(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/1271 E. , 2012/10429 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı murisi, iş kazası sonucu ölümünden ... maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşü…
**(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/1271 E. , 2012/10429 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı murisi, iş kazası sonucu ölümünden ... maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. K A R A R Dava 17.8.1999 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölüm nedenine dayalı olarak hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davacıların murisini davalı işyerinde çalışırken gerçekleşen deprem sonrasında işyeri içinde yıkılan duvarın altında kalarak öldüğü olayın iş kazası olduğu ancak meydana gelen sonuç ile işverenin davranışı orasında illiyet bağının bulunmadığı bu nedenle işverene kusur yüklenemeyeceği duvarın yapımını üstlenen dava dışı ... Şehircilik şirketini Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmeliğe aykırı davranımış olması nedeniyle olayda tamamen kusurlu olduğu davalı işverene herhangi bir kusur izafe edilemiyor olması nedeniyle davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği sorunu, öğretide ve uygulamada zaman içerisinde farklı görüş ve uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yargıtay'ın önceki kararlarında da benimsediği bir görüşe göre, işverenin bu açıdan sorumluluğu kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Sanayiinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı, modern toplum hayatının ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramına ortaya çıkarmıştır. Tehlike sorumluluğunu savunanlar işverenin özen borcunu ideal ölçüler içinde yerine getirmesi halinde dahi, meydana gelen zarardan yine de sorumlu tutulması gerektiğini savunmaktadır. Yargıtay uygulamasında, ilk kararlarda işverenin iş kazalarından ... sorumluluğunun haksız fiile dayandığını kabul etmişken, zamanla işçinin daha yararına olan akdi sorumluluk esasını benimsemiştir. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü kabul etmektedir. Tehlike sorumluluğu, en ağır bir kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede değinildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi, meydana gelen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak nitelendirilebilir. Bununla beraber belirtmek gerekir ki tehlike sorumluluğu bir "sonuç sorumluluğu" da değildir. Gerçekten zarar işletmeye özgü bir tehlikeden doğmamış, yani araya giren bir başka nedenden dolayı meydana gelmişse, işverenin bu zarardan sorumlu tutulmaması gerekir. Başka bir değişle işyerinin işletilmesi veya bundan ... tehlikeler ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı bulunmuyorsa, işverenin sorumluluğundan söz edilemez. Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi, tehlike sorumluluğunda da 3 halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir neden, zarar görenin kusuru ve 3. kişinin kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay uygulamasında illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumluluktan değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için zorunlu olduğu kabul edilmektedir. İlliyet bağının kesilmesine neden olan bu çeşitli durumların öncelikle tehlike sorumluluğu içerisinde kabul edilmesi gerekir. Çünkü kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmeyle uzaktan, yakından ilgili bulunmayan mücbir nedenlerden sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.3.1987 tarih ve 1986/9 – 722 Esas, 203 karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Somut olaya gelince:düzenlenen kusur bilirkişi raporlarında olay yerinde yapılan keşifte duvarlar arasındaki mesafenin 20 metre olduğunun anlaşıldığı bina ilk yapıldığında keşif sırasında görülen asma tavanın bulunmadığı duvardan duvara olan bölümünde betonarme bir kolon ve veya karalılık için bir betonarme düşey hatıl da bulunmadığı yıkılan duvarın binanın ilk inşası sırasında yapıldığı fabrikada benzer özellikleri bulunan ve deprem sırasında yıkılmayan duvarların işveren tarafından yıkılıp yerine yenilerinin yapıldığı, kazaya neden olan duvarın deprem tarihinde yürürlükte bulunan 1975 tarihli Afet bölgelerinde Yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelik hükümlerine uygun yapılmadığı, akslar arasında düşey hatıl bulunmadığı, söz konusu inşaatın statik ve betonarme ile çelik projelerini dava dışı ... Şehircilik Mimarlık ve Müşavirlik Limited şirketinin düzenlediği, duvarlarla ilgili bir hesaplamaya rastlanmadığı, inşaatın bu şirketin denetim ve gözetiminde yapılmış olduğu duvarlarla ilgili yönetmelik esaslarını yerine getirilmediği belirtilerek bu şirketin %100 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir. Keşif sırasında dinlenen gerek davacı gerekse davalı tanıkları deprem sonrasında fabrikanın büyük ölçüde zarar görmesine rağmen en büyük yıkımın paketleme bölümünde olduğu ve ölen işçilerinde bu paketleme bölümündeki duvarın altında kalarak öldüğünü tanıklardan ... ... 1997 yılında Mutsan isimli çelik konstriksiyon işi yapan şirkette çalıştığını o yıllarda fabrika içinde bulunan paketleme ve depo arasındaki bir duvara kolilerin geçişini sağlamak için pencere takma işini yaptığın pencere takılacak olan bölümün açık olduğunu içinden yatay bir şekilde onaltılık tabire edilen yuvarlak inşaat demirlerini geçtiğini bu inşaat demirlerini keserek çelik kasa yerleştirmek suretiyle pencere açtıklarını duvarın 10 ya da 12 metre yüksekliğinde ve biriketten yapıldığın belirtmiştir.Görüldüğü üzere davacılar murisinin, işyerinde çalışmakta iken meydana gelen depremde, yıkılan fabrika binasının enkazı altında kalarak yaşamını yitirdiği, ancak bu olayın sadece doğal afet niteliğindeki zorlayıcı bir neden olan deprem nedeniyle gerçekleşmediği , gerçekleşen zararla işyerine özgü tehlike ve meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağının varlığının söz konusu olduğu bu durumda işverenin kusursuz sorumluluğuna gidilebileceği açıkça ortadadır. İş Kanununun 77.maddesi uyarınca İşverenler İş yerinde İş Sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak araç ve gereçleri noksansız bulundurmak zorundadır. Sigortalının ölümüne neden olan duvar başlangıcında 1975 tarihli Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine uygun yapılmadığı gibi tanık ifadeleri ile de sabit olduğu üzere sonradan koli geçişini sağlamak için pencere açılmıştır. Bu durumun duvarın mukavemetini azaltacağı kuşkusuzdur.İşveren işçilerini güvenli bir ortamda çalıştırma yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.Öte yandan B.K.’nun 58.maddesi uyarınca” Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazasındaki kusurundan dolayı mesul olur .Bu cihetten dolayı kendisine mesul olan şahıslar aleyhindeki rücu ... mahfuzdur” hükmünü içermektedir. Mahkemece yapılacak iş; Yukarıda sayılan ilkeler uyarınca binanın yapımı ,bakım ve onarımıyla ilgili olarak işverenin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğine ilişkin tarafların sunacakları deliller de toplandıktan sonra işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşullar ile yönetmelik hükümleri de dikkate alınarak işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusur raporu almak, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek ve sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, olayın % 100 oranında dava dışı şirketin kusuru sonucu gerçekleştiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacıların bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07/06/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.