Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında yargılama yapılarak ceza verilmesinin başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını, yaptığı açıklama ve paylaşımlar gerekçe gösterilerek terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasının ise ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında yargılama yapılarak ceza verilmesinin başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını, yaptığı açıklama ve paylaşımlar gerekçe gösterilerek terör örgütünün propagandasını yapma suçundan cezalandırılmasının ise ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvuru 1/12/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. İkinci Bölüm 25/5/2022 tarihli toplantıda başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Somut Olaya İlişkin Bilgiler Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde yapılan seçimlerde Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Şırnak milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde işlediği iddia edilen bazı suçlara ilişkin olarak farklı Cumhuriyet başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle beş ayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda bu yönde değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718 sayılı Kanun'un maddesiyle Anayasa'ya geçici madde eklenmiştir. Söz konusu Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla maddede sayılan mercilere intikal etmiş dosyalar hakkında Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmayacaktır. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama donulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki yukarıda anılan beş ayrı fezlekeye konu olan soruşturma dosyaları Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında "gereğinin takdir ve ifası için" Şırnak, Midyat, Silopi ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmiştir. Midyat, Silopi ve Cizre Cumhuriyet Başsavcılıkları başvurucu hakkındaki soruşturma dosyalarını, isnat edilen suçların Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının görevi kapsamında olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek ya da fezleke düzenleyerek Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, kendisine gelen ve/veya uhdesinde bulunan soruşturma dosyalarını "gerek tarafları gerekse de yapılan soruşturmaların niteliği ve içeriği itibari ile hukuki ve fiili irtibat bulunduğu ve usul ekonomisi açısından... soruşturmanın birlikte yürütülmesinin gerektiği" gerekçesiyle birleştirmiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 3/11/2016 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla gözaltına alınmasına karar vermiştir. Bu kapsamda başvurucu, İstanbul'da bulunan evinde 3/11/2016 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış; 4/11/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. Başvurucunun ifadesini alan Başsavcılık 4/11/2016 tarihinde başvurucuyu tutuklanması talebiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği 4/11/2016 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Başsavcılık 18/11/2016 tarihinde iddianame düzenleyerek başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma, 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'na muhalefet suçlarından cezalandırılmasını talep etmiştir. İddianamede PKK silahlı terör örgütüne ilişkin bazı değerlendirmeler yapıldıktan sonra başvurucu hakkında daha önce düzenlenen beş ayrı fezlekede yer alan olaylar suçlamaya konu edilmiştir. Ayrıca başvurucunun hâlen dönem HDP Şırnak Milletvekili olarak görev yaptığı ancak 6718 sayılı Kanun'la Anayasa'ya eklenen geçici madde uyarınca iddianameye konu edilen eylemler yönünden yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı belirtilmiştir. Yargılamayı yürüten Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 15/2/2017 tarihinde yaptığı tutukluluk incelemesinde başvurucuyu tahliye etmiştir. Cumhuriyet savcısı bu tahliye kararına itiraz etmiş ve başvurucu, itiraz merciince 17/2/2017 tarihinde yeniden tutuklanmıştır. Mahkeme 9/6/2017 tarihli kararıyla, başvurucunun kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme yönetme ve bunların hareketlerine katılma suçundan beraatine, -değişen suç vasfına göre- terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûmiyetine, 5442 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan verilen 10 ay hapis cezasının ise ertelenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun tutukluluk hâlinin hükümle birlikte devamına karar vermiştir. Başvurucunun istinaf talebinde bulunması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 17/10/2017 tarihli kararıyla istinaf talebinin esastan reddine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, böylelikle mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir. Başvurucu, istinaf ilamından 3/11/2017 tarihinde haberdar olduğunu belirtmiş ve 1/12/2017 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır. 6/2/2018 tarihinde hakkındaki mahkûmiyet kararının TBMM Genel Kurulunda okunmasıyla başvurucunun milletvekilliği düşmüştür. Mahkûmiyet hükümleri kesinleştikten ve başvurucunun milletvekilliği düştükten sonra 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği, madde metninde belirtilen suçlar bakımından bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kararlarının temyiz edilebilmesi mümkün hâle gelmiştir. Başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmüne esas olan terör örgütünün propagandasını yapma suçu da anılan madde metninde yer almaktadır. Başvurucunun talebi üzerine Mahkeme 7/11/2019 tarihinde, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına karar vermiş ve dosyayı temyiz incelemesi yapılması için Yargıtaya gönderilmek üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine göndermiştir. Başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtay henüz bir karar vermemiştir. B. Anayasa Mahkemesine Yapılan Diğer Bireysel Başvurular Başvurucu, Anayasa Mahkemesine 29/11/2016 tarihinde de bireysel başvuruda bulunmuştur. 2016/29925 numaralı söz konusu başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle de ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi yaptığı incelemenin sonucunda (Ferhat Encu, B. No: 2016/29925, 11/6/2018) yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmediği (aynı kararda bkz. §§ 41-51), tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu (aynı kararda bkz. §§ 52-91), soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle (aynı kararda bkz. §§ 92-101) kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca -başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası kapsamında yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında- başvurucunun ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli görmemiş ve bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 102-105). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılan Başvuru Başvurucunun 21/9/2016 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvurucunun da aralarında olduğu kırk milletvekilinin başvurusunu birleştirerek verdiği Encu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 56543/16, 1/2/2022) kararında başvurucuların siyasi görüşleri nedeniyle milletvekili dokunulmazlıklarının 20/5/2016 tarihli Anayasa değişikliğiyle kaldırılması nedeniyle ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiği iddialarını incelemiştir (Encu ve diğerleri/Türkiye, §§ 1-3). AİHM 20/5/2016 tarihli Anayasa değişikliğinin öngörülebilirliğine ilişkin Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) (B. No: 14305/17, 22/12/2020) ve Kerestecioğlu Demir/Türkiye (B. No: 68136/16, 4/5/2021) kararlarında (bkz. §§ 23-25) vardığı sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum olmadığını belirterek Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Encu ve diğerleri/Türkiye, §§ 9-14). Yine başvurucunun24/3/2017 tarihinde yaptığı bir diğer başvuru üzerine AİHM, başvurucunun da aralarında olduğu on iki milletvekilinin başvurusunu birleştirerek verdiği Yüksekdağ Şenoğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No: 14332/17, 8/11/2022) kararında başvurucu hakkında verilen tutuklama tedbiri ve eldeki başvuruda şikâyete konu edilen yargılamalar nedeniyle başvurucunun ifade özgürlüğünün, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, serbest seçim hakkının ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesiyle birlikte maddesinin ihlal edildiği şikâyetlerini incelemiştir. AİHM genel olarak Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) kararı (bkz. §§ 23, 24) ile benzer şekilde yukarıda anılan hakların ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Yüksekdağ Şenoğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 489-640). AİHM; Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) kararında, milletvekili olan başvurucunun 20/5/2016 tarihli Anayasa değişikliği doğrultusunda yasama dokunulmazlığının kaldırılması, tutuklanması, tutukluluğunun devam ettirilmesi ve başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamaları nedeniyle başvurucunun çeşitli haklarının ihlal edildiğine dair şikâyetleri incelemiştir. AİHM, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği şikâyeti hakkında yaptığı incelemede 20/5/2016 tarihli Anayasa değişikliklerinin ilgili milletvekillerinin makul şekilde öngöremeyeceği bir durum yarattığını belirtmiştir. Bu nedenle müdahalenin öngörülebilirlik şartını sağlamadığı ve başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunla öngörülmediği sonucuna ulaşmış, Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2), §§ 250-282). Aynı kararında AİHM (Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2)) milletvekili olan başvurucunun tutuklanması nedeniyle serbest seçim hakkının ihlal edildiği şikâyetini de incelemiştir. AİHM, Sözleşme'nin maddesi ile Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün maddesinin birbiriyle ilişkili olduğunu ve birbirini güçlendirecek şekilde işlev gördüğünü belirterek bir milletvekilinin tutukluluk hâlinin Sözleşme'nin maddesiyle uyumlu sayılamayacağı durumlarda Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün maddesinin de ihlal edileceğini ifade etmiştir. AİHM, görev süresi boyunca milletvekili statüsünü korumasına rağmen başvurucunun tutukluluğu nedeniyle TBMM faaliyetlerine katılmasının fiilen imkânsız olduğu gerçeğinin halkın görüşünü özgürce ifade etme hakkı ile Meclise seçilme ve orada yer alma hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiği ve Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol’ün maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2), §§ 387-397). AİHM benzer bir başvuru olan Kerestecioğlu Demir/Türkiye kararında da milletvekili olan başvurucunun 20/5/2016 tarihli Anayasa değişikliği doğrultusunda yasama dokunulmazlığının kaldırılması nedeniyle başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği şikâyetini incelemiştir. AİHM, Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) başvurusunda yaptığı değerlendirmelere atıfta bulunarak Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kerestecioğlu Demir/Türkiye, §§ 67-71).