4. Hukuk Dairesi 2009/13184 E. , 2010/10101 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... AŞ vdl aleyhine 27/05/2005 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/05/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne …
**4. Hukuk Dairesi 2009/13184 E. , 2010/10101 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... AŞ vdl aleyhine 27/05/2005 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/05/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Yerel mahkemece, eleştiri sınırlarını aşan yayın içeriğinin, hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dava konusu yayında, davacının yöneticisi olduğu otel arazisi içerisinde yer alan bir tesisin otelden kiralanıp bar olarak işletildiği sırada, yasal olmayan yöntemler kullanılarak davacı tarafından boşaltılmaya çalışıldığı anlatılmıştır. Dava dosyasına yansıyan kanıt ve belgelerden; davacı hakkında yayında anlatılan olaylar nedeniyle birden fazla soruşturma ve dava açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgi ve gelişmelere göre olay tarihinde beliren duruma göre davacının ortaya çıkan davranışlarındaki yanlışlığı belirten davalı yan, davacının bar çalışanlarına karşı çok kaba davrandığını, onlara hakaret ettiğini, mahkeme kararlarına uymadığını, tarihi değeri olan otel bahçesine zarar verdiğini anlatılmış ve davacının başka bir ülke vatandaşı olması nedeniyle kendisine özgürce çalışma olanağı sunmuş olan ülke vatandaşlarını aşağılayıcı davranışları eleştirilmiştir. Bu eleştiri sırasında kullanılan “…dağdan gelip bağdakini kovma…” sözü ise davacının kişiliğine yönelik olmayıp davranış biçiminin yanlışlığını anlatmak amacına yöneliktir. Yayın içeriğinde yapılan değerlendirmeler sırasında kullanılan sözler, olayın gösterdiği özelliklere ve anlatılmak istenen amaca uygundur. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek; olay gününde beliren görünür gerçeğe uygun olan yayının, genel anlamda eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, hukuka uygun olduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılıp istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/10/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.