DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3066 E. , 2024/3427 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3066 Karar No : 2024/3427 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kurulu VEKİLİ :Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ :Av. ... İSTEMİN KONUSU:Danıştay Beşinci Dairesinin 11/03/2022 tarih ve E:2016/57701, K:2022/893 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3066 E. , 2024/3427 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3066 Karar No : 2024/3427 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kurulu VEKİLİ :Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ :Av. ... İSTEMİN KONUSU:Danıştay Beşinci Dairesinin 11/03/2022 tarih ve E:2016/57701, K:2022/893 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 11/03/2022 tarih ve E:2016/57701, K:2022/893 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında "Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma'' suçlarını işlediği iddiasıyla açılan ceza soruşturması neticesinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla, anılan suçları işlediğine dair kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte ve yeterlilikte delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının 02/01/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacının unvanlı göreve atanmasına ilişkin tanık beyanları yönünden; A.K.'nın ve A.T.'nin ifadelerinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunduğuna ilişkin açık, net, görgüye ve somut bilgilere dayalı bir beyanda bulunmadıkları; A.K.'nın ifadesinde, HS(Y)K eski üyesi A.B.'nin etkisiyle ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmasının FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilere minnet duygusu besleme ihtimaline gerekçe olabileceğini belirtmek suretiyle yoruma dayalı çıkarımda bulunduğu, A.T.'nin ise, davacının Danıştay Tetkik Hakimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmasının örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğuna delil oluşturduğu ve davacının örgüt mensubu olduğu yönündeki S.A.'nın düşüncesini aktardığı; ayrıca dava dosyasında davacının Vergi Mahkemesi Başkanlığına FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle ve örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla atandığına ilişkin somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, davacının unvanlı göreve atanmasına ilişkin anılan şahısların beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Davacının şüpheli sıfatı ile verdiği beyanı yönünden; davacının ifadesi incelendiğinde, bulunduğu ilde düzenli bir eğitim kurumu bulunmadığı ve diğer meslektaşları da gönderdiği için çocuğunu örgüte müzahir okula gönderdiğini beyan eden davacının bu beyanlarının, bir başka ifadeyle eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ve örgütsel amaçla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının çocuğunu örgüte müzahir okula gönderdiğine yönelik beyanı örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı anılan ifadesinde, HS(Y)K tarafından internet sitesinde yayınlanması üzerine yaptığı başvuru sonrasında mesleki ziyaret kapsamında 2012 ya da 2013 yılında 1 hafta süreyle Romanya Devletine gönderildiğini belirttiği, davacının bu beyanlarının aksini ve örgütle bağlantısı ile örgütsel amaçlar gözetilerek söz konusu görevlendirmenin yapıldığını ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının HS(Y)K tarafından bir hafta süreyle Romanya'ya gönderildiğine yönelik beyanı örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı yine söz konusu ifadesinde, HS(Y)K seçimlerinde seçim günü oyunu kullandıktan sonra sonuçlar belli olana kadar beklediğini beyan etmiş ise de, davacının seçimlerde örgütün sözde "bağımsız" adaylarını desteklediğini, onlar lehine seçim çalışması yürüttüğünü, seçimde örgüt adına/lehine sandık müşahitliği yaptığını ya da örgütsel herhangi bir faaliyette bulunduğunu ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idare tarafından da dava dosyasına sunulmadığı görüldüğünden, salt seçim sonuçları belli olana kadar beklediği yönündeki beyanının örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Davacının bahse konu ifadesinde yer alan; oğlu örgüte müzahir okula gittiği sırada kendilerine okulun ücretini ödemek için (Bank Asya) bankamatik kartı verdikleri, bankamatik aracılığıyla okul ücretini ödedikleri, daha sonra okulun ödemesi bitince kartı ve hesabı iptal ettirdiği hususları davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatı noktasında incelendiğinde; kararda yer verilen Bank Asya ile ilgili tespit ve değerlendirmeler, davalı idarenin iddiaları, davacının şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesi, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan tespitler ve dava dosyasındaki diğer bilgi ve belgeler birlikte incelendiğinde; dosya kapsamında davacıya ait herhangi bir hesap dökümünün bulunmadığı, davacının örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan anılan Banka'nın mali durumuna destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı sonrasında Banka'ya para yatırma işlemi gerçekleştirdiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı ve okul ücretini ödemek için Bank Asya'nın bankamatik kartı verdiğini, bankamatik aracılığıyla okul ücretini ödediklerini, daha sonra okulun ödemesi bitince kartı ve hesabı iptal ettirdiğini beyan eden davacının, bu beyanının aksini ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden, davacının Bank Asya kredi kartı aracılığıyla okul taksidi ödemesi yaptıklarına ilişkin beyanının da örgütle irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Atama kararına HS(Y)K eski üyesi T.G.'nin muhalif kalması hususu yönünden, davacının ... Vergi Mahkemesi Başkanlığından ... Vergi Mahkemesi Üyeliğine atanmasına yönelik kararda, Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu eski Üyesi T.G.'nin örgütsel dayanışma içerisinde ve örgütsel saiklerle hareket ederek muhalif kaldığına yönelik olarak dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacıya sicil notu olarak 80 puan (Beklenenin Üstünde) verilmesi hususu yönünden, davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle 80 puan verildiğine dair iddianın soyut nitelikteki bir iddiadan ibaret olup somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, HTS Raporu yönünden, söz konusu raporun ve davacının yaptığı iddia edilen görüşmelere ilişkin somut bir tespit ya da bilgi ve belgenin davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı gibi, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda yer alan tespit ve değerlendirmeler de dikkate alındığında, davacının haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kapsamında soruşturma yürütülen birkısım kişilerle görüşmesinin bulunması iddiasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkındaki Ankesör/Büfe Sorgu Raporu yönünden, Ankesör/Büfe Sorgu Raporu'nun incelenmesinden, davacı adına kayıtlı olan GSM hattına ilişkin aranma kaydı bulunmakta ise de, bu arama kaydına yönelik olarak davacının beyanlarının aksini ortaya koyabilecek dosyada bir bilgi ya da belge bulunmadığı gibi Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 11/06/2021 tarihli yazısı ve ekindeki İstihbarat Başkanlığı yazısında ... ve... numaralı GSM hatlarının davacı tarafından kullanılmadığının değerlendirildiği görüldüğünden, davacının örgütün örgütsel amaçlı haberleşme metotlarından olan “ankesörlü/sabit hatlardan aranma” gizli iletişim sistemine dahil olmadığı sonucuna varıldığı; netice itibarıyla, davacının örgütün örgütsel amaçlı haberleşme metotlarından olan “ankesörlü/sabit hatlardan aranma” gizli iletişim sistemine dahil olduğuna ilişkin iddianın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 12/04/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının; meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle, Dava konusu kararların iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Daire, kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağı kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu; davacının çocuğunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı okulda eğitim görmesi hususunda sadece davacının beyanının esas alındığı, davacının, eşinin itirazına rağmen, bilerek ve isteyerek örgüte ait bir okula çocuğunu göndermesinin ve bu amaca yönelik olarak örgüte ait Bankasya'da hesap açtırmasının, bulunduğu ilde FETÖ'ye ait bu okuldan başka düzenli bir eğitim kurumu olmadığı şeklindeki mazeretinin "eğitim saiki" olarak değerlendirilemeyeceği; davacının geçmişe dönük iletişim trafiği (HTS) kayıtlarının taraflarınca dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının doğru olmadığı, adli yargı mercilerinin bu konudaki tespitlerinin iptal kararına dayanak yapılmasının da hukuka aykırı olduğu; davacıya emsallerine nazaran yüksek teftiş notu (80) verilmesinin, söz konusu belgeyi düzenleyen müfettişlerden Ş.D.'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak/irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmış olmasına rağmen örgütsel saiklerle verildiğini ispatlayacak bir bilgi ve belge olmadığından dikkate alınmamasının hukuka uygun olmadığı; "ankesörlü/sabit hatlardan aranma" gizli iletişim sistemine dahil olmadığı sonucuna varılmasında hukuka uyarlık bulunmadığı, ayrıca, salt davacının beyanının esas alınarak ve söz konusu hattın davacı ile hiç alakası bulunmayan biri tarafından değil, eşinin kullanımında olması durumunun göz ardı edilmesinin hatalı olduğu; davacının, örgütün yargı teşkilatında etkin olduğu dönemde kıdemine ve emsallerine nazaran unvanlı göreve getirilmesinin makul açıklaması yokken bu hususun tesadüfi veya rutin bir atamaymış gibi delil olarak kabul edilmemesinin isabetsiz olduğu, davacının bu görevden alınmasına dair karara, hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğine dair soruşturma bulunan eski HS(Y)K üyesinin muhalif kalmasının, bu üyenin FETÖ üyesi veya iltisaklısı olanlar hariç hâkim ve savcıların ünvanlı görevlerden alınmasıyla ilgili kararlarda muhalif kalmaması gözönüne alındığında gerekçenin dayanaksız kaldığı; davacının o yıllarda neredeyse hiçbir hâkim ve savcının yararlanamadığı, hatta haberinin dahi olmadığı yurt dışı gezisi imkânından faydalandırılmasının; o dönemde yurt dışına dil eğitimi veya gezi maksadıyla gönderilen kişilerin neredeyse tamamının örgüt ile iltisaklı kişilerden oluşturulmaya gayret gösterildiği hususları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği; davacının yoksun kaldığı mali haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:Davacı tarafından, temyiz dilekçesine cevap verilmemiş, 13/11/2024 tarihli Kurulumuz ara kararı ekinde tebliğ edilen bilgi ve belgelere cevaben; kendisini teftiş edip yüksek not veren kıdemli müfettişin halen görevde olduğu, terfilerinin birbiriyle tutarlı olduğu; B olan terfisiyle ilgili olarak; ilgili dönemde terfileri veren Danıştay Daire Başkanının bir veya iki kişi dışında tüm hakimlere B terfi verdiği, bu durumun herkes tarafından bilindiği, HTS kayıtları yönünden ilgili kişilerin birlikte görev yaptığı meslektaşları olduğu, görüşmelerinin yalnızca işle ilgili olduğu, Kurul üyesi A.B ile yapılan görüşmelerde anılan kişinin kendisini defalarca arayarak, ilgileniyormuş gibi davrandığı, bu kişiyle irtibatı olmadığı, bu kişiyi kendisinin aramadığı, Kurul üyesinin telefonunu açmamanın teamüllere aykırı olduğu belirtilmiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 13/07/2023 tarihli ara kararına davalı idarece, 13/11/2024 tarihli ara kararına davacı tarafından verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacı hakkında "Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma'' suçlarını işlediği iddiasıyla açılan ceza soruşturması neticesinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:...sayılı kararıyla, anılan suçları işlediğine dair kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte ve yeterlilikte delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan incelemede, bu kararın kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun ...tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Davalı idarenin dosyaya sunduğu davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden, ... sicil numarasıyla ve son olarak Vergi Mahkemesi Üyesi unvanıyla görev yapan davacının, 21/04/2003 tarihinde İdari Yargı Hâkim Adayı olarak göreve başladığı, sırasıyla 18/07/2005-27/10/2005 tarihleri arasında ... İdare Mahkemesi Üyesi, 27/10/2005-15/03/2012 tarihleri arasında Danıştay Tetkik Hâkimi, 15/03/2012-03/07/2014 tarihleri arasında ... Vergi Mahkemesi Başkanı, 03/07/2014-13/02/2015 tarihleri arasında ... Vergi Mahkemesi Üyesi ve 13/02/2015-... tarihleri arasında ... Vergi Mahkemesi Üyesi olarak görev yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.K.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 08/03/2018 tarihli tanık ifade tutanağında; "Şu an Anayasa Mahkemesi Raportörü olarak görev yapmaktayım. ...’ı dönem arkadaşı olmamız sebebiyle tanıyorum. Staj esnasında henüz mesleğe kabul kararı verilmemiş iken hatırladığım kadarıyla 2004 yılında ...’ın düğünü vardı ben de davetliydim. O dönem başörtüsü problemi vardı. Bu konuda ciddi bir endişe vardı muhafazakar insanlarda. Bu şartlar altında ...’nın tesettürlü biriyle evlendiğine şahit oldum. Kişisel kanaatim o dönem FETÖ’yle irtibatlı olsaydı bu evliliğin örgüt tarafından kesinlikle onaylanmayacağını düşünüyorum. Daha sonra ... 2012 yılında A.B.’nin etkisiyle ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmıştı bu sebepten FETÖ/PDY irtibatlı kişilere minnet duygusu beslemiş olabilir. 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde kendisiyle bir konuşmamız olmadı. Bu sebepten kendisinin seçimlerde nasıl bir tavır sergilediğini bilmiyorum. Bu hususlar dışında ...’ın FETÖ/PDY örgütüne irtibatı iltisakı olup olmadığına dair bir bilgi sahibi değilim."; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.T.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 28/02/2018 tarihli tanık ifade tutanağında; "Şu an ... İdare Mahkemesi Başkanı olarak görev yapmaktayım. ...'ı dönem arkadaşı olmamız sebebiyle tanıyorum. Hatırladığım kadarıyla 2004 yılında ...'ın düğünü vardı ben de davetliydim, düğünü ... Parkı içerisinde bulunan ... Düğün Salonundaydı. O dönem yedi kişilik HSYK'nın olduğu dönemdi, biz de mesleğe kabul aşamasındaydık ve büyük bir endişe taşıyorduk çünkü muhafazakârlara karşı büyük tepki vardı. Bu şartlar altmda ...'ın tesettürlü biriyle evlendiğine şahit oldum. Adı geçen o dönem FETÖ'yle irtibatlı olsaydı bu evliliğin örgüt tarafından kesinlikle onaylanmayacağını düşünüyorum. ... 2012 yılında ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmıştı, daha sonra yanlış hatırlamıyorum 2014 yılında bu görevden alınarak ... Vergi Mahkemesi üyeliğine atandı, bu görevden almaya karşı tepkili olduğunu biliyorum ancak 2014 HSYK seçimlerinde kime oy kullandığını bilmiyorum. Bundan yaklaşık iki hafta önce ... İdare Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan S.A.'yı iadeyi ziyarete gittiğimde, başkanın ...'ta ... ile birlikte çalıştığını bildiğimden ilgilinin nasıl biri olduğunu sorduğumda, bana paralel yapı mensubu olduğunu düşündüğünü söyledi, ...'ın paralel yapının etkin olduğu dönemde Danıştay Tetkik Hakimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanı olarak atanmasının paralel yapıyla irtibatlı ve iltisaklı olduğuna delil oluşturduğunu beyan etti, bu konuda ilgilinin de bilgisine başvurulabileceğini düşünüyorum." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.A.'ya ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 16/03/2018 tarihli tanık ifade tutanağında; "Halen ... İdare Mahkemesi Başkanı olarak görev yapmaktayım. 2011 yılı ocak ayında ... Bölge İdare Mahkemesi üyeliğine atandım. ... hatırladığım kadarıyla 2012 Yaz Kararnamesiyle Danıştay Tetkik Hakimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atandı. Kendisiyle tanışmamız bu suretle oldu. O dönem Danıştay Tetkik Hakimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanması bizde soru işareti bıraktı. Çünkü Danıştay Tetkik Hakimliğinden Mahkeme Başkanı olmak teamüllere aykırıydı. Bu husus dışında ...'ın FETÖ/PDY örgütüyle irtibatına veya iltisakına dair somut bilgi sahibi değilim. 2014 yılı HSYK seçimlerinde de aynı yerde görev yapmamamız sebebiyle seçimdeki tavırlarını da bilmiyorum." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur. Davacı, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "... Sadece oğlum A.B.'yi ...’da düzenli bir eğitim kurumu olmadığı için ve diğer meslektaşlarda gönderdiği için bu kansız örgütün okuluna göndermek zorunda kaldım. Hatta eşim bu cemaate başından beri karşı olduğu için çocuğu bu gurubun okuluna göndermemiz konusunda beni uyarmıştı. Ancak başka uygun olmadığı için göndermek zorunda kaldık. ... Yukarıda belirttiğim şekilde oğlum A.'yı ...’taki Cemaate ait okula gittiği sırada bize okulun ücretini ödemek için bankamatik kartı vermişlerdi, bankamatik aracılığı ile okul ücretini ödüyorduk. Daha sonra okulun ödemesi bitince kartı ve hesabı iptal ettirdim. ... 2005 yılında İstanbul İdare Mahkemesine kura ile atandım. Aynı hafta geçici görevle Danıştay Tetkik Hakimliğine atandım. 2012 yılı Ocak ayına kadar Danıştay Tetkik Hakimi olarak görev yaptım. Danıştay'da Vergi Dairesindeki işlere baktım. 2012 Mart ayında ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atandım. Vergi Mahkemesi Başkanlığı unvanlı bir görevdir. Ancak çalıştığım bölge tercih edilmeyen bir yerdir. ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmam sırasında beri re'sen bu göreve atayacaklarını söylediler ve benden bir dilekçe istediler. 2014 kararnamesi ile şahsıma atılan iftira sebebi ile ... Vergi Mahkemesine düz hakim olarak atandım. 6 ay süre ile ... Vergi Mahkemesinde çalıştım ancak HSYK ile yaptığım görüşmeler ve üzerime iftira atıldığını belirterek ilk mazeret kararnamesi ile ... Vergi Mahkemesi üyeliğine atandım. Daha sonra da Yüksek Kurul vergi mevzuatını bilen hakime ihtiyacımız var diyerek beni en son 2016 yaz kararnamesi ile ... Bölge İdare Mahkemesi Üyeliğine atadılar. BİM'e atanmam sırasında kesinlikle talebim olmadı. ... Mesleki ziyaret kapsamında 2012 yada 2013 yılında 1 hafta süre ile HSYK tarafından Romanya Devletine gönderildim. Kurul internet sitesinde yayınlamıştı, bende başvurumu yaptım, yabancı dil bildiğim için bilgi ve görgümü artırmak için gittim. Ben Almanya , Fransa ve Portekiz'i tercih etmiştim. Ancak bana Romanya çıktı. ... HSYK seçimlerinde ortalıkta 2 liste dolaşıyordu, benimde herkes gibi bu iki listeden de haberim vardır. Zaten adaylar adliyeleri dolaşıyorlardı. Ben hiçbir adayın lehine çalışmadım. Bu kapsamda hakim savcı ziyaretinde bulunmadım. Bağımsız adaylara nezaret etmedim. HSYK adaylarından H.K.'yi çok iyi tanırım. O da beni çok iyi tanır. Nasıl bir kişiliğe sahip olduğum H.K.'ye sorulabilir. Benim hakkımda herhangi bir olumsuz kanaati olduğunu düşünmüyorum. Bağımsız olarak belirtilen adaylardan A.B.'yi de Danıştay'da farklı dairelerde çalıştığımız için tanırım. Samimiyetim yoktur. Sadece herhangi bir karşılaşmam sırasında nezaketen merhabalaşırız. ... Seçim günü oyumu kullandıktan sonra bende sonuçlar belli olana kadar bekledim. Ancak herhangi bir görüntü kaydı almadım..." şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Davalı idare tarafından, "Davacının ... Vergi Mahkemesi Başkanlığından ... Vergi Mahkemesi Üyeliğine atanmasına yönelik karara FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen Kurul eski Üyesi T.G.'nin örgütsel dayanışma içerisinde hareket ederek muhalif kalması" ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HS(Y)K'da etkin oldukları dönemde davacıya sicil notu olarak 2012 yılında 80 puan verilmiş olduğu hususları ileri sürülmüştür. Davacı hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararda da yer verilen, HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen ve 13/07/2023 tarihli ara kararımız üzerine dosyaya dahil edilen rapora göre, davacının kullandığı telefon ile 01/06/2014-21/07/2016 tarihleri arasındaki dönemde, haklarında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında soruşturma yürütülen ve meslekten çıkarma kararı verilen, yargı mensupları ve eski HSYK üyesi A.B. ile çok sayıda görüşmesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Tanık A.K., davacının 2004 yılındaki evliliğini ve bu durumun o dönem için FETÖ ile irtibatlı olmadığını düşündürdüğüne yönelik dair şahsi kanaatini ifade etmiştir. Ancak bu tanık, aynı zamanda davacının 2012 yılında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen Kurul eski Üyesi A.B.’nin etkisiyle ... Vergi Mahkemesi Başkanlığı görevine atanmış olabileceği yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur. Tanık A.T. de benzer yolda ifadeler vermiş ve davacının ... Vergi Mahkemesi Başkanlığı görevine atanmasının “paralel yapı” ile irtibatlı ve iltisakı nedeniyle olduğu yolundaki diğer tanık S.A.'dan duyduğu ifadeleri aktarmıştır. Tanık S.A. ise, davacının Danıştay Tetkik Hâkimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmasının teamüllere aykırı olduğunu vurgulamıştır. Tanık ifadelerinin ve davacıya ait hizmet belgesinin birlikte değerlendirilmesinden, ilk derece mahkeme tecrübesi bulunmadığı anlaşılan davacının, Danıştay Tetkik Hâkimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanma sürecinde teamül dışına çıkıldığını göstermesi açısından tanık ifadeleri önem arz etmektedir. Davacı, Mahkeme Başkanlığa atanma sürecine yönelik bir takım açıklamalarda bulunsa da, tanıkların ileri sürdüğü iddialar hakkında açıklayıcı herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Dolayısıyla, anılan örgütün HSK’da etkin olduğu 2012 yılında, teamüller göz ardı edilmek suretiyle gerçekleşen, davacının Danıştay Tetkik Hâkimliğinden ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanmasına ilişkin tanık ifadelerinin, kişisel kanaatlerden öte, davacının anılan örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğuna işaret ettiği değerlendirilmiştir. Öte yandan, davacı hakkındaki HTS analiz raporu ise, davacının kullandığı telefon ile 01/06/2014-21/07/2016 tarihleri arasındaki dönemde, örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılan -tanık A.K.’nin, davacının ... Vergi Mahkemesi Başkanlığı’na atanmasında etkili olduğunu belirttiği; davacının ise kendisiyle samimiyeti olmadığını ifade ettiği- eski HSYK üyesi A.B. ile 23 kez olmak üzere, birçok yargı mensubuyla yoğun iletişim içinde olduğunu göstermektedir. Bu görüşmelerin mesleki sınırları aşan sayı ve yoğunlukta olması, davacının anılan örgütle irtibat ve iltisak hâlinde olduğunu göstermektedir. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacının 2012 yılında teamüllere aykırı olarak ... Vergi Mahkemesi Başkanlığına atanması hususu, tanıkların bu atamaya yönelik ifadeleri, davacının, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılan yargı mensuplarıyla yoğun iletişim kurduğunu ortaya koyan HTS raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu sonucuna varılmış, davacıyla ilgili aktarılan diğer bilgi ve belgelerin de bu durumu destekleyici mahiyette olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararlarının iptali, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle, dava konusu kararların iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 11/03/2022 tarih ve E:2016/57701, K:2022/893 sayılı kararının BOZULMASINA, 3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 18/12/2024 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.