlar sonucunda, tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal alanların korunması, insan sağlığının güvence altına alınması ve bu alt bölge için koruma-kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir. İzmir kent bütünü ve Aliağa bölgesi için bilimsel temelli ve ayrıntılı bir sanayi çalışması olmadan, önerilecek yeni sanayi türlerinin İzmir kenti üzerinde yaratacağı çevresel kirlilik tahminleri ve bunların giderilmesine yönelik ayrıntılı incelemeler yapılmadan üst ölçek çevre düzeni planlarının hazırlanması giderilmesi olanaksız sorunlara yok açacaktır. Bu etkilere doğal alanlar, tarım alanları ve zeytinlik alanları üzerindeki etkiler de dahildir. Söz konusu bilimsel analiz ve araştırmalar, tarım arazileri, orman alanları, doğal alan, zeytinlik alanlar, arkeolojik ve tarihi alanlar, jeolojik yapı, depremsellik, hidrolojik durum gibi pek çok açıdan araştırma ve değerlendirmeyi içermelidir. -Aliağa bölgesinde termik santral geliştirilmesine olanak veren dava konusu plan kararı, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. -... ve ... arasında, orman alanları arasında kalan tarım arazisinde, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkeleri çerçevesinde, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. -... Mahallesinin batısında “Doğal sit alanı” statüsünde bulunan bölgedeki yeni liman kararı ile 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı içeren mevcut liman bölgesindeki genişleme kararı, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarihsel değerlerin korunması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. -Dava konusu planda, plan notlarında ve plan hükümlerinde de "Foça Sağlık Yaşam Üssü" ile ilgili herhangi bir karar, hüküm veya plan notu bulunmamaktadır. Aynı durum 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı için de geçerlidir. Dolayısıyla Bilirkişi kurulumuzun Foça sağlık yaşam üssünün kurulacağı, … mevkii … ada … parsel ile ilgili bir değerlendirme yapması anlamlı değildir. Önerilen değişikliğin parsel bazında bir değişiklik olduğu göz önünde bulundurulduğunda Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin genel planlama esaslarına ilişkin 7. maddesinin (d) bendinde yer alan "Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ile nazım imar planları üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz." hükmü doğrultusunda bu tür bir değişikliğin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının konusu olamayacağı ortaya çıkmaktadır." tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin bilirkişi raporu ile birlikte incelenip değerlendirilmesinden; dava konusu Planda mekansal bütünlük kurulduğu ve ekonomik ve sosyal bütünleşme gösteren yerleşimler olarak İzmir ve Manisa illerinin beraber planlanmasında ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuzluk saptanmamış ve planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir ise de dava konusu çevre düzeni planıyla, mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı ancak bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmadığı; planda kullanılan lejant içeriğinin bir araya getirilişinin, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamadığı;planda kullanılan nüfus projeksiyonlarının dayanağı olan bilimsel yöntemlerin açıklanmamasının planın önemli bir eksikliği olduğu ve bu durumun, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturmakta ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu beraberinde getirdiği; “Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlar” ve “Doğal veya kültürel miras durumu” ölçütlerinin dikkate alınmadığı, söz konusu alanların yoğun orman dokusu içinde konumlandığı; Yönetmelikte yer seçimi ölçütleri içinde hidrolojik, jeolojik ölçütler ve deprem riskleri de değerlendirme ölçütleri olarak belirtilmiş olmasına karşın, dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda söz konusu alanlara yönelik bu ölçütler açısından değerlendirme ve açıklamalar bulunmadığı; Cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının batı tarafından Kentsel Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen ... yerleşimi ile Tarihi Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen bir bölge bulunduğu,. ..., ... ve Ilıpınar yerleşimlerinin çevresinin tarım arazileri olduğunun görüldüğü, söz konusu tesislerle bu doğal, tarımsal ve zeytinlik alanlarının kesintiye uğratılması ve doğal dokunun sürekliliğinin bozulmasının sürdürülebilirlik ilkesiyle bağdaşmadığı; Uluslararası ve ulusal statüler ile koruma altına alınmış olan, çok sayıda doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanını barındıran böyle önemli bir bölgede söz konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer almasının, çevre düzeni planının sağlaması gereken koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişen, ekolojik değerleri göz ardı eden bir planlama yaklaşımı olduğu; İzmir kent bütünü ve Aliağa bölgesi için bilimsel temelli ve ayrıntılı bir sanayi çalışması olmadan, önerilecek yeni sanayi türlerinin İzmir kenti üzerinde yaratacağı çevresel kirlilik tahminleri ve bunların giderilmesine yönelik ayrıntılı incelemeler yapılmadan üst ölçek çevre düzeni planlarının hazırlanmasının giderilmesi olanaksız sorunlara yok açacağı; Aliağa bölgesinde termik santral geliştirilmesine olanak veren dava konusu plan kararının, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olduğu; ... ve ... arasında, orman alanları arasında kalan tarım arazisinde, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkeleri çerçevesinde, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak planlanması ve … Mahallesinin batısında “Doğal sit alanı” statüsünde bulunan bölgedeki yeni liman kararı ile 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı içeren mevcut liman bölgesindeki genişleme kararının, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarihsel değerlerin korunması ilkesine aykırı olduğu anlaşıldığından dava konusu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde kamu yararına, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygunluk görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle,Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 10/10/2018 tarihli oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. … tarih ve … sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-17, J-18, K-17, K-18, K-20, L- 16, L-17, L-18, L-19, L-20 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde K18 Plan Paftası, L18 Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (J17, J18, J19, K16, K17, K18, K19, K20, K21, L16, L17, L18, L19, L20, L21, M18 Plan Paftaları, Lejant Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylanmıştır. Bakılan davada, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: 3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde; Nazım imar planı; "varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plandır." Çevre düzeni planı ise; "varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve stratejilerine uygun olarak yerleşim, gelişme alanları ve sektörlere ilişkin alt ölçek planlarını yönlendiren genel arazi kullanım kararları çerçevesinde ilke ve kriterleri belirleyen, bölge, havza veya il bütününde hazırlanan, plan hükümleri ve raporuyla bir bütün olan plandır." şeklinde tanımlanmış; aynı Kanun'un 8. maddesinde; planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasındaki esaslar sıralanmış; belirtilen esasların onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler için de geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. 10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır. Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir. Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar ve bazı mekansal kullanım kararlara yönelik itirazlar sunularak dava konusu planın iptali istenilmiştir. Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Naip üye … tarafından resen seçilen Prof. Dr. …, Dr. Öğr. Üyesi … ve Dr. Öğr. Üyesi … 'nun katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur. Davacının dava konusu plana yönelik ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık konular itibarıyla tek tek değerlendirilmiştir. A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak: Dava dilekçesinde; • Dava konusu çevre düzeni planının sosyo-ekonomik ve ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde bulunmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik, hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından daha çok, alt ölçekli planların konusuna girebilecek alanların plana yansıtıldığı bu nedenle anılan planın mevzuata uygun olmadığı, • Dava konusu çevre düzeni planının "Amaç, Kapsam ve Hedefler" ana başlıklı 2. maddesinin "Amaç" alt başlıklı 2.1. maddesinde planın ortaya çıkartılma amacının belirtildiği, 2.1. maddesinde, "İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir. Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi ve gecikmişliği daha net olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de çevre düzeni planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır." ifadelerine yer verildiği, • Mekânsal strateji planının İmar Kanununda bir tanımı olmadığı, 14/06/2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendine göre: "Mekânsal strateji planı: Ülke kalkınma politikaları ve bölgesel gelişme stratejilerini mekânsal düzeyde ilişkilendiren, bölge planlarının ekonomik ve sosyal potansiyel, hedef ve stratejileri ile ulaşım ilişkileri ve fiziksel eşiklerini de dikkate alarak değerlendiren, yer altı ve yer üstü kaynakların ekonomiye kazandırılmasına, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına ve geliştirilmesine, yerleşmeler, ulaşım sistemi ile kentsel, sosyal ve teknik altyapının yönlendirilmesine dair mekânsal stratejileri belirleyen, sektörlere ilişkin mekânsal politika ve stratejiler arasında ilişkiyi kuran, 1/250.000, 1/500.000 veya daha üst ölçek haritalar üzerinde şematik ve grafik dil kullanılarak hazırlanan, ülke bütününde ve gerekli görülen bölgelerde yapılabilen, sektörel ve tematik paftalar ve raporu ile bütün olan planı"olarak tanımlandığı, • Mekânsal strateji planının planlama geleceğinin oluşturulması ve şekillendirilmesi anlamını taşıdığı, kontrollü sanayi alanı yaratmayı ve mevcut sanayi alanlarında değişiklik yapılmasını içermemesi gerektiği, standartların yeni tahsisli ve kararlaştırılan alanlarda uygulanmasının amaçlanması gerektiği, bu bakımdan plan değişikliği ile hedeflenen amacın kazanılmış hak olgusunun zedelemesine yol açacağı, • Mekânsal stratejik planı olmadan çevre düzeni planlarının yaratılmasının ve stratejik planlara ait olan görevlerin çevre düzeni planlarınca üstlenilmesinin planlama hiyerarşisine ve plan bütünlüğü ilkelerine aykırılık taşıdığı, • İzmir-Manisa illerini kapsayan alanın coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel özellikler açısından benzerlik göstermediği, bu nedenle Manisa ilinin İzmir ile birlikte planlanmasının mutlak anlamda zorunlu olmadığı, plan açıklama raporunda iki ilin birlikte planlanmasının gerekçelerinin açıkça ayrıntılı ve tatmin edici bir şekilde ortaya konulmadığı, dava konusu planın İzmir-Manisa illerini kapsar şeklinde planlanmasının uygun olmadığı, • Dava konusu plan değişikliğinin Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerinin "Tanımlar ve Mekânsal Kullanım Esasları" başlıklı 4., "Genel Planlama Esasları" başlıklı 7., "Araştırma ve Analiz" başlıklı 8.,"Plan Raporu" başlıklı 9. ve "Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar" başlıklı 19. maddelerine aykırı olduğu, • Ayrıca niteliği ve Yönetmelik hükümleri bağlamında dava konusu çevre düzeni planının plan raporunda ve açıklama raporunda bu planın, vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının ne olduğunun açıklanmadığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamalar yapılmadığı, bu nedenle dava konusu işlem bu açıdan da mevzuata uygun olmadığı, • Çevre düzeni planlarının hazırlanması sırasında, mevcuttaki hali hazır durumu dikkate alınmadan ve arazi kullanış çalışmaları yapılmadan düzenlenmesinin, uygulaması açısından telafisi güç sonuçlar doğurabileceği, ayrıca planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanması gerektiği; çevre düzeni planlarının alt ölçekli imar planlarına genel geçer stratejileri ve yönlendirmeleri yapmakta olduğu, plan kararlarının oluşturulması sırasında göz önüne alınmayan bu tür kentsel yönelimlerin planın alt ölçeklerde uygulanması sırasında plan bütünlüğünü bozacak sonuçlar doğuracağı, • Çevre düzeni planı yapılacak alanın ve yakın çevresinin bir bütünlük içinde ele alınması ve değerlendirilmesi için eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere ve yöntemlere dayalı, yeterli nitelikte ve kapsamda ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmaların yapılması gerektiği, • Çevre düzeni plan çalışmaları sırasında, planlanan alanda yapılacak yatırımların, kamusal yatırımlar başta olmak üzere, uyum içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik gerekli tedbirlerin düşünülmesi gerektiği, ancak yapılacak yatırımların birbirlerinden bağımsız düşünülmesinin kaynak israfına yol açacağı ve yatırımların işlevinin azalması sonucu doğuracağı dikkate alınarak çevre düzeni planlarının hazırlanması gerektiği, • Dava konusu 1/100.000 gibi bir ölçeğin, çevreye, yerleşme sistemlerine, iktisadi faaliyetlere, ulaşım ağına, bölgesel altyapıya ilişkin stratejileri ve yapıları belirlemek için kullanılmakta olduğu; iptali istenen 1/100.000 ölçekli planın ise her hangi bir strateji belirlemeden, doğrudan Manisa-İzmir illerine yönelik kestirimlere dayalı bir yerleşme anlayışı ile oluşturulduğu, arazi kullanımı ağırlıklı bir plan olmasının hukuka aykırı olduğu, • Nitekim Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararında "...planlama ilkeleri açısından 14/08/2009 ve 20/09/2010 tarihlerinde onaylanan 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya Çevre Düzeni Planının doğru bir rotaya oturtamadığını düşünmektedir. Genel çerçevede değerlendirilmesi istenen Kütahya İlinin planlama bölgesine dâhil edilmesi İle havza ve bölge sınırlarının belirlenmesinin doğru olup olmadığı konusuna ilişkin olarak da Kurulumuz, Kütahya İlinin, tarihsel olarak, ulaşım ilişkileri, havza özellikler ve etki alanı olarak Eskişehir, ya da Bilecik ile birlikte ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Buna karşılık yalnızca Gediz Irmağı'nın ana kolu Kütahya sınırları içinde doğduğu İçin İzmir-Manisa bölgesine bağlanmıştır. Bunun temel nedeni planlamanın ekonomik ve sosyal ilişkiler ile üretim faaliyetleri açısından bir çözümlemeye oturtulmamasıdır. Kütahya il merkezinde bulunan ve 350 hektar gibi oldukça mütevazı ölçüdeki sanayi üretimi ile Gediz, Simav ve Tavşanlı'da yer alan 100 hektar civarındaki küçük OSB lerı'n üretimi ağırlıklı olarak yurtiçi tüketimine yönelik olarak yapılmaktadır. Yurtdışına yapılan sınırlı ihracat için İzmir Umanı yanı sıra diğer limanlar ve karayolunun kullanımı da göz önüne alındığında, üretim açısından da Kütahya ilinin itiraz konusu planlama bölgesinin kaçınılmaz, ağırlıklı ve yoğun ilişki içinde olduğunu ileri sürmek eldeki verilerle olanaklı değildir. Kentsel kademelenmeye, etki alanlarına ilişkin hiçbir çözümleme yapılmadan, amaçsız ve hedefsiz bir arazi kullanım planı düzenlendiği için de planlama ilkelerinden söz etmek olanaksızlaşmaktadır. Özetle, ülkemizde genel olarak kabul gören ve mevzuatımızdaki plan kavram, anlayış ve uygulamalarının temelini oluşturan geleneksel kapsamlı planlama anlayışı ile yapısal ya da stratejik mekânsal planlama anlayışı birbirinden oldukça farklı olduğu görülmektedir." ifadelerinin yer aldığı, • Çevre ve Orman Bakanlığınca 20/09/2010 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davanın Danıştay Altıncı Dairesinin E:2012/150 sayılı dosyasında "...İzmir- Manisa-Kütahya 1/100000 ölçekli çevre düzeni planı da mevzuata, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği gerekçesiyle planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde belirtildiği gibi; bölgesel anlamda çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan ve bu konuda bir rapor alınmadan yapılmış olan dava konusu nazım imar planı değişikliğinin, kamu yararı ilkesi de dikkate alınarak iptal edilmesi gerekmektedir." ifadesinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Savunmada, • Davanın süresinde açılmadığı, • 6360 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olmak üzere mevzuat hükümlerinde yapılan değişiklikler, Bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruşlarının yeniden teşkilatlanması, mahalleye dönüşen köy ve beldelerin bağlandıkları ilçelerin nüfuslarının yeniden düzenlenmesi gereksinimi ve bu süreçte kamu kurum ve kuruluşlarından gelen plan değişiklik talepleri ile 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin itirazın değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği Bakanlık Makamının 10/10/2018 tarihli oluru ile onaylanıp ilan-askı işlemleri yapılmak üzere planlama bölgesindeki İl Müdürlüklerine iletildiği, • 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar. Büyükşehir belediyeleri sınırları içerisindeki çevre düzeni planlarını büyükşehir belediyeleri, büyükşehir olmayan illerde ise Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar." hükmüne, • Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "Plan Kademelenmesi" başlıklı 6. maddesinde de; "Plan kademelenmesi uyarınca il bütününde yapılan çevre düzeni planları, yürürlükteki bölge veya havza düzeyindeki çevre düzeni planının genel kararlarına aykırı olmamak kaydıyla hazırlanır." kuralına yer verilmiş olup dava konusu plan değişikliğinin anılan mevzuat gereğince tesis edildiği, • Diğer taraftan, davacının" mekânsal strateji planı olmaması nedeni ile çevre düzeni planının onaylanamayacağı" yönündeki iddiasının mesnetsiz olduğu, zira Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (c) bendinde; Çevre düzeni planı: varsa mekansal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu,göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan" olarak tanımlandığı, • Kaldı ki ülkemizde halihazırda onaylı herhangi bir Mekansal Strateji Planı bulunmadığı da dikkate alındığında aynı Yönetmeliğin "Plan Kademelenmesi" başlıklı 6. maddesinin (2) bendinde yer verilen; "Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır." kuralı uyarınca Mekansal Strateji Planı yapılana kadar ülkemizde hiç çevre düzeni planı onaylanmaması gerekir ki bunun son derece isabetsiz olacağı, zira çevre düzeni planlarının olmaması halinde ülkemizde parçacı ve kontrolsüz gelişmelerin hızlanması kaçınılmaz bir sonuç olarak kendini göstereceği, • Davacının Manisa ve İzmir illerinin birlikte planlanamayacağı yönündeki iddiasında isabet bulunmadığı, İzmir ve Manisa illerinin dava konusu işlemde birlikte planlanmasının dayanağının Danıştay 6. Dairesince verilen 26/12/2012 tarihli ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararı olduğundan, anılan yargı kararının gereğinin ifası olduğu, • Bahse konu iptal kararında; "Manisa ilindeki sanayi birimleri ile bu tesislerde çalışan kesimin İzmir ili ile olan yakın ve iç içe ilişkileri bilinmektedir. Bu bağlamda İzmir ve yakın çevresini kapsayacak biçimde oluşturulması düşünülecek bir kentsel bölgenin bu iki il ile bu merkezlerle yakın ekonomik ilişki içindeki çevre belediyeleri içermeşinin son derece anlamlı ve mantıklı bir mekânsal örgütlenme olabileceği ileri sürülebilir. Diğer bir deyişle İzmir ve Manisa illerinin toplumsal ve ekonomik ilişkiler açısından bağdaşık bir mekânsal bütün olarak aynı bölge kapsamında birlikte ele alınması bir çok açıdan anlaşılabilir bir planlama kararıdır. Ancak, dava konusu anlaşılmazlıkta planlama alanı içinde bu iki il ile eklenen Kütahya İlinin İzmir İli ile olan ekonomik ilişki düzeyinin Manisa ile karşılaştırılamayacak denli zayıf olduğu açıktır... İncelememiz göstermiştir ki, Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay havzaları açık olarak İzmir ve Manisa'nın aynı havza içinde olduğunu göstermektedir. Buna karşılık Gediz Nehri, davalı planın açıklama raporunda iddia edildiği gibi Kütahya'yı bu bütünün bir parçası yapmamaktadır... Tarım havzaları tanımlarından görüldüğü gibi İzmir ve Manisa daha benzer özellikler gösterirken Kütahya Manisa'nın dağlık yönleriyle Uşak, Afyon ve Bilecik ile aynı tarım havzası içinde görülmektedir." değerlendirmelerine yer verildiği, • Dolayısıyla İzmir ve Manisa illerinin bir arada planlanmasının sadece iktisadi ve coğrafi açıdan bir bütünlük göstermelerinin bir sonucu olmayıp 19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının iptaline ilişkin Danıştay 6. Dairesinin 26/12/2012 tarihli ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararının gereği olduğu, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında anılan yargı kararında belirlenen hukuka aykırılıkların giderildiği belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda; • "Danıştay 6. Dairesinin 26.12.2012 tarihli ve E.2010/786, K.2012/8225 sayılı kararında vurgulanan konular “Kütahya ilinin kapsam içinde tutulmasının bu üç ilin ekonomik-sosyal-coğrafi bütünlük göstermemesi ve istatistiki bölge sınıflandırmasına uymaması nedeniyle tutarsız bir plan yaklaşımı barındırdığı; bu ölçekteki bir planın strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde olması gerekirken bir strateji planından çok alt ölçekli planların konusuna girecek biçimde içeriğe sahip olduğu; planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilkeleri ve politikalarını açıklayan ve bunlar doğrultusunda belirlenen nüfus projeksiyonlarına, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı bir plan açıklama raporu olmadığı” şeklindedir. • Dava konusu 10.10.2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin Plan Açıklama Raporunun “Giriş” bölümünde “Planlama Bölgesi içinde kalan her iki il sınırları içindeki alanlar, gerek İzmir merkezli ekonomik ilişki ağı nedeniyle ve gerekse Gediz ve Bakırçay gibi birden fazla il sınırı içinden geçen akarsu havzalarında konumlanmadan kaynaklanan, sorunlarda ve üretilecek çözümlerde ortaklaşma nedeniyle, yönetsel sınırlardan bağımsız mekânsal bir bütün oluşturmaktadır. • Planlama Bölgesi içindeki yerleşmeler, içinde konumlandıkları verimli havzaların doğal ve ekonomik değerlerinin sahibi olmalarının yanı sıra, tarihten günümüze aynı bölgede yaşamış halkların bıraktığı kültürel zenginliğin de mirasçısı durumundadır. 19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay 6. Daire Başkanlığı’nın 2010/786 esasına kayden Bakanlığımız aleyhine açılan davada; 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu iptal kararındaki gerekçeler dikkate alınarak ve mülga Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı için yapılan araştırmalar esas alınarak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır.” denilmektedir. • Sonuç olarak, dava konusu plan, yargı kararlarına uygun olarak İzmir ve Manisa illerini kapsayacak şekilde yapılmıştır. Bu iki ilin bir arada ele alınması, yargı kararları ile uyumludur. Ayrıca, akademik araştırma ve yayınlarda da İzmir ve Manisa illerinin birlikte ekonomik anlamda karşılıklı yoğun ilişkileri olan, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren kentler olduğu sıkça tartışılmıştır. Bu iki kent coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içermektedir. Dolayısıyla iki kentin beraber planlanması ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından olumsuzluk saptanmamıştır. • Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4. Maddesinde Çevre Düzeni Planı aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır: “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan” Çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin/kentlerin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma–kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. Diğer bir deyişle, çevre düzeni planları mekansal gelişme kurgusunun geliştirildiği, temel ve yapısal koruma ve kullanma kararlarının gösterildiği, gösterimin şematik ve grafik dille yapıldığı bir plan türüdür. “Koruma–kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır. • Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır: a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planının niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak dikkate alınması gereken temel konular bulunmaktadır. • Öncelikle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı öne çıkmakta ve koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına vurgu yapılmaktadır. Bu plan türü hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde, ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi; tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması; ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının ve ulaşım ağının oluşturulması gerekleri belirtilmektedir. Bu ölçekte kararlaştırılan koruma stratejileri, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır. Ancak bunun ötesinde, gelecek kuşakların da yararlanacağı bu doğal ve tarımsal alanların korunup geliştirilmesi yönündeki en temel kararların oluşturulduğu plan ölçeğidir. • Ekosistem sürekliliğinin, tarihi ve kültürel kültürel değerlerin korunmasına yönelik strateji ve kararların sıra, gelişmeye yönelik temel strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenir. Bu amaçla, yönetmelikte çevre düzeni planına ilişkin açıklamalarda yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ulaşım güzergahlarının genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Ulaşım kararlarının arazi kullanım kararlarıyla ilişkili şekilde ele alınması, arazi kullanım bütünlüğünün doğal yapıyı ve ekolojik süreklilikleri koruyacak şekilde belirlenmesi de, çevre düzeni planının konuları olarak belirtilmektedir. • Sonuç olarak, üst ölçekli bir plan olan çevre düzeni planı, ekolojik duyarlılık ve koruma-kullanma dengesi ilkeleri çerçevesinde, ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren; gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, doğal ve tarihi çevrenin korunması konusu ile gelişme/büyüme konusundaki ana strateji ve kararların üretildiği plandır. Arazi kullanım kararlarına ilişkin olarak bir büyüme olup olmayacağı, büyümenin yönünün ne olacağı gibi genel stratejiler bu plan ölçeğinde belirtilmeli, ulaşım açısından yeni bir yatırım olup olmayacağı, güzergahların yaklaşık konumları, yol kademelenmesine ilişkin genel stratejiler gösterilmelidir. • Aşağıda, bu açıklamalar doğrultusunda, dava konusu 10/10/2018 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının alt ölçekli planları yönlendiren bir stratejik plan niteliğinde olup olmadığı; gösterim dilinin bir çevre düzeni planının sahip olması gereken genelliğe sahip olup olmadığı; plan kararlarının ekolojik duyarlılık ve ekonomik kalkınma dengesini kurup kurmadığı, ekosistem bütünlüğü ve koruma konularının nasıl ele aldığı değerlendirilecektir. • Dava konusu 10/10/2018 tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir:“...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir. • Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi daha net olarak algılanmaktadır. • Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de çevre düzeni planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır.” • Yukarıda planın amacı olarak verilen açıklamalar incelendiğinde, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması konusunun vurgulandığı, yani planlama alanına yönelik bütüncül bir bakış açısının benimsenmek istendiği görülmektedir. Çevre düzeni planının mevzuattaki ve kuramsal tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. • Dava konusu planın “Kapsam” başlığı altında “Bu çevre düzeni planı; İzmir-Manisa illeri bütününden oluşan Planlama Bölgesi içinde, planın amacına yönelik mekânsal kararlar, politikalar ve stratejileri kapsamaktadır.” ifadesi yer almaktadır. • Planın hedefleri ise aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır: “ Belirlenen amaç doğrultusunda; • Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek, • Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek, • Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak, • Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak, • Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek” • Plan hedeflerinin de mevzuatta belirtildiği şekilde koruma-kullanma dengesine vurgu yaptığı; doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerin korunmasının, gelişme olanaklarının ve sektörel olanakların değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin altını çizdiği görülmektedir. • Ekolojik, tarihi ve kültürel öneme sahip alanların, korunacak alanlar olarak çevre düzeni planında içerilmesi olumlu bir planlama yaklaşımıdır. Ancak, elbette ki, bu koruma alanlarının sınır komşuluğunda ve yakın çevresinde belirlenen kullanımların da söz konusu doğal ve kültürel varlıkları tehdit etmeyen kullanımlar olması önem taşımaktadır. Doğal ve açık alanlar açısından bakıldığında, bu alanların ekosistem bütünlüğünü sağlayacak şekilde sürekliliklerinin sağlanması önemlidir. Planın amaç ve hedefleri, koruma-kullanma dengesi, doğal ve tarihsel alanların korunması gibi ilkeleri içermekle birlikte, bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen bütüncül bir mekansal yaklaşım net bir biçimde ortaya konmamıştır. Plan Açıklama Raporu’nda Planlama Yaklaşımı başlığı altında verilen “3.1. Genel Yaklaşım” başlığı altında verilen “…İzmir ve Manisa İllerinde koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve kültürel değerlerin korunması, alt ölçekli planların yönlendirilerek planların kademeli birlikteliği ilkesinin hayata geçirilmesi, stratejik yatırım kararlarının mekansal kararlara dönüştürülmesi ve bölgesel kalkınmanın sağlanması amaçlanmaktadır.” açıklaması bu ölçekteki her mekansal plandan beklenebilecek bir genellik taşımakta ve fiziksel mekandaki karşılığının niteliğine dair bir çerçeve sunmamaktadır. Bu amaç ve hedeflerin mekansal stratejilere dönüşmesi için, öncelikle planlama alanına yönelik bir yapısal ele alış ile alt bölgelere ilişkin bir kavramsal yaklaşım gerekmektedir. Plan Açıklama Raporu’nda koruma alanlarına ve sektörel/kentsel gelişme alanlarına ilişkin kararlar yer almaktadır. Ancak, bütüncül bir bakış açısı benimsenerek, planlama alanı içindeki tüm bu stratejik kararların bütünün parçalarını nasıl oluşturduğuna yönelik bir kavramsal ele alış planın eksikliğidir. Bütünü birlikte kavramaya yönelik bu yaklaşımın eksikliği, planın mekansal stratejilerini algılamayı zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, daha önce de belirtildiği gibi, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı söylenebilir. • Gösterim dili olarak bakıldığında, ilgili mevzuatta da belirtildiği şekilde, plandaki strateji ve politikalar şematik bir gösterim ve notasyonlarla ifade edilmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, bu ölçek arazi kullanım kararlarının biçimlerinin ve büyüklüklerinin “kabaca” ve genel hatlarıyla verildiği bir plan ölçeğidir. Dolayısıyla bu plan türü üzerinden ölçü almak ve bu ölçüler üzerinden bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Dava konusu planda kullanılan lejant içeriği, yani kullanılan gösterim ve notasyonlar, bu plan ölçeğinden beklenen şematik dile uymakla birlikte; söz konusu lejant içeriğinin bir araya getirilişi, çevre düzeni planının yaklaşımını ve kararlarını net biçimde mekana yansıtamamaktadır. • Dava konusu planın Plan Açıklama Raporunda, İzmir ilindeki nüfus kabullerine yönelik olarak aşağıdaki açıklama yer almaktadır: “Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.” • Bu açıklamadan planlama sürecinde bir nüfus projeksiyon hesaplaması yapıldığı sonucu çıkmakla birlikte, 2025 yılı nüfus tahminleri yapılırken hangi projeksiyon yönteminin kullanıldığının belirtilmemiş olması planın önemli bir eksiğidir. Hangi nüfus projeksiyon yönteminin kullanıldığı, kentsel gelişme alanlarının büyüklüğünü değerlendirmek, gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılıp açılmadığını anlamak için önemlidir. • Plan Açıklama Raporunda “İzmir Merkez Kent olarak tanımlanan kentsel yerleşik alanın 2005 yılı verilerine göre büyüklüğü 21.200 hektar olarak belirlenirmiştir. Mevcut gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda, 2025 yılında İzmir Merkez Kentin erişeceği nüfus 3.800.000 olarak belirlenmiştir.” ifadesi yer almaktadır. Stratejik plan niteliği gösteren bir üst ölçekli planda, “mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda” şeklinde bir ifade kullanılması bir belirsizlik taşımakta; sürmemesi durumunda ne olacağı sorusunu akla getirmektedir. Eğer burada kast edilen bu plan için planlama alanında mevcut eğilimleri sürdürmenin kabul edildiği, yani doğrusal bir eğilim modeli ile projeksiyon yapıldığı ise, bunun planın açıklama raporunda belirtilmesi gerekir. Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, planın amaç ve hedefleri doğrultusunda, mevcut nüfus gelişim eğilimlerini etkileyecek plan kararları geliştirildiği görülmektedir. Yani söz konusu planda, mevcut nüfus eğilimlerini değiştirecek yönde kararlar üretilmiştir. Dava konusu planda, nüfus kestirimlerinin dayanağı olan bilimsel yöntemlerin açıklanmaması planın önemli bir eksikliği olup, planlama alanının farklı kesimlerinde yeni gelişme alanları için gereksinimden fazla (veya az) alanlar öngörülmesi olasılığını beraberinde getirecektir. Nesnel ve bilimsel temellere dayandırılmış açıklamalardan yola çıkmayan bu süreç, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturmakta ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması gibi bir sorunu tetiklemektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı İllerin coğrafi, ekonomik, toprak, İklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge (İBB) düzeylerine göre toplandığı göz önüne alındığında, idari sınırların esas alınmasında yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır. Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır. Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir. Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur. Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir. Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır. Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir. Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. Bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir. Bunun yanı sıra dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir. Plan Açıklama Raporunda "Hedefler" başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır: • Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek, • Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek, • Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak, • Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak, • Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür. Dava konusu planın 7.9 sayılı plan notunda, "Bu planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesi yer almaktadır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." hükümleri yer almaktadır. Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları ve plan araştırma raporu değerlendirildiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının gösterildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin itiraz konusunda hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. B- Planda belirlenen çeşitli alanlara ilişkin itirazlar: Dava dilekçesinde; • Dava konusu plan değişikliğinde yer alan … ve … adlı paftalardaki alan kullanım kararlarının açık bir çevre tehdidi oluşturduğu; • Paftalarda Foça ilçesi Liman bölgesi ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi bölgelerde katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri, tehlikeli atık bertaraf tesisleri, cüruf depolama ve geri kazanım alanı, sanayi alanı, organize sanayi bölgesi alanı gibi kullanım kararlarının gösterildiği, bu kullanım kararları planlanırken hali hazırdaki tarımsal, ormanlık, zirai alanların varlığına dikkat edilmediği, gelişi güzel biçimde termik santral alanı, katı atık bertaraf tesisi alanı düzenlendiği, • ... ile ... arasının cüruf depolama alanı olarak kararlaştırıldığı ancak planlanan bölgenin çevresinin tarım arazileri ve ormanlık alan ile dolu olduğu, böyle bir yere ağır metal içeren maddelerin açığa çıkardığı küllerin-cürufun depolanmasının çevre, orman ve insan sağlığı için çok büyük bir tehdit oluşturduğu, • ... ile ... arasında yer alan ormanlık ve tarımsal arazi lejantının içinde sanayi alanı lejantı da gösterildiği, ormanlık alanın içine sanayi tesisi kurmanın kabul edilemeyeceği, bu sanayi alanında kurulacak yapılaşmanın ormanları yok etmesi tehlikesini yaratacağı, • Fok balıklarının Foça'nın simgesi olduğu, doğal yaşam alanlarını belediyelerinin sınırları ile çevre kıyıların oluşturduğu, doğa ve çevre sağlığına olumsuz etkisi olacak bu yapılaşmaların, fok balıkları gibi sayısı oldukça azalmış ve az gözlenen bir canlı türünün yok olmasına sebebiyet verebileceğinin de ayrıca düşünülmesi gerektiği, • Foça Belediye Başkanlığının kül-cüruf alanı, katı atık bertaraf tesisleri, termik santraller, vb. konularda kurulması ve oluşturulmasına izni veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ve ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşlarına karşı bu izinlerin iptali amaçlı birçok dava açtığı, Aliağa, Foça, Karşıyaka, Menemen vd. kuzey aksını oluşturan bölgelerde kurulan termik santrallerin yarattığı olumsuz çevre koşullarının önlenmesi ve çevresel etki değerlendirme raporlarının geçerliliği hakkında açılan iptal davalarına rağmen plan açıklama raporunda ve hükümlerinde yeni enerji santralleri, atık depolama alanları vb. ağır sanayi içeren yapıların, tarımsal alanlar yakınlarında ve yörede yapılan zeytincilik faaliyetini etkileyecek şekilde yeni faaliyetlerin yapılacağının anlaşıldığı, • Aliağa' nın güneyindeki bölgede, şu an itibariyle sanayi havzalarının yarattığı kirlilik nedeniyle bölge halkının ve tabiat varlıklarının sağlıklarının tehdit altında olduğu, bölgede aktif olarak çalışan demir çelik tesislerinin aynen korunması ve bugünkü mevcut alanın neredeyse iki katı kadar yeni gelişme alanının eklenmesinin Menemen Ovası ve çevresindeki yerleşimlere ve canlılara daha da büyük zararlar vereceği, • Bu havzanın ağır metal zehirlenmeleriyle toplumun ve ekosistemlerin maruz kaldığı tecavüzün had safhada olduğu, bu durumda planda varit liman gerisi hizmetleri, cüruf depolama alanları, geri dönüşüm faaliyetlerini özendirmeden büyük orman katliamını yapacak şekilde üst ölçekli planın bu esnek olmayan yaklaşımın gelecekte çok daha vahim sonuçlar doğuracağı ve faunada meydana gelen katliamın yanı sıra insanlarda da çok yoğun akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıkların artış göstereceği, • Kömür madeninin, ısıl işlem bazında en çok enerji veren maddelerin başında gelmesine rağmen çevresel sorunlar yaratmakta da ilk sıralarda yer aldığı, maddenin yarattığı atık ve hava kirliliğinin canlılarda kalıcı hastalıklara yol açabileceği, ülkenin en önemli sanayi bölgelerinden birisi olan Aliağa ve çevresinin mevcut sanayi kuruluşlarının yarattığı olumsuz çevre sonuçlarına zor da olsa katlanırken yeni tesislerin kurulmasının ekolojik bir felaketi beraberinde getirerek bölgeyi savunmasız hale getirebileceği, kömürle çalışan termik santrallerin eski bir teknolojinin ürünü olmakla birlikte hem maliyet açısından hem de sağlık açısından çevreye büyük külfetler getirdiği, • Anılan alandaki kirliliğin bugün dahi ciddi bir sorun olduğunun 2009 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli kentsel bölge nazım imar plan revizyonu plan açıklama raporunun 6.2.3.1. sorunlar başlıklı bölümlerinde de belirtildiği, bu hususun, "Foça-Aliağa arasında kurulu bulunan demir çelik fabrikası ile Petkim ve Tüpraş bacalarından çıkan gazlar çevreyi olumsuz yönde etkilemektedir. Atıklar ve bazı petrol sızıntıları nedeniyle çevre ve hava kirliliği oluşmaktadır. Çevre kirliliğinin tarım ve hayvancılık üzerindeki olumsuz etkileri giderek artmaktadır. Aliağa merkezli sanayi yoğunlaşmasının yarattığı çevresel etkiler haritada net bir biçimde görülmektedir. Bu bölgedeki sanayi türlerinin yarattığı çevresel kirlilik kent merkezi ve Kemalpaşa sanayi odaklarından oldukça fazladır. " şeklinde ifade edildiği, • İzmir gibi metropoliten bir kentin sanayiden tümüyle vazgeçmesinin beklenemeyeceği, ancak kentsel bölgenin bir bütün olarak sanayi türlerinin ağır ve kirletici etkilerinin büyük ölçüde giderildiği, büyük ölçekli yatırım gerektiren sanayi kompleksleri, ileri teknoloji girdili çevre kirliliğinin asgari düzeylerde tutulduğu yatırımların, hangi kentsel alt bölgelerinde, hangi yoğunlukta ve en önemlisi nasıl bir kompozisyonla dağıtılacağına ilişkin bir master plan çalışması yapılmadan, salt belirli kurum ve kuruluşların günlük, birbirinden kopuk gerekçeler ve saiklerle aldığı kararların plana işlenmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Savunmada, • Aliağa Bölgesinin dava konusu çevre düzeni planı ile yeni planlanan bir alan olmayıp Türkiye'nin gelişme vizyonu ve buna ilişkin mekânsal stratejilerin bir parçası olduğu, söz konusu alana ilişkin çevre düzeni planı kararlarının ülke/bölge düzeyinde belirlenen politikaların mekana yansıması olduğu, bilindiği üzere Aliağa Bölgesinin, Kocaeli-Gebze Bölgesi ile birlikte Türkiye'nin en önemli iki ağır sanayi bölgesinden birinde yer aldığı, bölgede yer alan münferit limanlar, İzmir Limanı ve yeni yapılan Çandarlı Limanı ile İzmir-İstanbul otoyolu gibi stratejik ulaşım kararları dikkate alındığında, bu bölgede sanayi odaklı gelişmenin plan döneminde ve sonrasında da devam edeceğinin anlaşıldığı, kaldı ki son olarak doğrudan 1100 kişilik istihdam sağlayan "Özel Endüstri Bölgesi-Star Rafinerisi"nin işletmeye girdiği, ilçe merkezinin kuzey batısında ise 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu uyarınca kurulan ve mevcut durumda işletmede bulunan Aliağa Kimya İhtisas OSB'nin bulunduğu, • Anlaşılacağı üzere Aliağa Bölgesinde petrokimya, demir-çelik, enerji sektörleri başta olmak üzere ağır sanayi yığılma ekonomisinin oluştuğu, bu bölgenin mevcut gelişimini sanayi odaklı olarak sürdürmesi, planlama bölgesi içerisinde doğal niteliklerini koruyan diğer alanların korunmasını da sağlayacağı, dolayısıyla çevre düzeni planında öngörülen sanayi amaçlı plan kararlarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, diğer yandan bu bölgede sanayi alanlarının ihtiyacı olan ve Aliağa ilçe merkezinin batısında bulunan sanayi alanları içerisinde yer alan termik santral alanı haricinde termik santral gösterimi bulunmadığı, • 30/12/2014 onay tarihli çevre düzeni planı ile Aliağa ... Mahallesinde "termik santral" gösteriminin, mahkeme kararları dikkate alınarak, 16/11/2015 onay tarihli çevre düzeni planı ile birlikte kaldırıldığı ve tarım arazisi olarak gösterildiği, dava konusu çevre düzeni planının KI7 paftası incelendiğinde ... Mahallesinde bulunan sanayi tesislerinin içerisinde, bu tesislerin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yapılması planlanan termik santral dışında önerilmiş bir termik santral bulunmadığı, • Foça ilçe merkezinde dava konusu çevre düzeni planı ile önerilmiş yeni bir liman alanı bulunmadığı, kıyı kullanımlarına ilişkin yer seçimi kararları çevre düzeni planının 7.27 genel hükmü uyarınca 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca alt ölçekli planlarda belirleneceği, • Karşıyaka İlçesinde yer alan Kuzey Bölgesi Entegre Atık Geri Kazanımı ve II. Sınıf Düzenli Depolama Tesisinin, İzmir Büyükşehir Belediyesince yapılmasının planlandığı, aynı bölgede yer alan ve işletme halinde olan Harmandalı Atık Depolama Tesisinin, 6360 sayılı Kanun ile il sınırlarının büyükşehir sınırlarına dönüşmesi ile yetersiz hale geldiği, bu nedenle il genelinde teknolojik olarak katı atıkların entegre bir yaklaşımla değerlendirildiği, kapalı alanlarda tam otomatik olarak kurulmuş bir tesiste işlenerek, ekonomiye bir değer olarak kazandırılan ürünler (geri dönüşüm sanayisine hammadde, sanayi tesisleri için ek yakıt, enerji, kompost vb.) haline dönüştürüldüğü bir tesisin kurulması, davacının iddialarının aksine atıkların geri dönüşümüne de olanak sağlayarak çevrenin korunmasına katkı sağlayacağı, • … Mahallesinde yer alan cüruf depolama alanının ise İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı ve alanın fiili durumu dikkate alınarak cüruf depolama alanı olarak planlandığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda; • "Dava konusu 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinin plan açıklama raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapılmakta ve koruma-kullanma dengesinin kurulması ve sağlıklı çevrelerin yaratılması yönünde plan hedefleri ortaya konmaktadır. Bu amaç ve hedefler mevzuattaki tariflere uymakla birlikte; dava konusu plan paftası incelendiğinde, söz konusu amaç ve hedeflerle tutarsız mekansal kararların plan paftalarına aktarıldığı görülmektedir. • 26/03/2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğin” yer seçimine ilişkin 15. maddesinde “Düzenli depolama tesis sınırlarının yerleşim birimlerine uzaklığı I. sınıf düzenli depolama tesisleri için en az bir kilometre, II. sınıf ve III. sınıf düzenli depolama tesisleri için ise en az iki yüz elli metre olmak zorundadır.” denilmektedir. Ayrıca, yine aynı maddeye göre, düzenli depolama tesisinin yer seçiminde; “a) Düzenli depolama tesisinin hava ulaşım güvenliğini etkileyip etkilemediği, b) Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlara uzaklığı, c) Bölgede bulunan yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve koruma havzalarının durumu, yeraltı su seviyesi ve yeraltı suyu akış yönleri, ç) Sahanın topografik, jeolojik, jeomorfolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik durumu, d) Taşkın, heyelan, çığ, erozyon ve yüksek deprem riski, e) Hâkim rüzgâr yönü ve yağış durumu, f) Doğal veya kültürel miras durumu dikkate alınır.” • Uyuşmazlık konusu cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçiminde yukarıdaki yönetmelikte yer alan “Orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlar” ve “Doğal veya kültürel miras durumu” ölçütlerinin dikkate alınmadığı, söz konusu alanların yoğun orman dokusu içinde konumlandığı gözlemlenmiştir. Bu durum keşif sırasında çekilen aşağıda fotoğraflarda da izlenebilir. Keşif sırasında ağaçların bir kısmının tesis kaynaklı sıcaklık nedeniyle zarara uğradığı da gözlenmiştir. Uluslararası ve ulusal statüler ile koruma altına alınmış olan, çok sayıda doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanını barındıran böyle önemli bir bölgede sözü edilen kullanımların yer alması, çevre düzeni planının sağlaması gereken koruma-kullanma dengesi ilkesi ile çelişen, ekolojik değerleri göz ardı eden bir planlama yaklaşımıdır. • Davalı taraf, ... Mahallesinde yer alan cüruf depolama alanı için, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve alanın fiili durumun dikkate alınarak cüruf depolama alanı olarak planlandığını belirtmektedir. Yukarıda verilen yönetmeliğe göre, cüruf depolama alanlarının konumları yerleşim yerlerine olan uzaklıkları açısından bir problem yaratmasa da, bu tek başına cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının yer seçimi için yeterli bir ölçüt değildir. Daha önce de belirtildiği gibi, söz konusu tesisleri yoğun bir doğal doku içinde yer almaktadır. Alanın batı tarafından Kentsel Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen ... yerleşimi ile Tarihi Sit Alanı notasyonu ile işaretlenen bir bölge vardır. ..., ... ve Ilıpınar yerleşimlerinin çevresinin tarım arazileri olduğu görülmektedir. Söz konusu tesislerle bu doğal, tarımsal ve zeytinlik alanları kesintiye uğratılması, doğal dokunun sürekliliğini bozması olumsuz bir planlama yaklaşımıdır. 1/25.000 ölçekli planda her üç tesisinde orman alanı olarak görünen dokunun içine yama şeklinde yerleştiği, buradaki ekosistem sürekliliğini kesintiye uğrattığı görülmektedir. Bu durumun dava konusu planda da aynen sürdürüldüğü görülmektedir. • Dava dilekçesinde, cüruf depolama alanı olarak belirlenen alandaki yeraltı su seviyesinin yüksek olduğu ve alanda meydana gelebilecek sızmalar yeraltı sularını kirleteceği ve bu kirliliğin tüm akifere kolay şekilde yayılacağı ifade edilmekte; ayrıca proje alanının 1. Derece deprem bölgesi (Foça-Bergama fay zonuna yakın) içinde yer aldığı da belirtilmektedir. 1. Derece Deprem riski taşıyan böyle bir hassas bölgede söz konusu kullanımlara yönelik bilimsel ve teknik araştırmaların yapılıp yapılmadığı konusunda plan açıklama raporunda bir bilgi yer almamakta olup, bu durum planın önemli bir eksikliği olarak saptanmıştır. • İnsan sağlığını ve çevre koşullarını tehdit eden böyle bir oluşumun alt ölçekli planları ve fiili durum gerekçe gösterilerek plana işlenmesi planlama ve şehircilik ilkelerine aykırıdır. Üst ölçekli bir plan olan Çevre Düzeni Planının nesnel durum değerlendirmesini yaparak alt ölçek planları yönlendirmesi, bu planlarda oluşmuş yanlışlıklar varsa plan değişikliklerine zemin hazırlaması gerekmektedir. Bölgeye ilişkin güncel plan olan 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde davaya konu uyuşmazlığın devam ettirildiği gözlemlenmiş olup Kurulumuz, belirtildiği gibi, söz konusu işlemin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu görüşündedir. • Dava konusu planda cüruf depolama alanının yanı sıra katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisi ile tehlikeli atık bertaraf tesislerine yönelik itirazlar da bulunmaktadır. Şekil 3’te, katı atık tesisi kullanımının ağaçlandırılacak alan kullanımı içinde, tehlikeli atık tesisi kullanımının ise tarım arazisi içinde konumlandırıldığı görülmektedir. 1/25.000 ölçekli planda da, dava konusu 1/100.000 ölçekli planda öngörülen konumda bir katı atık tesisi bulunduğu görülmüştür. Ancak 1/100.000 ölçekli planda tarım arazisi içinde önerilen tehlikeli atık bertaraf tesisi, planlama çalışmalarında tarım arazilerinin korunması ilkesiyle çelişkili ve olumsuz bir durum ortaya koymaktadır. 1/25.000 ölçekli planda, uyuşmazlık konusu bölgede tehlikeli atık tesisi kararı bulunmamaktadır. Bu tür tesislere yönelik plan kararı üretebilmek için, söz konusu tesislerin çevre ve insan sağlığını tehdit eden toz, duman ve kimyasal yayıp yaymadıkları, bu bölgede yer alıp alamayacakları, bu tür alanlar bölgede yer alabilirse çevre ve insan sağlığı açısından ne tür tedbirler içermeleri gerektiği konusunda kapsamlı bilimsel raporlardan elde edilecek bilgilere ihtiyaç vardır. Plan Açıklama Raporunda bu yönde bir açıklamaya rastlanmamıştır. • Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapılması ve koruma-kullanma dengesinin kurulması ve sağlıklı çevrelerin yaratılması yönünde plan hedeflerinin ortaya konulması mevzuattaki tariflere uyumludur. Ancak planın mekansal strateji ve kararları plan paftası üzerinde incelendiğinde plan açıklama raporundaki temel amaç ve hedeflerle tutarsız kullanım kararlarının olduğu saptanmıştır. Aliağa bölgesindeki kullanımlar, planın temel ama ve hedefleri açısından bu tür bir tutarsızlığı ortaya koymaktadır. Aliağa bölgesinde mevcutta önemli bir sanayi yoğunlaşması, termik santral yönünde gelişmeler ve yeni gelişme eğilimleri bulunmaktadır. Sanayi, enerji ve üretim ülkesel ve yerel ekonomi açısından önemlidir ve bu nedenle mevcut durumun sürdürülmesinin gereği anlaşılabilir. Öte yandan keşif esnasında, bu bölgedeki sanayi yatırımlarının önemli bir doygunluğa eriştiği gözlemlenmiştir. Davalı tarafın bu yönde belirttiği “bu bölgenin mevcut gelişimini sanayi odaklı olarak sürdürmesinin, planlama bölgesi içinde doğal niteliklerini koruyan diğer alanların korunmasını sağlayacağı” ifadesi, şehircilik ilke ve esaslarıyla tutarsız bir ifadedir; bir bölgedeki yatırımlar doygunluğa eriştiğinde sürdürülmesi, bölge içindeki doğal nitelikli alanları, çevre ve insan sağlığına da olumsuz etkileyecektir. Söz konusu bölge arkeolojik alanlar, doğal ekolojik alanlar ve tarım alanlarıyla iç içedir. Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğu, bu durumun bölgede artık bir doygunluğa ulaştığı ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesini gerektiren tehlikeli bir düzeye erişmeye başladığı biçiminde konunun yorumlanması gerekir. Dava konusu planda sanayi odağının daha da büyütülmesi yönündeki kararlar sonucunda, tarihi, kültürel, doğal ve tarımsal alanların korunması, insan sağlığının güvence altına alınması ve bu alt bölge için koruma-kullanma dengesinin sağlanması olanaksız hale gelmektedir. • Davacı idare, itirazlarında Aliağa’daki sanayi kaynaklı olumsuz çevresel etkileri irdeleyen bilimsel çalışmalardan söz etmektedir. Bölgeye ilişkin olarak, dava dilekçesinde belirtilenin ötesinde, çok sayıda bilimsel araştırma da mevcuttur. İzmir kentsel bölgesinin kuşkusuz sanayiden vazgeçmesi beklenemez. Ancak, bu kentsel bölgenin bir bütün olarak ele alınması, hangi sanayi türünün (ağır ve kirletici özellikleri olan sanayi yatırımları; kirletici etkileri büyük ölçüde giderilebilen, ancak büyük ölçekli yatırım gerektiren sanayi kompleksleri; yüksek teknolojili çevre kirliliğinin en az düzeylerde tutulduğu yatırımlar gibi) hangi kentsel alt bölgelerde, hangi yoğunlukta, hangi mekansal ve çevresel önlemlerle ve nasıl bir kompozisyonla dağıtılacağına ilişkin bilimsel temelli bir master/ana plan yapılmalı, belirli kurum ve kuruluşların birbirinden kopuk gerekçelerle aldığı kararları plana işlemekle yetinilmemelidir. • Dava dilekçesinde sanayi alanları yer seçiminde halihazırdaki tarımsal, ormanlık, zirai alanların varlığına dikkat edilmediği belirtilirken, bölgedeki Organize Sanayi Bölgesinden de söz edilmektedir. Şekil 10’da dava konusu planda söz konusu OSB alanının, üç adet su varlığıyla çevrelenmiş bir yerde (kuzeyinde baraj gölü, güneyinde akarsu, güneybatısında göl), tarım arazisi, orman alanı ve ağaçlandırılacak alanlardan oluşan bir bölgenin kesişiminde olduğu görülmektedir. OSB’nin kuzey ve kuzeybatısında ve güneyinde arkeolojik sit alanları olduğu da görülmektedir. Dava konusu plandaki gösterim, OSB alanının genişletilip genişletilmediği yönünde bir fikir vermemektedir. Google Earth hava fotoğrafı, bölgede mevcut bir OSB olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak yukarıda yapılan değerlendirme, İzmir kentsel bölgesinin geneline yöneliktir. Bilimsel temelli bir master/anaplan olmaksızın, günübirlik ve birbirinden kopuk değerlendirmelerle, ekolojik, kültürel yapıya ve mevcut yerleşim yerlerine olan etkilerin ayrıntılı değerlendirmesinin yapılmadığı sanayi önerilerinden kaçınılmalıdır. • Dava dilekçesindeki bir başka itiraz konusu ... ile ... arasında yer alan ormanlık ve tarımsal arazisi içindeki sanayi alanı kullanım kararıdır. Uyuşmazlık konusu yer iki ormanlık alan arasında tarım arazisi kullanımı içinde kalmaktadır. Üst ölçekli çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesinin sağlanması, doğal ve tarımsal alanların korunması ilkeleri çerçevesinde, tarımsal değeri olan bu alanın sanayi gelişimi olarak planlanması şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. • Sanayi bölgesi ile ilintili olarak, ciddiyetle ele alınması gereken stratejik önemdeki bir konu Termik Santral kararıdır. Davacı idare davaya konu plan ile yeni termik santral alanı kararlarının getirildiği ve mevcut sanayi alanlarının ve bunlarla ilişkili depolama alanlarının büyütüldüğünü ve çoğaltıldığını ifade etmekte, bu bölgede termik santral alanlarına gereksinim olduğu veya bu kararın bu bölgenin ekonomisi için üst ölçekli bir strateji olması gerektiği yönünde bilimsel bir araştırma ve stratejik karar bulunmadığını belirtmektedir. • Davalı idare ise ... Mahallesinde bulunan sanayi tesislerinin içinde, bu tesislerin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yapılması planlanan termik santral dışında önerilmiş bir termik santral bulunmadığını; ... Mahallesindeki termik santral öngörüsünün mahkeme kararı nedeniyle kaldırıldığını belirtmektedir • Davacı idarenin belirttiği gibi ... mahallesinde Termik Santral gösterimi bulunmamaktadır. Ancak ... Mahallesinde, sanayi kullanımı içinde bir Termik Santral notasyonu görülmektedir. Aynı bölgeye ilişkin 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında ise termik santral kullanımı görülmemekte; bu planın açıklama raporunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Makamının 22.08.2011 tarih ve 101548 sayılı Olur’ları ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca re’sen onaylanan 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile kömüre dayalı termik santral alanı olarak belirlenen alanın, Kömüre Dayalı Mevcut Enerji Üretim Alanı olarak plana aktarıldığından söz edilmektedir. Raporda ayrıca, “Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen Aliağa İlçesi’nin batısındaki enerji yatırım bölgesinde yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisler yapılması ilkesi doğrultusunda plan notlarına ‘Bakanlar Kurulunca ilan edilmiş ve bu planda Enerji Yatırım Bölgesi olarak belirlenen alanda yalnızca yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal) kaynaklarına dayalı enerji santralleri yer alabilir.’ hükmü eklenmiştir.” denilmektedir. Plan Açıklama Raporundaki bu ifade, dava konusu termik santral kullanımının, Bakanlar Kurulu kararındaki bölgede yalnızca yenilenebilir enerjiye dayalı tesisleri yapılması ilkesi ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır. • Bu raporun daha önceki kısımlarında da irdelendiği gibi, dava konusu bölge doğal ve tarihsel özellikleri nedeniyle korunması gereken bir alandır. Çevre Düzeni Planları yapımındaki temel yaklaşım koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve bu doğrultuda doğal ve kültürel varlıkların korunmasının güvence altına alınarak, gelişme alan ve odaklarının belirlenmesidir. Sanayi yatırımları açısından doygunluğa erişilen bu bölgede, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, bölgenin doğal yapısının korunmasının plan kararlarıyla güvence altına alınması gerekmektedir. Termik santral geliştirilmesine olanak veren davaya konu plan kararı, çevre düzeni planlarının koruma-kullanma dengesini sağlaması ilkesine aykırı olup, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı bulunmuştur. • Uyuşmazlık konusu liman kullanımlarından ilki, ... Mahallesinin kıyı kesiminde yer almaktadır. Davacılar bu yeni liman öngörüsünün kuzeyindeki mevcut limanın genişletilmesine de itiraz etmektedir. • Dava konusu planda ... Mahallesinde liman bölgesi olarak ayrılan Doğal Sit Alanı notasyonu ile işaretlenmiştir. Söz konusu bölgede 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da bir liman kullanımı önerisi bulunmaktadır (Şekil 14). Ancak 1/25.000 ölçekli planda liman arkası “ağaçlandırılacak alan” olarak ayrılmışken, dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ağaçlandırılacak alan önerisi benimsenmemiştir. • 1/100.000 ölçekli ve 1/25.000 ölçekli planda liman kararı bulunmasının birbiriyle uyumlu olduğu görülse de, bu kullanım kararının doğal sit alanı olarak tescil ve koruma altına alınan bir bölgede yapılması koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve doğal alanlarının korunması ilkelerine aykırıdır. Yoğun sanayi tesislerinin bulunduğu bir bölgede doğal alanların korunması, bu yoğun dokuyu dengelemek açısından ayrıca önem taşımaktadır. Doğal sit alanı statüsünde bulunan alanda öngörülen liman kararının 07/07/2020 tarihli 1/100.000 ölçekli planda da devam ettirildiği görülmüş olup, bu durum şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı bulunmuştur. • Liman kullanımı açısından bir başka uyuşmazlık konusu, mevcut Nemrut Limanının genişletilmesi üzerinedir. Söz konusu liman bölgesi içinde ve güneyinde 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı bulunmaktadır. • Çevre Düzeni Planları, bu rapor boyunca yer yer değinildiği gibi, koruma-kullanma dengesi çerçevesinde, doğal, tarımsal, tarihi alanlarının korunmasını güvence altına alarak, gelişme odak ve alanlarını belirleyen planlardır. Dava konusu planın amacı, literatürde ve mevzuatta yer alan tanımlamalara uygun şekilde, “...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, ... , ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir. ...” şeklinde belirlenmiştir. • Planın hedefleri içinde ise “Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek; Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek” hedefleri yer almaktadır. Dava konusu planın, mevcut limanın genişleyeceği alana ilişkin kullanım kararı, Çevre Düzeni Planının mevzuattaki tanımına ve planın kendi hedef ve amaçlarına aykırıdır. Bilirkişi Kurulumuz hem doğal sit statüsü bulunan yerdeki yeni liman kullanımını, hem de 2. derece arkeolojik sit alanı (Kyme) bulunan bölgedeki liman kullanımını şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olarak değerlendirmiştir. Dava konusu plandaki söz konusu kullanım kararlarının 07/07/2020 tarihli 1/100.000 ölçekli planda da aynen sürdürüldüğü tespit edilmiştir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede; Davaya konu planın plan notlarının 4.11 sayılı maddesinde, sanayi alanları: orta ve büyük ölçekli sanayi işletmelerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun olarak, çevre ve sağlık koşulları gözetilerek, toplu olarak yer almaları öngörülen her türlü sanayi tesislerinin yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmış, 4.44 sayılı maddesinde, "Tarım arazileri: toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir." şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmıştır. 8.2.2.1 sayılı maddesinde; "Onaylı alt ölçekli planlarda sanayi olarak belirlenmiş alanlarında, mevcut plan koşulları geçerli olup bu alanlarda yoğunluk artışı ve sanayi türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamaz." kuralına, 8.2.2.2 sayılı maddesinde, "Kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde yeni sanayi tesislerinin yer seçimine izin verilemez."kuralı, 8.2.2.3 sayılı maddesinde, "Bu planla belirlenmiş olan sanayi alanlarındaki yapılanmalarda Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerindeki yapılanma koşullarına uyulacaktır." kuralına, 8.2.2.5 sayılı maddesinde, "Bu planla belirlenmiş sanayi alanlarının, organize sanayi bölgeleri olarak geliştirilmesi için, ilgili idarelerce, T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması sağlanacaktır." kuralına yer verilmiştir. 8.18.7.3 sayılı plan notunda "Bu planda termik santral olarak gösterilen alanlarda; katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtlar (kömür, doğalgaz, jeotermal, LNG) ile elektrik enerjisi üreten tesisler yer alabilir. Bu planın onayından önce onaylanmış olan alt ölçekli imar planları geçerlidir. Bu alanlarda ilave yapılaşma ve yenilemelerde bu planın ilke ve kararlarına aykırı olmayacak biçimde yapılaşma kararlarının üretilmesi zorunludur."kuralı yer almıştır. Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğu belirtilmiştir. Plan notlarına bakıldığında bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı anlamına gelmeyeceği açıktır. Nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerekmektedir. Sanayi tesislerinin yaratacağı kirlilik konusunda çevre ve sağlık koşulları gözetilerek çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli izin ve denetimlerin yapılması yasal bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta bu durum ise uygulama aşamasında söz konusu olabilmekte olup dava konusu çevre düzeni planının ise bu konuya dikkat çektiği ve planda verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınmasının ilkesel olarak benimsendiği, sanayileşmenin ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenerek kontrollü gelişiminin sağlanmasının amaçlandığı görülmektedir. Öte yandan, Aliağa İlçesi Çakmalı Mahallesi'nde önerilen termik santral kararı, 16.11.2015 onay tarihli planda kaldırılarak tarım arazisi olarak düzenlenmiştir. Termik santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi olarak ele alınmasının zorunlu olduğu açık olup ...nde yer alan santralin ise mevcutta var olduğu görülmektedir. Liman geri sahalarına gelince, dava konusu çevre düzeni planınında liman ve liman geri sahası aynı lejantta tek bir gösterimde düzenlenmiş, plan notlarının 8.18.2.1 sayılı maddesinde, "Bu planda limanlar, yat limanları, çekek yerleri ve balıkçı barınakları büyüklüklerine bağlı olarak alansal veya sembolik olarak gösterilmiştir." kuralına, 8.18.2.2 sayılı maddesinde "Bu alanlarda yapılaşma koşulları; 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikleri çerçevesinde hazırlanacak alt ölçekli planlarda belirlenecektir." kuralına, 8.18.2.3 sayılı maddesinde, "Bu alanlardaki uygulamalarda varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları dikkate alınacaktır." kuralına yer verilmiş, 8.18.3.1 sayılı maddesinde, liman geri sahalarında limanın kullanımına yönelik açık ve kapalı depolama tesisleri yapılabileceği, bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesisleri yer alamayacağı, üretim yapılamayacağı düzenlenmiştir. Dava konusu çevre düzeni planında liman alanlarının ancak liman veya liman geri sahası olarak kullanılabileceği, bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesisleri yer alamayacağı, üretim yapılamayacağı, ayrıca alanda korunması gereken alanların bulunması durumunda ilgili mevzuat uyarınca ve Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikler ile varsa bütünleşik kıyı alanı planı kararları doğrultusunda uygulamalara izin verileceği dikkate alındığında, limanın geliştirilmesine yönelik liman sahasına bitişik konumda liman geri sahaları öngörülmesinde şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir. Dava konusu planın plan notlarının 4.77 sayılı maddesinde, cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanı, ağır sanayi (demir, çelik vb.) sektöründe oluşan cürufların depolandığı ve/veya geri kazanımının yapıldığı alanlar olarak tanımlanmış, 8.20 sayılı plan notunda, bu alanlarda yapılaşma koşullarının kurum görüşleri, Çevre Kanunu, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda depolama ve geri kazanıma ilişkin uygulamaların ilgili idaresince etaplanarak yapılabileceği, 7.34 sayılı maddesinde, "Katı atıkların düzenli toplanması ve depolanması esas olup bu alanlarda katı atıkların Kontrolü Yönetmeliği hükümlerinde belirlenen kriterler çerçevesinde uygulama yapılacaktır." kuralı, 8.18.9.1 sayılı maddesinde "Bu plan kapsamındaki alanlarda, her türlü atıkların kaynağında ayrı toplanması, transfer istasyonlarının kurulması, geri kazanım ile ilgili işlemlerin yürütülmesi, depolama alanlarına taşınması ve bertaraf edilmesi gibi iş ve işlemleri kapsayan atık yönetimi sisteminin kurulması ile ilgili çalışmalar, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilikler ve Belediyeler tarafından yapılacaktır." kuralı yer almaktadır. Diğer taraftan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında "onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. "kuralı, 22. maddesinin ikinci fıkrasında, eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazi kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." kuralı ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." kuralı yer almaktadır. Plan notlarının 7.30 sayılı maddesinde de, "Bu plan kapsamında kalan alanlarda, nazım imar planı çalışmalarında afet riskinin (deprem, sel, heyelan v.b.) değerlendirilmesi, Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılması zorunludur. Aktif fay hatlarının bulunduğu alanlarda, taşkın riski bulunan alanlarda ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda, yapılacak etütler doğrultusunda gerekli önlemlerin plan kararına dönüştürülmesi zorunludur." kuralına, 8.19.1. maddesinde, " 8.19.1.1. Jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve depremsellik yönünden sakıncalı olan bu alanlarda; imar planlarının yapımı sırasında, ilgili mevzuat doğrultusunda hazırlanan yerleşime uygunluk amaçlı jeolojik ve jeoteknik etütlerin sonuçlarına uygun düzenleme yapılması zorunludur. Yerleşime uygun olmayan alanlar alt ölçekli planlarda açık alan ve/veya rekreasyon alanı olarak düzenlenecektir. 8.19.1.2. Bu alanlardan, afet bölgesi olarak ilan edilen/edilecek olan bölgeler için 7269 sayılı Umumi Hayatta Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri geçerlidir. 8.19.1.3. Kesinlikle yapılaşmaya izin verilmeyecek alanlar dışında kalan, önlemli alanlar ve diğer alanlarda da yapılaşma türü ve koşulları alt ölçekli planlarda, ayrıntılı jeolojik ve jeoteknik etüt sonuçları dikkate alınarak belirlenecektir." kuralına yer verilmiştir. Bu itibarla, yukarıda yer alan mevzuat ve plan notları uyarınca cüruf depolama alanlarına ilişkin uygulamaların imar planlarının yapımı sırasında, Çevre Kanunu, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda hazırlanan yerleşime uygunluk amaçlı jeolojik ve jeoteknik etütlerin sonuçlarına uygun olarak yapılması zorunludur. Söz konusu bölgede (Aliağa) yoğun olarak bulunan sanayi tesislerinden çıkan atıkların varlığı ve cüruf depolama tesislerinin hali hazırda kısmen bu amaçla kullanılıyor olması, kirlilik konusunda alınacak tedbirlere ilişkin ilgili mevzuat uyarınca gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olması ve proje alanlarında yapılaşma yasağı söz konusu olduğunda ilgili mevzuat uyarınca uygulamanın yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda davacının itirazlarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerininin planı kusurlandırmadığı dolayısıyla cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının planlanmasında bölgenin ihtiyaçları, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı tarafından "davaya konu plan kararlarıyla sanayi havzalarının korunması, çevre sağlığı ile çelişmektedir" başlığı altında "Dava konusu plan değişikliğinde yer alan ... ve ... adlı paftalardaki alan kullanım kararları açık bir çevre tehdidi oluşturmaktadır. Şöyle ki: Paftalarda Foça ilçesi Liman bölgesi ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi bölgelerde katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri, tehlikeli atık bertaraf tesisleri, cüruf depolama ve geri kazanım alanı, sanayi alanı, organize sanayi bölgesi alanı gibi kullanım kararları gösterilmektedir. Yalnız bu kullanım kararları planlanırken hali hazırdaki tarımsal, ormanlık, zirai alanların varlığına dikkat edilememiş gelişi güzel biçimde burası termik santral alanı, burası katı atık bertaraf tesisi alanı olsun gibi bir düzenleme yapılmıştır." iddiasında bulunduktan sonra, iddiasını desteklemek amacıyla "... örnek vermek gerekirse .... bir başka örnekte ise..." diyerek, dava konusu Çevre Düzeni Planında, kendi ilçe sınırları içerisinde yer almayan Bergama İlçesi, ... ile ... Mevkii arasında öngörülen sanayi alanı kullanımının Foça ilçesini ne şekilde etkilediğine, söz konusu plan kararının Foça ilçesi ile ilgisine yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmediğinden, plana yönelik iddialarını desteklemek amacıyla bu hususun dile getirildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Foça Belediye Başkanlığı'nın anılan plan kararlarıyla somut bir ilgisinin ve dolayısıyla iptaline ilişkin bir isteminin bulunmadığı, dava konusu çevre düzeni planına karşı açılan diğer dava dosyalarında ...'ında belirlenen sanayi alanına yönelik olarak tespit edilen hukuka aykırılığın bu dosyadaki karara esas alınamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Buna ilaveten davacının iddialarının fazlasıyla genel olduğu görülmüş olup, somut olarak aykırılıklar bulunduğunu ileri sürdüğü bir alansal yer seçimi kararı olmaksızın genel olarak tüm alanlara yönelik itirazlarına örnek olarak gösterdiği alanların somut ve açık şekilde dava konusu edilmediği görüldüğünden bu itirazlar yönünden değerlendirilme yapılamamıştır. Dava dilekçesinde; • İzmirin kuzey aksında yer alan Foça, Karşıyaka, Aliağa, Menemen, vb. yerleşim yerlerinde yetiştirilen zeytinlerin hem İzmir ekonomisine hem de ülke ekonomisine katkıda bulunmakla birlikte yaşanılan yerin daha temiz, daha sağlıklı daha huzurlu bir yer olmasını sağlamakta olduğu, • 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 17. maddesinin 1. fıkrasında; "Devlet, zeytinciliğin ıslahı, yeni zeytin dikim alanlarının tespiti, zeytin dikim ve yetiştirilmesinin teşviki ile verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla mücadele ile ürün elde etmekte masrafları azaltıcı araç ve gereçlerin imal ve ithalinde gerekli kolaylıkları sağlar." hükmünün, 20. maddesinde ise; "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması halinde altyapı ve sosyal tesisler dâhil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının %10'unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu halde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına altmış Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu kanunun yayımından önce zeytinlik alanlarına ilişkin kesinleşmiş imar planları geçerlidir." hükmünün yer aldığı, • Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Yönetmelik; ekolojik yönden uygun bölgelerde ve zeytin yetiştiriciliğine elverişli sahalarda zeytinlik kurulmasını sağlamak, mevcut zeytinliklerde ürünün miktar ve kalitesini yükseltmek ve maliyeti düşürmek, birim alandaki verimi artırmak, zeytinyağı ve sofralık zeytin işletmelerindeki teknolojik yapıyı günün koşullarına uygun hale getirmek üzere gerekli teknik, ekonomik, ticari ve sosyal tedbir ve organizasyonları sağlamak amacı ile hazırlanmıştır." kuralının, 4. maddede; "Zeytinlik Saha: Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, antepfıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız çeşitleri veya şahıs arazisi olan tapuda bu şekilde kayıtlı sahalar ile orman sınırları dışında olup da 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında bulunmayan zeytin yetiştirmeye elverişli makilik ve fundalıklardan oluşan en az 25 dekarlık alan," kuralının 23. madde; "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytin ağaçlarının bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyevi atık, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.” kuralının yer aldığı, • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2014/530 sayılı dosyasında verilen yürütmenin durdurulması kararında zeytinlik sahalarda ve bu sahalara üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası ve küçük, ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri dışında kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran bir tesisin yapılmasının mümkün olmadığının belirtildiği, • Davaya konu "cüruf depolama alanı" olarak belirleyen 1/100.000 Çevre Düzeni Planının imar mevzuatına, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına ve hukuka aykırı olduğu, cürüf depolama alanı içilen seçilen alanların, doğal karakteri korunması gereken ve henüz bozulmaya uğramamış orman ve makilik alanlar içinde, üstelik herhangi bir ulaşım bağlantısı bulunmayan alanlar olduğu “cüruf depolama alanı" olarak belirlenen Foça ilçesi ... köyü, imar planları ile tarım alanı olarak belirlendiği ve orman ve zeytincilik alanı sınırları içinde bulunan yerleşmenin ve doğal çevrenin yaşam kalitesine tehdit oluşturan bir kullanım olduğu, • Proje alanının 1. derece deprem bölgesi (Foça-Bergama fay zonuna yakın) içinde yer aldığı ve tesis yapımına yönelik gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının tespit edilmesinin gerektiği; olası depremlerde tesisin ve çevrenin etkilenmeyeceğinin garanti altına alınamayacağı, bölge içerisinde çok sayıda sanayi tesisinin yer almasının, olası depremde olabilecek hasar ve tehlikeyi kat kat arttırmakta olduğu, • Davaya konu İzmir ili, Foça ilçesi, ... köyü ile ... ve Ulupınar köylerinin zeytincilik sahası olduğu, bu alanın cüruf depolama alanı olarak belirlenmesi ve tehlikeli atık depolaması yapılmasının hukuka aykırı olduğu; Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 31. maddesi uyarınca birinci sınıf tarım arazileri, özel çevre koruma alanları ve milli parklarda tehlikeli atık depolama tesisi kurulmasına izin verilmemekte olduğu, cüruf depolama alanı olarak belirlenen alanların, doğal karakteri korunması gereken ve henüz bozulmaya uğramamış orman ve makilik alanlar içinde, üstelik herhangi bir ulaşım bağlantısı bulunmayan alanlar olduğu, • Cüruf depolama alanı olarak belirlenen alanda yer altı su seviyesinin yüksek olmasının büyük bir risk olduğu, alanda meydana gelebilecek sızmaların yer altı sularını kirleteceği, kirletilen bir yer altı suyunun yüzey suları gibi kendini yenileme kapasitesi olmadığından kirliliğin dönüşü olmadığı ve İzmir gibi içme ve kullanma sularının % 65 ini yer altı sularından karşılanabilir bir şehir için bu konunun öneminin çok iyi anlaşılmasının ve araştırılmasının gerekmediği, • Dava konusu plan ile bölgede doğal çeşitliliğin yok olacağı, Türkiye'nin taraf olduğu 1976 yılında imzalanan Akdeniz'in Kirlenmeye Karşı Sözleşmesi (Barselona) eki olan Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitlilik Protokolü çerçevesinde Türkiye'de 14 özel koruma bölgesi tespit edildiği ve bunların bir tanesinin Foça olduğu, Foça’nın doğal ve arkeolojik değerinin yanı sıra nesli tükenmekte olan akdeniz fokunun yaşam alanını oluşturduğu için ulusal ve uluslararası bakımdan büyük öneme sahip olduğu ve Foça’nın nesli hızla tükenmekte olan akdeniz fokuna ev sahipliği yaptığı, kurulacak termik santralin soğutma amaçlı olarak deniz suyunu kullanması ve ısınmış suyun yeniden denize bırakılması durumunda deniz ekosisteminin de değişeceği ve tahribata uğrayacağı, denizde canlı yaşamının biteceği, özel koruma bölgesi olarak belirlenen ve dünya mirası niteliğinde bir bölgenin hemen yanı başında ağır sanayi kuruluşlarının bulunması başlı başına bir problemken ve sorunlar henüz çözülmemişken aynı bölgede termik santrale yer verilmesinin doğal çeşitliliğin yok edilmesi, tüm canlı yaşamını tehlike altına sokulması anlamına geleceği, • Kömürün naklini bile bölgenin kaldırmasının mümkün olmadığı, söz konusu termik santralde kullanılacak ithal kömürün gemilerle Nemrut Limanına getirileceği, ancak Nemrut Limanı ile santral sahasının doğrudan bir bağlantısı olmadığından, kömürün sahaya büyük olasılıkla kamyonlarla taşınacağı ve bu taşımanın trafiğe getireceği ek yükün, egsoz gazı vb çevresel etkilerini bölgenin kaldıramayacağı, • Koruma altına alınması gereken taşınmaz kültür varlıklarının büyük zarar göreceği, dava konusu termik santral projesinin gerçekleştirilmek istediği bölgede İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun ...tarihli, ...sayılı kararıyla tescilli durumda bulunan sivil mimarlık örneği yapıların yer aldığı, tesisin koruma altına alınması gereken taşınmaz kültür varlıklarına büyük zarar vereceği, • Yerleşim yerlerinin dikkate alınmadığı, ÇED raporunda yerleşim alanları olan özellikle ... (... çiftliği), ... ve Foça'dan bahsedilmediği ve ÇED raporunun yetersiz olduğu, gürültü kirliliğinin önemsenmediği, ... ve ...'den hissedilen gürültü kirliliğinin her geçen gün arttığı, gece saatlerinde ciddi kirlilik oluşmasına neden olduğu, hal böyle iken dava konusu işletme ile yeni titreşim ve gürültü kaynaklarının yapacağı etkinin nasıl giderileceğinin belli olmadığı, yenilebilir enerji planlamasından vazgeçildiği, İzmir Büyükşehir Belediyesinin plan onayında "yenilenebilir enerji alanı" olarak lekelenen bu bölge de kömür yakıtlı termik santrale izin verilmesinin, yenilenebilir enerjiden vazgeçmek anlamına geldiği, bölge rüzgâr, jeotermal ve güneş enerji potansiyeli bakımından bu kadar değerli iken, termik santrale izin verilmesinin Ege Bölgesi için sonun başlangıcı olacağı, bölge turizminin büyük zarar göreceği, coğrafi olarak ... mevkii doğal bir ayraç gibi ortada dururken, sanayi alanının bu tepeyi aşarak Foça'yı tehdit etmesinin de önlenemeyeceği ve tesisin bölgenin turizmini bitireceği, kullanılan kömürün uranyum ve thoryumpartikülleri sayesinde, nükleer santral yakınında oturanlardan daha çok radyasyona maruz kalmasına yol açacağı, kömür yakıtlı termik santrallerin yarattığı en önemli sorunlardan birisinin de ortaya çıkan karbondioksit (CO2) gazının "sera etkisi" nedeniyle yarattığı küresel iklim değişikliği olduğu dava konusu işletmenin, küresel iklim değişikliği üzerindeki etkilerinin çok büyük olacağı ileri sürülmüştür. Savunmada, • Daha önce ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, Aliağa İlçesi, ... Mahallesinde bulunan cüruf depolama alanlarının çevre düzeni planının onayı öncesinde imar planları ile onaylandığı ve söz konusu onaylı imar planları çerçevesinde dava konusu çevre düzeni planına aktarıldığı, bu çerçevede çevre düzeni planında gerek orman alanlarının gerekse zeytinlik sahaların kaldırılmasına yönelik bir kararın üretilmediği belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda; Bu konuda değerlendirmelere yer verilmemiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede; Dava konusu planın plan notlarının 8.7.6 sayılı maddesinde, zeytinlik alanlarda 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerinin geçerli olduğu belirtilmiş olup anılan plan notu olmasa bile bu alanlarda anılan Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin uygulanması zorunludur. Söz konusu alanlarda mevzuatın izin verdiği faaliyetlerin yapılabileceği açık olduğundan davacının zeytinlik sahaların zarar göreceğine ilişkin genel itirazlarında isabet görülmemiştir. Diğer taraftan davacının, cüruf depolama ve termik santral alanlarına ilişkin itirazlarına yönelik değerlendirme bir önceki itiraza ilişkin değerlendirme kısmında yapılmıştır. Buna ilaveten davacının planlama alanında somut olarak aykırılıklar bulunduğunu ileri sürdüğü bir alansal yer seçimi kararı olmaksızın genel olarak tüm alanlara yönelik itirazının değerlendirilmesine imkan bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde; • İlçenin; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında doğal, arkeolojik, tarihi, kentsel ve kentsel-arkeolojik sit alanlarına sahip olmanın yanı sıra, 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik öneme haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli görülerek özel çevre koruma bölgesi ilan edilen ayrıca, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri dahilinde kanun koyucu tarafından "özel imar rejimine tabi alan" olarak belirlenen bir alan olduğu, • 5000 yıllık bir geçmişe sahip Foça'nın tarihi değerlerinin günışığına çıkarılarak, Antik Phokaia Kentinin ve tarihi dokusunun tüm insanlığa tanıtılması hedefi ile hazırlık çalışmaları devam etmekte olan stratejik planda bir çok projeye yer verildiği ve bu projeler arasında "Foça Sağlık Yaşam Üssü" olarak isimlendirilen ve dilekçe ekinde sunulan planlama raporunda detaylı olarak izah edilen dünyanın en büyük sağlık tesislerinden birini tesis etmenin de yer aldığı, • Bu doğrultuda hem İzmir'in EXPO adaylığındaki "herkes için sağlık" temasına ve yerelde kalkınma hedefine hem de ülkemizin sağlık turizminden beklentisini karşılamak için, iklim özellikleri, coğrafi konumu ve ulaşım gibi eşsiz özelliklere sahip olan Foça ilçesinin, bu büyük proje için ihtiyaç duyulan alansal büyüklüğü ve ilgili altyapı kriterlerini fazlasıyla sağlayan verimli kullanım sahasının yer seçimi yapıldığı, • Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin gerek planlar dâhilinde uygun olmayan plan kararları üretmesi, gerekse bünyesinde plan esaslarına aykırılıklar taşıması sebepleri ile birlikte çevre düzeni plan değişikliğinin ekolojik kararların bir arada düşünülmesine olanak veren ve strateji ve politika oluşturan bir plan niteliğinde bulunmadığı, veri tabanını doğru yansıtmadığı, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik, hedef, ilke ve strateji üretmediği, bir strateji planından daha çok, alt ölçekli planların konusuna girebilecek alanların plana yansıtıldığı görüldüğünden anılan planın bu açıdan mevzuata uygun olmaması nedeniyle planlama ilkelerine ve şehircilik esaslarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Savunmada, • Davacının talebinin, dava dilekçesinin diğer kısımlarında yer alan iddialarla çelişen bir planlama talebi olduğu, dava dilekçesinde çok sayıda maddede orman alanları ve tarım arazilerinin yapılaşmaya açıldığı iddia edilirken, bu konuya ilişkin Foça Belediye Başkanlığının 28/09/2015 tarih ve 3933 sayılı yazısı ile çevre düzeni planının 7.26 genel hükmü kapsamında çevre düzeni planında değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli plan kararlarıyla sağlık tesisi yapılmasına yönelik görüş talep edildiği, konuya ilişkin cevabi yazıda özetle; çevre düzeni planının 7.26 genel hükmünün kent ve mahalle ölçeğinde sağlık tesislerinin çevre düzeni planında değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlarda belirlenmesi amacıyla düzenlendiği, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan kararlarını ve planlama bütünlüğünü değiştirecek nitelikte bölgesel ve ulusal ölçekteki sağlık kampüslerinin çevre düzeni planının 7.26 plan hükmü kapsamında sonuçlandırılmasının çevre düzeni planının ilke ve esaslarına uygun olmadığının belirtildiği, bununla birlikte günümüze kadar söz konusu tesise ilişkin ilgili kurum ve kuruluş görüşlerini ve yapılması planlanan tesisin altyapı etkilerini içeren çevre düzeni planı değişikliğinin Genel Müdürlüğe sunulmadığından konuya ilişkin teknik değerlendirme yapılmadığı, ayrıca ekte yer alan uydu görüntüsü incelendiğinde sağlık tesis yapılmak istenilen alanın orman dokusu içerisinde olduğu belirtilmektedir. Bilirkişi raporunda; • "Dava dilekçesinde Foça Sağlık Yaşam Üssünün kurulacağı bölgenin tarım alanı ve orman alanı lejantından çıkarılması gerektiği; Belediyenin Stratejik Planında bir çok projeye yer verildiği ve bu projeler arasında "Foça Sağlık Yaşam Üssü" olarak isimlendirilen ve dünyanın en büyük sağlık tesislerinden birini tesis etmenin de yer aldığı; bu doğrultuda hem İzmir'in EXPO adaylığındaki "herkes için sağlık" temasına ve yerelde kalkınma hedefine hem de Ülkemizin sağlık turizminden beklentisini karşılamak için, iklim özellikleri, coğrafi konumu ve ulaşım gibi eşsiz özelliklere sahip olan Foça ilçesinin, bu büyük proje için ihtiyaç duyulan alansal büyüklüğü ve ilgili altyapı kriterlerini fazlasıyla sağlayan verimli kullanım sahasının yer seçimi yapıldığı belirtilmektedir. • Davalı idare ise, bu talebin dava dilekçesinin diğer kısımlarında yer alan iddialarla çelişen bir planlama talebi olduğunu; Çevre Düzeni Planının 7.26 genel hükmünde kent ve mahalle ölçeğindeki sağlık tesislerinin çevre düzeni planına gerek olmaksızın alt ölçekli planlarda belirlenmesi düzenlenmiş olup; çevre düzeni planının plan bütünlüğünü değiştirecek nitelikte bölgesel ve ulusal ölçekteki sağlık kampüslerinin söz konusu hüküm kapsamında sonuçlandırılması çevre düzeni planının ilke ve esaslarına uygun olmadığı; ayrıca uydu görüntüsü incelendiğinde, sağlık tesisi yapılmak istenen alanın orman dokusu içinde yer aldığının görülebildiği belirtilmektedir. • Dava konusu planda, plan notlarında ve plan hükümlerinde de "Foça Sağlık Yaşam Üssü" ile ilgili herhangi bir karar, hüküm veya plan notu bulunmamaktadır. Aynı durum 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı için de geçerlidir. Dolayısıyla Bilirkişi kurulumuzun Foça sağlık yaşam üssünün kurulacağı, ... mevkii ... ada ... parsel ile ilgili bir değerlendirme yapması anlamlı değildir. Bununla birlikte herhangi bir yerde “orman alanı” sınırlarının değiştirilmesi ancak 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yapılabilir. Dolayısıyla dava konusu çevre düzeni planı ile bu tür bir sınır değişikliğinin yapılması imar mevzuatına aykırı bir işlem olacaktır. Ayrıca önerilen değişikliğin parsel bazında bir değişiklik olduğu göz önünde bulundurulduğunda Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin genel planlama esaslarına ilişkin 7. maddesinin (d) bendinde yer alan "Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ile nazım imar planları üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz." hükmü doğrultusunda bu tür bir değişikliğin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının konusu olamayacağı ortaya çıkmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede; Öncelikle dava konusu planda Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının gösterildiği görülmüştür. Plan notlarının 7.6 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mülga Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından onaylanmış olan çevre düzeni planlarının kararlarının geçerli olduğu düzenlenmiş, plan açıklama raporunun 4.6.2.4 sayılı maddesinde, planlama bölgesi içinde var olan tek "özel çevre koruma bölgesi", Foça İlçe Merkezi ile bu alanda yer alan adaları içine alan, kıyı ve deniz alanlarını kapsayan bölge olduğu, bölgenin Akdeniz Foku'nun doğal yaşam alanı olduğunda özel çevre koruma bölgesi ilan edildiği, Özel çevre koruma bölgesi sınırlarının plana aktarıldığı, alan içinde var olan kullanım ve koruma kararlarına da planda yer verildiği, özel çevre koruma bölgesi sınırları içinde alt ölçekli plan kararlarının ve bu planlara göre uygulama kurallarının Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından belirleneceğine dair kararın da plan hükümleri arasında yer aldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla dava konusu planda bu sınırlara yönelik bir sorun olmadığı gibi bu alanlarda alınmış kullanım ve koruma kararlarının geçerli olduğu açıktır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Davacı ise parsel bazında bir değişiklik talep etmektedir. Bu nedenle davacının talebi alt ölçekli planlama çalışmaları doğrultusunda imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olduğundan dava konusu planın ölçeği gereği düzenlenemeyecek bir konudur. Öte yandan, plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi planda orman olarak gösterilmekle beraber statüsü orman olmayan alanların orman olarak kullanılamayacağı, imar planlarının yapımı sırasında orman alanı sınırlarının orman kadastro sınırları esas alınarak belirleneceği ve ilgili kurum görüşünün alınmasının şart olduğu, tarım arazileri için ise 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılabileceği açıktır. Bu nedenle dava konusu planda kurum görüşleri doğrultusunda genel olarak gösterilen orman alanı ve tarım alanının kaldırılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu bakımdan, itiraz konusu düzenlemede çevre düzeni planı ilke ve esasları ile plan yapım yöntemlerine aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Keşif ve bilirkişi giderleri için Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yatırılan ... TL avanstan harcanan ... TL'nin davacıdan alınarak Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne tebliğine, keşif avansından artan kısmın Hazine ve Maliye Bakanlığı'na iadesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 18/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.