Ceza Genel Kurulu 2019/656 E. , 2021/324 K. Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1. maddesi uyarınca 7 yıl hapis, silahlı terör örgütüne ü…
**Ceza Genel Kurulu 2019/656 E. , 2021/324 K.** **"İçtihat Metni"** Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1. maddesi uyarınca 7 yıl hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca 10 yıl 6 ay hapis; sanık ...'nın; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ... ...'nın; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca 6 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1. maddesi uyarınca 8 yıl hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1.maddeleri uyarınca 12 yıl hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye teşebbüs etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 35/2. maddesi uyarınca 5 yıl 3 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1.maddeleri uyarınca 12 yıl hapis; sanık ...'nun; Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye teşebbüs etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 35/2. maddesi uyarınca 4 yıl 6 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1.maddeleri uyarınca 10 yıl 15 ay hapis; sanık ...'ın; Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'nun; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye teşebbüs etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1, 5/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'in; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beratine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1 maddeleri uyarınca 7 yıl 15 ay hapis; sanık ...'nın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis; sanık ...'in; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'in; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye teşebbüs etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1, 35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye teşebbüs etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1, 35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 35/2. maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık ...'nin; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmeye yardım etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1, 39/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamaya yardım etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1, 39/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis, sanık ...'ın; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'nin; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 327/1 ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5237 sayılı TCK'nın 329/1 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis; sanık ...'nin; Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından 5237 sayılı TCK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis; cezasıyla cezalandırılmalarına mahkûmiyetlere konu tüm suçlar yönünden TCK'nın 53/1-5, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; sanık ...'ın Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, Hükümete karşı suç, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; sanıklar ..., ...'in, ..., ..., ..., ..., ..., ... ...'nün ve ...'ın Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine, siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar, ...'nun, Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar ... ve ...'ın siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine; sanık ... hakkında açılan tüm kamu davalarının tefrikine; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 28.06.2019 tarih ve 1-4 sayı ile karar verilmiştir. Hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılan Türkiye Cumhuriyeti ... vekili, bir kısımı sanıklar ve bir kısım sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “temyiz talebinin reddi, onama ve bozma” istemli 25.12.2019 tarihli ve 97877 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Katılan ... vekilinin tüm sanıklar bakımından 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihli eylemlerin, siyasi ve askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunu oluşturduğu ayrıca sanıkların TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suçtan cezalandırılması gerektiğinden bahisle kararı temyiz ettiği; dilekçe içeriği itibariyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan davalara ilişkin kurulan hükümlere yönelik temyizinin bulunmadığı ayrıca sanıklar ... ve ... hakkında Hükümete karşı suçtan açılmış bir dava bulunmadığı anlaşılmış olup bu çerçevede inceleme yapılmıştır. Gerekçeli karar başlığında "Suçlar" bölümünde; "Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme" ve "Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama" yerine "silahlı terör örgütüne üye olma" suç isimlerinin yazılmaması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiştir. Bir kısım sanıklar ve bir kısım sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca sanıklar hakkında kurulan hükümlerin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ KONUSU EYLEMLERE İLİŞKİN GENEL ANLATIM 01.01.2014 TARİHLİ EYLEM 01.01.2014 tarihinde saat 15.29.57’de Antakya Köprübaşı (Limanburger ve Özsüt yakını, eski Hatay künefe binası yanı) künefeciler meydanındaki "21...." numaralı telefon kulübesinden, Hatay 156 Jandarma İmdat İhbar Merkezini arayarak, adının ... olduğunu beyan eden erkek sesli bir şahsın ihbarı üzerine, 156 ihbar merkezi görevlileri... ve.... tarafından düzenlenen ihbar kayıt formunda; ihbarın saat 15.38'de "155" polis imdat hattına, saat 15.40'da Jandarma İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'a, saat 15.42'de Jandarma Asayiş Şube Müdürüne, saat 15:44'te İl Jandarma Komutan Yardımcısına, saat 15.46'da İl Jandarma Komutanına, saat 15.48'de Jandarma KOM Şube Müdürüne, saat 15.50'de Reyhanlı İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.54'de Kumlu İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.56'da Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.58'de Antakya İlçe Jandarma Komutanına, saat 16.00'da Topboğazı ve Güzelce Jandarma Karakol Komutanlığına, bildirilmesi üzerine tüm bağlantı yolları üzerinde emniyet ve kontrol faaliyetlerine saat 16.15 itibari ile başlanıldığı, otomobilin Bölge Trafik radar ekibi tarafından Reyhanlı - Kırıkhan arasında, Yalangoz Kavşağı, Hamamat Oteli yakınında durdurulduğu ve araçlar içindeki şahısların MİT personeli olduklarını beyan ettiklerinin bildirilmesi üzerine bu durumunun sıralı olarak İstihbarat Şube Müdürüne, Asayiş Şube Müdürüne, İl Jandarma Komutan Yardımcısına, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanına saat 16.48'de iletildiği ayrıca sanık ...'ın da olay yerine intikal ettiği, saat 17:44' de ise İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'ın aranarak İl Jandarma Komutanının emri ile (1) istihbarat unsuru ile beraber Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına destek verme ve olay ile ilgili araştırma yapmak üzere Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına gitmesi hususundaki İl Jandarma Komutanı emrinin telefon ile bildirildiğinin, polis memurları olan tanık ..., ... ve...... tarafından saat 16.45'te düzenlendiği belirtilen tutanakta araçlarda bulunan şahısların MİT personeli olduklarını beyan ettiklerinin belirtildiği, 01.01.2014 tarihli ihbara ilişkin sanık ... tarafından düzenlenen ve imzalanan arama talep formunda; terör örgütleri ya da TMK'nın (mülga) 10. maddesiyle yetkili Cumhuriyet savcılarının görev alanına giren suçların işlendiğine ilişkin başka herhangi bir ibareye yer verilmeden yalnızca silah kaçakçılığı iddiasının bulunduğu, sanık ... .....imzalı arama kararı ve talebinde de herhangi bir ibareye yer verilmeksizin arama kararı verildiği, Hatay MİT Bölge Başkanlığı'nın Hatay Valiliği'ne hitaben yazdığı araçların MİT 'e ait olduğuna ilişkin 01.01.2014 tarihli yazısı üzerine Hatay Valiliğince Kırıkhan Kaymakamlığı'na hitaben yazılan, Kırıkhan Kaymakamlığınca da Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına gönderilerek, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü aracılığıyla olay yerinde bulunan sanık ...'a tebliğ edilen, durdurulan araçların MİT'e ait olduğuna ilişkin 01.01.2014 tarihli ve 92725089-889-02/01 sayılı talimat yazısında, "Muhtelif kanallardan Valiliğimize intikal eden bilgilere göre; MİT'e bağlı görev yapan personel ile araçların Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı'nca alıkonulduğu anlaşılmaktadır. Bahsi geçen görevlilerin bağlı oldukları 2937 Sayılı Kanun'a göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlığa bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla, usulüne uyulmaksızın alıkonulmaları cezai sonuç doğuracağından, ilgililerin kimliklerinin belirlenip serbest bırakılmalarını önemle rica ederim" şeklinde olduğu, yazının olay tarihinde Hatay Valisi olan tanık... ... tarafından imzalandığı, sanık ... tarafından düzenlenen adli aramanın yapılamadığına dair tutanakta; sanığın Adana'dan yola çıkmadan önce saat 17.00 sıralarında cep telefonundan MİT Hukuk Dairesi yetkilisi olduğunu beyan eden Ulvi Canikli tarafından aranarak, arama kararına konu olan olay yerindeki personelin MİT personeli ve TIR'ın da MİT'e ait olduğunun, yapılmak istenen arama işleminin usulsüz olduğunun belirtildiği olay yerine gitmesine rağmen aramanın tamamlanamadığı, Anlaşılmaktadır. 2- 19.01.2014 TARİHLİ EYLEM 06.11.2013 tarihli “El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri, çalıntı araçlar” konulu haber kaynağı tutanağında, kategori dışı şahıs B.G. ile yapılan görüşmede Ankara’da bir hırsızlık çetesinin olduğu, İstanbul’dan çalınan araçları Ankara üzerinden Suriye’ye götürdükleri, bu araçları çok uygun fiyatlara sattıkları, araçların genellikle kamyonet tarzı pikaplardan oluştuğu, sürekli güzergâh olarak otobanı kullandıkları, plakalarının da sahte olabileceği, bu hırsızların genellikle pikap tarzı açık kasa araçları tercih etme sebeplerinin El-Kaide (IŞID ve Nusra) unsurlarınca personel teçhizat ve malzeme taşınmasında kullanılmasından kaynaklandığı, bu hırsızlık çetesinin İstanbul-Ankara-Hatay bağlantılı olarak çalıştığı bilgisinin geçtiği, irtibat şekli ve zamanının yazılı olmadığı ama tarihin belirtildiği, şube müdürü kısmında 07/11 sicilli görevlinin imzasının olduğu, 11.11.2013 tarihinde haber kaynağı ile telefon irtibatının kurulduğu ve görüşmede, kategori dışı şahıs B.G. ile yapılan görüşmede; "Suriye’deki iç savaş çıkmasından sonra Ankara Ulus’ta ikamet eden O. G.isimli kişinin kardeşi, babası, eşi sözde cihat maksadı ile sık sık Suriye ülkesine gidip geldiğini O. G.’nin ilk defa gidecek kişilere yardımcı olduğu, yine Ankara’dan O.Ç. isimli şahsın da sık sık sözde cihat maksadıyla Suriye’ye gidip geldiği, Ankara’dan gidecek kişilere kuryelik yaptığı, ... ve ...’nın çevresine Türkiye’nin Dar’ül harp olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kafir devlet olduğunu, Cuma namazının kılınamayacağını, devletten alınan maaşın haram olduğunu, vergi verilmesinin günah olduğunu, çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini telkin ettiğini ayrıca bu tarz kişilerin faaliyet alanları ile ilgili para temin edebilmek için hırsızlık, kaçakçılık gibi suçları işledikleri ve işleyebilecekleri bilgilerini bildirmiştir" şeklinde 2006-506 sicil nolu görevlinin imzasının bulunduğu, 13.01.2014 tarihli telefon ile yapılan irtibatta "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri" konulu formda; kategori dışı şahıs B.G. ile saat 16.20 sıralarında cep telefonu ile yapılan görüşmede; "Çubuk ilçesinden Suriye’ye cihat etmek maksadıyla giden A.D. isimli şahsın Ankara’ya döndüğünü bildirdiği ve 'B.G.' isimli şahısla 'T.D.' isimli kişinin Ankara’daki faaliyetlerini bilgi alışverişi yapıldığı ayrıca Çubuk ilçesi nüfusuna kayıtlı emekli askeri personel 'D.Ö.'nün hâlen Ankara’da ikamet ettiğini, emekli pilot olduğu, Çubuk ilçesinde akrabalarının olduğunun ve sürekli gelip gittiği, kendisinin Çubuk’ta akrabası olan belediyede otobüs şoförlüğü yapan İsa isimli kişi ile birlikte tarihi eser alım satım işleri yaptığı, bu işle ilgili olarak sürekli Çubuk’a gelip gittiğini hatta 'D.Ö.' nün 5-6 yıl önce Ege bölgesinde bir yerde tarihi eser kaçakçılığından yakalandığının, bu işi meslek hâline getirdiği bilgilerini vermesi üzerine görüşmenin sonlandırıldığı"na dair; tanzim edilen kısmında 2006-506 sicilli, şube müdürü kısmında 1995-116 ve 2006-105 sicilli görevlilerin imzasının olduğu, 20.02.2014 tarihli "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri ve kaçak kazı olayları" konulu, kategori dışı şahıs "B.G." ile Çubuk ilçesinde gerçekleştirilen görüşmede; "Çubuk ilçesi civarında kaçak kazı olaylarının arttığı, Çankırı ili, Şabanözü ilçesinden iki ekibin sürekli bölgeye gelerek kaçak kazı yaptıklarını duyduğu, şahısların kimlik bilgisini bilmediğini, plakasını bilmediği beyaz renkli Toros Marka bir araçla Çit ve Sele Köyleri'nin arazisinde kaçak kazı yaptıkları, Çubuk ilçesi, Yıldırım Beyazıd Mahallesinde bir ahırın olduğu, burada bazı geceler at ve eşek keserek etini Ankara’daki bazı otel ve restaurantlara sattıkları, ama bölgenin polis sorumluluk bölgesinde olduğu bilgilerini verdiği"ne dair 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce tanzim edilen formun bulunduğu, 2006-105 ve 1999/A- 62 sicilli şube müdürlerince imzalandığı, 12.12.2013 tarihinde yüz yüze yapılan "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri ve kaçakçılık olayları" konulu saat 18.30'da "B.G." ile Ankara İl Jandarma Komutanlığında yapılan görüşmede;" 'B.G.'‘den 11.12.2013 tarihinde Çubuk ilçesinde yapılan görüşmede ilçede bulunan Suriyeli şahıslar ile görüşme yapmasının istenildiği, 'B.G'nin Çubuk ilçesinde işçi olarak çalışan Suriye uyruklu "..." ile görüştüğü, cihat bölgesine giden şahıslar hakkında daha sonra bilgi vereceğini ancak uyuşturucu madde konularında yaptığı araştırmada Hatay ilinde bir hastanede çalışan "0532 .." numaralı telefonu kullanan "...", Keçiören ilçesinde ikamet eden ve sürekli Hatay ve Suriye’ye gidip gelen "053..." numaralı telefonu kullanan '...', ...’ın arkadaşı olan ve '538..' numaralı telefonu kullanan '...', yine Ankara’da ikamet eden '530...' numaralı telefonu kullanan "..." ile ismini bilmediği '0553...' numaralı telefonu kullanan kişilerin olduğunu, bu kişilerin görüştüğü "..." ile birlikte ve ayrı ayrı Hatay iline gidip geldiğini söylediği ayrıca ...’in önümüzdeki günlerde yine Hatay’a gideceğini, orada bulunan kişilerin de telefon numaralarını getireceğini söylemesi üzerine saat 20.00 sıralarında görüşmenin sonlandırıldığı" şeklindeki irtibat forumunun 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce düzenlendiği, 1995-106 sicilli şube müdürünce de imzalandığı, 18.12.2013 tarihinde yüz yüze Ankara ili Demetevler Mahallesinde, "El-Kaide Terör Örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri kapsamında haber kaynağı irtibat formları"nda; 18.12.2013 tarihinde, saat 12.00 sıralarında görüşülen şahıs "B.G." ile Demetevler 1. Cadde üzerinde bulunan "Gaziantep Sofrası" isimli lokantada buluşma gerçekleştirildiği, " 'B.G.' isinli elemanın, Çubuk’ta inşaatlarda çalışan ve ara sıra Hatay iline gidip gelen Suriye uyruklu '...' isimli kişinin Hatay’dan yeni döndüğünü, Hatay ili, Reyhanlı ilçesinde bulunan sınır kapısında sürekli TIR hareketliliğinin olduğunu, bu TIR'lardan bazılarının yardım kuruluşlarına ait TIR'lardan kaynaklandığını, birçoğunun ikinci el araç taşıyan TIR'lar olduğunu, Cilvegözü sınır kapısının Suriye tarafında kontrolün İŞİD tarafından sağlandığını, gelen geçen araçlardan haraç aldıklarını, Cilvegözü sınır kapısında bir eylem ihbarının geldiği durumlarda sınır kapısının kapandığını, kaçakçılık yapacak kişilerin genellikle Beşarslan Köyü'nü kullandıklarını, oradan Suriye tarafından Halim Kasabası'na geçtiklerini, sınır karakollarının herhangi bir denetimde bulunmadığını, kaçakçıların rahatlıkla giriş ve çıkış yapabildiklerini, sınır köylerinde yeterli denetiminin olmadığını, kaçakçıların ve Suriye tarafındaki silahlı terör örgütlerinin daha fazla söz sahibi olduğunu, burada geçişlerde söz sahibi olan 'Korhan' isimli şahsın '0532…' numaralı telefonu kullandığını, yine aynı bölgede ismini bilmediği '507…' numaralı telefonu kullanan bir kişinin bulunduğunu ve sınırdan geçiş yapacak kişilerin bu kişiler ile irtibat kurmadan sınırı geçemediğini, kendi başına geçen kişilerin sınırın Suriye tarafındaki 'El-Nusra' "İŞİD", 'Ceyşul-Hur' gibi gruplar tarafından alıkonularak hapse atıldıkları bilgilerini '...' isimli kişiden aldığını, ...’in niçin Hatay’a gidip geldiğinin sorulduğunda; ailesinin yanına gittiğini söylemesi üzerine saat 13.50 sıralarında görüşmenin sonlandırıldığı" irtibat formlarının 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce düzenlenerek, 1995-106 sicilli şube müdürlerince imzalandığı, Belirtilen haber kaynağı irtibat formları ve araştırma raporları neticesinde, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.01.2014 tarihli ve 51 sayılı, 14.01.2014 tarihli ve 122 sayılı, 17.01.2014 tarihli ve 144 sayılı iletişimin tespiti ve kayda alınması kararlarının alındığı, yapılan dinlemeler üzerine Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Demetevler Mahallesi, ......2/B sayılı adreste faaliyet yürüten ve Telekom kartı satan "Elit Kuruyemiş" isimli iş yerine yaklaşık 15 metre mesafede bulunan "031......." numaralı ankesörlü kulübeden 19.01.2014 tarihinde saat 07.26.00’da Adana ili, Yüreğir ilçesi, Yavuzlar Mahallesi, ...adresinde bulunan Adana İl Jandarma Komutanlığına ait "....272" numaralı telefon aranarak 55 saniye görüşme yapıldığı, aynı gün saat 07.27.00’da (ihbarın yapıldığı saat) Adana İl Jandarma ihbar hattına ait "0......00" aranarak 95 saniye yapılan görüşmede ihbarın yapıldığı, ihbara ilişkin ses kaydının dinlenmesi suretiyle 21.01.2014 tarihinde saat 14.00'da ... ..., sanıklar ..., ... ve ... tarafından tutanak hazırlandığı, ihbarın saat 07.35'te Adana İl İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'a, saat 07.36'da Pozantı İlçe Jandarma Komutanlığı nöbetçi astsubayına, saat 07.40'ta Adana İl Jandarma Komutanı sanık ...'a, saat 07.55'te İl Jandarma Komutan Yardımcısı sanık ...'ye ve saat 08.00'de Adana İl Asayiş Şube Müdür vekili sanık ...'a bildirildiğinin kayıt altına alındığı, sanık ... tarafından imzalanan arama talep yazısında Hatay üzerinden yurtdışı bağlantılı El-Kaide terör örgütüne silah ve malzeme götürüldüğü bu nedenle Ceyhan Sirkeli gişelerinde arama ve elkoyma yapılmasının uygun olacağı ayrıca ihbarda geçmemesine rağmen El-Kaide Terör Örgütü ibaresinin arama kararı verilmesi talep yazısı içerisine eklendiği, bu şekilde hazırlanan arama talep yazısının sanık ... tarafından üzerine el yazısıyla "2014/2 soruşturma dosyamız ile irtibatlı olabilir şerhiyle" havale edildiği, 01.01.2014 tarihinde Hatay ili, Kırıkhan ilçesinde MİT'e ait devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti gerçekleştiren TIR'ların durdurulması olayı ile ilgili TCK'nın 315. maddesi kapsamında yürütülen 2014/2 sayılı soruşturma dosyası üzerinden arama kararı verildiği, arama kararında ihbara konu araç içerisinde patlayıcı madde ve mühimmat bulunduğu, bu silahların yasadışı bir terör örgütüne gönderildiği, bu eylemin TCK'nın 315. maddesindeki suçu oluşturabileceği yönünde yeterli ve makul şüphe bulunduğu, araçların seyir hâlinde olduğu, Hakim kararı beklenir ise araçların uzaklaşabilecekleri ve bundan dolayı gecikmesinde sakınca bulunan hâl de söz konusu olduğundan CMK'nın 117 ile 119. maddeleri gereğince arama kararı verildiği, arama öncesinde TIR'lar durdurulmadan önce Jandarma personelinin telefonlarının toplandığı, arama faaliyeti sonrası teslim edildiği, ihbara konu TIR'larının 19.01.2014 tarihinde saat 12.30'da, Adana ili, Ceyhan-Sirkeli gişelerinde durdurulduğu ve bu tutanağın sanıklar ..., ... ve ... tarafından imzalandığı, TIR'lar eskord araçla birlikte sirkeli gişelerinde durdurulur durdurulmaz doğrudan araçta bulunan görevliler etkisiz hâle getirilerek kelepçelendiği bir MİT mensubunun cebindeki kimliğin de görülmesi ve MİT mensubu olduğuna dair ikazlarına rağmen aramaya devam edildiği, bomba arama köpeğinin pozitif tepki vermesi sonucu sanık ... tarafından dorselerdeki kapakların açıldığı, sanık ...'nın talimatı üzerine araçların sözde güvenli bir yere çekilmesi için şehir merkezine doğru hareket ettirildiği ancak MİT mensubu görevlilerinin imkanları ölçüsünde direnmeye çalıştıkları, TIR'lardan ikisinin şehir merkezine ulaşmadan Kürkçüler mevkiinde durduruldukları, birisinin ise sanık ... nezaretinde Bahçeşehir mevkiine götürüldüğü, sanık ...'nın olay yerine gelerek bahse konu TIR üzerinde sanıklar ... ve ... nezaretinde numune aldırdığı, sanık ... ...ın da talimat üzerine Bahçeşehir'de bulunan duran TIR'a giderek ve sanık.....nin talimatı ile sanık ... Şirin nezaretinde görüntü kaydı aldırdığı, daha sonra görüşmeler sonucunda araçların MİT Bölge Başkanına teslim edildiği, alınan numunelerin bir kısmı hakkında sanık ... tarafından sanık ...'nın talimatı üzerine fiziki inceleme raporu düzenlendiği, bir kısmının ise rapor tanzimi için sanıklar ... ve ...'ın talimat ve yazılarına istinaden kurye olarak sanık ... vasıtasıyla Ankara Jandarma Kriminal Laboratuar Daire Başkanlığına gönderildiği, yapılacak inceleme ve düzenlenecek raporun MİT faaliyetine ilişkin malzeme ile ilgili olduğunun öğrenilmesi üzerine laboratuvar daire başkanı olan sanık ... marifetiyle durumun sıralı komutanlara ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarına iletildiği, konunun adli işlem kapsamında kaldığı değerlendirilerek gereğinin yapılması cevabı alındıktan sonra sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından tanzim edilen 23.01.2014 tarihli ve 2014/67 sayılı raporun sanıklar ... ve M. ... Yardımcı'nın parafladıkları üst yazı ile yine sanık ... tarafından Adana'ya iade edildiği, Anlaşılmaktadır. II) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkûmiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları halinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. III- KANUNİ DÜZENLEMELER Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için sanıklara atılı suçlara ilişkin açıklamalarda bulunulacaktır. 1- ANAYASAYI İHLAL SUÇU Devletin varlığı ya da bütünlüğü öncelikle Anayasa'da teminat altına alınan değerdir. Anayasa'nın 3. maddesinde, Türk Devleti'nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş, 14. maddesinde, Anayasa'da yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacağı, üçüncü fıkrasında ise, bu amaca aykırı faaliyetlerin yaptırımlarının yasa ile belirleneceği hüküm altına almıştır. Anayasayı ihlal suçu ise 5237 sayılı TCK'nın 309. maddesinde; “(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. (3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen 'Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; Hiç bir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevî değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;' şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu düzeni hukuka aykırı saldırılardan koruma amacını güden bu madde, Anayasa düzenini soyut olarak ve statik anlamda korumaktadır. Bu itibarla, madde ile korunmak istenen hukukî yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkeler ve istemlerdir. Madde ile korunmak istenen hukukî yararın niteliği dikkate alınarak, sadece metin olarak Anayasayı ifade eden ve 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki 'Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu' yerine 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen' ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukukî yarara açıklık getirilmiştir..." şeklinde ifade edilmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle, mülga 765 sayılı Kanun’un 146. maddesindeki ifadesiyle “tağyir”, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak” tabiriyle “ilga”, “bu düzen yerine başka bir düzen getirmek” tabiriyle ise “tebdil” kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından mülga Kanun ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur ancak 765 sayılı Kanun'un 146/2. fıkrasında ifade olunan; "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer ’i şerikler hakkında beş seneden onbeş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur." hükmüne 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, “yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur” ifadesiyle kalkışma suçunun “hazırlık hareketini” kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır. Anayasayı ihlal suçunun faili Türk ya da yabancı, herkes olabilir . Ancak tüzel kişiler statüleri ile kişilik kazandıklarından suçun faili olamazlar. Öte yandan bu suçlarda, isnat yeteneğine sahip olmayan kimseler de fail olabilir .Anayasayı ihlal suçu tek faille işlenebilen bir suçtur. Ayrıca bu suç kamu gücünü, zor kullanma yetkisini elinde bulunduranlar, bir başka deyişle idare edenler tarafından işlenebileceği gibi idare edilen ve devletin cebir gücünü elinde bulundurmayanlar tarafından da işlenebilir. Suçun faili bakımından herhangi bir özgülük göstermemektedir. Başka bir deyişle, maddeye göre, anayasal düzeni değiştirmeye uygun şiddet ve cebir aracı kullanabilen herkes bu suçun faili olabilir. Faillik için herhangi bir kamu görevliliği veya siyasi bir konumda bulunmak koşulu bulunmamaktadır. Anayasayı ihlal suçunun (ya da anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs edenin) herhangi bir hukuka uygunluk sebebinden yararlanması mümkün değildir. Anayasayı ihlal suçunun hukuki konusu anayasal düzenin devamına ilişkin kamusal menfaattir. Başka bir deyişle devletin varlığı veya menfaati meşru olmayan cebre ve şiddete karşı korunmaktadır. Suçun maddi unsuru, cebir ve şiddet yoluyla anayasal düzeni kaldırmaya veya yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs etmektir. Bu suç icra hareketleriyle işlenebilen bir suçtur ve icra hareketlerinin cebir ve şiddete dayanması gerekir. Suçun mağdurundan söz edebilmek için bu mağdurun ya kişi statüsünde kabul edilebilmesi ya da hukukça tanınan bazı hak veya menfaatlerin hamili olabilen bir topluluk olması gerekmektedir. Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07/07/1998 tarih, 9-187/272 karar). Anayasayla varlık kazanan, Anayasayı yürütme yetkisine sahip olan, Anayasa ve Kanunlarla tanınan belirli hak ve yetkilerin hamili olarak bir hukuki varlığa sahip olan ve dahası kanunla muayyen bazı kamusal menfaatlerin sahibi görülen organlar suçun mağduru olabilecektir. TCK’nun 309. maddesinde ifade olunan “Anayasayı ihlal” suçunda fiil; “cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmektir”. Anayasayı ihlal suçunda fiil hareketin kendisidir. Zira bu suçta hareketten meydana gelen, yani onunla nedensel bir neticenin gerçekleşmesi hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla Anayasayı ihlal suçunda hareketin maksadına ulaşması hareketin neticesi değildir, 5237 sayılı TCK'da ifade olunan amaçlar, kalkışma suçunun fiil unsuru içinde erimekte ve hareketin elverişliliğini değerlendirirken göz önünde bulundurulmaktadır. Dolayısıyla Anayasayı ihlal suçu, doğrudan kastla işlenen “amaç suçu” özelliği göstermektedir. Öte yandan amaca yönelik hareketi cezalandırmak suretiyle yönelik olduğu amaca ilişkin olarak doğmuş bulunan tehlikenin kendisi bertaraf edilmek istendiğinden bu suçlar tehlike suçu özelliği gösterirler. Burada tehlikeden kastedilen, makul, gerçekleşmesi olası ve güncel olan bir tehlikedir. Dolayısıyla basit bir ihtimal Anayasayı ihlal suçuna vücut vermeye elverişli değildir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu suçlarda cezalandırılanın, hukuken mümkün olmadığından zararın tehlikesi olmadığı, ama yöneldiği amacı açıkça belli eden tehlikenin kendisi olduğudur .Amaca yönelik bu hareket kendisi ayrıca bir suç teşkil etsin ya da etmesin, her türlü hareket olabilir. Bu sebeple Anayasayı ihlal suçu serbest hareketli bir suçtur. Suçu, amaca yönelik tek bir hareketle işlemek mümkün olduğu gibi aralarında amaçsal ve zamansal birlik bulunan birden fazla hareketle de işlemek mümkündür. Ancak bu suçta hareketin veya hareketlerin ya da bunların etkilerinin az çok devamlılık arzetmesi, suçu kesintisiz bir suç yapmaz. Dolayısıyla bu suç hareketin yapılmasıyla tüketilen ani suçlardandır. Her tüzel kişilik gibi Devlet tüzel kişiliğinin de hukuki varlığı, onun bir “statüye” sahip olmasına bağlıdır . Devletin statüsü, ona meşruiyetini veren kuruluş kanunu, bir başka deyişle mevcut siyasi düzenin üzerinde somutlaştığı metin, Anayasadır. Kalkışma suçlarında Anayasa ile anlaşılması gereken, devletin temel düzeni, anayasal yapının temel normlarıdır. Anayasanın 11. maddesi, “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” kenar başlığını taşımaktadır. Buna göre, Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Bu durumda anayasal hükümlerin bireyler tarafından da ihlali söz konusu olabilecektir. Anayasa’yı geçerliliğini aldığı ve ifadesini ilk üç maddesinde bulduğu temel norma aykırı olarak değiştirmeye, ilk üç maddeye aykırı olacak şekilde kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaya ya da söz konusu ilkelerin fiilen uygulanmasına engel olmaya kalkışmak hukuka aykırı olup hiçbir toplumsal gereklilik böyle bir fiili, son tahlilde o ülkede geçerli iktidar düzeni ve mevcut hukuk sistemi ortadan kalkacağından, meşru hale getirmez. TCK’nın 309. maddesinde cezalandırılan gayrimeşru fiil, Anayasal düzenin, cebren, tamamen veya kısmen ortadan kaldırılmasına, değiştirilmesine ya da fiilen uygulanmasına engel olmaya kalkışmaktır. Maddenin gerekçesinde de; siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri içeren kuralların bütününün, Anayasal düzeni oluşturduğu ifade edilmektedir. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeler, Anayasanın ilk üç maddesinde ve ilk üç maddeye ilişkin diğer anayasal normlarda (ör. Anayasa, md. 6, 14) ifade edilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen "Anayasayı ihlal suçu" kasten işlenebilen bir suçtur. Kast, doğrudan kasttır . Anayasayı ihlal suçunda kanun koyucu failin amacını, kusurluluğun varlık şartı olarak aramadığından bu suç özel kastla işlenen suçlar arasında yer almaz. Suçun kanuni tanımında adı geçen ve fiilin içinde eriyen amaçlara yönelik, doğrudan ve elverişli hareketlerle işlenen neticesiz bir suç olması nedeniyle olası kasta uygun değildir. Anayasayı ihlal suçunun suça kalkışmakla tüketilen neticesiz bir suç olması ve kalkışma hareketinin parçalara bölünme imkânının da bulunmaması nedeniyle, bu suça teşebbüs de mümkün değildir. Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK’da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK’ndaki genel iştirak hükümleri Anayasayı İhlal suçunda da uygulanma kabiliyetini haizdir. Eğer bu suçu işlemek amacıyla örgüt kurulduysa silahlı ya da silahsız olmasına göre TCK’nın 220 veya 314. maddeleri gereği hem adı geçen maddelerde sevk edilmiş olan özel iştirak hükümlerine göre bu suçtan hem de örgüt kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçundan sorumluluk doğar. Anayasayı İhlal suçunda ne bir fiille kanunun birden fazla maddesi ihlal edildiği gerekçesiyle fikri içtima hükümleri uygulanabilir, ne de bu suçların işlenmesi sırasında işlenen ve ayrıca cezalandırılması gereken başka suçların mevcudiyeti söz konusu olabilir. Anayasayı ihlal suçu her ne kadar zincirleme suç şeklinde işlenebilirse de bu suçta pratikte cezanın ağırlaştırılması mümkün değildir. Zira bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Ancak yardım eden sıfatıyla suça iştirakin söz konusu olduğu durumlarda cezada indirim yapılacağından zincirleme suç hükümlerini uygulama imkânı olabilecektir. Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümü için ceza hukukunda “Tipiklik” ve “Nedensellik bağı” kavramlarının da ayrıca açıklanması gerekmektedir. Suç teşkil eden haksızlığın temelini kanuni tipin gerçekleştirilmesi oluşturur. Fiilin haksızlık içeriği tipteki unsurlar içinde ifade edilmiştir. Olay hareket ve netice bakımından ifade ettiği değersizlik soyut olarak tipte gösterilmiştir. İşte bir davranışın kanuni tipteki haksızlığın tanımıyla örtüşmesi hâlinde, tipiklik gerçekleşmiş olur. Tipiklik kavramıyla suçta kanunilik ilkesi arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Anayasa (m. 38/1) ve Ceza Kanununda (m. 2/1) yer alan “kanunsuz suç olmaz” ilkesi, cezalandırılabilirliğin bağlantı noktasının kanundaki bir suç tipi olduğunu ortaya koymaktadır. Kanunilik ilkesi gereğince kanun koyucu hangi fiillerin suç teşkil ettiğini açık bir şekilde kanunda göstermelidir. Kanunda suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılması mümkün değildir. Böylece ceza hukuku bakımından önem taşıyan hareketleri, önem taşımayanlardan ayırmak, tipikliğin önde gelen görevini oluşturmaktadır. Bunun önemli sonucu olarak, ceza hukukunu ilgilendiren hareketlerin belli normlar tarafından tarif edilmesi, hukuk düzeninin değerlendirme faaliyetinin bir parçasıdır. Bir başka deyişle, her bir suç tanımının yarattığı soyut hareket tipi, hukuk düzeninin bunlar hakkında yaptığı olumsuz değerlendirmenin konusunu oluşturur. Kısacası hareket, tipiklik yargısının konusudur (Koca ... – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 107.). Keza hukuka aykırılık ve normatif anlamda kusurluluk yargılarının konusu da yine harekettir. Suçun bir unsuru olarak kastedilen tipiklik ise dar anlamda tipikliktir (haksızlık tipi). Her bir suça kendi özelliğini veren ve onun haksızlık içeriğini karakterize eden tanımdaki unsurlar dar anlamda tipikliği oluşturur. Haksızlık tipinin (dar anlamda tipikliğin) fonksiyonu, yasaklanmış davranışın tipik haksızlık içeriğini belirleyen, özel suç tiplerine şekil ve biçim veren unsurları göstermektir. Kanundaki her bir suç tanımı, cezayı gerektiren haksızlığın özel bir biçimini, yani “haksızlık tipini” oluşturur. Suçun kanuni tarifi (kanuni tip), bir fiilin tipik haksızlık içeriğini somutlaştıran unsurları bir araya getirme fonksiyonuna sahiptir. Böylece suç tipleri, kanun koyucunun cezaya layık olarak gördüğü davranış şekillerini belirler. Tipiklik, burada, vatandaşların tipleştirilen emir ve yasaklara göre kendilerini yönlendirmeleri fonksiyonunu yerine getirir. Buna “tipikliğin uyarı fonksiyonu” denir (Appellfunktion des tatbestandes ten alıntı Koca ... – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 108.). Tipiklik, insan hareketlerinin soyut kavramlarla tanımlanmasıdır. Şayet somut hareket, daha önce yapılan bu soyut tanıma uygunsa, bu hareketin tipe uygunluğundan bahsedilir. Hareketin suç tipindeki fiile, hareket edenin de suç tipindeki faile uygun olması gerekir. Bu itibarla tipiklik, ceza kanununun özel kısmında tanımlanan tüm suçların taşıdıkları özellikleri bu suçlardan soyutlayarak gösteren, yani her suça uyabilen soyut, çerçeve bir model olmaktadır. Tipiklik, sadece bir suç tipinin değil, tüm suçların özelliklerini taşıyan soyut bir kavramdır. Failin tipe uygun davranmasıyla tipik haksızlık da gerçekleşmiş olur. Çünkü kanunda tanımlanan her bir suç, bu somut tanımıyla, tipik haksızlığı oluşturan davranış tarzlarını ortaya koymuş olmaktadır. Nedensellik bağı kavramına gelince; Dış dünyada meydana gelen değişikliğin (neticenin) bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, hareket ile netice arasında bir nedensellik bağı, bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Şayet hareket ile netice arasında böyle bir ilişki yoksa netice hareketten meydana gelmemişse, kısaca nedensellik bağlantısı bulunmuyorsa neticenin faile yüklenebilmesi mümkün değildir. (Artuk-Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, Ankara-2007, s 412.). Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı, kendi hareketinin sonucu olmayan bir neticeden sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Sırf hareket suçlarında, suçun oluşması için hareketin yapılması yeterli olduğundan, bu suçlarda nedensellik bağı problemi ortaya çıkmaz. Nedensellik bağı, kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye de yer verilen suçlarda gerekli olan bir olgudur (Koca ... – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 131.). Neticeli suçlarda, tamamlanmış bir suçun kabulü, tipe uygun neticenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak bu suçlarda, sadece hareketin varlığının ve neticenin gerçekleştiğinin belirlenmesi yeterli olmayıp, hareket ile netice arasında belli bir bağın bulunması da gerekir. Şayet hareketle netice arasında nedensellik bağı yoksa, o netice faile yüklenemez. Nedensellik bağı, neticeli suçlarda, suçun kanunda tanımlanmayan unsurları arasında yer almaktadır. Nedensellik bağı konusu, ceza hukukunda çoğu zaman bir sorun olarak karşımıza çıkmaz. Bu yüzden, ceza kanunları, genelde, nedensellik bağıyla ilgili olarak bir düzenlemeye gitmezler. Esasen bu konuda bir düzenlemeye gidilmesi gerekli de değildir. Zira nedensellik bağı, her neticeli suçta mutlaka bulunması gereken doğal bir olaydır. Bir başka deyişle, hareket ile netice arasındaki bağı ifade eden nedensellik, hukuki bir konu ve kavram olmayıp, doğa kanunlanna göre belirlenecek bir husustur. Nitekim hem mülga 765 sayılı TCK’da, hem de 5237 sayılı yeni TCK’da nedensellik bağına ilişkin genel bir hükme yer verilmemiştir. Özel kısımda yer alan suçların çoğunda da nedensellik bağına vurgu yapan bir açıklamaya rastlanmaz. Bununla birlikte, bazı suçların (netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralama.) tanımında bu bağı belirten kelimelere yer verilmektedir. (Koca ... – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 132.). Türk Ceza Hukuku sistematiğinde nedensellik bağlantısının tespitinde, sonuca etkili olan her şart dikkate alınmalı ve bu şartlar arasında neticeyi meydana getirmeye elverişli olan, en etkili şartla nedensellik bağı (maddi nedensellik) kurulmalıdır (Artuk-Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, Ankara-2007, s 425.). Anayasayı ihlal suçunda cezalandırılan hareket anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne, anayasal düzenine karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90, Dönmezer Tedhişçilik sh.56). Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK'nın 309/2. maddesi) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK'nın 309/1. maddesi) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir." (N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90). Suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 25.03.1983 tarihli 70-73 sayılı kararı ile suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse (mülga) TCK'nın 146. maddesinin (mer'i TCK madde 309) de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. 2- HÜKÜMETE KARŞI SUÇ 5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” kısmının beşinci bölümü olan “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında, anayasal düzenin işleyişini sağlayan organlara karşı işlenen suçlar arasında yer alan "Hükümete Karşı suç" 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde; “(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; "Madde, Türkiye Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin, Anayasa hükümlerinin müsaade etmediği usullerle ve dolayısıyla Anayasa hükümlerine aykırı olarak ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenleri cezalandırmakta ve bu suretle 363 ve 365 inci maddeler Anayasa düzeninin temel organlarının ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırmaktadır. Teşebbüsü meydana getirecek hareketlerin ne gibi bir nitelik taşıması gerektiği hususunda 363 üncü maddenin gerekçesine bakılmalıdır...." şeklinde olup maddenin uygulanmasına ilişkin gerekçe ise; "...soyut olarak Anayasa düzenine hâkim olan ilke ve sistemleri koruma amacını güderken bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirebilmesi yeteneğini korumaktadır..." olarak ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme Suçu güncel dilde kısaca “darbe” olarak belirtilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde darbe; “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya ordu gücü ile demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) veya cebir ve şiddetle hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”, cunta ise; “bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul” olarak tanımlanmaktadır. Gerekçe içerisinde "cunta" terimi yönetimi ele geçirmek isteyenleri de kapsayan geniş anlamda kullanılmıştır. Gerek 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi ile Bakanlar Kurulunun fonksiyonları ile devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumet, bir bütün olarak varlığına yönelen saldırılara karşı ağır cezai yaptırımlar getirilmek suretiyle korunmak istenmektedir. Siyasi iktidar aleyhine işlenen cürümler, siyasi iktidarın ideolijik prensiplerinin, siyasi iktidar düzeninin, siyasi iktidarın hukuka uygun bir şekilde teşekkülünün, siyasi iktidarın prestijinin ve siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini sağlamaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi de siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini temin eden hükümlerdendir. Siyasi iktidarın mevcudiyeti, milli iradeye dayanarak müşterek menfaatler doğrultusunda anayasanın tayin ettiği fonksiyonları icra etmesine bağlıdır. Siyasi iktidar fonksiyonları, amme hizmeti/kamu hizmeti olarak tezahur eder. Fonksiyon organın varlığını, mevcudiyet sebebini veren şeydir. Fonksiyonlar organa anayasa tarafından tanınmıştır. Bu durumda maddenin koruma mevzuunun bir bütün olarak fonksiyon olduğu aşikardır.Bir organın fonksiyonu, onun mevcudiyetini ifade eder. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi (mülga 765 sy. TCK'nın 146,147. maddesi), fonksiyonun gerçekleşebilmesi imkanını sağlamaya çalışmaktadır. Burada fonksiyon mücerret bir mahiyet taşımaktadır. Yani organın fonksiyonu serbestçe icra edebilme imkan ve hakimiyeti korunmaktadır. (Çetin Özek a.g.e. syf. 214, 215 ). İcra/Yürütme organı hem idari hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Yani icra organının fonksiyonları hem siyasi hem de idari iktidarı ilgilendirmektedir. Anayasamıza göre siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyet Bakanlar Kuruludur. İcra fonksiyonu hükumet mefhumu ile birleşmekte ise de bu fonksiyonun siyasi karakterleri ile idari karakterleri birbirinden ayrılmakta ve merkezi teşkilatın kontrolü altında ayrı bir idari teşkilat ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle siyasi iktidarın bir parçası olan icra fonksiyonu, idari fonksiyonundan farklı bir kavramdır. 5237 sayılı TCK'nın 312. (mülga 765 sayılı TCK'nın 147.) maddesinin konusunun, siyasi iktidarın icra fonksiyonları olduğu söylenmelidir. Yoksa idari fonksiyon kapsamında kalan bakanlıklar veya sair kamu kurumlarının idari işlem ve eylemleri/ kamu hizmetleri değildir. Bu faaliyetlere/fonksiyonlara karşı ika edilen eylemler, Devlet/kamu idaresinin işleyişi aleyhine suçların konusu olabilir. TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç yönünden önemli olan ölçüt, Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri 12. Bası, sh. 282). Fiilin bütün halinde Bakanlar Kurulu aleyhine işlenmesi gerekir. Bakanlar Bakanlar Kurulunun birer üyesi olarak siyasi icra iktidarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde de idari fonksiyonu göstermektedirler. Bu mahiyetleri itibariyle de devlet kuvvetini devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Fakat iktidarın muhtevası idaridir ve (765 sy TCK md.147) 312. maddenin himaye sınırına girmez. (Çetin Özek Age sayfa 253-262) 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet; suç tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. (Anayasa madde 109) Ancak 21.01.2017 tarih, 6771 sayılı Kanunun 10 maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise Anayasanın 104 ve 106. maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardır. Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. Hukuki değer, kanun koyucunun suç tipini düzenlerken göz önünde bulundurduğu ve korunmasını istediği irade olarak da anlaşılabilecektir, bu nedenle "Hükümete karşı suç"u düzenleyen TCK’nın 312. maddesinin gerekçesi incelendiğinde söz konusu suç bakımından korunan hukuki değer, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunu meydana getiren üç güçten yönetim gücünü temsil eden hükümetin, ortadan kaldırılması veya görev yapmasının engellenmesinin önlenmesidir. Bu şekilde hükümetin (ya da Bakanlar Kurulunun), Anayasaya uygun olarak görevini yerine getirmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Söz konusu amaç 1982 Anayasasının 8. maddesinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu ta-rafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiştir. Düzenleme ile, Hükümet ya da Bakanlar Kurulunu bir bütün hâlinde korunmaktadır. Bu nedenle tek bir bakanın ya da her biri ayrı görevler icra eden bakanlıkların, bu madde kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı söylenebilir. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır. Hükümete karşı suçun failinin, diğer suç tiplerinde olduğu gibi mutlaka gerçek kişi olması gerekir. Özgü suçlar olarak ifade edilen bazı suçlar bakımından ise failin insan olmasının yanında özel bir yükümlülük altında bulunması ve belli niteliklere sahip olması aranmaktadır. Hükümete karşı suçun faili olmak bakımından belli nitelikler (resmî veya siyasi sıfata sahip olmak, vatandaş olmak gibi) aranmamış olup, bu suçun faili herkes olabilir. Dolayısıyla hükümete karşı suç, özgü suç değil, genel suçtur. Hükümete karşı suçun faili, tek bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir. Hükümete karşı suçun da aralarında bulunduğu bazı suçları işlemek amacıyla TCK'da “Silahlı örgüt” ve “Suç için nlaşma” başlıklarıyla düzenlenen 314 ve 316. maddelerdeki hükümlerin ihlali halinde failin tek bir kişi olamayacağını belirtmek gerekir. Suçun gerçekleştirilmesi için silahlı örgüt kurulması halinde TCK'nın 314/3. maddesinde de ifade edildiği gibi suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlerden yararlanılacaktır. Suç örgütlerini düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 220/1. maddesine göre, “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması” gerekmektedir. Şu hâlde suçun işlenmesi için silahlı örgüt kurulması hâlinde en az üç failin varlığından söz edilebilecektir. Suç için anlaşma suçunu düzenleyen TCK'nın 316/1. maddesinde ise hükümete karşı suçun işlenmesi amacıyla iki veya daha fazla kişinin aralarında anlaşması ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu durumda en az iki failin bulunması gerekmektedir. Ceza hukuku bakımından bir suçun varlığı ve suçtan sorumluluğun söz konusu olabilmesi için suç tipinde öngörülen hareketin gerçekleştirilmesi yeterli değildir. Manevi unsur olarak ifade edilen, fail ile fiil arasındaki manevi (psikolojik) bağın da kurulması gerekmektedir. Bu bağ suçun kasten veya taksirle işlenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hükümete karşı suçun, manevi unsuru kast olup, taksirle işlenmesi mümkün değildir. Zaten TCK'nın 312. maddesinde de tamamlanmış suç gibi kabul edilen ancak teşebbüs aşamasında kalan bir suçtan bahsedildiğinden ve taksirle bir suça teşebbüs edilemediğinden, bu suçun taksirle işlenmesi söz konusu olamayacaktır. Failin, söz konusu hükümde öngörülen fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla hükümete karşı suçun genel kastla işlenebileceği, suçun oluşması bakımından herhangi bir amaç veya saikin önemli olmadığı ifade edilmelidir. Bu noktada TCK’nın 312. maddesindeki düzenleme göz önünde bulundurularak, amaç veya saik hususuna ayrıca değinmek gerekmektedir. Bazı suç tiplerinde failin, fiilini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesinin yanında belirli bir amaç veya saik doğrultusunda hareket etmesi, o suçun manevi unsuru kapsamında değerlendirilmektedir. Bu suçlar bakımından fail, kasten hareket etmekle birlikte suç tipinde belirtilen amaç veya saikle hareket etmedikçe o suçun varlığından söz edilmemektedir. Failin amaç veya saikle harekete geçmesi doktrinde “özel kast” şeklinde ifade edilmektedir. 5237 sayılı TCK, genel kast-özel kast ayrımını kaldırmakla birlikte, doktrinde ve yargı kararlarında bu ayrıma değinilmesi, hükümete karşı suçun bu anlamda açıklanmasını gerektirmektedir. Düzenleme ve gerekçeden de anlaşılacağı gibi, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Suç, cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi suretiyle işlenmektedir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı aranırken, 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde maddi bir neticenin doğumu aranmamış, teşebbüs edilmesi yeterli görülmüştür. Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314, 316 md. gibi) Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı arandığından suçun netice/zarar suçu olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.(Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. "Tehlike suçunda ancak kast edilen neticenin gerçekleşebilme tehlikesini doğuran fiillerin teşebbüs kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle fiilin kast edilen neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli vasıtalarla zorlayıcı fiillere girişilmiş bulunması gerekmektedir. Fiilin elverişli olup olmadığı ise genel ve soyut bir belirleme dışında fiilin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartları birlikte değerlendirmek suretiyle tespit etmek gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 12.05.1987 tarih, 738/2514). "Burada önemli olan ölçüt Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır. Bu itibarla belirli bir bakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olmadığı için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükümete karşı suç oluşmaz. Bu durumda TCK'nın 106. maddesinde tanımlanan tehdit veya 108. maddesinde tanımlanan cebir suçu oluşacaktır. Buna karşılık başbakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükumete karşı suç oluşur. Zira başbakanın istifası Anayasayla düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan hükumetin istifasını sonuçlamaktadır." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 296). "Bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görev ifasına mani olacak mahiyette ise bu takdirde hükumet fonksiyonunun engellendiğini kabul etmek mecburiyeti mevcuttur." (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Sayfa 262). "Cebrin gayeye erişmek için vasıta olarak kabulü yeterlidir. Fakat cebri hareketin mevcudiyetinin failin esas fiilinde bulunması şart teşkil etmez. Cebrin faillerden her biri tarafından ika edilmiş olması da şart değildir. Bütün faillerin iradesinin zımnen veya sarahaten cebre matuf olması halinde birinin bilfiil cebri ika etmiş bulunması dahi cebir unsurunun tahakkuku yönünden yeterli sayılmak lazım gelir. ...Nihayet cebir hareketin ikaı sırasında veya ikaından sonra teşekkül etmemiş olabilir. Harekete tekaddüm eyleyebilir." (Çetin Özek, a.g.e. Sayfa 157). "Faildeki suç işlemek kastı ile cebir ve şiddete ilişkin elverişli vasıtaların sadece varlığını teşebbüs suçunun tamam olması bakımından yeterli gördüğümüzde, mağdur üzerinde cebir ve şiddet fiili olarak kullanılmaya başlanmasa bile suçun tamam olduğu kabul edilecektir..." (Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız,Suç Örgütü, 4. Baskı, Sayfa 665). 5237 sayılı TCK'nın 312. Maddesindeki düzenlemede, teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması nedeni ile suçun somut tehlike suçu olduğu söylenebilir. Ancak bu tespitin mutlak bir sınırlama olmadığı, cezalandırılabilir eylemin asgari aşamasına ilişkin bir belirleme olduğu gözetilmelidir. Amacın gerçekleşmesi halinde suçun bir zarar suçuna dönüşeceğinde kuşku yoktur. Teşebbüsü suç oluşturan fiilin, tamamlanmış halinin de evleviyetle/ a priori suç olacağı mantıki bir zarurettir. Azı suç olanın çoğunun suç olmayacağını ileri sürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu bakımından ise, elverişli/vahim eylemin, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. ... Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. ... Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Hükumetin ortadan kaldırılması veya görevinin engellenmesi, failin suçla elde etmeye çalıştığı amaçtır. Amacını gerçekleştirmek için cebir ve şiddetle icraya başladığı takdirde suç oluşur. Fakat amaca yönelik olarak icrasına başlanılan hareketin, amaca yönelik tehlike oluşturmaya uygun ve elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekir. Failin korunan değeri tehlikeye düşürmeye elverişli bir hareketle icraya başlaması yeterlidir. Diğer yandan, suçun cebir ve şiddetle işlenmesi gerekliyse de icrasına başlanılan hareketin de mutlaka cebir ve şiddet içermesi zorunlu değildir. Failin amacına yönelik olarak başladığı icra hareketinden hareketi tamamlamaya yönelik biçimde devam edecek olan davranışlarının cebir ve şiddet içereceğinin anlaşılması yeterlidir. Suçun mağduru bakımından ise, bazı suçlarda toplumu oluşturan herkes gibi, belirli kişi veya kişiler de mağdur olabilmektedir. Hükümete karşı suçu bu kapsamda ele almak gerekecektir. Zira yalnızca gerçek kişiler mağdur olduğundan, hükümet bu suçun mağduru olamayacaktır. Diğer yandan söz konusu suç bakımından, suçun konusunun belli bir kişi veya kişilere ait olduğu söylenebilir. Bu yönüyle, hükümete karşı suçun dar anlamda mağduru hükümet üyeleri olarak ifade edilebilir. Ancak hükümetin sadece belli kişilere ait olarak düşünülmesi ve mağdurun bu kişiler olarak görülmesi, bu suç bakımından korunan hukuki değerle bağdaşmamaktadır. Bu anlamda hükümete meşru olmayan müdaha¬lelerde bulunulması ve onun Anayasaya uygun olarak görevlerini yerine getirmesinin engellenmesi durumunda o toplumda yaşayan bireylerin tamamı mağdur olmaktadır. Dolayısıyla hükümete karşı suçun, geniş anlamda mağduru toplumda yaşama hakkına sahip olan herkestir. Hükümete karşı suç bakımından TCK'da düzenlenen ve failin eylemini hukuka uygun hale getiren bir nedenden bahsetmek mümkün görünmemekte, sadece TCK'nın 26. maddesinde düzenlenen hakkın kullanılması, anayasal bir kurum olan güvenoyu mekanizmasıyla hükümetin düşürülmesi bakımından değerlendirilebilir. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252) Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Bu davranışın, hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmasıyla hukuka uygun olup olmadığına da bakılmalıdır. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka aykırı olacaktır. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. Türk Ceza Hukukunda, kanunun hükmünü yerine getirme veya görevin ifası (Mülga 765 sayılı TCK’nın 49/1, 5237 sayılı TCK’nın 24/l maddesi) bir hukuka uygunluk nedeni olarak yer almıştır. Kanunun hükmünü yerine getirme hâlinde, yetki doğrudan doğruya kanundan alınmaktadır. “Kanun” deyiminden yazılı hukuk kuralının anlaşılması gerekir. Bu nedenle kanunlara uygun şekilde yürürlüğe konulan tüzük ve yönetmelikler gibi düzenleyici işlemlerin de kanun kapsamında olduğu kabul edilmelidir. (Önder Ceza Hukuku Dersler s. 228) Şüphesiz “kanun hükmü” kavramına ceza kanunları dışındaki kanunlar da dahildir. (Koca -Üzelmez a.g.e. s. 262) Ancak burada önemli olan herhangi bir kanunun verdiği yetkiden doğan görevin, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş olmasıdır. Türkiye'de idari yapının oluşmasında, tarihi gelişim ve deneyler sonucu merkezden yönetim ve yerinden yönetim biri birini tamamlayan ilkeler olarak ortaya çıkmış ve sürekli uygulama bulmuştur. Bunun sonucu olarak Devlet tüzelkişiliğinden başka, onun yanında, çeşitli kamu tüzelkişileri ortaya çıkmıştır. Bir başka deyimle, bugün kamu hizmetleri genel idare başta olarak üzere, mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları tarafından yürütülmektedir. (Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30.06.2021 tarihli ve 1223-4667 sayılı kararı). Maddede idarenin kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilkesi getirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar arasında birlik sağlanmaktadır. Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı tüzelkişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzelkişileri için, Anayasa ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasanın idareye ilişkin genel ilke ve hükümleri uygulanacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252) 3- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ: Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları; Genel Olarak: Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır. Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348) Örgüt kurma: Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir. Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir. Örgüt yönetme: Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir. Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir. Örgüt üyeliği: Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında; Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için; a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkanına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır. Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları halinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır. Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi: FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir. Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır. Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır. Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi) İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir. TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez. Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI: a) Genel olarak: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır. Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, ... Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır. c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü: Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere; 15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi: Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 1443-4758 sayılı kararı). 4- DEVLET SIRLARINA KARŞI SUÇLAR VE CASUSLUK Gerçek kişilerin ve tüzel kişilerin sırları olduğu gibi ve bu kişilerin menfaati namına bu sırların gizli tutulması icap ediyorsa, benzer şekilde devletin de korunmaya muhtaç sırları vardır. Devlete ait sırların gizli kalması ve muhafazasına gösterilmesi gereken özen, kişilere ait sırların korunmasından çok önemlidir. Çünkü bir devletin sırlarının öğrenilmesi, o devletin zararına sebebiyet verip, muvaffakiyetine engel olmak suretiyle devleti oluşturan bireylerin tamamına zarar verebilir. Bu nedenle, devlete ait sırların çok iyi şekilde korunması ülke açısından hayati önemi haiz olup, onun içindir ki, devletler bu sırların korunması hususunda büyük bir kıskançlık ve hassasiyet göstermekte ve kanunlarında bunların gizliliğini ihlâle teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir. Devlette yer alan en geniş teşkilat organ olan hükümet, ifşa edilinceye kadar en azından bir süreliğine, gizli tutmak istediği pek çok sayıda faaliyetle meşgul olabilir. Bu faaliyetler arasında, zamanı gelmeden açıklanmaması gereken belli başlı polis operasyonları, suçların incelenmesi, iç istihbarat, izleme ve denetleme faaliyetleri, parasal ve ekonomik planlar vb. vardır. Devlet sırrından ne anlaşılması gerektiğini tespit etmek ve herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir devlet sırrı tanımı yapmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü her devletin karşı karşıya bulunduğu tehditler farklı olduğu gibi, her devletin maruz kaldığı tehditler de zaman içerisinde değişebilmekte ve çeşitlenebilmektedir. (Kaymaz, 2014, s.21) Bu nedenle, doktrin hâlâ herkesçe kabul edilebilir bir devlet sırrı tanımı vermenin sıkıntısı içindedir. Ancak, devletin gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri, mahiyeti gereği, kendinden gizli kalması gereken bilgi ve belgeler ve yetkili makamların gizlilik verdiği bilgi ve belgeler olarak tasnif edilmektedirler. (Hafızoğulları-Özen, 2010, s.24) 765 sayılı mülga TCK gibi, 5237 sayılı TCK’da da devlet sırrı tanımı yapılmamıştır. Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 327. maddesinin gerekçesinde; “yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler” olarak devlet sırrı tanımına yer verilmiştir. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.573). Mukayeseli hukukta da devlet sırrının tanımında birlik bulunmadığı gibi, İngiltere’de “official secret (resmî sır)” (http://www.legislation.gov.uk/ukpga/1989/6/section/1),, Amerika Birleşik Devletleri’nde “classified information (tasnif edilmiş bilgi)” (https://www.law.cornell.edu/uscode/html/uscode18a/usc\_sup\_05\_18\_10\_sq3.html), Fransa’da “National Defence Secret (Ulusal savunma sırrı) (http://www.legislationline.org/documents/section/criminal-codes) kavramları kullanılmıştır. 5237 sayılı TCK’nın 326, 327, 328, 329, 330, ve 331 inci maddelerinde Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler hakkında düzenleme yapılmış iken, Kanunun 334, 335, 336, 337, 339 uncu maddelerinde ise, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgilerden söz edilmektedir. “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler” de Kanunun Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk bölümünde düzenlendiği için bu maddelerin temas ettiği bilgilerin de devlet sırrına ilişkin olması gerekmektedir. Her iki tür bilginin nitelikleri itibarıyla gizli kalması gerekmesi aranmıştır. Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler kendiliğinden devlet sırrı niteliğine sahip iken; yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler açısından kanunla ya da idarenin düzenleyici işlemleri ile bilgi devlet sırrı vasfını kazanmaktadır. Kaymaz’a göre, “niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgiler” ifadesiyle yetkili makamların yaptığı işlemin kurucu nitelikte değil, tespit niteliğinde olduğu vurgulanmak istemiş olup, bu makamların herhangi bir bilgiye devlet sırrı statüsü veremeyeceği ifade edilmiştir. (Kaymaz, (2014) s.29). A- SIR KAVRAMI Sır kelime anlamı olarak, “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey” anlamındadır. (Türkçe Sözlük, 2009, s.1756) Sır, genel olarak, herkes tarafından bilinmeyen ve açıklanması sahibinin şeref ve menfaatine zarar verme tehlikesi gösteren hususlar olarak tanımlanabilir. Sırrın sadece sahibi tarafından bilinmesinde, saklı kalmasında onun yönünden yarar vardır. Öğretide çeşitli sır tanımları yapılmıştır. Sır; sahibinin açıklanmamasında yarar gördüğü ve başkaları tarafından daha önce bilinmeyen husustur. (Donay, 1978, s.4-5) Sır, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa; sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir. Sır; başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen; bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır. (Akkaya, 2013, s.749). Hukuki anlamda sır, bir şeye veya bir şahsa ait olup, kendisine tevdi olunan kimseden başka kimselere karşı gizli kalması lazım gelen bir işe veya şeye vukufiyet derecesine hukuken yetkili bir irade tarafından konulan sınırlamadır. (Öğel, 1940, s.1024). Kamu yönetimindeki açıklık ve şeffaflık kuralına rağmen, belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin, devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından gizli tutulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle, devletin işleyişiyle bağlantılı belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin gizliliği, ancak istisnai hallerde kabul edilebilir. Bu çerçevede gizli tutulması gereken bilginin devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önem arz eden bilgi olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, gizli tutulmasının devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemi varsa, bu bilgiye “devlet sırrı” niteliği izafe edilebilir. Bu nedenle, “devlet sırrı” niteliği kazandırılmış olan bir bilginin açıklanması, devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından en azından bir zarar tehlikesinin meydana gelmesine sebebiyet verir. Bu tehlike, soyut bir tehlikedir. (Özgenç, 2011, s.191). Yetkili makam veya merciler tarafından açıklanmak suretiyle aleniyet kazanmış olanlar veya mahiyeti bakımından aleniyet taşıyanlar hariç olmak üzere, askeri bilgiler, askeri faaliyetlere ilişkin bilgiler; devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından önem taşımaları dolayısıyla, istihbarat faaliyetine ve bu faaliyet neticesinde elde edilen verilere ilişkin bilgiler; içeriğini başkaları öğrenmediği takdirde devletin güvenliği bakımından kullanılmasında yarar görülen uzay teknolojisi aracılığı ile ulaşılan veya belirli yeraltı zenginliklerine ilişkin bilimsel veriler gibi belirli bilimsel bilgiler, (Özgenç, 2011, s.191-192) açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, devletin ulusal ekonomik politikasının yürütülmesine zarar veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler ile diğer yetkili makamların faaliyetlerine ilişkin olarak özel kanunlarında gizli olduğu belirtilen bilgi ve belgeler de devlet sırrı niteliğinde kabul edilmelidir. (Malkoç- Yüksektepe, 2008, s.316). Devletin gizli tuttuğu her bilgi devlet sırrı niteliğinde bir bilgi değildir. Uluslararası standartlara göre, devlet sırrı sadece açıklanması halinde devletin ulusal çıkarlarına zarar verebilecek bilgilere izafe edilmeli ve bu nedenle belli süreyle sınırlı kalmalıdır. Bir ülkenin ekonomik bakımdan güçlü olması, o ülkenin istikrarı ve güvenliği bakımından çok önemlidir. Ekonomik bakımdan zayıf olan bir ülkenin askerî bakımdan güçlü olması ve siyasi istikrarı sağlaması çok zordur. Bu nedenle, bazı devletlerde, devletin ekonomik çıkarlarına zarar verecek bilgiler de devlet sırrı kapsamında kabul edilmiştir. Ancak, ekonomiye ilişkin bilgi ve belgelerin devlet sırrı olarak kabul edilmesi devlet sırrının kapsamını oldukça genişletecektir. Bu nedenle, ulusal güvenlikle doğrudan bağlantılı olmayan bu gibi alanlara ilişkin bilgilerin devlet sırrı kapsamında kabul edilmemesi gerekmektedir. (Mendel, 2011, s.11). Bir bilginin sır olarak tespit edilebilmesi için, açıklanması halinde ulusal güvenlik veya devletin uluslararası ilişkileri bakımından zarar veya tehlikeye neden olabilecek nitelikte bulunması gereklidir. Meydana gelmesi ihtimal dâhilinde bulunan, tanımlanabilir, gerçek bir zarar olmalıdır. Bu zararın ciddi bir zarar olması gerekmektedir, aksi takdirde devlet sırrının kapsamı yönetilemez bir boyuta ulaşacaktır. (Kaymaz, 2014, s.74) Devletin siyasal yapısına yönelik tehdit ve tehlikeler, var olan siyasal rejime, devletin anayasal kurumlarına ve devletin ülkesine yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Söz konusu tehlike ve tehditlerin gerçekleşmesiyle devletin siyasal sistemi, yasal organları ve ülke bütünlüğü bozulacak, yerine başkaları, tehlike ve tehditleri gerçekleştirenler tarafından konacaktır. Başka bir ifadeyle, devlet siyasal olarak ortadan kaldırılmaya ve coğrafi olarak parçalanmaya zorlanmaktadır. Devletin siyasal yapısına yönelik tehlike ve tehditler, çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Savaş, muharebe, iç savaş, istila, bölünme, isyan bunların başlıcalarıdır. İç savaş, bir devlette vatandaşlar arasında ortaya çıkan ve meşru devletin meşrutiyetini kaybettiği savaş ortamıdır. Bir devletin siyasal yapısına yönelik en tehlikeli tehdit türü olarak kabul edilir. Bu nedenle devlet vatandaşlar arasında ayrılıklara sebep olacak her türlü girişimi denetlemek zorundadır. Devletin siyasal yapısına yönelik başka bir tehlike ve tehdit istiladır. İstila, düşman kuvvetlerinin tamamen diğer ülkenin topraklarında kontrolü ele geçirmeleridir. Bundan sonra ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, işgalci devlet farklı etnik, kültürel ve siyasal düşünceye uyan yeni bir devlet ya da devletler oluşturacaktır. Vatandaşların ülke içinde devlete karşı başkaldırısı olarak adlandırılan isyan başka bir silahlı tehlike ve tehdittir. İsyan, savaştan farklıdır. İsyan belli bir alanda, bölgede ya da bütün ülkeyi kapsayacak şekilde de olabilir. İsyancıların eylemlerinde başarılı olmaları sonucunda, devlet ya onlarla pazarlık yapmak zorunda kalır, ya da devlet isyancıların eline geçebilir. İsyanın, tamamen başarılı olamaması durumunda, devlet güçleri veya devlet adına hareket eden silahlı güçler ağır şiddete başvururlar. İsyancıların uzun süre direnebilmesi iç savaşı ortaya çıkarır. Milli güvenlik kavramı, ülkelerin siyasi yapılanmaları içerisinde öncelikli bir öneme sahiptir. Ülkenin takip ettiği güvenlik politikalarının nihai hedefi de, algıladığı tehdit ve baskılar karşısında bağımsızlığını ve çıkarlarını korumak ve kollamaktır. Milli güvenlik politikasının üç temel unsuru bulunmaktadır: Bunlar; milli güvenliğin sağlanması, milli hedeflere ulaşılması ve bu iki unsur için iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasların (politika esasları) tespit edilmesidir. Ulusal güvenliğin sağlanması anayasal bir görev ve amaç olduğu için (Anayasa m.5) ulusal hedef olarak alınabilir.. Devletimizin iç ve dış olmak üzere genel güvenlik politikaları ve stratejilerini belirlemek üzere en üst yapı olarak Milli Güvenlik Kurulu görev yapmaktadır. 1982 Anayasasının 117 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Milli güvenliğinin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur. Bakanlar Kurulu, bu sorumluluğu yerine getirebilmek için Anayasamızın 118 nci maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulunu oluşturma ihtiyacı duymuştur. Anayasamızın 118 inci maddesi ile kuruluşu belirlenen Milli Güvenlik Kurulu’nun, kuruluş, görev, yetki ve çalışma esasları da 1983 tarih ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu ile belirlenmiştir. 1982 Anayasasının 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 32 nci maddesi ile değişik “Milli Güvenlik Kurulu” kenar başlıklı 118 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Anayasamızda 3/10/ 2001 tarihli yapılan değişikliğe paralel olarak, 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun “Görevler” kenar başlıklı 4 üncü maddesinde 30/7/2003 tarih ve 4963 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile yapılan değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun görevleri; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirerek kanunlarla verilen görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır. Milli güvenliğin en önemli unsurlarından biri devleti bağımsızlığının dış saldırılardan korunmasıdır. Devletin kendisini ve ülkesini dış saldırılardan koruyabilmesi için güçlü bir askerî kuvvete ihtiyaç bulunmaktadır. Olası bir savaş veya çatışma durumunda karşı tarafın askeri gücü, yetenekleri ile planları hakkında bilgi sahibi olmak ciddi avantaj sağladığından askerî bilgilerin korunması önem arz etmektedir. Kullanılacak silah ve mühimmat miktarı, teknik özellikleri, yetenekleri, zayıf yönleri; asker ve bazı ağır silahların konuşlanma durumu, askeri personel sayısı, yetenekleri, zayıf yönleri hakkındaki bilgiler, askeri harita ve paftalar gizli olup, sır kapsamındadır. Türkçe de “Haber alma” anlamına gelen istihbarat, yapı olarak Arapça kökenli bir kelimedir ve “yeni öğrenilen haber, bilgi” anlamına gelmektedir. Haber ve bilgi alma anlamına gelen “istihbar” kelimesinden türemiştir. Bu kelime içinde yine Arapça kökenli olan haber kelimesi temel oluşturmaktadır. (Özkan, 2003, s. 24). İstihbarat, bir devletin ya da herhangi bir kuruluşun güvenliği ile ilgili alanda devlet ya da özel kişiler tarafından toplanan, başka bir devlete, hükümete, siyasal bir gruba, partiye, askeriyeye ve herhangi bir harekete ait olan bilginin toplanması, analizi, üretimi, yayılması ve bu bilginin kullanımı olarak tanımlanabilir. İnsanlarda ve devletlerde gelecek endişesi ve başkaları hakkında kötü düşünme duygusu olduğu sürece, istihbarata her zaman ihtiyaç vardır. Başkalarının ne yaptıkları ve neleri sana karşı yaptıkları konusunda bilgi sahibi olunca rahat yaşanabilir ve ona göre karşı tedbirler alınabilir. Kısacası güvenlik endişesi devleti başkalarının (diğer devletler ve vatandaş örgütlerinin) ne düşündüklerini, neler planladıklarını bilmeye zorlamaktadır. Bu zorunluluk devlete, kendi güvenliğinden ve vatandaşlarının güvenliğinden sorumlu bir kurum olarak kendi sorumluluğunu yerine getirmesini sağlayacaktır. Devlet güvenliği ve istihbarat denildiğinde; uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde istihbarat üretimi, psikolojik savaş temelinde örtülü operasyonlar ve faaliyetler, propaganda ile koruyucu güvenlik fonksiyonlarının yer aldığı bir yapıyı ve uygulama alanlarını düşünmeliyiz. (Acar-Urhal, 2007, s. 161). Demokrasilerin politik ve ekonomik istikrarlarını koruyabilmek için istihbarata ve bu faaliyeti gerçekleştirecek istihbarat birimlerine ihtiyaçları vardır. Bu açıdan istihbarat birimleri demokrasinin garantörlerinden birisidir. Devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından icra edilen istihbarat faaliyetine ilişkin bilgilerin gizliliği kuraldır. İstihbarat faaliyetinin, gizliliği ihlal edilmeden yargısal denetiminin mümkün kılınması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu faaliyetin toplumda bir fobi olarak algılanması kaçınılmazdır. (Özgenç, 2011, s.191-192) Devlet Sırrı Kanun Tasarısının Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen ve Genel Kurul’a sevk edilen 1 inci maddenin ikinci fıkrasında; “Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Burada idarenin eylem ve işlemleri bakımından şeffaflığın sağlanması, gereksiz gizlilik kültürüne son verilmesi ve temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının güvence altına alınması amacıyla uygulamada keyfiliğin önüne geçmek amaçlanmıştır. Devletlerde güvenlik ihtiyacı, sır olgusunu en yüksek değere taşır. Ama hangi bilginin, nasıl ve hangi hukuki dayanaklarla, bir bilginin devlet sırrı olduğuna karar verilecektir? Bir devlet sırrının açığa çıkmasında ya da açıklanmasında, büyük ve telafi edilemez zarar gören devlet olduğunda, o bilginin saklanmasında, “devletin yararı” yani kamu yararı olduğu düşünülür. Bir bilginin “devlet sırrı” olarak koruma altına alınabilmesi, bunun devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemli olmasına bağlıdır. Bu kapsama giren bilgilerin gizliliği ve “devlet sırrı” olarak koruma altına alınması hususunda ayrı bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır. “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı Anayasa’nın 26. maddesi özel bir sınırlama sebebi olarak devlet sırrı kavramına yer vermiş; düzenlenme "Bu hürriyetlerin kullanılması millî güvenlik kamu düzeni kamu güvenliği cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması suçların önlenmesi suçluların cezalandırılması devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması başkalarının şöhret veya haklarının özel ve aile hayatlarının yahut Kanun ’un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla sınırlandırılabilir." şeklindedir. Burada devlet sırrı olarak “usulünce belirtilmiş bilgiler”e yer verilmekle birlikte devlet sırrı anlamında neyin veya hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir. Yine Anayasa’nın 28/5. maddesinde "... devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber ve yazıyı yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla basanlar başkasına verenler bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." şeklinde cezaî sorumluluk bakımından devlet sırrı kavramının yer aldığı görülmektedir. Ülkemizin de kurucu üyeleri arasında bulunduğu Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanıp 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 10/2. maddesinde; “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunyla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." şeklindeki düzenleme ile devlet sırrı ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. 5271 sayılı CMK'nın 47/1. maddesinde, 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’ndaki tanımlamaya benzer şekilde, devlet sırrı tanımı yapılmıştır. Maddeye göre devlet sırrı; "... Açıklanması devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır. ” şeklinde olup, aynı maddenin 2. fıkrasında suç vasfına göre devlet sırrı bağlamında hem tanıklık yapma hem de tanıklıktan çekinme mecburiyeti bir arada düzenlenmiştir, düzenleme; "Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir." şeklindedir ve maddeye göre, belli ağırlığa ulaşmamış suçların muhakemesi söz konusu olduğunda devlet sırrı mahiyetinde bir bilgiye sahip kişiler tanıklıktan çekinme mükellefiyetindedir. Buna karşın, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarda bilgi sahibi olan kişiler artık tanıklıktan çekinemezler. Maddenin 4. fıkrasında Cumhurbaşkanı bakımından istisnai bir duruma yer verilmiştir. Cumhurbaşkanının devlet sırrı vasfındaki bilgiler için tanıklığı söz konusu olduğunda anılan bilginin bir suç olgusuyla ilişkili olup olmadığı veyahut suçla ilişkili bir durum varsa bunu yargılama makamına bildirilip bildirilmemesi hususunu kendisi takdir edecektir. Suç olgusu, devlet sırrı ilişkisi ile ilgili olarak TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde “Suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.” denilmek suretiyle, suç ile devlet sırrı kavramının bağdaşamayacağı belirtilmiştir. Keza 5271 sayılı CMK’nın 125/1. maddesinde de “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” ifadesiyle suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin, maddi gerçeğe ulaşmak adına, mahkemeye karşı devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Fakat madde metninden suç olgusunun aynı zamanda devlet sırrı olabileceği gibi de bir sonuç çıkmaktadır. Doktrinde TCK'nın 327. maddesinin gerekçesinde olan fakat madde metninde olmayan durum, gerekçenin bağlayıcı olmadığı da nazara alınarak, tartışılmıştır. Bir görüş, gerekçede ileri sürüldüğü gibi, suç ile devlet sırrının bir arada olamayacağını, suç teşkil eden veya suçlara ilişkin bir hususun devlet sırrı olarak korunamayacağını savunurken diğer bir düşünce ise, bir bilginin hem devlet sırrı hem de bir suç veya suça ilişkin olabileceği yönündedir. Ancak; “Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 125/3. maddesinde, birinci ve ikinci fıkraların, suçun gerektirdiği hapis cezasının alt sınırının 5 yıl veya daha fazla olması halinde uygulanabileceğinin belirtilmiş olması karşısında; bir suç olgusuna ilişkin delilin aynı zamanda sır olabileceğinin, suçla ilgili hususların devlet sırrı kapsamında kalabileceği...” şeklindeki düzenleme de dikkate alındığında bahse konu faaliyetlerin BM Antlaşması ve devletler hukuku kapsamında bir nevi meşru müdafaa hakkı olacağı; ayrıca TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde Kanun koyucu tarafından yapılan vurgu, maddi ceza hukuku bakımından devlet sırrına ilişkin olmayıp muhakeme hukukunu ilgilendirmektedir. Nitekim, suça konu bilgi, belge veya faaliyetlerin devlet sırrı olamayacağı madde metninde değil gerekçede yer almaktadır. Devlet sırrı niteliğindeki bilgi, belge ve olaylar da delil olarak ceza muhakemesinde kullanılabilir. Fakat gerek iç hukukta gerekse de karşılaştırmalı hukukta içeriğini devlet sırrının oluşturduğu delillerin muhakeme hukukunda delil olarak kullanılması bazı kayıtlamalar altnda mümkün olabilmektedir. Gerçekten, CMK’nın 182. maddesinde duruşmaların herkese açık olduğu düzenlenmiş, genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebileceği ifade edilmiştir. Keza CMK’nın 47. maddesi ile, CMK md. 182 ile koşut bir biçimde, aleniyet ilkesine istisna getirilmiş olmaktadır. Böylelikle tanıklık konusu bilgilerin devlet sırrı niteliğini taşıması halinde tanığın, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından dinlenebileceği ve bu açıklamalardan sadece isnat konusu suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte ve nicelikteki bilgilerin tutanağa kaydedileceği belirtilmiştir. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nun 6. maddesinde demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi, istihbarî amaçlı iletişime müdahale konusunda ortaya çıkan hukukî boşluğun doldurulması ve bu ihtiyacın karşılanması gibi gerekçelerle 2005 yılında yapılan değişiklikle, Teşkilata, devlet sırrının ifşasının tespiti ile ilgili, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespiti, dinleme, sinyal bilgileri değerlendirilmesi ve kayda alınması hususları düzenlenmiştir. Kanun’un 15.08.2017 tarihli 694 sayılı KHK ile değişik 29. maddesinde ise Teşkilatta görev yapmış olanların ve Teşkilat mensuplarının tanıklığı hususu düzenlenmiştir. Maddeye göre, devletin çıkarlarının veya görevin gizliliğinin zorunlu kıldığı hâllerde MİT mensuplarının ve MİT’te görev yapmış olanların tanıklığı MİT Müsteşarının, MİT Müsteşarının tanıklığı ise Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır. Bu madde ile Kanun’un 17.04.2014 tarihli ve 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12’nci maddesi ile eklenen Ek 1. maddede Teşkilatın elindeki istihbarı nitelikteki bilgilerin adli mercilerce talep edilemeyeceği ve Teşkilat Başkanının başkanlığındaki Komisyonun Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına karar vereceği hususları düzenlenmiş; Ek 2. maddede ise Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna yer verilmiştir. Komisyon çalışmalarına ilişkin bilgi ve belgelerin saklanmasında ve korunmasında gizlilik esastır. Maddeye göre, Komisyon görüşmelerine katılanlar ile bu görüşmelere herhangi bir suretle vâkıf olanlar, Komisyon çalışmaları ve görüşülen konular hakkında hiçbir açıklama yapamaz ve bunları sır olarak saklamakla yükümlüdür: 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16. maddesinde devlet sırrı kavramının TCK ve diğer kanunlardaki tanımına benzer bir tanımın yapıldığı görülmektedir. Bahse konu md. ile bilgi edinme hakkına getirilen istisnalar arasında devlet sırrı da sayılmış olup; "Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.” şeklinde düzenlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 31. Maddesinde; "Devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri görevlerinden ayrılmış bile olsalar, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamaları yasaktır." şeklindeki düzenleme ile devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri, görevlerinden ayrılmış bile, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamalarının yasak olduğu ifade edilmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tanıklığın izne bağlı olduğu haller” başlıklı 242. maddesinde kamu görevlilerin görevleri gereğince muttali oldukları ve sır vasfında olan hususlarla ilgili tanıklığı düzenlenerek bu kişilerin tanıklıkları resmî makamın yazılı iznine bağlanmıştır. Ayrıca 249. maddede de kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebileceği hükmüne amirdir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Dosyaların incelenmesi” başlıklı 20/3. maddesinde sarih olarak devlet sırrı kavramından bahsedilmemiş ise de mahkemenin istediği belgelerin devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın, gerekçesini bildirmek suretiyle, anılan bilgi ve belgeleri vermeyebileceği düzenlenmiştir. 2575 Sayılı Danıştay Kanunu'nda da İYUK’a benzer biçimde “Evrak getirilmesi ve yetkililerin dinlenmesi" kenar başlıklı Danıştay Kanunu’nun 49. maddesinde, istenen bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, ilgili makam, gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği hükmünü amirdir. İYUK’ta söz konusu belgelerin mahkemeye sunulmaması Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın takdirine bırakılmışken Danıştay Kanunu’nda “ilgili makam” denilerek yoruma açık bir düzenleme ihdas edilmiştir. Devlet sırrının tanımı 5237 sayılı TCK md. 327’nin gerekçesinde yapılmıştır. Buna göre devlet sırrı; “...yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç ve dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”olarak tanımlanmıştır. Tanımın özelliği, doğal olarak, kavramın çerçevesinin millî güvenlik, anayasal düzen gibi mefhumların ön plana çıkarılarak çizilmesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi devlet sırrı yalnızca TCK’da değil, CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’da tanımı yapılan bir kavramdır. Bu düzenlemelerden TCK ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47/1 maddesinde devlet sırrının konusu TCK’dan farklı olarak “Açıklanması Devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler” belirlenmiştir. DSKT, CMK, 6216 sayılı Kanun ve BEHK’da, TCK’dan farklı olarak yapılan tanımlarda “dış ilişkiler”, “mili savunma” ve “tehlike yaratabilecek nitelikte bilgiler” ibareleri/kavramları yer almaktadır. TDK sözlüğünde tehlikenin tanımı; büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum; zarar ise, bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat olarak gösterilmiştir. Her ne kadar tehlike henüz vücut bulmamış bir durumu, zarar ise meydana gelmiş olumsuz bir durumu ifade eden kelimeler olsa da maddeden henüz vücut bulmamış husule gelmemiş durumların kastedildiği açıktır. TCK; CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’dan faklı olarak, devlet sırrının tanımında “açıklanması" yerine “yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları ” hâlinde ibaresini kullanmıştır. Yine TCK’da “zarar verebilecek- tehlike yaratabilecek” şeklinde iki farklı ayrım yerine “tehlikeye düşme” şeklinde devlet sırrının çerçevesini çizmiştir. Dolayısıyla CMK, BEHK, 6216 sayılı kanunlardaki devlet sırrı tanımı TCK’ya göre daha geniştir. Devlet sırrı kavramı sadece bilgi ve belge olarak değil devlet sırrının konusu oluşturan bilgi ve belge kavramları dışında “özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyet"ler de devlet sırrı olarak kabul edilmelidir. Nitekim karşılaştırmalı hukukta da eylem, olay ya da faaliyetlerin de devlet sırrı kapsamına değerlendirilmektedir. Karşılaştırmalı Hukukta Devlet Sırrı Devletlerin kendine özgü durumları, içinde bulunduğu şartlar ve demokrasi kültürü gibi hususlar devlet sırrına ilişkin yasal düzenlemelerine yansımıştır. Nitekim Fransa, Birleşik Krallık ve İspanya gibi ülkelerde devlet sırlarına ilişkin düzenlemeler sade bir yapı arz ederken; ABD, İtalya, Rusya Federasyonu, Estonya, Çin Halk Cumhuriyeti gibi devletlerde ise bunun oldukça ayrıntılı olarak düzenlenmiş, bazı ülkelerde devlet sırlarını belirleme yetkisi çoğunlukla yürütme organına verilmiş; bazı ülkelerde ise bu konuyla ilgili ihtisas kurulları oluşturulmuştur. Türk hukukunda gizli bilgilerinin derecelendirilmesi konusunda genele şamil olan bir kanunî düzenlemeden bahsetmek mümkün olmasa da Savunma Sanayi Güvenliği Yönetmeliği ve Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği"nde “çok gizli, gizli, özel” ve “hizmete özel ” şeklinde sınıflandırma derecelendirmeleri yapılmıştır. Mukayeseli hukukta ise devlet sırları ile ilgili olarak 3’lü veya 4’lü olarak sınıflandırmaya başvurulmaktadır. Mukayeseli hukukta içeriğinin önemine ve ifşa edilmesi halinde meydana gelebilecek zararın veya tehlikenin ağırlığına göre devlet sırları konusunda çok gizli, gizli ve özel gibi kategorilendirmeye gidildiği görülmektedir. Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch), Federal Bilgilere Erişimi Düzenleyen Kanun (Gesetz zur Regelung des Zugangs zu Informationen des Bundes), Almanya İdare Muhakeme Usul Kanunu ve Federal Almanya Ceza Muhakemesi Kanunu (StrafprozeBordnung - StPO) gibi müktesebatta devlet sırları, bunların ceza muhakemesi işlemlerinde kullanılması/kullanılamaması, devlet sırrı gerekçesiyle adli mercilere ilgili belgeleri vermekten resmi mercilerin imtina etmeleri ve devlet sırrı gerekçesiyle bilgi edinme hakkının sınırlandırılması ile ilgili birçok hüküm mevcuttur. Ayrıca mülga 95/46/EC sayılı Direktif in, Federal Almanya Cumhuriyeti iç hukukuna aktarılması amacıyla çıkarılan Federal Veri Koruma Kanunu (Bundesdatenschutzgesetz)’nda milli savunma, milli güvenlik gibi gerekçelerle kişisel verilerin rıza dahilinde işlenmesine istisna getirilmiştir. İtalya'da 13 Ağustos 2007 tarihli ve 25 Ağustos 2012'den beri yürürlükte olan Cumhuriyetin Güvenliği İçin Bilgi Sistemi ve Yeni Bir Gizlilik Disiplini (Legge 124/2007, Sistema di Informazione Per la Sicurezza Della Repubblica e Nuova Disciplina del Segreto) başlıklı Kanun oldukça detaylı olarak devlet sırları, Cumhuriyet Güvenliği Bakanlık Komitesi ve Güvenlik Bilgi Bölümü gibi organları, sırrın ne müddet gizli yada çok gizli olarak muhafaza edileceği, gizlilik kategorileri, ceza yargılamasında gizli belgelere erişim prosedürleri gibi konuları ele almıştır. 124/2007 sayılı Kanun kapsamında, açıklanması Cumhuriyet’in güvenliğini tehlikeye düşürebilecek tüm belgeler, bilgiler, faaliyetler ve diğer hususlar devlet sırrı kapsamındadır. “Cumhuriyet ’in güvenliği ” kavramı İtalyan Devletinin bütünlüğü ve bağımsızlığı ve Anayasada belirlenen kuramların savunması anlamına gelmektedir. Nitekim İtalyan Anayasa Mahkemesi de 1977 yılında vermiş olduğu bir kararında gizliliğin ancak askerî savunma ve ulusal güvenlik gibi en yüksek Anayasal çıkarların korunması bağlamında meşru olduğunu onaylamıştır. 124/2007 sayılı Kanun’dan başka İtalya Ceza Kanunu’nda devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile ilgili cezaî hükümler bulunmaktadır. Yine İtalya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise yargılama işlemlerinde devlet sırlarına erişim ya da istihbarat personelinin tanık olarak dinlemesi vs. gibi hükümlere yer verilmiştir. İtalyan Ceza Kanunu'nda “Devlet Kişiliğine Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kitap Birinci Başlık’ta md. 241 ila 313 arasında “Devletin Uluslararası Kişiliğine Karşı Suçlar ” düzenlenmiştir. Kanun’un 245. maddesinde İtalya ile savaşta tarafsızlık antlaşması bulunan devletlerle bu antlaşmaları bozmak ve İtalyan devletini savaşa sokmaya neden olabilecek şekilde veya savaş ilanına neden olabilecek istihbarat bilgilerini elinde tutanlar 5 ila 15 yıl arasında hapis cezasına mahkûm edilecekleri düzenlenmiştir. İCK md. 255, TCK md. 326’nın muadili olarak, devletin uluslararası kişiliğine karşı işlenen suçlar bağlamında devletin güvenliğine ilişkin ve gizli kalması gereken belgelerin çalınması, tahribi, tahrifi suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde devletin gizliliği, iç ve dış siyasal yararları devletin güvenliği ile ilgili eylemler ve belgelerin ne olduğu açıkça tanımlanamamış bu husus özel kanunlara bırakılmıştır. Ayrıca maddede nitelikli hal olarak failin eyleminin askerî operasyonları tehlikeye atması dorumunda müebbet hapis cezası ile cezalandırması öngörülmüştür. İtalyan Ceza Kanunu'nun 256. maddesinde yine TCK'nın 327 ve 334. maddelerine benzer şekilde, Devlet güvenliğine ilişkin bilgilerin ve yetkili makamların açıklanmasının yasakladığı bilgilerin temini cezalandırılmıştır. Maddeye göre, devletin siyasî, iç veya uluslararası çıkarlarında gizli kalması gereken bilgileri edinen herkes, üç ila on yıl hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç konusu, yetkili otoritenin ifşa etmeyi yasakladığı bilgi olduğu takdirde iki ila sekiz yıl hapis cezası söz konusudur. Kanun'un 261. Maddesi ve 256. maddesinde belirtilen sır niteliğindeki bilgileri açıklayanları cezalandırmaktadır. Suçun nitelikli hali olarak ise suçun savaş zamanında işlenmesini devletin savaş hazırlığını veya savaş etkinliğini veya askerî operasyonlarını tehlikeye sokması durumları gösterilmiştir. Öte yandan filin bu suçu casusluk amacıyla işlemesi durumunda faile müebbet hapis cezası verilecektir. Devlet sırrı kavramı genel olarak; Fransa'da; "Açıklanması ulusal savunma üzerinde çok ciddi bir etkiye, ciddi bir zarara neden olması muhtemel veya ulusal savunma sırrının ortaya çıkmasına yol açabilecek bilgi.", Rusya'da; "Devletin askerî dış politikası alanındaki korunan bilgisi.", İspanya'da; "Yetkisiz kişilere ifşa olduğu takdirde devletin güvenliğini ve savunmasını tehlikeye atabilecek konular, eylemler, belgeler, bilgiler, veriler ve nesneler.", Birleşik Krallık'ta; "Açıklanması Kraliyet’in silahlı kuvvetlerinin görevlerinin icra etme kabiliyetinin tamamına veya bir kısmına, üyelerine, bu güçlerin teçhizatına ya da kurulumlarına zarar veren veya ciddi hasar verebilir mahiyette olan, İngiltere'nin yurtdışındaki çıkarlarını tehlikeye atan, İngiltere'nin bu çıkarlarının tanıtımını veya korunmasını ciddi şekilde engelleyen veya yurtdışındaki İngiliz vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atan bilgiler belgeler devlet sırrı sayılır.", Amerika Birleşik Devletleri'nde; "Yetkisiz olarak ifşa edilmesi halinde ulusal güvenliğin zarar görmesine neden olabilecek mahiyetteki bilgi." ve son olarak İsveç'te ise; "Ulusal güvenliğe zarar verebilecek her türlü bilgi." şeklinde düzenlenmiştir. Casusluk Kavramı İngilizce “espionage” kelimesi ile ifade edilen casusluk kavramı casus anlamına gelen “spy” kelimesinden, bu kelime de bakmak anlamına gelen eski Germanik kökenli ve eski Fransızca “espier” kelimesinden türemiş bir kavramdır. Türkçe'ye ise benzer şekilde gözetleyen, araştıran manasında Arapça tecessüs (<^?J) kökünden türeyerek girmiştir. Tecessüs kelimesi belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma; merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı anlamındadır. “Kamûs-ı Türk-i'de casusluk; "Şerre dair ahbâr ve ahvalin gizlice öğrenilip haber verilmesi, düşman tarafından bir devletin ahval-i askerîyesini ve kuvvetini öğrenmek üzere, tebdil-i kıyafetle onun ülkesine veya ordusuna sokulma yahut kendi vatanı aleyhine böyle bir hizmet verme" olarak tanımlanmıştır. Tanım olarak casusluk sahibinin izni olmadan gizlice, gizli nitelikteki bilgi/bilgileri elde etme veya bunları ifşa etme eylemidir. Casusluk, bir kişi, kurum, devlet veya örgüt gibi yabancı bir güç lehine gizli nitelikteki siyasî, askerî ve iktisadî bilgilerin, özel birtakım yöntemlerle ve hukuka aykırı olarak temin edilmesidir. Başka bir deyişle casusluk, bir devlet menfaatine bir başka devletin askerî, siyasî ve iktisadî durumuna ilişkin gizli bilgilerin veya belgelerin araştırılması, temin edilmesi ve yabancı devlete/yabancı örgüte ulaştırılmasıdır, ayrıca casusluğu, bir grubun veya kişinin lehine diğer bir grup veya kişinin aleyhine olarak, bir şeyin iç yüzünü öğrenmek için gözetlemek, araştırmak, tahkik etmek, gizlice öğrenmek gibi yöntemlerle icra edilen faaliyetler olarak tarif edebiliriz. Bu faaliyetlerin konusu ticarî, demografik, siyasî, teknolojik, coğrafî ve askerî olabilir. Casusların kullandıkları yöntemler çok farklı olabilir. Çeşitli entrikalar, çok gizli planların temini, suikastlar, ajan provokatörlük yaparak kitleleri harekete geçirme, sabotajlar bu kabilden eylemlerdir. Casusluk suçu askerî casusluk, siyasî casusluk, sanayi casusluğu, teknoloji casusluğu ve uluslararası casusluk gibi çeşitli alt başlıklar altında incelenmektedir. askerî bilgilerin asker kişi yani personel veçhesine matuf tanımlardır. Bu tanımlardan hareketle askerî şahısları; subay, askerî memur, astsubay, çalışan sivil personel, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrenciler veya resmî kıyafet taşıyan veya özel kanunlarla TSK’da görev yapan personel olarak tarif edebiliriz. Fakat bu şahısların hepsi harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetinde olan asker kişiler değildir. TCK'nın 328. maddesinin gerekçesinde bahsedilen askerî bilgiyi, harp sanatına matuf (savunma sanayi, harekât, sabotaja karşı koyma, askerî istihbarat, lojistik vb. gibi) ve bu bilgiyi öğrenip icra etmekle mükellef olan askerî personele dair bilgi biçiminde dar olarak tanımlamak icap eder. Sonuç olarak askerî casusluk suçunu; harp sanatı veyahut belirli sınıflardaki muvazzaf askerî personelle ilgili olan bilgileri gizlice elde etmeye yönelik faaaliyetler şeklinde tanımlayabiliriz. Silah teknolojisi, silah sistemleri, harekât planları, envanter dökümleri, personel bilgileri, konuş- kuruluş bilgileri, bu saydıklarımızı içeren haritalar, fotoğraflar, planlar vs. bilgiler bu kabilden sayılabilecektir. Siyasal casusluk kavramı ise; ticarî, askerî ve ekonomik sırların dışında kalan temin edilmesi durumunda yabancı devletlere avantaj sağlayacak, devleti diğer devletler karşısında zor duruma düşürebilecek siyasi bilgilerin temini veya açıklanmasıdır. Siyasal hareketliliği tetikleyebilecek ekonomik, sosyal ya da buna benzer gelişmeler, ülkenin tarihi, anayasal yapısı, hükümetin etkinliği, diplomatik faaliyetleri, siyasal partilerin durumu, ülkenin siyasal kültürü, baskı grupları, seçim süreci gibi konular, siyasal casusluk faaliyetlerinin ilgi alanları arasındadır. TCK'nın 328. maddeinin gerekçesinde ekonomik yani iktisadî casusluğun da siyasî casusluk içinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Benzer biçimde, mülga 765 sayılı Kanun’un 133. maddesinde değişiklik yapan 3038 sayılı Kanun’un gerekçesinde de devletin siyasi sırları arasında mali ve iktisadi bilgiler sayılmıştır. 2- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BELGELER Devletin güvenliği ve bekası, bunlara ilişkin varlıkların korunması ile mümkün olur. Bu varlıklar, bütün olarak nazara alınan devlete ait varlıklardır ve devletin iç veya dış ilişkileri yönünden nazara alınmasına göre, iç veya anayasal siyasal varlıklar ve dış veya milletlerarası siyasal varlıklar diye ikiye ayrılırlar. Birinciler, devletin mevcudiyetine, anayasal teşkilâtına ve yine devletin anayasal organlarının faaliyetine ilişkin varlıklardır. İkinciler ise, devletin milletlerarası mevcudiyetine, teşkilâtına ve yine devletin milletlerarası organlarının faaliyetlerine ilişkin varlıklardır. (Toroslu, 1970, s.362) Devlet sırları ve devlet sırlarını içinde barındıran belge ve vesika gibi eşyalar ceza hukuku tarafından himaye edilen siyasal, anayasal ve milletlerarası varlıklardır. Devletin güvenliğine ilişkin belgeler suçu 5237 sayılı TCK'nın 326. maddesinde; “(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; "Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerini cezalandırmaktadır. Böylece maddenin koruduğu hukukî yarar Ülkenin savunmasıdır. 'Devletin güvenliği' kavramı, Devletin varlığının korunması, tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması demektir. Devletin varlığını tehlikeye düşürebilecek nitelikteki eylemler Devletin güvenliğini ihlâl eder. 'Devletin iç ve dış yararları' ibaresine gelince; bir büyük örgütlenme olarak Devletin elbette ki, yararları ile güvenliği arasında da sıkı bir ilişki vardır. Yararlarını koruyamayan Devletin güvenliği de tehlikeye düşebilir. Madde, Devlet yararları arasında 'siyasal' olanları göz önüne almış bulunmakta, böylece ekonomik, kültürel ve benzerî nitelikteki yararlara ilişkin belge veya vesikalar dışarıda kalmaktadır. Söz gelimi Devletin dış ilişkilerinin iyi tarzda sürdürülmesi hususundaki yarar gibi. Suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Zira madde belgenin içerdiği sırrı değil bizatihi Devletin güvenliği veya siyasal yararları ile ilgili olan belge veya vesikaları korumaktadır. Ancak fiillerin işlendiği sırada Devletin güvenliği veya siyasal yararlarıyla olan ilgisinin devam etmiş bulunması gerekir. Söz gelimi tarihi belge veya vesikalar hâlen bu niteliği korumuyorlarsa, onlar hakkında bu maddenin uygulanması söz konusu olmaz. Maddede yazılı olan 'belge' sözcüğü her türlü evrak ve vesikaları kapsamaktadır. Resmî belge, genellikle hukukî işlemlerin doğruluğunu belirtme yetkisine sahip makam tarafından usulüne göre düzenlenmiş veya onaylanmış yazılar, Devlet memurlarınca görev gereği gerçekleştirilen işlemleri taşıyan resmî defter ve dosyalar, askerî plân ve haritalar ve bir olayın gerçeğe uygunluğunu gösteren her türlü yazılardır. Güvenilen, doğrulanan her türlü belge anlamındadır. Maddenin ikinci fıkrası, cezayı ağırlaştırıcı nedenleri göstermektedir. Buna göre, birinci fıkrada yazılı fiiller, savaş etkinliğini veya askerî hareketleri tehlikeye koymuş ise ceza artırılacaktır. Dikkat edilmelidir ki, bu ağırlaştırıcı nedenin gerçekleşmiş sayılması için faildeki kastın ağırlaştırıcı nedeni de kapsamış bulunması bir koşul sayılmamıştır. Tehlikenin meydana gelmesi cezanın artırılması için yeterlidir." şeklinde ifade edilmiştir. Maddenin gerekçesinde; madde ile, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerinin cezalandırıldığı, maddenin koruduğu hukukî değerin ülkenin savunması olduğu belirtilmiştir. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.572) Bu bakımdan, suçla korunan hukuki yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliği ve milli savunmasına ilişkin yararlardır. Bu suçta casusluk maksadı bulunmamaktadır. Kanun devletin emniyet ve siyasi yararlarını korumak amacıyla bu hususlara müteallik belge ve vesikaları korumaktadır. (Öğel, 1940, s.1031) Birinci fıkrada tanımlanan suçun maddi unsuru, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kısmen veya tamamen "yok edilmesi, tahrip edilmesi” veya bunlar üzerinde "sahtecilik yapılması” veya “geçici de olsa, bunların tahsis olundukları yerden başka yerde kullanılması” "hileyle alınması” veya "çalınması” dır. Bu seçimlik hareketlerden birinin işlenmesi yeterlidir. Maddede sayılan fiiller casusluk maksadıyla yapılmışsa TCK'nın 328. maddesindeki suç oluşacaktır. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında suç vasıfları; gizli kalması gereken bilgilerin Devletin güvenliği ve siyasal yararları ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, belgenin yetkili makamlar tarafından kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasının yasak olduğu belge niteliğinde mi olduğu, gizli olduğu değerlendirilen bilgilerin Devlet güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin net bir şekilde ortaya konması gerektiği ve bu konularda uzman bilirkişi yardımından faydalanmanın önemi belirtilmiştir. Türk Ceza Kanununun 326 ncı maddesinde düzenlenen suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Ancak, bu belge veya vesika genellikle mahiyetleri herkes tarafından bilinmeyen olaylara ilişkin olabilir. Bu itibarla bu belge veya vesikaların devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olup olmadığını çoğu durumda kestirmek ve kesin teşhis koymak güçtür. Bu husus mahkemenin takdiri dışında olup, belge veya evrakın bu niteliği hakkında söz sahibi olan Hükümettir. (Özütürk, 1970, s.380-381) Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden “tamamen yok etmek” ten söz edilebilmesi için belge veya vesikanın her şeyden önce varlığı ve fail tarafından yok edilmiş olmasının sübutu şarttır. Belgenin maddi varlığına son vermekle suç oluşur. Eylem belgenin tamamına karşı olabileceği gibi, hukuki hüküm ifade eden herhangi bir kısmına karşı da olabilir. (Taşdemir- Özkepir, 2009, s. 521) “Kısmen yok etmek” şeklindeki seçimlik hareket bakımından yok edilen kısmın madde ile korunan hukuksal değerler açısından bir sonuç doğuracak nitelikte olup olmadığının gözetilmesi ve araştırılması gerekir. Diğer bir anlatımla yok edilen kısmın Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin sonuç doğuracağının sübut bulduğu durumlarda suçun oluştuğunun kabulü gerekir. (Özütürk, 1970, s. 381) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “kanun emrini yerine getirme” bir hukuka uygunluk halidir. Kanun hükmü kişiye herhangi bir konuda bir hak veya yetki vermişse, bunun öngörüldüğü şekilde uygulanması durumunda hukuka aykırılık söz konusu olamaz. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Hukuka aykırı fakat bağlayıcı olan emir ifa zorunluluğu getiren hükümle emredilen açısından hukuka uygun hale getirilmemektedir. Bu durumda emrin ifası da hukuka aykırılık vasfını muhafaza etmektedir. (Özgenç, 2005, s.362) Bu durum kusurluluğu ortadan bir hal olup, bu halde CMK’nın 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı vermek gerekecektir. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasının yanında ayrıca suç da teşkil etmesi durumunda Anayasa’nın 137 nci maddesinin ikinci fıkrası ve TCK’nın 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilmeyecek, yerine getirilmesi hâlinde emredilen sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı şekilde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “zorunluluk hali” söz konusu olduğunda bu durum TCK’nın 25 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mazeret sebebi kabul edilecek, fiil, haksızlık teşkil etme niteliğini koruyacak ancak, söz konusu haksızlığı gerçekleştiren şahıs, zaruret halinin varlığı dolayısıyla, kusurlu addedilmeyecektir. Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir. Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir. Suçun konusu, devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikalardır. Suçun konusunu oluşturan belge veya vesikaların, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olması gerekmektedir. Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde genel suç kastı bulunması gerekli ve yeterlidir. Manevi unsur bakımından saik veya maksat aranmamıştır. Maddede sayılan seçimlik hareketlerin bilerek ve isteyerek yapılması yeterlidir. Suçun konusuna ilişkin hata kastı ortadan kaldırır. Kastın casusluk özel kastıyla birlikte bulunmaması gereklidir. Aksi takdirde şartları bulunuyorsa casusluk suçlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi gereğince cezalandırılacaktır. Suçun maddi unsurunu oluşturan altı seçimlik hareketten (kısmen veya tamamen yok etme, tahrip etme, bunlar üzerinde sahtecilik yapma, geçici de olsa bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanma, hileyle alma veya çalma) herhangi birisinin gerçekleştirilmesiyle birlikte tamamlanır. Bu suçta netice kanuni tarifte yer almamıştır. Failin belgeyi kısmen veya tamamen yok ettiğinde, tahrip ettiğinde, sahtecilik yaptığında, hileyle aldığında ya da çaldığında, belgenin tamamından veya bir kısmından sürekli veya geçici olarak yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden herhangi birisini doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. Örneğin, belgenin yakılmaya veya çalınmaya yönelik icra hareketleri tamamlanmadan failin yakalanması durumunda teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır. Özel bir içtima kuralı öngörülmediğinden, suçların içtimaına ilişkin hususların genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Seçimlik hareketlerden birden fazlasının aynı eylemde birleşmesi, suçun tekliğine zarar vermez. Yine, aynı fiil sırasında yok edilen veya çalınan belge sayısının birden fazla olması da suçun tekliğini etkilemez, tek fiil işlenmiş sayılır. 3- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BİLGİLERİ TEMİN ETME Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu; 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile 1990 tarihli ve 3679 sayılı Kanun'la değişik 765 Sayılı TCK’nın 132. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrasının karşılığı olup, yeni hükümde suçun unsurları aynen muhafaza edilmek suretiyle yeniden düzenlenmiş, suçun cezasının üst sınırı azaltılmıştır. 1990 tarih ve 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle suçun nitelikli hâlinin yaptırımı ölüm cezası iken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak değiştirilmiştir. 765 sayılı TCK’da yer alan ağırlatıcı nedenlere 5237 sayılı TCK’da da yer verilmiştir. Suçun meydana gelmesi için, kesin ve belirli bir zarar aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden tehlike suçu niteliğinde düzenlenmiştir. Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırılmaktadır. Maddenin koruduğu yarar millî savunmadır. Maddenin uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli husus temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Demek oluyor ki, bilgi sır niteliğinde olacaktır. Eğer bilgi, temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş ise, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise, artık sır olmaktan çıkacağından, bunun temininden dolayı faile ceza verilemeyecektir. Sırdan maksat yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde 'Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler'dir. Maddede geçen 'temin' kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade etmektedir. Bilgilerin böylece temini yani öğrenilmesiyle suç oluşur; bunların açıklanmasına gerek yoktur. Bilgilerin açıklanması 390 ıncı maddedeki suçu oluşturmaktadır. Elde edilen bilgilerin, Devletin güvenliği yahut iç ve dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının belirlenmesi için hâkim, bu hususta gerekli bütün incelemeleri yaparak 'sır' vasfında bir bilginin var olup olmadığına karar verecektir. Bu hususta Bakanlar Kurulunca gösterilecek gerekçeyi de inceleyebilecektir; ancak bununla bağlı değildir." şeklinde ifade edilmiştir. Madde ile, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırıldığı, korunan hukuki yararın, millî savunma olduğu belirtilmiş. devletin birinci derece önemli menfaatleri yani özünde devlet sırrı olan bilgilerinin korunması amaçlanmıştır. Bu suçun koruduğu hukuksal menfaatler, “devlet güvenliği”, “devletin iç veya dış siyasal yararları” ve “milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. (Yayla, 2012, 122) Bu suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmektir. Bu maddeye göre gizli kalması gereken bilgi, gizli tutulması zorunlu olan, sır mahiyetindeki bilgidir. “Devletin güvenliği” kavramı Devletin varlığı, bekası fikri ile izah edilebilir. Devletin iç veya dış (uluslararası) yararları, milli savunma bakımından birinci derecede önemli yararlarını ifade etmektedir. Maddede tanımlanan suçun oluşması bakımından önemli olan husus, temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Yargıtay 09.01.1973 tarihli ve 4640-19 sayılı ilâmında; "Devletin uluslararası şahsiyetine karşı işlenen cürümlerden (Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatlerine karşı) olan suçu maddesinin 2. fıkrasında Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatine ilişkin bilgileri elde etmek fiilleri yer almıştır. Bu maddenin uygulanması için belgelerin bir sırrı ihtiva etmesi zaruri değildir. Burada Kanunun koruduğu şey, belgenin ihtiva ettiği sır değil, Devletin güvenliği ve siyasi menfaatleri ile ilgili belge ve kağıtlardır. Gizli bilgiler kavramının bu maddenin 2 nci fıkrasındaki manası hükümet işlemlerinde yer alan ve fakat Milli veya Milletlerarası Devletlerde yayınlanmayan bilgileri kapsar. Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgiler, Askerî, İktisadî, Sınaî veya diplomatik nitelikte olabilir ve ancak yetkililerce bilinip diğer kimselere gizli tutulan bilgiler, yazılar, resimler, planlar, fotoğraflar veya benzeri şeylerdir." şeklinde tanım yapmış; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında da; "TCK'nın 4. kısım 7. bölümü içinde yer alan maddelerin, ardışık bir sistem içinde suçun önem, tehlike ve ağırlığı itibarıyla ağırdan hafif dereceye doğru sıralandığı görülmektedir. Bu itibarla, suçun ana maddi unsurları arasında yer alan suç konusunun, maddi olay içerisinde çok titiz ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması, diğer unsurların da varlığının belirlenmesi suretiyle, suçun temas ettiği maddenin isabetli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Suç konusu belge veya bilginin niteliğinin 'gizli' olarak kabulü için bu belgenin sadece gizlilik derecesinin 'GİZLİ' olarak tayin edilmesinin yeterli olamayacağı, maddede öngörülen 'gizli' niteliğinin, madde gerekçelerinde de ayrıntılı olarak tanımlandığı üzere; 'Devletin güvenliğini, milli varlığını, bütünlüğünü, anayasal düzenini veya iç veya dış siyasal yararlarını tehlikeye düşürebilecek' nitelikte olması gerekmektedir. Bu nitelikte görülmeyen, ancak, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilere yönelik işlenen suçlar da farklı maddelerde düzenlenmiştir. Gizli olduğu değerlendirilen bu bilgilerin Devletin güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin belirtilmediği, kursiyer subayların dahi kaynakça olarak kullanabildikleri anlaşılan bu doküman ve bilgilerin; 'Devletin güvenliği' veya 'siyasal yararları' ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, nitelikleri Anayasada yazılı Devletin varlığının korunmasına, tehlikeye maruz bırakılmamasına yönelik olarak Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgisinin somut şekilde irdelenip değerlendirilmeden ve ortaya konmadan özde sadece 'GİZLİ' gizlilik derecesi esas alınarak ve keza CD'lerde yer alan ve suça konu olan bilgilere ulaşabilme imkânının, söz konusu bilgilerin elde ediliş şeklinin, aynısı olmasa dahi benzeri bir takım bilgilerin açık kaynaklarda ve İnternet sitelerinde yer alması olguları dikkate alınmadan ve değerlendirilmeden...” şeklinde tanım yapılmıştır. Bir hususun sır olması için böyle olduğunun önceden resmi makamlarca ifade edilmiş olması şart değildir, konunun mahiyeti onun sır olup olmadığını belirleyecektir. Bu bakımdan, elde edilen bilgilerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre Devletin güvenliği yahut iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının her somut olayda mahkemece belirlenmesi gerekir. (Parlar-Hatipoğlu, 2008, s.4286). Suç, bilgilerin temin edilmesiyle (öğrenilmesiyle) tamamlanır. Bilgiyi içeren vesikanın da elde edilmiş olması şart değildir. (Erem, 1985, s.61) Vesikanın okunarak bilgiye vakıf olması yeterlidir. Keza, suçun tamamlanması için temin edilen bilginin başkasına verilmesi veya açıklanması da şart değildir, soyut alma veya temin etme suçun oluşumu için yeterlidir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.4.1967 tarihli kararında; "Gizli kalması Devletin millî ve milletlerarası menfaatleri icabından olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Kıbrıs meselesi dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yazmış olduğu mektup 13.1.1966 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanmak suretiyle bir yandan devlet sırrını sağlama (madde 132) ve öte yandan sağlanan devlet sırrını ifşa (madde 136) fiilleri işlenmiştir." şeklinde karar vermiştir. Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir. Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir. Suçun konusu ise Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerdir. Maddenin ikinci fıkrasında bu suç için özel ağırlatıcı nedenler kabul edil¬miştir. Buna göre fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa faile müebbet hapis cezası verilecektir. 327 nci madde ile 326 ncı maddede yer alan ağırlaştırıcı nedenler birebir aynı olduğundan 326 ncı madde de yapılan açıklamalar bu maddenin nitelikli halleri için de geçerli olduğu madde gerekçesinde ; "Maddenin ikinci fıkrasında yer alan ağırlaştırıcı nedenler için 386 ncı maddenin gerekçesine bakılmalıdır." şeklinde ifade edilmiştir. Suçun manevi unsuru bakımından genel kast gerekmektedir. Eğer fiil siyasal veya askeri casusluk maksadıyla işlenmişse bu durumda TCK'nın 328. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç oluşur. Failin, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri bilerek ve isteyerek temin etmiş olması sonucunda manevi unsur gerçekleşmiş olur. İşlenen suç neticesinde zarar meydana gelmesi şart değildir. Bu suçlarda kanun tehlikeyi mevcut farzetmektedir. Çünkü devletin siyasi menfaatleri gereği gizli kalması gereken bilginin öğrenilmesinin devlete bir zarar doğurması daima ihtimal dâhilindedir. (Akgüç, 1941, s.481) Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Suç, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerin temin edildiği anda oluşacaktır. Elde etme şeklinde icra edilen hareketin bitirilmesi yeterlidir. Gizli bilginin öğrenilmiş olması suçun tamamlanması için yeterlidir. İşlenen suç neticesinde zarar oluşmasına gerek yoktur. TCK’nın 327. maddesinde düzenlenen suç, neticesi harekete bitişik bir suçtur. Fail, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketi doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. İcra hareketlerinin kısımlara bölünebildiği durumlarda suça teşebbüs mümkündür. Gizli bir belgenin fotoğrafını veya fotokopisini çekerken yakalanan failin eylemi teşebbüs aşamasında kalacaktır. Bu suça iştirakin her hali mümkündür. Suçların içtimai bakımından özel bir hüküm bulunmadığından bu hususta TCK'nın 42ve 44. maddeleri uyarınca genel hükümler uygulanacaktır. 5237 sayılı TCK’nın, genel prensibinin gerçek içtima olduğunda tereddüt yoktur. Kanunun fikrî içtimaı düzenleyen 44. maddesine göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Anılan maddenin uygulanması için ön şart, olayda görünüşte içtima kurallarının tatbik imkanının bulunmaması ve fikri içtima yasağını öngören özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasıdır. Fiilin, hukuki anlamda tek bir fiil olması icap eder. Anılan suçlar bakımından, “temin etmek” ve “açıklamak” fiillerinin, suçların tehlike suçu olmaları nedeniyle ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi de aranmayacağından ayrı ayrı iki fiil olduğunda kuşku yoktur. Açıklamak eylemi için, kanunun 327. ve 328. maddesinin maddi unsurunu oluşturan “temin etmek” dışında herhangi bir biçimde (tesadüfen elde etmek gibi) de, suç konusu bilgilerin ele geçmesi mümkün bulunduğundan görünüşte içtima kurullarının tatbiki de mümkün değildir. Değerlendirme konusu suçlar yönünden gerek mülga 765 sayılı gerekse mer’i 5237 sayılı TCK uygulamasında gerçek içtima kurallarının tatbiki gerektiği hususunda doktrin ve Yargıtay tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ve kararlılıktadır. 5237 sayılı TCK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölüm’de Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk adı altında, 327-330. maddelerinde yer alan suçlarla ilgili olarak fikri içtima ve bileşik suçtan bahsedilemez (Z. Hafızoğulları-M. Özen Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler shf. 459-470). Gizli bilgilerin temin edilmesiyle TCK’nın 327 ya da 328. maddelerindeki suç oluşur. Bu bilgilerin açıklanması ayrıca 329 veya 330. maddede düzenlenen suçu da oluşturur (Dr. H. Sarıgüzel Devlet Sırlarına Karşı Suçlar…syf. 243). Temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi/açıklanması şart değildir (Erem, a.g.e. Cilt. s. 50, 61). “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. Mehmet Yayla a.g.e. s. 197. Siyasal veya Askeri Casusluk Suçu s. 81, 2018 baskı Doç. Dr. ... BALCI). 5237 sayılı TCK ile benimsenen suç teorisine göre suç; kanuni tipe uygun, haksızlık içeren, kusurlu ve hukuka aykırı eylemleri ifade ettiğinden, anılan suçlar bakımından hukuka aykırılık unsuru üzerinde de durmak gerekir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e. s.252, Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, syf. 450) 4- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE VE SİYASAL YARARLARINA İLİŞKİN BİLGİLERİ AÇIKLAMA 5237 sayılı TCK'nın 329. maddesinde; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; "Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır. Suçun maddî unsuru olan 'açıklama', yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir. İkinci fıkrada gösterilen, suça ait ağırlaştırıcı nedenler hususunda 388 inci maddenin gerekçesine bakılmalıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hâli cezalandırılmakta ve bu hâllerde birinci ve ikinci fıkraların ihlâl edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır. Üçüncü fıkrasıyla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır; o hâlde taksirin cezalandırılması, bilgilerin başkaları tarafından açıklanmış bulunmasına bağlıdır." şeklinde ifade edilmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 329. maddesi, 765 sayılı TCK’nın 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 136. maddesinin 1., 2 ve 5. fıkralarında yer alan “devlet sırlarını ifşa” kenar başlıklı suç tipinin unsurları korunmak suretiyle aynen düzenlenmiştir. Kasten veya taksirle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacı olmaksızın açıklama suç sayılmıştır. Maddenin birinci fıkrasında suçun kasten işlenen basit hâli, ikinci fıkrasında ağırlaştırılmış hâli, son fıkrasında ise, suçun taksirle işlenen hâli düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 136. maddenin birinci fıkrasında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal menfaatleri bakımından gizli kalması gereken bilgilerin ifşa edilmesi suç sayılmış; üçüncü fıkrasında ise, bu bilgilerin askerî veya siyasi casusluk maksadıyla ifşası ağırlaştırıcı bir sebep kabul edilerek ceza fazlalaştırılmıştır. Suçun faili herkes olabilir. Bu suçun faili gizli kalması gereken bilgileri kasten açıklayan veya taksirle anılan bilgilerin açıklanmasına yol açan kişilerdir. Fail yabancı veya Türk vatandaşı herkes olabilir. Failin kamu görevlisi olmasına gerek yoktur. Yani özgü/mahsus suç söz konusu değildir. Failin gazeteci veya milletvekili olması bir hukuka uygunluk sebebi olmamaktadır. Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Öte yandan suç konusu bilgilerin belli bir kişiye ait olması durumunda bu kişi de mağdur olarak kabul edilerek kovuşturmaya müdahil sıfatıyla katılabilecektir. Failin kamu görevlisi olması durumunda failin mensubu olduğu idare de suçtan zarar gören olarak kabul edilebilir. Suç konusunun suç tarihi itibariyle güncelliğini koruyor olması ve kanunî ya da kanundışı yöntemlerle kamuoyuna ifşa edilmemiş olması gerekir Suçun oluşabilmesi için açıklamanın haksız olarak yapılması gerekir. Somut olayda hukuka aykırılığı yok eden bir neden varsa suç ortadan kalkar. Nitekim failin suç konusu bilgiyi kanunun hükmünü icra kabilinden açıklaması ile suç oluşmaz (TCK md. 24/1). Failin CMK 47 ve 125 gereğince devlet sırrı konusunda mahkemede tanıklık etmesi böyledir. Burada fail kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanarak tanıklıkta bulunmaktadır. Benzer biçimde açıklama yapılan kişi suç konusunu öğrenmeye yetkili ise açıklayan kişi bakımından eylem suç oluşturmaz. Ancak yasa dışı bir örgüte bağlı olduğu tespit edilen hâkim veya savcı örgüt adına bu sırları ele geçirdiyse TCK’nın 24/1. maddesindeki hukuka uygunluk sebebinden yararlanması söz konusu olamaz. Kamu görevlisinin görevi ifa ederken öğrenmiş olduğu bilgiyi TCK 279. maddesi muvacehesinde açıklaması suç oluşturmayacaktır. Açıklama açık veyahut zımni yapılabilir Gerekçede ve madde metninde açıklama bakımından aleniyet unsuruna yer verilmemiştir. Dolayısıyla açıklamanın açık, gizlice veya sohbet ortamında üçüncü kişilere, basın yoluyla, sosyal medya veya TV üzerinden yapılması arasında suçun teşekkülü açısından fark yoktur. Şu hâlde yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde devletin güvenliğinin, millî varlığının bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yaralarının tehlikeye düşürebilen sır niteliğindeki bilgilerin bir veya birden fazla kişiye bildirilmesi, söylenmesi, intikal ettirilmesi, okutulması vs. ile anılan suç oluşur. Suç konusunun tamamen açıklanması şart olmayıp kısmi açıklama durumunda da bahse konu suç oluşacaktır. Hülasa gizliliği bertaraf eden açıklamaya matuf her nevi davranış suç kapsamında değerlendirilebilir. Suç konusuna tesadüfen muttali olan kişi uhdesindeki bu sırrı açıklamama yükümlülüğündedir. Aksi durumda tesadüfen öğrenen kişinin de Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu kapsamında sorumluluğu söz konusu olabilir. Karşı konulamayan veya kurtulma olanağı olmayan cebir, şiddet ve muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdidin etkisiyle suç konusu bilgi açıklanırsa, cebir, şiddet, korkutma ve tehdit kullanan kişiler bizatihi suçun faili olup (dolaylı fail) tipikliğin maddi unsurunu gerçekleştiren fail hakkında kınama yargısında bulunulamayacağından bu kişi kusursuz sayılır ve ceza verilemeyecektir. TCK'nın 329. maddesinde yer alan bu suç devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasıyla tamamlanır. Suçun oluşumu bakımından açıklanan bilgiyi 3. kişilerin öğrenmesi iktiza etmediğinden “açıklama” fiili ile suç tamamlanmış ve bitmiş olacaktır. Dolayısıyla sırf hareket suçu şeklinde bir formülasyon söz konusudur. İcra hareketleri başladıktan sonra engel bir neden yüzünden hareketin yarıda kalması durumunda teşebbüs konusu gündeme gelebilir. Bu bağlamda fail suçun maddi unsuru oluşturan hareketi ya da hareketleri (açıklama) doğrudan icraya başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulabilir. İştirak bakımından genel kurallar geçerlidir. Dolayısıyla iştirakin her hâli Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu bakımından mümkündür. Suçun kanunî tanımında yer alan fiilleri (niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama) birlikte işleyen kişilerden her biri fail olarak sorumluluğu doğacaktır. Anılan suçu birden fazla kişi birlikte irtikâp etmişse bu şahıslardan her birini müşterek fail olarak cezaî sorumlulukları vardır (TCK'nın 37/1. maddesi). Suçun işlenmesine iştirak eden kişiler suçu birlikte işlemeye karar vermişler (birlikte suç işleme iradesi) ve her bir kişi de ayrı ayrı fiil üzerinde fonksiyonel hakimiyet kurmuş ise bu kişilerden her biri müşterek faildir. Sonuç olarak; Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu bakımından; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmamışsa, fail suç konusunu bilmiyor sadece zilyedinde olan şeyin devlet sırrı olduğu bilincinde ise suç oluşmayacak fail yalnızca TCK'nın 327. maddesi kapsamında sorumlu olacaktır; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmuşsa ya da fail suç konusunu biliyorsa sanıkların TCK'nın 329. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekmektedir. 5- SİYASAL VEYA ASKERİ CASUSLUK 5237 Sayılı TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu İCK’nın 257. maddesinden mülhem 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 765 sayılı mülga TCK'nın 133. maddesinin 1 ve 2. fıkrasının, unsurları itibariyle tekrar edilmiş hâlidir. 5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil; a) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuşsa, Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; " Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin 'siyasal veya askerî casusluk' maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir. Askerî casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askerî bilgilerin toplanmasıdır. Suçun maddî unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddî unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir. Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temini gerekmektedir. Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, 'nitelikleri itibarıyla' gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için 'bilgilerin nitelikleri itibarıyla' gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin söz konusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir. Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş hâlinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır. İkinci nitelikli hâl ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır. 'Devletin savaş etkinliği' ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır." şeklinde ifade edilmiştir. TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme" suçunun oluşumu için genel kastın varlığı gerekli ve yeterli iken "Siyasal veya askeri casusluk" suçunun oluşumu için özel kast olarak failin yabancı bir devlet yararına ve ayrıca siyasal veya askerî casusluk maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Suçun meydana gelmesi için, eylemin kesin ve belirli bir zarar veya zaafiyete neden olması aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden, maddede düzenlenen suç tehlike suçu niteliğindedir. TCK bakımından casus, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kişi; bu kişinin yürüttüğü faaliyete de casusluk denilebilir. Bu bağlamda casusluk suçu ve casusluk olgusu devletin güvenliği iç veya dış menfaatleri bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek veyahut açıklamak şeklinde tanımlanabilir. Siyasal veya askeri casusluk suçu ile korunan hukukî değer devletin bekası, millî savunma, millî güvenlik, devletin siyasal veya askerî faaliyet ve avantajlarının korunması bunların sürdürülebilir olmasıdır. Nihai hedef, hasım devletlerce veya gruplarca elde edilmesi halinde devletin güvenliğini, savunmasını ve askerî faaliyetlerini zayıflatacak, zaafa uğratacak bilgilerin muhafazasının ve güvenliğinin sağlanmasıdır. Vatandaş, özel kişi, kamu görevlisi veya yabancı herkes bu suçun faili olabilir. Failin mezkûr suçu maddi menfaat karşılığında yapması şart değildir. Suç yabancı bir devletin topraklarında da yabancı uyruklu şahıs tarafından Türkiye aleyhine işlenebilir. Yabancı bir şahıs tarafından yurtdışındaki bir temsilciliğimizde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin edilmesi böyledir. Suçun mağduru ise toplumu oluşturan bireylerdir. Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir. Esasen var olan bilgilerin bu maksatla çaba gösterilerek ele geçirilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Bilgiyi temin etmek için kullanılan vasıtanın önemi yoktur. Temin edilen bilginin açıklanmasına gerek yoktur. 5237 sayılı TCK ve mülga 765 sayılı TCK’da askeri ve siyasal casusluğun tarifi yapılmamıştır. 5237 sayılı Kanun'un 328. madde gerekçesinde askeri ve siyasi casusluk tanımlarına yer verilmiştir. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir. Siyasal casusluğun kapsamına, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına etkili olan ve bu itibarla gizli kalması gereken kamu sağlığına ilişkin, mali veya milletin maneviyatına ilişkin bütün bilgiler dâhildir. Askeri casusluk ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askeri bilgilerin toplanmasıdır. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.574) Madde de aranan casusluk sadece siyasî ve askerî alanla ilgilidir. Devletin güvenliği ve savunması ile ilgili olmalıdır. Askeri sırlar genellikle Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri kapsamaktadır. Maddenin 2 nci fıkrasında bu suça özel ağırlatıcı nedenler gösterilmiştir. Buna göre, fiil; Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacaktır. Bu madde de, 326 ve 327 nci maddelerden farklı olarak, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmesi hâli de nitelikli hâl olarak sayılmıştır. Bu suça özgü cezayı hafifletici bir sebep öngörülmemiştir. Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme özel maksadının varlığı da aranmıştır. Suçun sadece genel kast ile işlenmesi mümkün değildir. Bu suç şekli bir suç olup, suçun tamamlanması açısından herhangi bir zararın meydan gelmesine gerek yoktur. Suçun oluşması için devlet sırlarının askeri veya siyasi casusluk maksadıyla temin edilmesi yeterlidir. Failin bilgiyi öğrendiği anda yakalanması hâlinde suç tamamlanmış olacaktır. Bu suç şekli suç ise de hareketin parçalara bölünebildiği hâllerde teşebbüs söz konusu olabilecektir. Eğer fail cebir kullanmak suretiyle bir başkasına suç işletmişse bu du¬rumda o suçtan dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Karşı koyamayacağı bir cebrin etkisiyle suç işleyen kimse, TCK'nın 28. maddesi uyarınca işlediği fiilden sorumlu tutulmayacaktır. Suçun işlenmesine azmettiren kimse de TCK'nın 38. maddesi uyarınca işlenen suçun cezası ile cezalandırılacaktır. Failin bir fiiliyle birden fazla bilginin temin edilmesi hâlinde tek suç oluşacaktır. Failin temin ettiği devlet sırrı niteliğindeki bilgileri askeri veya siyasal casusluk amacıyla açıklanırsa ayrıca TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gçzli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ihlal edilmiş olacağından, fail daha ağır cezayı gerektiren TCK'nın 330. maddesinden cezalandırılacaktır. Gizli kalması gereken bir bilginin belgeye bağlanmış olması hâlinde bu belgenin çalınması durumunda fail ayrıca hırsızlık suçundan dolayı cezalandırılacaktır. Failin tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin etmesi durumunda TCK'nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6532 sayılı kanunun 7. maddesi ile değişik Cezai Hükümler başlıklı 27. maddesinde “Millî İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak alan, temin eden, çalan, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan ve bunları yok eden kişiye dört yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir...” denilmiştir. Bu ihtimalde, fail tarafından temin edilen bilgiler salt olarak devletin istihbarat faaliyetlerine ilişkin bilgiler ise, özel yasa uygulanacak, fail 2937 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır . Ancak bu bilgiler aynı zamanda devlet sırrı mahiyetinde ise fail 5237 sayılı TCK’nın 328. maddesi uyarınca sorumlu olacaktır. Son olarak fail, devlet sırrı niteliğindeki bilgiyi temin etmek amacıyla başka bir suçu işlerse bu durumda gerçek içtima söz konusu olacaktır. 5- GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLERİ AÇIKLAMA SUÇU 5237 Sayılı TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu 765 sayılı TCK'nın 136/1-2. maddelerinde yer alan "Devlet Sırrını İfşa" başlıklı suçların tekrar edilmiş hâlinden ibarettir. Anılan hüküm İCK’nın 261. maddesinin 3. fıkrasından alınmıştır. İki kanun karşılaştırıldığında ilgili maddedeler bakımından suçun unsurları arasında bir fark olmadığı ve temel cezanın alt sınırın yine müebbet hapis cezası olduğu görülmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 330. maddesi; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir. (2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde ile, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin, özel bir maksatla yani siyasal veya askerî casusluk için açıklanması cezalandırılmaktadır. Suçla korunmak istenen hukuki yarar, devlet güvenliği, devletin iç ve dış siyasal yararları ve milli savunmadır.Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri “siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak”tır. Devlet sırrı niteliğindeki ülkenin savunması ile ilgili bilgileri yetkili veya yetkisiz olarak elinde bulunduran kişilerin casusluk amacıyla bunları başkalarına açıklamaları TCK'nın 330. maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmiştir. Bilgiler gizli mahiyette olmalı ve devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararlarına ilişkin bulunmalıdır. Maddede düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ile TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama" suçlarının maddi unsurları birebir aynı olduğundan TCK’nın 329. maddesinde suçun maddi unsuru için yapılan açıklamalar bu madde için de geçerlidir. Suçun konusu olan bilgilerin Devlet sırrı olma niteliği bakımından da yine sır başlığı ile TCK'nın 327 ve 328. maddelerinde anlatılan kavramlar aynen bu suç tipi için de geçerlidir. Bu suçun faili vatandaş veya yabancı herhangi bir kimse olabilir. Failin belirli bir sıfatı örneğin kamu görevlisi sıfatını taşıması aranmamıştır. Maddede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, sıfatı ne olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Failin hiçbir sıfatı olmadığı halde veya hukuka aykırı surette öğrendiği sırları açıklaması durumunda da bu madde hükmü uygulanır. Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir. Suçun maddi konusu, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler"dir. Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgilerin siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama maksadının varlığı da aranmıştır. Siyasal veya askeri casusluk kastının tespit edilemediği takdirde TCK’nın 329. maddesinde yer alan suç oluşacaktır. Bu suç taksirle işlenemez. Suçun oluşumu için, askeri veya siyasi casusluk kastının delillerle birlikte açıkça ortaya konması gerekmektedir. Özel kast, casus ile lehine casusluk yapılan ülke arasında yapılan hizmet kabulüne dair bir sözleşme ya da casusluğa karine olabilecek delillerin açıklığa kavuşturulması ile ortaya konmalıdır. Suçta kullanılan araç ne olursa olsun, sırrı öğrenmek konusunda yetkili olmayan kişiye, sır açıklanmakla veya yayımlanmakla suç oluşur. Suçun oluşması için, açıklamanın yapılmış olması yeterlidir. Suç zarar suçu olmadığından Devletin bu açıklamadan zarar görmüş olması, suçun oluşması için aranan bir şart değildir. Kişi, işlemeyi kastettiği fiili elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise işlenen suça teşebbüsten dolayı sorumlu olacaktır. Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır. Özel bir içtima kuralı getirilmediğinden suçların içtimai hâlinde genel hükümler uygulanır. Eğer, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasi menfaatleri icabı gizli kalması gereken bilgi, bir belge veya vesikada bulunuyor ve bu belge veya vesika hileyle alındıktan veya çalındıktan sonra casusluk maksadıyla açıklanmış ise, fail gerçek içtima kuralları uygulanarak hem TCK’nın 326. maddesi hem de 330. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. KURULUMUZUN OLAYLARIN GELİŞİMİNE İLİŞKİN KABULÜ I- EYLEMLER ÖNCESİ FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YAPISINA UYGUN ŞEKİLDE OLAYLARA ZEMİN HAZIRLAMAK İÇİN YAPTIĞI YAYINLAR 1- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici olma suçundan hakkında kamu davaları açılan firari Emre (Emrullah) Uslu'nun 19.09.2013 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "El-Nusra'yı Kim Destekliyor" başlıklı köşe yazısı, 2- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kurucusu Fetullah Gülen'in 25.09.2013 tarihinde "Din adına işlenen cinayetler" konulu konuşması ve iki gün sonra Zaman Gazetesi'nde bu konuşmanın İslamafobia'ya vurgu yapılarak haberleştirildiği, bir gün sonra Samanyolu Televizyonu'nda yayınlanan "Şefkat Tepe" adlı dizideki "Karar Kurulu" sahnesinde "İslamafobia" konusu devamında oyuncular arasında "Türkiye'nin teröre destek veren ülkeler arasına sokulacağı, dünya çapında terör örgütü kabul edilmiş illegal yapılara yardım ettiğininin raporlanıp, uluslararası arenada ciddi bir yalnızlığa itileceği, El-Kaide'ye ve illegal İslami radikal terör örgütlerine yardım ediyor algısı oluşturularak yalnızlaştırılacağı" şeklinde diyaloglar, 3-FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici olma suçundan hakkında kamu davaları açılan firari .......nun Türkiye'yi şikâyet etmek ve Türkiye aleyhinde uluslararası kamuoyu oluşturmak amacıyla İngilizce olarak yayımlanan "Today's Zaman" isimli gazetede yazdığı "Disengaging From Al-Qaeda" başlıklı 06.10.2013 tarihli köşe yazısı; 4-FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda propaganda görevi yürüten STV isimli televizyon kanalında yayınlanan "Şefkat Tepe" isimli dizinin 12.10.2013 tarihli 21. bölümündeki "Karanlık Kurul" sahnesi, 5- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici olma suçundan hakkında kamu davaları açılan firari ........'nun Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "MİT Haberleri Neden Sızdı, Ne Olur" başlıklı 24/10/2013 tarihli köşe yazısında, örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyunu Milli İstihbarat Teşkilatı aleyhinde yönlendirici mahiyette yorumlarda bulunması, 6- FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kendisine yakın basın-yayın kuruluşları aracılığıyla kamuoyu oluşturma çabasına devam ettiği, bu kapsamda STV'de yayınlanan 11/01/2014 tarihli "Şefkat Tepe" dizisinin 21. bölümünde geçen "Karanlık Kurul" sahnesi, 7- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici olma suçundan hakkında kamu davaları açılan firari.......'nun, "Twitter" isimli sosyal paylaşım sitesindeki "@..." uzantılı hesabından 13.01.2014 tarihinde saat 10.50'de "Çok yakında çok güzel şeyler olacak. Benden söylemesi…", saat 10.53'te "çok yoğun bir fırtınanın arkasından güneş açar ortalık muhteşem bir duruluk ve sessizlik ve güzelliğe bürünür ya. Öyle güzel şey…" başlıklı paylaşımları, 8- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici olma suçundan hakkında kamu davaları açılan firari ......'nun 15.01.2014 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayımlanan "El-Kaide, İHH, TIR vs.." başlıklı köşe yazısında "El-Kaide'ye yönelik başlatılan operasyonda bazı İHH bürolarının basılmasının, Türkiye El-Kaide'ye yardım mı ediyor sorusunu yeniden gündeme getirdiğini, Türkiye'nin El-Kaide'ye yardım ettiğini, bu yardımı istihbarat teşkilatları üzerinden yaptığını, Adana'da yakalanan havan başlıklarının sahibi olan ......'nın istihbarat elemanı olduğunu, gözaltına alındığını ama tutuklanmadığını, muhtemelen MİT tarafından kurtarıldığını, önceki haftalarda Ankara'dan beş TIR insani yardım malzemesinin Suriye'ye gönderilmesi için İHH tarafından tören düzenlendiğini ancak tören alanında üç TIR'ın bulunduğunu, aynı gün jandarmanın Hatay'da bir tırı durdurduğunu ancak MİT'in o TIR'ı aratmadığını, İHH ile irtibatlı olduğunu" iddia ettiği, Anlaşılmaktadır. II- 01.01.2014 TARİHLİ EYLEME İLİŞKİN GENEL KABUL 01.01.2014 tarihinde saat 15.29.57’de Antakya Köprübaşı (Limanburger ve .....yakını, eski Hatay künefe binası yanı) künefeciler meydanındaki "215...... numaralı telefon kulübesinden adını ... olarak belirten bir şahsın "atay 156 Jandarma İmdat İhbar Merkezi"ni arayarak, "1. Şahıs (Jandarma Görevlisi): -Jandarma 2. Şahıs (İhbarcı): - Bir ihbarda bulunacaktım. 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):- Buyrun 2. Şahıs (İhbarcı):-Eeee 06 bursa 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Nerden arıyorsunuz 2. Şahıs (İhbarcı):-Antakya 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Merkezinden mi? 2. Şahıs (İhbarcı):-Evet 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Yüzellibeşi arayın beyfendi tamam mı? 2. Şahıs (İhbarcı):-Yok söylediğim yer yüzellibeşle ilgili değil 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet neydi plaka, nerde araç? 2. Şahıs (İhbarcı):-Eee plakasını söylüyorum 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Alıyım 2. Şahıs (İhbarcı):-Sıfır altı bursa rize (06 BR) 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet 2. Şahıs (İhbarcı):-Seksensekiz altmış plakalı tır (8860) 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet 2. Şahıs (İhbarcı):-Sıfır altı denizli edirne (06 DE) 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet 2. Şahıs (İhbarcı):-Otuziki doksan dorsesi var (3290) 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):- Evet 2. Şahıs (İhbarcı):-Bu tırın önünde yada arkasında Linea bir araç var 2. Şahıs (İhbarcı):-Otuzbir yozgat elli atmış (31 Y 5060) 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Otuzbir yozgat elli atmış (31 Y 5060) 2. Şahıs (İhbarcı):-Evet 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet beyfendi 2. Şahıs (İhbarcı):-Bu araç saat dört gibi Reyhanli üzerinden 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Evet 2. Şahıs (İhbarcı):-Kırıkhan İslahiye üzerinden Kilise gidecek 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Ne var bu aracın içinde ? 2. Şahıs (İhbarcı):-Bu araçta örgütün silahları var 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Örgütün silahları? 2. Şahıs (İhbarcı):-Evet 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):Hangi örgütün silahları? 2. Şahıs (İhbarcı):-Terör örgütü 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Terör örgütünün silahları , kimi temizleyecek bu silahlar? 2. Şahıs (İhbarcı):-Artık kimi temizleyecekse 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Sizin isim nedir peki beyfendi? 2. Şahıs (İhbarcı):-... 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-... 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Tamam arkadaşlar size bu numaradan ulaşır , Reyhanlının içinden mi gidecek peki bu araç? 2. Şahıs (İhbarcı):-Evet 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Reyhanlı merkezden kalkacak 2. Şahıs (İhbarcı):-Evet 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Haaa bide yüzellibeşe bilgi verebilir misiniz bu ihbarla ilgili? 2. Şahıs (İhbarcı):-Olur 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Tamam tamam oldu Tahir bey 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):Şimdi polis bölgesinden kalkış yapacak orda yakalanır hemen 2. Şahıs (İhbarcı):-Siz kendi notunuzu aldınız demi? 1. Şahıs (Jandarma Görevlisi):-Aldık aldık biz aldık notumuzu 2. Şahıs (İhbarcı):tamam şeklinde tanzim edilen ihbara denildiği," şeklinde ihbarda bulunduğu, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına ihbarın bildirilmesi üzerine Jandarma Uzman Çavuş ... ... ve Jandarma Uzman Çavuş ...... tarafından ihbar tutanağı düzenlendiği, ihbar merkezi görevlileri... ve ...... düzenlenen ihbar kayıt formunda ihbarın saat 15:38'de "155" polis imdat hattına, saat 15.40'da Jandarma İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'a, saat 15.42'de Jandarma Asayiş Şube Müdürüne, saat 15.44'te İl Jandarma Komutan Yardımcısına, saat 15.46'da İl Jandarma Komutanına, saat 15.48'de Jandarma KOM Şube Müdürüne, saat 15.50'de Reyhanlı İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.54'de Kumlu İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.56'da Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.58'de Antakya İlçe Jandarma Komutanına, saat 16.00'da Topboğazı ve Güzelce Jandarma Karakol Komutanlığına bildirildiği, ihbar üzerine jandarma devriye faaliyetlerine başlanıldığı, Reyhanlı ve Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlıklarına durumun bildirildiği ayrıca başka karakollara da görevlendirmeler yapıldığı, "0505......" numaralı hat sahibi olan sanık ...'in 31.12.2013 ve 01.01.2014 tarihleri arasında HTS kayıtlarında aynen; "505...... Aradı 505.... 31.12.2013 11:33:7 sn. ... 054.... Aradı 505..... 31.12.2013 11:33: 7 sn. ... *** *** **** Arandı*** *** **** 31.12.2013 12:24:;43 sn.... 505....Aradı 505.... 31.12.2013 12:40: 12 sn.... 505... Aradı 505.... 31.12.2013 12:40: 12s 505......Arandı 505... 31.12.2013 14:39: 14 sn. ... 530... Arandı 505...5 31.12.2013 14:40: 11 sn. ... 530.. Mesaj attı 505.. 31.12.2013 16:27: 0 sn.... 303.. Mesaj attı 505.. 31.12.2013 16:27: 0 sn.... 505... Aradı 505.. 31.12.2013 16:45::32 sn.... 5348.. Aradı 505... 31.12.2013 17:26:18 sn. ... 506.. Arandı 505... 31.12.2013 17:29:117 sn. ... 505.. Aradı 505... 31.12.2013 18:08: 29 sn.... 505.. Aradı 505... 31.12.2013 18:36::2 sn. ... 505.. Arandı 505... 31.12.2013 18:37: 33 sn.... 505... Arandı 505....31.12.2013 18:53:17 sn.... 505... Aradı 505.. 31.12.2013 18:57:'48 sn. ... 505..Aradı 505.. 31.12.2013 18:57.'48 sn. ... 505... Arandı 50..5 31.12.2013 18:59:12 sn. ... 505.. Arandı 505..5 31.12.2013 18:59: 12 sn. ... 506.. Aradı 505.. 31.12.2013 19:32:122 sn. I... 505.. Aradı 505.. 31.12.201322:05:44 sn. ... 505.. Aradı 505..31.12.2013 22:05: 44 sn. ... 505...Arandı 505..5 31.12.2013 23:13:179 sn.... 5055...8 Arandı 505..01.2014 00:13: 45 sn... 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 00:32: 15 sn. ... .. 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 00:32: 15 sn. ... .. 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 00:35:' 101 sn. .. 505.. Arandı 505... 0101.2014 00:37: 15 sn... 505.. Arandı 505.. 01012014 00:55:41 sn. .. 505...Arandı 505...01.01.2014 01:19:: 13 sn. ... 505... Arandı 505.. 01.012014 01:19: 67 sn... 505...Arandı 50.. 01.01.2014 01:28: 31 sn. ... 505..Aradı 505.. 01.01.2014 09:57: 17 sn. ... 5054..Aradı 505.. 01.01.2014 09:57: 17 sn. ... 054.. Aradı 505..01.01.2014 11:18: 22 sn. ... 505.. Aradı 505.... 01.01.2014 11:18:;22 sn. ... 505.. Aradı 505.. 01.01.2014 12:02: 24 sn. ... 505.. Aradı 505.. 01.01.2014 12:02: 24 sn. ... 505..Arandı 505..5 01.01.2014 12:56:17 sn .... 505.. Arandı 50..01.01.2014 12:56::17 sn. ... 505.. Aradı 50.. 01.01.2014 13:13:13 sn. ... 505... Arandı 505.. 01.01.2014 14:19:70 sn. . 5325... Arandı 505...5 01.01.2014 14:22:84 sn. . 505..Aradı 505.. 01.01.2014 14:25:104 sn. .... 505..Aradı 505... 01.01.2014 14:28: 93 sn... 532..Aradı 505.... 01.01.2014 15:53:49 sn .A.. 532.. Arandı 505,.... 01.01.2014 16:12: 66 sn... 532.. Arandı 505....01.01.2014 16:22:25 sn. .. 532..Arandı 505..... 01.01.2014 16:37:37 sn. .. 505..Arandı 505... 01.01.2014 16:40: 45 sn. .. 505.. Aradı 505... 01.01.2014 16:42:61 sn. .. 505.. Arandı 505... 01.01.2014 16:46:52 sn. .. 505.. Arandı 505... 01.01.2014 17:08: 36 sn.... 505..Arandı 50... 01.01.2014 17:19: 36 sn. ... 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 17:27: 52 sn. ... 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 17:46: 74 sn. ... 532.. Aradı 50....01.01.2014 17:51: 32 sn. .. 505.. Arandı 505..... 01.01.2014 18:05: 22 sn. ... 506..Aradı 505.... 01.01.2014 18:07:'126 sn. .. 532.. Aradı 505..... 01.01.201418:11:'34 sn. ... 532.. Aradı 505.. 01.01.2014 18:24:'24 sn.. 505...6 Arandı 505..01.01.2014 18:39: 38 sn.... 505..Arandı 505....01.01.2014 18:59:.56 sn. ... 505.. Arandı 505... 01.01.2014 19:23: 3 sn. ... 505.. Arandı 505... 0101.2014 19:41:'73 sn. ... 505.. Aradı 505..0101.2014 20:27: 39 sn. . 505.. Arandı 505... 01012014 20:28: 29 sn... 505..Arandı 505... 01012014 20:34:40 sn.... 505.. Aradı 505.. 01.012014 20:46: 7 sn. ... 505... Arandı 505.... 01012014 21.03:446 sn. ... 505.. Arandı 505... 01012014 2106: 30 sn. ... 505.... Aradı 505...01012014 21:10: 31 sn. ... 505.... Arandı 505... 01.01.2014 21:11:20 sn. ... 505... Aradı 505... 01012014 2113:47 sn. ... 505.. Arandı 505.. 0101.2014 2154:70 sn. ... 505.. Arandı 505.. 01012014 22:02:425 sn. .. 505...9 Arandı 505.. 01012014 22:09:401 sn. .. 505..9 Arandı 505.. 0101.2014 22:25: 49 sn. . 505..Aradı 505.. 01012014 22:39:409 sn... 505.. Arandı 505.. 01012014 23:00:26 sn. 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 23:09:425 sn. 505... Arandı 505...01012014 23:30:.38 sn...." şeklinde özellikle olay anında da yoğun görüşmelerinin bulunduğu, Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olan sanık ...'in, MİT'e ait TIR'ın durdurulduğu 01.01.2014 tarihinde Adana'dan Hatay'a giderek sanık ... ile görüştüğü ve sanığın evinde kaldığı, Hatay İl Jandarma Komutanlığı istihbarat şube müdürü sanık ..., sanıklar ... ve ...'ın ihbar üzerine harekete geçtikleri, MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden aracın Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan polis memuru ... tarafından ihbardan kısa bir süre sonra durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde ilgililerin MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmeleri üzerine adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakıldıkları ve durumdan Hatay Trafik Şube Müdürlüğünün haberdar edildiği, Hatay Trafik Şube Müdürlüğünde görevlileri tarafından da Hatay Jandarma 156 harekat merkezine konu hakkında saat 16:47’de bilgi aktarıldığı, bunun üzerine 156 harekat merkezinde görevli .......tarafından bu bilginin 16:48 itibarıyla Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı dâhil diğer tüm jandarma birimlerine haber verildiği; sanık ...’ın beyanına göre saat 18.39’dan yaklaşık 2 saat önce TIR'ın MİT’e ait olduğunun kesinleştiği, trafik polisi olan tanık ...’ın, Jandarma görevlisi ...’e araçların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli olduğunu söylediği, ...’in bu durumu, Kırıkhan İlçe Jardarma Komutanı Binbaşı sanık ...’a telefonla saat 16.48’de bildirdiği, kısa bir süre sonra sanık ...’ın da olay yerine gelerek ...’e nöbetçi Cumhuriyet savcısını arayarak olayı bildirmesi ve arama talep edilmesi emrini verdiği, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığında görevli Jandarma Üstçavuş ...’in Kırıkhan nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan tanık ...’ı telefonla aradığı, durdurulan araçların MİT’e ait, personelin de MİT mensubu olduğunu söylediği, Cumhuriyet savcısı ...’ın, ilk anda herhangi bir talimat vermediği ve Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı sanık ...’nu arayarak olayı anlattığı, sanık ...'ın şahısların gözaltına alınması ve arama kararı talep etmesini söylemesi üzerine tanık ...'ın Jandarma Üstçavuş ...’i arayarak şahısların gözaltına alınması ve arama kararı talep yazısı hazırlanması şeklindeki talimatı üzerine, ...’in karakola giderek Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği arama talep yazısı ile olay yerine geldiği ve sanık ...’a imzalattırdığı, bu arada sanık ... ile tanık ...’ın telefonla görüşmeleri sonucunda, şahısların MİT mensubu olmaları nedeniyle gözaltına alınamayacaklarına karar vermeleri üzerine tanık...'un tekrar sanık ...’nu arayıp bilgi verdiği, sanık ...’nun Cumhuriyet savcısı olan ancak olay tarihinde nöbetçi olmaysan sanık ...'ı arayıp olayla ilgili bilgi verdiği, sanık ...'ın olayın TMK'nın (mülga) 10. maddesi kapsamında olduğundan görev ve yetkinin kendilerinde olduğunu söyleyerek jandarma personelinin Adana TMK'nın (mülga) 10. maddesi ile yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine hitaben arama talebini gönderilmesi talimatı vermesi üzerine Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığınca Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış olan arama kararı talep yazısındaki "Kırıkhan" ibaresinin üzeri çizilerek "Adana" yazılıp fakslandığı ve Adana TMK'nın (mülga) 10. maddesi ile görevli nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan sanık ... ...'nın arama kararını göndermesinin beklendiği, dolayısıyla 01.01.2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak en azından arama kararın verildiği ve faks yoluyla Kırıkhan Jandarmaya gönderildiği saat 18.10 ile 18.39 arasında söz konusu TIR ve ona eşlik eden otomobilin MİT’e ait, personelin MİT mensubu ve faaliyetin de MİT faaliyeti olduğunun kesinleştiğinin belirlendiği, 01.01.2014 tarihinde, “01.01.2014 günü saat 16:00 sıralarında 156 Jandarma Harekât Merkezi tarafından Komutanlığımız aranarak ...... plakalı tır içerisinde silah yüklü olduğu ve bu araca Fiat Linea marka aracın öncülük yaptığı ihbarı alınmıştır.” şeklindeki ihbar sonrası, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tanzim edilen 01.01.2014 tarihli ve 0410-2-14 sayılı “01.01.2014 günlü saat 16:00 sıralarında komutanlığımıza gelen ihbar ile durdurulan 06 BR 8860 plakalı çekici, 06 DE 3290 plakalı dorse içerisinde kaçak silah bulunduğu” şeklinde ifadeler içeren ve içeriğinde terör örgütüne ait ya da terör örgütüne götürüldüğüne dair herhangi bir ibareye de rastlanılmayan arama talep yazısının sanık ... ... tarafından eylem nedeniyle görevli olmadığı hâlde kayden başlattığı soruşturmada, kendisi de terörle ilgili bir kavram kullanmaksızın “İhbara konu araç içerisinde ruhsatsız silah bulunduğu yönünde yeterli şüphe olduğu değerlendirilerek, gecikmesinde de sakınca bulunması nedeniyle arama izni verilmesi değerlendirilmiştir.” şeklinde ifadeler kullanarak arama kararı verildiği ve kararın Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına fakslandığı, olay yerine Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü olan sanık ... ile sanıklar ... ve Hayati Yazıcı’nın da geldikleri, arama kararının gönderilmesinden sonra sanık ...'ın, tekrar sanık ...’nu arayarak arama işlemine iştirak etmesi talimatı vermesi üzerine Cumhuriyet sanık ... ve tanık...'un olay yerine gelerek MİT personeline arama kararı olduğu, TIR'da arama yapılması gerektiğini ilettikleri, MİT görevlilerinin MİT Kanunu'nun 26. maddesini gösterip arama işlemi hakkında Başbakanlıktan izin alınması gerektiğinden, yasal engel olduğunu söyledikleri, bu andan itibaren sanık ..., tanık ... ve sanık ...’nun, sanık ... ile sürekli telefon görüşmesi yaptıkları, hatta sanık ...’ın, Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Jandarma Üsteğmen sanık ...’a ait telefonla yapmış olduğu tgörüşmede sanık ...'ın "Bu bir adli görevdir. Hiç kimsenin etkisinde kalmayın", aynı telefonla son görüşmesinde ise "Seni Bakan dâhil kim ararsa arasın, cevap verme. Telefonunu kapat. Arayıp aksi yönde bir şey söyleyen olursa haklarında işlem yapacağımı kendilerine söyle" şeklinde ayrıca tanık ...’ın MİT Kanunu'nun 26. maddesini hatırlatmasına rağmen "Kamera eşliğinde arama yapın" şeklinde talimatlar vererek arama yapılması hususunda ısrarcı olduğu, ancak MİT personelinin kararlı tavrı sonucu aramanın yapılamaması üzerine sanık ...’nun sanık ...'ı arayarak durumdan haberdar ettiği ve olay yerine gelmesi gerektiğini söylediği, sanık ...'ın da "Siz güvenlik tedbirlerini alın" şeklinde talimat vererek olay yerine geleceğini söylediği, sanığın olay yerine gelmesinin beklendiği sırada Hatay Valiliğinin 01.01.014 tarihli ve 92725089-889-02/01 sayılı yazısında alıkonulan personel ile aracın MİT’e ait olduğu, 2937 sayılı Kanun'a göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık Makamına bağlı olarak çalıştıkları şeklindeki yazısının Kırkhan Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü tarafından arama yerine getirildiği ve sanık ...’a tebliğ edildiği, sanıklar ..., ... ve Hayati Yazıcı’nın olay yerinde kaldıkları, bir süre Kırıkhan istikametinde gittikten sonra Reyhanlı istikametine döndükleri, sanık ...’ın olay yeri inceleme ekibine ait araç ile TIR'ları takibe başladığı ve TIR'ı durdurduğu, bu sırada Hatay İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü ekiplerinin de sanık ...'ın talimatıyla TIR'ın ikinci kez durdurulduğu yere geldikleri ve Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri ile birlikte sanık ...'ın olay yerine gelmesini beklemeye başladıkları, kısa bir süre sonra sanığın olay yerine geldiği, aracından iner inmez Hatay İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü ekiplerine "Bu şahıslar gözaltına alınsın. Direnmeleri hâlinde kelepçe takın, telefonlarını toplayın." şeklinde emirler verip levye isteyerek TIR'ın arkasına geçtiği, asma kilit bulunması nedeniyle sanık ...’ndan çilingir bulunmasını istediği, arama mahallinin Reyhanlı’ya daha yakın olunduğunun söylenmesi üzerine sanık ...’na ait cep telefonu ile Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşerek çilingir istediği, MİT personelinin direnerek "Şu an bu TIR'a Başbakanın emri haricinde kimse müdahale edemez. Biz bu TIR'ı size aratamayız. Çünkü bu bizim yetkimizde değil. Bölge başkanımızla görüştük 5 dakika sonra geliyor. O geldikten sonra yine bizim yetkimiz yok onunla ararsınız" demeleri üzerine sanık ...'ın "Hayır kardeşim burada yetkili benim MİT bölge başkanını aramanızı istemiyorum. Kimseyi aramayın kardeşim, ben bekleyemem", "Nerede bu kolluk, Terör Müdür, Jandarma" diyerek aramayı gerçekleştirmekte ısrar ettiği, Hatay İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi görevlilerinin il emniyet müdürünün telefonla verdiği talimat üzerine olay yerinden ayrılmaları sonucunda sanık ...'ın aramayı gerçekleştiremediği ve adli görevleri olmayan Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerince aramanın yapılamadığına dair tutanak tutarak olay yerinden ayrıldıkları, TIR'ın ve refakatçi otomobilin durdurulduğu ilk andan itibaren, TIR'n MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu anlaşılmasına rağmen dönemin Hatay Valisi olan tanık ...'in aşamalarda verdiği sözlü ve yazılı ifadelerinde, suç tarihinde Adana Vumhuriyet Başsavcısı olan sanık ... ile aralıklarla 2 kez telefonla görüştükleri, ilk görüşmede olayda bahsi geçen kişilerin 2937 sayılı Kanun kapsamında oldukları hususunu açık ve net olarak hatırlatıldığı, sanık ...'ın ise; "Sayın Valim Cumhuriyet savcısı yola çıkmış, takdir edersiniz ki o da görevini yapıyor, hele bir varsın' dediği; olay yerinde herhangi bir geri çekilme olmaması ve MIT'e ait araçların aranması konusundaki ısrarın devam ettiğinin bildirilmesi üzerine sanık ... ile tekrar görüştüğü, sanığın da 'hukuki değerlendirmenize katılmakla birlikte ilgili savcı da görevini yapıyor. Bu durumda savcıya nasıl görevini yapma diyeyim" şeklinde değerlendirmede bulunduğu, bu nedenle yapılan görüşmeden bir sonuç alınamadığı yolundaki anlatımlarından durumun sanık ...'in arama kararını vermesinden sonra, sanık ...'nun TIR'ı olay yerinde alıkoyarak bırakmayıp, aramayı gerçekleştirmek üzere Adana'dan yola çıkan sanık ...'ın gelmesini bekletmesi sırasında ve sanık ...'ın olay yerine varmasından sonra TIR'da arama yapmak için ısrarcı davranışlarda bulunduğu, yine bu sırada dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi ...'in kendisini arayarak bu kanun hükümlerini hatırlattıktan sonra, ihbara konu TIR'ın MİT'e ait olduğunu, anılan kanundaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR'da arama yapamayacağını belirtmek suretiyle aramaya engel olunmasını talep etmelerine rağmen, 5235 sayılı Kanun'un 18.maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak ve teşkilatın devlet sırrı kapsamında faaliyette bulunabileceği de açık olmasına, olay yerindeki sanık ...'ın 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 10. maddesinin b bendine aykırı olan arama faaliyetine engel olup,kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine hareketsiz kaldığı; bununla da yetinmeyerek, kendisini arayan dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi..... hakkında yapılacak soruşturmalarda, sıfatları nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerini düzenleyen Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Kanun'un 38, 39 maddelerindeki amir hükümlere rağmen,sadece kendi isim ve imzasıyla, a “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı, 02.01.2014 tarihli bir yazı düzenlediği, daha sonra bu yazıyı olaydan 12 gün, düzenledikten ise 11 gün sonra 13.01.2014 tarihli üst yazı ile birlikte Cumhuriyet savcısı sanık ...’nın 01.01.2014 tarihinde durdurulan MIT'e ait TIR ve ona refakat eden araçla ilgili olarak TCK'nın 315. maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne silah sağlama suçundan yürüttüğü 2014/2 sayılı soruşturma dosyasına gereği ve ifası için gönderdiği, bu suretle Adalet Bakanı ve Müsteşarının TCK'nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil edilmelerini sağladığı ancak kendisini aramayı durdurması için arayan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan mahkûmiyet kararı verilen ancak henüz kesinleşmeyen İbrahim Okur hakkında herhangi bir tutanak tutmadığı ve bu suretle kasti şekilde hareket ettiği, Anlaşılmaktadır. III- 19.01.2014 TARİHLİ EYLEME İLİŞKİN KURULUMUZUN OLAYLARIN OLUŞUNA İLİŞKİN GENEL KABULÜ 06.11.2013 tarihli “El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri, çalıntı araçlar.” konulu haber kaynağı tutanağında, kategori dışı şahıs B.G. ile yapılan görüşmede Ankara’da bir hırsızlık çetesinin olduğu, İstanbul’dan çalınan araçları Ankara üzerinden Suriye’ye götürdükleri, bu araçları çok uygun fiyatlara sattıkları, araçların genellikle kamyonet tarzı pikaplardan oluştuğu, sürekli güzergâh olarak otobanı kullandıkları, plakalarının da sahte olabileceği, bu hırsızların genellikle pikap tarzı açık kasa araçları tercih ettikleri, bu araçların tercih sebeplerinin El-Kaide (IŞID ve Nusra) unsurlarınca personel tecihizat ve malzeme taşınmasında tercih edildiği, bu hırsızlık çetesinin İstanbul-Ankara-Hatay bağlantılı olarak çalıştığı bilgisinin geçtiği, irtibat şekli ve zamanının yazılı olmadığı ama tarihin belirtildiği, şube müdürü kısmında 07/11 sicilli kişinin imzasının olduğu, 11.11.2013 tarihinde haber kaynağı ile telefon irtibatının kurulduğu ve görüşmede, kategori dışı şahıs B.G. ile yapılan görüşmede Suriye’deki iç savaş çıkmasından sonra Ankara Ulus’ta ikamet eden O. G.isimli kişinin kardeşi, babası, eşi sözde cihat maksadı ile sık sık Suriye ülkesine gidip geldiğini O. G.’nun ilk defa gidecek kişilere yardımcı olduğu, yine Ankara’dan O. Ç. isimli şahsın da sık sık sözde cihat maksadıyla Suriye’ye gidip geldiği, Ankara’dan gidecek kişilere kuryelik yaptığı, ..... ve....’nın çevresine Türkiye’nin Dar’ül harp olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kafir devlet olduğunu, Cuma namazının kılınamayacağını, devletten alınan maaşın haram olduğunu, vergi verilmesinin günah olduğunu, çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini telkin ettiğini,Ayrıca bu tarz kişilerin faaliyet alanları ile ilgili para temin edebilmek için hırsızlık, kaçakçılık gibi suçları işledikleri ve işleyebilecekleri bilgilerini bildirmiştir şeklinde 2006-506 sicil nolu görevlinin imzasının bulunduğu, 13.01.2014 tarihli telefon ile yapılan irtibatta "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri" konulu formda, kategori dışı şahıs B.G. ile saat 16.20 sıralarında cep telefonu ile yapılan görüşmede Çubuk ilçesinden Suriye’ye cihat etmek maksadıyla giden A.D. isimli şahsın Ankara’ya döndüğünü bildirdiği ve "B.G." isimli şahısla "T.D." isimli kişinin Ankara’daki faaliyetlerini bilgi alışverişi yapıldığı, ayrıca Çubuk ilçesi nüfusuna kayıtlı olan emekli askeri personel "D.Ö." nün hâlen Ankara’da ikamet ettiğini, emekli pilot olduğu, Çubuk ilçesinde akrabalarının olduğunun ve sürekli gelip gittiği, kendisinin Çubuk’ta akrabası olan belediyede otobüs şoförlüğü yapan İsa isimli kişi ile birlikte tarihi eser alım satım işleri yaptığı, bu işle ilgili olarak sürekli Çubuk’a gelip gittiğini hatta "D.Ö." nün 5-6 yıl önce Ege bölgesinde bir yerde tarihi eser kaçakçılığından yakalandığının, bu işi meslek hâline getirdiğinin bilgilerini vermesi üzerine görüşme sonlandırıldığına dair tanzim edilen kısmında 2006-506 sicilli, şube müdürü kısmında 1995-116 ve 2006-105 sicilli görevlilerin imzasının olduğu, 20.02.2014 tarihli "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri ve kaçak kazı olayları" konulu, kategori dışı şahıs "B.G." ile Çubuk ilçesinde gerçekleştirilen görüşmede Şahıs Çubuk İlçesi civarında kaçak kazı olaylarının arttığı, Çankırı Şabanözü ilçesinden iki ekibin sürekli bölgeye gelerek kaçak kazı yaptıklarını duyduğu, şahısların kimlik bilgisini bilmediğini, plakasını bilmediği beyaz renkli toros marka bir araçla Çit ve Sele köylerinin arazisinde kaçak kazı yaptıkları, Çubuk İlçesi Yıldırım Beyazıd Mahallesinde bir ahırın olduğu burada bazı geceler at ve eşek keserek etini Ankara’daki bazı otel ve restaurantlara sattıkları, ama bölgenin polis sorumluluk bölgesinde olduğu bilgilerini verdiğine dair e 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce tanzim edilen formun bulunduğu,2006-105 ve 1999/A- 62 sicilli şube müdürlerince imzalı, 12.12.2013 tarihinde yüz yüze yapılan "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri ve kaçakçılık olayları" konulu saat 18.30'da görüşülen şahıs "B.G." ile Ankara İl Jandarma Komutanlığında yapılan görüşmede, "B.G."‘den 11.12.2013 tarihinde Çubuk İlçesinde yapılan görüşmede ilçede bulunan Suriyeli şahıslar ile görüşme yapması istendiği, görüşülen şahsın Çubuk İlçesinde işçi olarak çalışan Suriye uyruklu "..." ile görüştüğü, cihat bölgesinde giden şahıslar hakkında daha sonra bilgi vereceğini ancak uyuşturucu madde konularında yaptığı araştırmada Hatay ilinde bir hastanede çalışan "0532 .." numaralı telefonu kullanan ...... Keçiören ilçesinde ikamet eden ve sürekli Hatay ve Suriye’ye gidip gelen "053..." numaralı telefonu kullanan "......" isimli kişi,...’ın arkadaşı olan ve ""538.." numaralı telefonu kullanan "...", yine Ankara’da ikamet eden "530..." numaralı telefonu kullanan "..." ile ismini bilmediği "0553..." numaralı telefonu kullanan kişilerin olduğunu, bu kişilerin görüştüğü "..." ile birlikte ve ayrı ayrı Hatay iline gidip geldiğini söylediği ayrıca ...’in önümüzdeki günlerde yine Hatay’a gideceğini, orada bulunan kişilerinde telefon numaralarını getireceğini söylemesi üzerine saat 20.00 sıralarında görüşmenin sonlandırıldığı, şeklindeki irtibat forumunun 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce düzenlendiği,1995-106 sicilli şube müdürünce de imzalandığı, 18.12.2013 tarihinde yüz yüze Ankara ili Demetevler Mahallesinde, "El-Kaide Terör Örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri kapsamında haber kaynağı irtibat formları"nda 18.12.2013 tarihinde, saat 12.00 sıralarında görüşülen şahıs "B.G." ile Demetevler 1. Cadde üzerinde bulunan "Gaziantep Sofrası" isimli lokantada buluşma gerçekleştirildiği, "B.G." isinli elemanın, Çubuk’ta inşaatlarda çalışan ve ara sıra Hatay iline gidip gelen Suriye uyruklu "..." isimli kişinin Hatay’dan yeni döndüğünü, Hatay ili, Reyhanlı ilçesinde bulunan sınır kapısında sürekli TIR hareketliliğinin olduğunu, bu TIR'lardan bazılarının yardım kuruluşlarına ait TIR'lardan kaynaklandığını birçoğunun ikinci el araç taşıyan TIR'lar olduğunu, Cilvegözü sınır kapısının Suriye tarafında kontrolün İŞİD tarafından sağlandığını, gelen geçen araçlardan haraç aldıklarını, Cilvegözü sınır kapısında bir eylem ihbarının geldiği durumlarda sınır kapısının kapandığını, kaçakçılık yapacak kişilerin genellikle ..... Köyü'nü kullandıklarını, oradan Suriye tarafından Halim Kasabası'na geçtikleri, sınır karakollarının herhangi bir denetimde bulunmadığı, kaçakçıların rahatlıkla giriş ve çıkış yapabildiklerini, sınır köylerinde yeterli denetiminin olmadığını, kaçakçıların ve Suriye tarafındaki silahlı terör örgütlerinin daha fazla söz sahibi olduğunu, burada geçişlerde söz sahibi olan "...." isimli şahsın "0532…" numaralı telefonu kullandığını, yine aynı bölgede ismini bilmediği "507…" numaralı telefonu kullanan bir kişinin bulunduğunu ve sınırdan geçiş yapacak kişilerin bu kişiler ile irtibat kurmadan sınırı geçemediğini, kendi başına geçen kişilerin sınırın Suriye tarafındaki "El-Nusra" "İŞİD" "Ceyşul - Hur" gibi gruplar tarafından alıkonularak hapse atıldıkları bilgilerini "..." isimli kişiden aldığını, ...’in niçin Hatay’a gidip geldiğinin sorulduğunda; ailesinin yanına gittiğini söylemesi üzerine saat 13.50 sıralarında görüşmenin sonlandırıldığı ve irtibat formlarının 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce düzenlenerek, 1995-106 sicilli şube müdürlerince imzalandığı, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.01.2014 tarihli ve 51sayılı, 14.01.2014 tarihli ve 122 sayılı, 17.01.2014 tarihli ve 144 sayılı iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları alındığı, 07.01.2014 tarihinde 2000/1591, 2000/1312, 20097298, 2004/116, 1995/116 aidiyet numaralı görevlilerce Ankara ve ilçelerinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda tanımlanan suçların işlendiğine dair alındığı belirtilen ihbarlar, faaliyetler üzerine önleme dinlemesi kararı alınması amacıyla tanzim edilen tutanağın ..., sanıklar ..., ... ve ... tarafından tanzim edildiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 27.03.2014 tarihli ve 178-55643277 sayılı yazısında 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT personeli olduğu, bir kişinin de MİT personelinin eşi adına kayıtlı telefon olduğu, bu kişilerin tamamının soruşturmaya yani Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olduğu ve bu telefonların da MİT faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği, 07.01.2014 tarihinden itibaren yapılan dinlemelerde gerçekte MİT faaliyetinde haberdar olunduğu, bu bilgiler ışığında MİT personelinin, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan sanıklar ..., ..., ... ve ... tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, olayın bir gün öncesi gecesi yani 18.01.2014 tarihinde saat 22.00 sıralarında sanık ...’nin, sanıklar ... ve ...’i evlerinde aldığı, sanık ...’i ise Ankara İl Jandarma Komutanlığında söz konusu faaliyette yer alan MİT personelinin telefonlarının takip edip bilgi vermesi için ekranın başında bıraktığı, MİT’e ait TIR'ların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip sanık ...’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen sanıklar ... ve ...’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu TIR'ların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarının alındığı, ardından sanık ...’nin sanık ...’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve HTS kayıtları ile sanıkların savunmalarından da anlaşılacağı üzere alayda buluşmak üzere sözleştikleri, sanık ...’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra TIR'ların hareketlerini takip ettiği, ardından sanık ... ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada sanık ...’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak ...’ye verdiği, büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu hâlde Ankara ili Etlik Mahallesine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aramak aynen; "Hrk. Mrk. görevlisi: 156 Adana jandarma (7:29.34) İhbarcı: İyi günler kolay gelsin (07:29:34) Hrk. Mrk. Görevlisi: Sağolun beyefendi iyi günler (07:29:34) İhbarcı: Ben bir ihbarda bulunacaktım ama (07:29:34) Hrk. Mrk. görevlisi: Buyrun İhbarcı: Not alırmısınız lütfen Hrk. Mrk. görevlisi: Alıyorum beyefendi İhbarcı: Şimdi Ankara’dan 3 tane tır patlayıcı yüklü 3 tane tır yola çıktı Adana’ya doğru geliyor plakasını veriyorum. (07:29:34) Hrk. Mrk. görevlisi: Evet aliyim plakayı beyefendi (07:29:34) ihbarcı : ...... harflerini fatsa-ceyhan şeklinde kodlayarak söylüyor) 91 93, 06 M (m harfini Manisa şeklinde kodlayarak söylüyor) 9903 bu bir tır’a ait, ikinci verdiğim ön plakası dorse’nin plakası, ilk verdiğimde arka kasasının plakası, (07:29:34) Hrk. Mrk. görevlisi: Evet, (07:29:34) İhbarcı: Diğer tırlarınkini veriyorum; 06 EU 2115 (Bu harfleri Edirne -Urfa şeklinde kodlayarak söylüyor), diğer tırınkini veriyorum, bunun tek ön tarafı var, arkasını alamadım. Diğer üçüncü tırı veriyorum 06 DZ 2798 (dz harflerini Denizli Zonguldak şeklinde kodlayarak söylüyor) ağabeycim bunlar patlayıcı yüklüdür. Muhtemelen 3 tane tır patlayıcı yüklediler.. Adana'ya doğru yola çıktılar. Hrk. Mrk. görevlisi: Nereden çıktılar beyefendi? (07:29:34) İhbarcı :Ankara’dan. (07:29:34) Hrk. Mrk: Ne zaman çıktılar? (07:29:34) İhbarcı: Gece saat, 2 - 2.30 gibi yola çıktılar. Sizin oraya varmak üzereler, bir iki saat içerisinde varmak ü..., varırlar yani, (07:29:34) Hrk. Mrk. görevlisi: 2-2.30 gibi, (07:29:34) İhbarcı: Kolay gelsin. (07:29:34) Hrk. Mrk. görevlisi: Peki başka bir yere bildirdiniz mi bunu şeklinde soru sorduktan sonra ....(07:29:34) İhbarcı : ihbarcı telefonu kapatmıştır. (07:29:34) Hrk. Mrk.görevlisi : (telefonla-arama yapılıyor, meşgul tekrar arama yapılıyor) Hrk. Mrk.görevlisi : (boş) (07:32:26) Hrk. Mrk.görevlisi: (boş) (07:32:58)" şeklinde sanık ... tarafından ihbarda bulunulduğu, ihbar esnasında sanık ...’in arabada beklediği, İhbardan önce El-Kaide silahlı terör örgütüne ait patlayıcı madde ve silah taşıdığı iddia edilen TIR'larla ilgili tedbir alınması amacıyla gerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, gerek Ankara İl Jandarma Kolluk birimine, gerekse Ankara Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü gibi idari ve kolluk birimlerine bilgilendirme yapılamdığı, ihbar saati olan saat 07.29’dan TIR'ların durdurulduğu saat 12.00’ye kadar ilgili TIR'ların güzergâhında olan Aksaray Jandarma ve Emniyeti, Adana Emniyeti veya Mersin, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Konya gibi TIR güzergâh değiştirmesi hâlinde gidebileceği illerdeki kolluk birimlerine (Emniyet-Jandarma), hatta içerisinden geçtikleri bu illere bağlı ilçe kolluk birimlerine herhangi bir bilgi verilmeden ve normal önleyici tedbir kurallarının dışına çıkılarak ihbarın direk Adana İl Jandarma Komutanlığına yapıldığı, Adana İl İstihbarat Subede Üsteğmen olan sanık ...'ın HTS kayıtlarının tekikinde; sanık ... ile Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı olup adı geçen tarafından kullanılan 053...... numaralı cep telefonundan saat 03.57’de görüştüğü, ardından peş peşe saat 04.04, 04.27, 04.49, 05.15 ve 05.16’da Adana Jandarma İstihbarat Şubesinde görevli Üsteğmen olan sanık ... ile konuştuğu, ihbardan önce saat 05.57’de Cumhuriyet Savcısı olan sanık ... ile konuştuktan sonra saat 06.01’de sanık ... ile görüşüp saat 06.04’te tekrardan sanık ... ile konuştuğu, bu görüşmeden sonra peş peşe saat 06.06, 06.15, 06.33, 06.55, 07.01, 07.02’de sanık ... ile konuştuğu, ihbarın saat 07.29’da yapılmasının hemen ardından tekrardan saat 07.47’de sanık ... ile yeniden konuştuğu, daha sonra sırasıyla saat 08.32’de ... ile, saat 08.43 ve saat 10.08’de sanık ... ile görüştüğünün tespit edildiği, İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Binbaşı olan sanık ...’ın talimatı doğrultusunda, sanık ... tarafından sanık ...’ya bilgi verildiği, Cumhuriyet savcısının ihbarın mahiyetinden dolayı oldukça güçlü ve donanımlı (sinyal kesici jammer, köpek, bomba imha uzmanı, olay yeri inceleme, vd. unsurlar) bir ekiple arama noktasına gidilmesi talimatı verdiği, ayrıca hazırlanacak arama ve el koyma talep yazısında ihbarda sözü edilen silah ve mühimmatın Hatay ve Suriye’deki diğer terör örgütleriyle bir bağlantısı olup olmayacağını sorduğu, sanık ...’ın 22.01.2014 tarihinde Cenevre’de yapılacak olan Cenevre 2. Konferansı öncesi El-Kaide silahlı terör örgütü ile bağlantılı gruplar tarafından Hatay’da bombalı saldırı olabileceğine dair duyumlar geldiğini belirtmesi üzerine Cumhuriyet savcısının, bu hususun arama el koyma talep yazısında belirtilmesini istediği, ... tarafından sahte ihbarın saat 07:28'te yapılmasının ardından ..., ... ve sanık ... tarafından imzalanan ihbar kayıt formuna göre; ihbarın saat 07.35'te sanık ...'a, saat 07.36'da Pozantı İlçe Jandarma Komutanlığı nöbetçi astsubayına, saat 07.40'ta Adana İl Jandarma Komutanı olan sanık ...'a, saat 07.55'te İl Jandarma Komutan Yardımcısı olan sanık ...'ye ve saat 08.00'de Asayiş Şube Müdür Vekili olan ...'a bildirildiği, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere saat 07.00 sıralarında henüz sahte ihbar yapılmadan Adana İl Jandarma Komutanı ...'ın 156 harekat merkezi vardiya amiri ...'ü aracılığıyla komando bölük komutanına göreve çıkacak şekilde bir timin hazır edilerek kendisinin telefonla aranması emrini verdiğinin beyan edildiği (İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanılar ... ve ...'ın "İstihbarat Birimleri Araç ve Personel Görevlendirme Defteri" kayıtlarına göre "....." plakalı araç ile saat 07.30'da İstihbarat Şube Müdürlüğünden çıkarak Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR'ları takip etmek için Pozantı ilçesine gittikleri, TIR'ları takip etmeye başladıkları) ayrıca sanık ... tarafından 156 harekat merkezi vardiya amiri ...'e ses kayıtlarından da anlaşılacağı üzere ihbarla ilgili herhangi bir yere paylaşımda bulunmaması yönünde sözlü talimat verildiği, ihbarın yapılmasından sonra sanık ...’nın da ihbarın ardından saat 08.14’te Adana TMK'nın mülga 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan sanık ...’yı arayarak bilgi verdiği, arama talep yazısını sanık ...'a imzalatan sanık ...'ın, olay günü nöbetçi olmamasına rağmen talebi sanık ...'nın ikametine götürdüğü, sanık ... olay günü nöbetçi olmadığı hâlde kendisine getirilen arama kararı üzerine, 01.01.2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR'ın daha önce MİT’e ait olduğunun tespit edilerek bırakılması ve terör örgütü ile ilgili olmadığının da bilinmesine, ayrıca, açıklandığı şekilde Ankara’dan yapılan istihbari bilgi sonucu TIR'ların MİT’e ait olduğunun kesin olarak önceden öğrenilmesine karşın, arama talebi üzerine “2014/2 sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir” ibaresi düşerek gecikmesinde sakınca bulunan hâlin de ne olduğunu tam olarak açıklamadan, yapılan ihbar ses kaydı dökümünde “patlayıcı madde” denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmemesine rağmen sonradan “El-Kaide terör örgütü” ve “silah ve mühimmat” ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısını kabul edip arama kararı verdiği, TIR'ların Pelit Dinlenme Tesisleri'nde tartıya girip yaklaşık bir saat mola verdikleri, takip esnasında sanık ...'nin, Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı İstihbarat Şube Müdürlüğünce 19.01.2014 tarihinde kendi kullanımına tahsis edilen "053......." numaralı cep telefonundan saat 10.27'de .... Haber Ajansı muhabiri olan.......'nın kullandığı "053....." numaralı telefonu, saat 11.05'te de Sabah Gazetesi muhabiri ... Karaman'ın kullandığı "0532317.." numaralı telefonu aradığı ve bu suretle gizli operasyonlarının basın arcılığıyla duyurulması için muhabirleri Ceyhan ilçesi Sirkeli otoyol gişelerine çağırdığı ve aldıkları görüntüleri basın mensupları aracılığıyla ulusal ve uluslararası kamuoyuna servis etmeyi amaçladıkları, Sanıklar ... ve ...'ın TIR'ları takip ettiği esnada, sanık ...'ın talmatları ile sanık ...'nin komutasındaki 50'si jandarma komando, 26'sı istihbaratçı subay/astsubay olmak üzere yaklaşık 150 kişilik bir kuvvetle saat 10:00'da Ceyhan Otoyolu Sirkeli Gişelerinde tertibat aldığı, olay yerine sinyal kesici jammer cihazlarının getirtildiği ve jandarma görevlilerinin cep telefonlarının toplandığı, böylelikle jandarma personelince yetkili kişi ve kurumlara bildirmelerinin önüne geçmek istendiği, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere sanık ...'nin TIR'lar durdurulmadan önce personele bir konuşma yaptığı, "hızlı bir şekilde arama yapılması gerektiğini" söylediği, sanık ...'nin ardından sanık ...'ın "araçların içerisindeki şahısların direk alınacağını, daha sonra şahıslara arkadan kelepçe takılarak ekip araçlarına götürüleceğini, kimlik kontrolünün daha sonra yapılacağını" söylediği, böylece sanıkların TIR'da bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı görevlilerinin kimliklerini bildirmelerine dahi fırsat verilmeden gözaltına almaya çalıştıkları, Saat 12.00'de TIR'ların ve eskort aracın Adana ili, Ceyhan ilçesi, Otoban Yolu-Sirkeli Gişelerinden geçişleri esnasında yaklaşık 150 kişilik askeri kuvvetle durdurulduğu, görüntü kayıtlarından da anlaşılacağı üzere Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının üzerlerine uzun namlulu silahlar doğrultularak kimlik sorulmadan, konuşmalarına dahi izin verilmeden ve şiddet uygulayarak, bulundukları araçlardan aşağıya indirildikleri, görevlilerin yere yatırılıp ellerinin arkadan kelepçelendiği, "06 ......." plakalı TIR'ın yolcu mahalinde bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı mensubunun yetkili personelle görüşmek ve kendisine bilgi vermek istediğini söylemesine rağmen dinlenilmeden zorla TIR'dan aşağıya indirilmeye çalışıldığı, TIR'ların MİT'e ait olduğunu söylemeye ve kimliğini göstermeye çalışırken sanık ...'ın buna müsaade etmediği ve araçtan inmesi için bağırdığı, ayaklarından tutarak aşağıya çektiği, MİT görevlisinin mukavemet etmediği, bu şekilde davranmamalarını, kimliğini göstereceğini ve açıklama yapmak istediğini ısrarla söylemesine rağmen zorla aşağı indirdikleri, kimliğini göstermesine fırsat vermeden kelepçelemek için ellerini arkaya doğru kıvırdıkları, görevlinin açıklama yapma konusundaki ısrarı sonucu arama kararını kendisine gösterdikleri, arama kararını okuyan MİT görevlisinin kendisinin MİT mensubu, TIR'ların MİT'e ait olduğunu söylemeye ve 2937 sayılı Kanun'u hatırlatmaya çalıştığı ancak bir kısım sanıkların buna izin vermeyerek ellerini arkadan kelepçeleyip jandarma aracına götürdükleri, Eskort aracın içinde ve bagajında arama yapıldığı, jandarma minibüsüne götürülen MİT görevlilerinin ısrarla olay yerindeki yetkili amirle görüşmek istediklerini söyledikleri ancak jandarma personeli tarafından buna izin verilmediği, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının kendilerinin MİT görevlisi olduklarını, TIR'ların Milli İstihbarat Teşkilatına ait olduğunu ve içerisinde devlet sırrı kapsamındaki malzemelerin bulunduğunu, Başbakanlık makamından izin alınmaksızın TIR'larda arama yapılamayacağını, aksi takdirde suç işlemiş olacaklarını yüksek sesle olay yerinde bulunan kolluk görevlilerine defalarca beyan ettikleri, sanıklar tarafından düzenlenen 19.01.2014 tarihli tutanaklardan da anlaşılacağı üzere; durdurulan bir ve üçüncü TIR'da şoförün yanında yolcu koltuğunda birer kişi bulunduğu, bu kişilerin Milli İstihbarat Teşkilatı görevlisi olduklarını belirterek MİT personel kimliklerini gösterdikleri, buna rağmen durdurulduktan 10 dakika kadar sonra TIR'ların kasasında bulunan konteynırlarda arama yapmak üzere şüpheliler tarafından TIR'lara çıkıldığının belirtildiği, "06...2..." plakalı TIR'ın kasasında bulunan konteynırın Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı sanık ...'ın nezaretinde sanık ... ve Nurtekin Halıcı tarafından açıldığı, "06...9..." plakalı TIR'ın kasasında bulunan konteynırın sanıklar ..., İs ..., ..., İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli ..... ve Ceyhan İlçe Jandarma Komutanlığında görevli ... tarafından açıldığı, "06....." plakalı TIR'ın kasasında bulunan konteynırın ise sanık ... nezaretinde, sanık ..., İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli...... ve İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli ... tarafından açılarak konteynırlardaki malzemelerin görüntülerinin çekilerek konteynırların tekrar kapatıldığı, (Sanıkların TIR'larda patlayıcı madde olduğunu iddia etmelerine rağmen hiçbir önlem almaksızın konteynerlere yönelmeleri, patlayıcı imha uzmanına ihtiyaç duymadan, hatta eldiven dahi kullanmadan İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olmaları nedeniyle adli görevi bulunmayan kişiler tarafından konteynırları açmaları ve konteynırların içinden görüntü aldıktan sonra geri kapattıkları) TIR'ların durdurularak arama yapılmak istendiği yönündeki haberlerin saat 12.32 itibariyle basın yayın organları üzerinden duyurulmaya başlandığı; Haberler üzerine gerek Adana Valisi, Milli İstihbarat Teşkilatı yetkilileri ve devlet yetkililerinin sanık ...'ı ve İl Jandarma Harekat Merkezini arayarak TIR'ların Milli İstihbarat Teşkilatına ait olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık makamının izni olmadan arama yapılamayacağını bildirdikleri, Adana Valiliği tarafından, Adana İl Jandarma Komutanlığına ve Ceyhan Kaymakamlığına bahsi geçen görevlilerin bağlı oldukları 2937 sayılı Kanun'a göre personelin özel statüde ve doğrudan Başbakanlık makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla usulüne uyulmaksızın alıkonulmalarının cezai işlem doğuracağından, ilgililerin kimliklerinin belirlenerek serbest bırakılmaları içerikli, 19.01.2014 tarihli ve 36 sayılı, "GİZLİ, ÇOK ACELE, KİŞİYE ÖZEL" ibareli resmî yazının gönderildiği, buna rağmen sanıkların TIR'larda arama yapma konusundaki ısrarlarını devam ettirdikleri, Konteynırlar içerisindeki devlet sırrı kapsamındaki mazlemelerin görüntüleri çekildikten sonra, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının kelepçelerinin çözüldüğü, görevlilere serbest oldukları, gidebileceklerinin ancak TIR'lara el koyulduğu söylenerek daha kapsamlı bir arama yapmak bahanesi ile her TIR'larda bir subay olacak şekilde TIR'lar Seyhan'da bulunan Korg. .... Kışlasına götürmek üzere Sirkeli Otoyol Gişelerinden saat 12.50'de hareket edildiği ve bir an soruşturmanın asılsız ihbar olmadığı düşünülse dahi gerçekte mensupların önce kelepçelenip sonra bırakılmasının da adeta sanıkların maksatlarını ortaya koyduğu, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının sanıklar tarafından hukuka aykırı bir şekilde el konulan MİT'e ait TIR'ları geri alabilmek için araçları ile TIRl'arın arkasından gittikleri, TEM Otoyolui Kürkçüler Mevkiinde TIR'ları durdurarak götürülmesine engel olmaya çalıştıkları ve şoförlerinden TIR'ların anahtarlarını aldıkları, bunun üzerine sanık ...'ın TIR'ların anahtarını alan Milli İstihbarat Teşkilatı personelinin üzerine yürüyerek darp etmek suretiyle "06 ........" plakalı TIR'ın anahtarını aldığı, anahtarı alınan TIR'ın sanık ... nezaretinde Kürkçüler Mevkiinden hareket ettirilerek Bahçeşehir Kolejinin yanına çekildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının Kürkçüler Mevkiinde kaldıkları, Kürkçüler Mevkii'nde Adana İl Jandarma Komutan Yardımcısı sanık ...'nin MİT mensubuna MİT bölge başkanı ile konuşulduğunu ve TIR'ların bölge başkanına teslim edileceğini söylediği, buna rağmen TIR'ların teslim edilmediği, Bir süre sonra Kürkçüler Mevkiindeki olay yerine Cumhuriyet Savcısı olan sanık ...'nın geldiği, olay yerine bizzat giderek MİT’e ait TIR'ların üzerine çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile TIR'larda bulunan malzemenin fotoğrafını çekip jandarma personeline de kamera çekimi yaptırdığı, arama işlemleri devam ederken numune aldırarak saat 16.15 itibarıyla hemen olay yerinde bulunan jandarma olay yeri inceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olarak görev yapan ve Astsubay Kıdemli Başçavuş olan sanık ... Bardakçı’dan TIR'ın kasasına bırakılan eşyanın incelenmesini ve fiziki inceleme raporu tanzim edilmesini istediği, ayrıca kendisine, numune alınarak Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatlarını verdiği, sanıklar ....... ve ... tarafından malzemelerden numune alındığı, bu esnada olay yerine Adana İl Emniyet Müdürü .... ve Adana İl Jandarma Komutanı sanık ...'ın geldiği, İl Emniyet Müdürü ......'in TIR'arda arama yapılmasının hukuksuz olduğunu, Başbakanlık makamının izni olmadan TIR'larda arama yapılamayacağını belirterek emrinde bulunan polislere Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR'ların çevre güvenliğini aldırdığı, sonrasında olay yerine Adana Valisi ... ve Milli İstihbarat Teşkilatı Adana bölge başkanının geldiği, Adana Valisi, Adana Emniyet Müdürü ve MİT Adana Bölge Başkanının, sanık ... ile görüşmelerinden sonra saat 16.00 sıralarında TIR'ların MİT Adana Bölge Başkanına teslim edildiği, Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR'lardan alınan numunelerin; 21.01.2014 tarihi saat 09.00'da sanıklar ..., ... ve ... tarafından kolilendiği, el koyma ve onama kararının alındığı 20.01.2014 tarihinde sanık ... tarafından imzalanan talep yazısı ile birlikte sanık ... tarafından 21.01.2014 tarihinde Ankara Jandarma Kriminal Laboratuvarına götürüldüğü, söz konusu resmi yazının imza kısmı altındaki Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğine ait kaşeye göre, sanık ...'ın 22.01.2014 tarihinde numuneleri Ankara'da bulunan Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğine teslim ettiği, numunelerin 19891193, 19911557, 2002Uzm390, 2002Uzm397 sicil sayılı jandarma personeli tarafından kolilerden çıkarıldığı, 22–23.01.2014 tarihlerinde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından incelendiği ve numuneler hakkında aynı sanıklar tarafından 3 ve 4. sayfalarında numunelere ait fotoğrafların bulunduğu toplam 4 sayfadan oluşan 23.01.2014 tarihli ve 67 numaralı uzmanlık raporunun tanzim edildiği, düzenlenen uzmanlık raporu ve numunelerin 23.01.2014 tarihinde sanıklar ..., ... ve ... tarafından 000145102 seri numaralı plastik mühürle mühürlenerek koliye konulduğu ve sanık ...'a teslim edildiği, sanık ...'nın imzası, sanıkalr ..., ..., ... ve ...'nin paraflarının bulunduğu resmî yazı ile Adana İl Jandarma Komutanlığına gönderildiği, Anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalardan sonra yapılan genel değerlendirmede; Amacı, örgütlenme şekli, amacına ulaşmakta kullandığı araç ve yöntemleri ile yapısı açıklanan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün özellikle silahlı kuvvetler, emniyet teşkilatı ve yargı içerisinde örgütlendiği, yargı ve emniyet teşkilatı içerisindeki yapılanmaları aracılığıyla suç ve delil uydurmak suretiyle başlatılan sansasyon yaratan büyük çaplı soruşturmalar ve kovuşturmalarla örgütle ilgisi olmayan önemli görevlerdeki devlet görevlilerini ve silahlı kuvvetler mensuplarını bertaraf ederek, bunların görevlerine örgüte bağlı unsurları yerleştirdiği, kurduğu medya organlarında yaptıkları yayınlarla bu soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili halk ve hükûmet yetkilileri nezdinde olumlu algı oluşturduğu, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yapısı ve seçim şekli yeniden oluşturulan HSYK'ya üye seçimleri sonrası yargı teşkilatının yönetimini büyük ölçüde ele geçirdiği, bu yollarla gayri meşru hedeflerine ulaşmada hukuku ve devletin meşru yapısını maske olarak kullandığı, Bu kapsamda 2013 yılında sözde ceza soruşturmaları üzerinden ortaya koyduğu örgütsel/sansasyonel operasyonlardan sonra amacını ortaya koyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, sözde adli soruşturma ya da resmî işlem görünümünde özellikle hükumeti uluslararası arenada zor duruma düşmesi için açık mücadele içine girdiği, farklı vilayetlerde ayrı ayrı kurumların yetki ve imkanlarının senkronize ve işlevsel biçimde kullanılması suretiyle icra olunan ve doğrudan T.C. Hükumetinin ve MİT'in faaliyetinin hedef alındığı, mahiyeti, icra şekli, örgütün amacına yaptığı hizmet ve katkı ile doğurduğu sonuçlar itibariyle bireysel hareket eden kişilerce gerçekleştirilmesi mümkün bulunmayan ancak bir örgütün faaliyeti kapsamında mensupları tarafından gerçekleştirilebilen, bir kısım asıl faillerinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğu somut delillerle kanıtlanan, planlı bir biçimde icra edilen bir olay olarak vuku bulması, bu örgütün esas itibariyle mensuplarınca işgal edilen kamu pozisyonlarının sağladığı yetki ve imkanları suistimal etmek suretiyle örgütsel faaliyet kapsamında gerçekleştirdiği eylemlerine, örgütle ilgisi olmayan diğer görevlileri de karıştırarak kurumsal ve legal bir fonksiyonun ifası görüntüsü vermeye çalıştığının örgütün anlatılan yapısı ve yine eylem öncesi yapılan haberler itibariyle anlaşılabileceği, sanıkların tamamına yakınının istihbaratçı ya da bu birimin amiri veya özel yetkili Cumhuriyet savcısı olması gözetildiğinde, 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihli eylemlerin örgütün ülke genelindeki istihbari kadro gücünden istifade edilerek planlanmış ve icra edildiği, 01.01.2014 tarihli olay bakımından esas itibariyle sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... 19.01.2014 tarihli olay bakımından da sanıklar......, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın aktif olarak rol üstlendikleri, faaliyette görevli MİT mensupları usulsüz ve hukuksuz biçimde dinlenilerek temin edilen faaliyetle ilgili bilgilerin organizasyona katılan sanıklar arasında bireysel değerlendirmelerde ayrıntılı şekilde açıklanacağı üzere paylaşıldığı, örgütsel faaliyete sıradan adli soruşturma işlemi görüntüsü vermek için sözde ihbarlar yapıldığı ilk olayın ihbarının saat 15.29.57’de yapılmasına rağmen 31.01.2014 tarihini 01.01.2014 tarihine bağlayan gece saat 00:55 ve 01.19'da sanık ... ile görüştükten sonra yılbaşı tatiline denk gelen günde Hatay il Jandarma Komutanlığında görevli sanık ...'ın ikametgahına giderek sanıklar ... ve ... ile birlikte hazırlıklara başlarken,19.01.2014 tarihli eylemde ise saat 07.27 de yapılacak ihbardan önce sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın sabah saat 05.57 ve 06.04’ten itibaren görüşmelere başladıkları, nöbetçi Cumhuriyet savcısının.....olmasına rağmen sanık ...'in, doğrudan sanık ...'e gitmesi ve sanık ...'ın emri ile alayda hazırlıklara başlanması sanıkların planlı şekilde önceden hazırlıklara başladıklarını gösterdiği, 01.01.2014 tarihli olayın ihbarının yapıldığı Antakya Köprübaşı künefeciler meydanındaki 215 57 70 nolu telefon kulübesini gören MOBESE kamera görüntülerinin kuşkulu biçimde temin edilememesi, her iki olayda da sözde arama işleminin ısrarla Jandarma bölgesinde yapılmaya çalışılması, ilk olayda Kırıkhan ilçesi adli yargı çevresinde trafik radar ekibinde görevli tanık ... tarafından emniyet sorumluluk bölgesinde durdurulan araçların, faaliyete katılan görevlilerin MİT mensubu olduğunu söylemeleri nedeni ile herhangi bir işlem yapılmasa da Jandarma bölgesi olan olay mahalline götürülmesi, ikinci olayda ise aramaya konu TIR'ların takip istikamete göre, Ankara, Aksaray, Niğde hatta Pozantı bölgesinde yapılabilecekken doğrudan normal bir vatandaş tarafından bilinemeyecek şekilde doğrudan Adana 156 ihbar merkezi aranarak ihbar yapılması, her iki olayda da nöbetçi savcılar yerine aşağıda ayrıntılı şekilde delilleriyle birlikte anlatılacağı üzere örgüt mensubu savcıların aktif olarak kullanılması, FETÖ/PDY silahlı terör rgütüne müzahir basın ve yayın organları ile sosyal medya paylaşımları doğrultusunda Cenevre’de yapılacak olan Cenevre 2. Konferansı öncesi El-Kaide terör örgütü ile bağlantılı gruplar tarafından Hatay’da bombalı saldırı olabileceğine dair duyumlar geldiği gerekçesiyle özellikle Türk yargı organları ile de silahlı bir terör örgütü olduğu kabul edilen El-Kaide'ye, Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti tarafınadn "El-Kaide'ye yardım ediyor" şeklindeki kurgu iddia ile Uluslararası alanda zor duruma düşürme kastı ile hareket etikleri anlaşılmaktadır. BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA; I- TEFRİK KARARLARI BAKIMINDAN KATILAN VEKİLİNİN TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK’nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Bu hükümlere göre, suç tarihinde Yargıtay Üyesi olan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılama sonucunda verilen 08.05.2019 tarihli ve 15-72 sayılı kararın temyiz edilmesi üzerine Ceza Genel Kurulunca incelenmesinde 5271 sayılı CMK’nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. B) Temyiz sebebi olarak kabul edilebilecek itirazlar ve incelemenin kapsamı: Bu hususa ilişkin iç hukukumuzdaki düzenlemeler şu şekildedir: 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz sebebi” başlığını taşıyan 307. maddesi; “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.”, 5271 sayılı CMK’nın 288. maddesinde ise temyiz nedenleri; “(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” Şeklindedir. Mülga CMUK’da temyiz sebebi “kanuna aykırılık” olarak belirlenirken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka aykırılık” olarak belirlenmiştir. Ancak her iki Kanun’a bakıldığında bu iki farklı kavramın aynı şekilde anlaşılmasının istendiği sonucuna varılmaktadır. Zira her iki Kanun’un ilgili hükümlerinde bu kavramlar “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir. 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar” başlığını taşıyan 313. maddesi; “Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir. Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.”, İhtiyari temyiz layihası: Madde 314 – (Değişik: 8/6/1936 - 3006/1 md.) (Değişik: 21/5/1985 - 3206/61 md.) Temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemişse temyiz dilekçesi için belirlenen sürenin bitmesinden yahut gerekçeli karar henüz tebliğ edilmemişse tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri ihtiva eden bir layiha da verilebilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz sebeplerini göstermemiş ise; temyiz isteğinin sanığın lehinde veya aleyhinde olduğunu açıkça belirtmesi gerekir. Layihanın verilmemesi veya istida veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani değildir.” 5271 sayılı CMK’nın “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi; “(1)Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. (2)Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.”, “Temyiz gerekçesi” başlıklı 295. maddesinin 1. fıkrası ise; “Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.” Şeklinde düzenlenmiştir. 1412 sayılı CMUK’nın 307 ve 5271 sayılı CMK’nın 288. maddeleri itibarıyla temyiz nedenleri bakımından iki Kanun arasındaki bir farklılık görülmemektedir. Zira her ikisinde de temyiz nedeni “hukuka aykırılık”tır. 1412 sayılı CMUK’nın 313. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 294. maddesinin ilk fıkraları temyiz sebeplerinin gösterilmesi hususuna ilişkindir ve aralarındaki önemli fark 1412 sayılı Kanun’un 393. maddesinde “muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.” denilmek suretiyle temyizde bir sınırlama yapılmadan, usule ilişkin ise hangi hükümlere aykırılık oluşturduğuna işaret edilerek, diğer yönlerden her türlü kanuna aykırılıklar temyiz nedeni yapılabilecektir. Halbuki 5271 sayılı CMK’da temyizin, hükmün “hukuki yönüne” ilişkin olacağı şeklinde sınırlamaya tâbi tutmuştur. Diğer taraftan her iki usulde de temyiz nedeni göstermek zorunluluğu kabul edilmişken, göstermeme müeyyidesi bakımından ayrım söz konusudur. Temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğinin saptanması durumunda 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca temyiz istemi reddedilecektir. 1412 sayılı CMUK’nın 313/2. fıkrasında ise “Layihanın verilmemesi veya istida veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani değildir.” şeklindeki düzenlemeyle sebep konusunda ihtiyari sistem benimsenmiştir. Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık, hâkimin olaya en uygun normu bulamaması veya bulsa da yanlış değerlendirip uygulama yapmasıdır. Hukuka aykırılığa yol açan norm muhakeme hukuku normu olabileceği gibi (Örneğin, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkının hatırlatılmaması, karar oturumunda hazır olan sanığa son söz hakkı verildikten sonra katılana da diyeceklerinin sorulması) maddi hukuk normu da olabilir (Örneğin, suç sanık tarafından işlenmediği hâlde mahkûmiyet hükmü kurulması, eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi). Maddi hukuk normunun ihlali hâlinde temyiz edenin sıfatı da dikkate alınarak kararın bozulması gerekmekte ise de muhakeme hukukuna ilişkin ihlallerde söz konusu ihlalin hükmü etkileyip etkilemediği gözetilmelidir. 1412 sayılı CMUK’nın “Temyiz Mahkemesince tetkik edilecek noktalar” başlıklı 320. maddesi; “Temyiz Mahkemesi, temyiz istida ve layihasında irat olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder. 313 üncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen müstenidattan başka temyiz müddeasını teyit için yeniden müstenidat göstermeğe lüzum yoktur. Bununla beraber böyle müstenidat arz olunmuşsa kabul olunur.”, 5271 sayılı CMK’nın “Temyizde incelenecek hususlar” başlıklı 301. maddesi ise; “(1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapar.” Hükmünü içermektedir. Yargıtayın yapacağı temyiz denetiminin kapsamını gösteren 1412 sayılı CMUK’nın 320. maddesinin birinci fıkrası ile 5271 sayılı CMK’nın 301. maddesi benzer nitelikte düzenlemeler olmakla birlikte iki madde arasında önemli bir fark vardır. CMUK’nın 320. maddesinin birinci fıkrasına göre usule aykırı noksanlıklardan dolayı hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmesi hâlinin tespiti durumunda Yargıtay, bu hususta bir talep olmasa bile inceleme yapabilecekken, CMK’nın 301. maddesine göre yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapabilmektedir. Bu durum, muhakeme hukukuna aykırılık hususunda temyiz incelemesinin kapsamı bakımından her iki yasa arasında önemli bir fark olduğunu göstermektedir. Doktrinde, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından “Yargıtay hukuksal incelemesine önündeki hüküm bakımından ispat konularının sübuta erdiği varsayımından başlar. Temyiz mahkemesi yalnızca hâkimin delilleri değerlendirmesinde hukuksal hata yapıp yapmadığını değerlendirebilir. Delillerin değerlendirilmesi ve ispat açısından vicdani kanıyı olay hâkiminin oluşturması gerekir. Ancak bunun için de Yerel Mahkeme kararının gerekçesi ve dayanaklarının, sanığın tüm sorgu tutanaklarının, temyiz mahkemesine sunulması gerekir” (Yener Ünver - Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2017, s. 778 vd). “Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek eylemin varlığı veya yokluğu, kanıtların inandırıcılığı ya da kesinliği gibi yargılarda bulunamaz, ancak maddi olayların gerekçede yeterince yansıtılıp yansıtılmadığı, yansıtılan maddi olaylara ilişkin kanıtların tartışılıp tartışılmadığı, bu tartışma yapılırken doğa, mantık, deneyim ve hukuk kurallarına uyulup uyulmadığı yönlerinden hükmü inceleyerek olay yargılamasını sınırlı bir şekilde denetleyebilir” (Sami Selçuk, Temyiz Denetiminin Sınırları, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, s. 336). “Temyiz kanun yolunda maddi mesele incelenemez. Ancak kanun koyucu sanığa gerçekçi bir hukuki koruma sağlamayı amaçladığı için aradan geçmiş olan zamanın olumsuz etkilemediği oranda maddi mesele incelenebilmelidir. Burada esas mahkemesindeki hâkimin doğrudan doğruyalık ilkesinden kaynaklanan maddi meseleyi takdir etme yetkisi ortadan kaldırılmadan, dosyaya girdiği oranda maddi meseleyi inceleyen, bu istisna dışında sadece hukuki mesele ile ilgilenen bir temyiz incelemesi yapılmalıdır. Yargıtay maddi meseleyi sadece hükmün gerekçelerine dayanarak incelemelidir” (Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s. 1234). “Tamamen maddi soruna ilişkin olan aykırılıkların temyiz kanun yolunda denetlenmesi mümkün değildir. Ancak, mahkemenin, elindeki maddi olguları hukuk kurallarına uygun olarak değerlendirip değerlendirmediği ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığı Yargıtay tarafından incelenmek zorundadır. Aynı şekilde hukuka aykırılığın, yargılama kurallarının doğru uygulanmaması nedeniyle ileri sürülmesi hâlinde de Yargıtay hem yargılama kuralarına uyulup uyulmadığına hem de bu kuralların uygulanmasına esas teşkil eden ve daha önce mahkemece tespit edilmiş olan maddi vakıaların doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini inceleyebilecektir” (Taner, s. 57; Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, İzmir, 2017, s. 856). “Temyiz kanun yolunda temyiz mahkemesi, sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak geçmişte olan bir olayın nasıl meydana geldiğini ortaya çıkaran olay hâkiminin tespitleriyle bağlıdır. Bununla birlikte olay mahkemesinin tespitleri belirsiz, eksik, çelişkili, mantık veya deneyim kurallarıyla çatışıyorsa olay mahkemesinin tespitleriyle bağlılık ortadan kalkar. Yargıtayın, bölge adliye mahkemesi incelemesinden geçmiş bir kararla ilgili yapacağı denetimin, verilen kararın hukuksal yönüyle sınırlı olması hâli, Yargıtayca hiçbir zaman maddi olay denetimi yapılamayacağı anlamına gelmez. İlk derece veya bölge adliye mahkemelerinin kararlarında bilimin yerleşmiş ilkelerine, genel yaşam deneyimlerine, mantık kurallarına aykırılıklar varsa, ulaşılan sonuç ve gerekçe arasında birbiriyle açıkça çelişen tespitler bulunuyorsa, maddi olay açık, kesin ve tam olarak belirlenememiş ise ve bu nedenlerle kararın hukuksal yönden denetimine olanak yoksa Yargıtay maddi olay denetimi yapabilir” (Erdem, Kavlak, s. 1424-1460). “Bir olayı tespit ederken ilk derece mahkemesi hâkimi delilleri serbestçe takdir eder. Ancak bu tespitin eksiksiz olması ve hâkimin kanaatinin objektif dayanaklarının hükümden anlaşılması gerekir. Bu nedenle maddi olaya ilişkin denetim, maddi vakıanın sübutuna ilişkin kanaatin yeterli delile dayanarak ve mantık kurallarına uygun bir şekilde oluşturulup oluşturulmadığı açısından yapılmaktadır” (Centel, Zafer, s. 840). “Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi, öncelikle delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaat, sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılan kanaattir” (Feyzioğlu, Vicdani Kanaat, s. 230 atfen Shapiro s. 17). Şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. Görüldüğü gibi doktrinde çoğunlukta olan bu anlayışa göre, Türk Ceza Muhakemesine istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak, bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşüp inceleyebilecek, maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları gerekçe üzerinden denetleyebilecek ancak bizzat kendisi vicdani kanaat kullanamayacaktır. Temyiz kanun yoluna başvuranın, hükmün hangi noktalardan incelenmesini istediğini bildirmesi, diğer bir anlatımla hükmün hangi noktalardan hukuka aykırı olduğunu göstermesi zorunluluğu ile Yargıtayın temyiz başvurusunda belirtilen hususlarla sınırlı olarak inceleme yapmasına ilişkin hükümler “temyiz incelemesinin sınırlandırılması/temyiz incelemesinin kapsamının belirlenmesi” amacına yöneliktir. 5271 sayılı CMK’nın 294 ve 301. maddelerinde yer alan hükümler uyarınca, ileri sürülen nedenlerle sınırlı olarak yapılacak inceleme sırasında temyizin kapsamının tespiti bakımından önem arz eden husus, kanun koyucunun “muhakeme hukukuna aykırılık” iddiası ve bunu belirten olayların temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmesini aramasına karşın, “maddi hukuka aykırılık” iddiası yönünden böyle bir düzenlemeye yer vermemiş olmasıdır. Kanun koyucu, temyiz başvurusunda muhakeme hukukuna aykırılıkların ileri sürüldüğü durumlarda temyiz sebebinin somutlaştırılmasının zorunlu olduğunu düzenlemesine rağmen, bunun dışında kalan maddi hukuka aykırılıkların ileri sürüldüğü durumlar için temyiz nedeninin somutlaştırılmasına ilişkin herhangi bir yasal zorunluluk getirmemiştir. Bu halde temyiz sebebinin somutlaştırılması zorunluluğu olmadığı kabul edilmekle birlikte maddi hukuka ilişkin uygulamaların, yasaya aykırılık oluşturduğu iradesini tereddütsüz bir şekilde ortaya koymalıdır. Temyiz incelemesinin kapsamının belirlenebilir olmasının yeterli görülmesi ve bu konunun önemi karşısında, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna aykırılık göstermeyen dilekçelerdeki temyiz isteminin, herhangi bir temyiz sebebi içermemesi nedeniyle tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davası bulunmadığından 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca reddine karar verilecektir. Bu kapsamda muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde hiç uygulanmayan, eksik veya yanlış uygulanan usul kuralları ile buna dayanan maddi olgular ileri sürülecek, Yargıtay da hem muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını hem de ilk derece veya bölge adliye mahkemelerince muhakeme normunun uygulandığı olayın doğru tespit edilip edilmediğini denetleyecektir. Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezaî yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturmakla yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. Öğretide de temyiz sebeplerinin muhakeme hukukuna ve maddi hukuka ilişkin olarak ileri sürülmesi bakımından “Maddi hukuk normlarına ilişkin temyiz başvurularında sebep gösterilmesi zorunluluğunun Yargıtay incelemesinde önemli bir sınırlama içermediği, muhakeme hukukuna aykırılık nedeniyle hüküm temyiz ediliyorsa hükmü temyiz edenin, bu aykırılığa temel oluşturan maddi olguları göstermek zorunda iken maddi hukuka aykırılıkta, maddi hukuka aykırılıktan dolayı hükmün temyiz edildiğinin belirtilmesinin yeterli olduğu, Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği” (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s. 182 vd.), “5271 sayılı CMK'nın 288. maddesi uyarınca temyiz sebebi olarak belirtilenler dışında kalan muhakeme hukukuna ilişkin diğer hukuka aykırılıklar bakımından Yargıtayın karar vermesine olanak bulunmadığı, buna karşılık, kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabileceği” (... Ruhan Erdem - Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı 4, s. 1434-1472), “Muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklardan farklı olarak, maddi hukuka ilişkin denetimin, hükmün tüm yönleriyle incelenmesini gerektirdiği, maddi hukukun yanlış uygulandığına ilişkin genel bir ifade içeren temyiz dilekçesinde açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi, dosyaya yansıyan delillere göre suçun unsurlarının oluşmaması, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, suçun vasfının yanlış belirlenmesi, suçun nitelikli hâllerinde yapılan hata sonucu cezanın yanlış belirlenmesi veya teşebbüs, iştirak, içtima, haksız tahrik ve şahsi cezasızlık sebepleri gibi maddi hukuka ilişkin hükümlerin yanlış uygulanması sonucu sanığın ceza alması veya almaması ya da hak ettiğinden az veya çok ceza alması durumlarında Yargıtayın bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapabileceği” (Ekrem Çetintürk, Ceza Muhakemesinde Temyiz Kanun Yolunda Maddi (Fiili) Sorunun İncelenmesi, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2019, s. 466-489) Şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 302. maddesi uyarınca hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan ve hükme etki edecek nitelikte bulunan diğer maddi hukuka aykırılıklar da bozma nedeni olarak ayrı ayrı gösterilecek; hükme etki edecek nitelikte bulunmayan hukuka aykırılıkların ise hükmün bozulmasında neden dikkate alınmadıkları açıklanmak suretiyle belirtilmesiyle yetinilecektir. Bu kapsamda, temyiz dilekçesinde maddi hukuka aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde Yargıtayın ilgili Ceza Dairesi tarafından hüküm, dilekçede gösterilen maddi hukuka aykırılık nedeniyle bozulduğunda dilekçede açıklanmış olmasa bile temyiz incelemesi sırasında saptanacak olan tüm maddi hukuka aykırılıklar temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni olarak ayrı ayrı gösterilecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının ileri sürüldüğü hâllerde ise temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunması durumunda, hüküm bu nedenle ve varsa mutlak hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulacak; temyiz nedeni olarak gösterilen muhakeme hukukuna aykırılığın hükme etki edecek nitelikte bulunmaması ya da temyiz nedeni olarak ileri sürülmemekle birlikte inceleme sırasında saptanan ve mutlak hukuka aykırılıklar dışında kalan muhakeme kurallarına aykırılık bulunması durumunda ise bu hususun bozma nedeni yapılmayarak ilamda gösterilmesiyle yetinilecek, varsa inceleme sırasında tespit edilen veya dilekçede gösterilen 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yazılı hukuka kesin aykırılıklar nedeniyle kararın bozulması yoluna gidilecektir. Diğer taraftan, bozmaya neden olan maddi veya usul hukukuna aykırılık hükmün dayandırıldığı işlemlerden kaynaklanmışsa aynı zamanda bu işlemler de bozulacaktır. Mutlak temyiz nedenleri, sanığa hak tanıyan kurallar olmalarının yanı sıra aynı zamanda adil bir yargılamanın yapılabilmesi için öngörülmüş, kamusal menfaatleri gözeten kurallardır. Bu hâllerin varlığı durumunda hükmün bundan mutlak olarak etkilendiği kabul edilmiştir. Kanun bu noktada hukuka aykırılığa ilişkin nedensellik bağını kendisi kurduğundan hâkime takdir yetkisi bırakmamıştır (Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul 2016, s. 834 vd.). 1412 sayılı CMUK’nın “Kanuna muhalefet hâlleri” başlığını taşıyan 308. maddesi; “Aşağıdaki hâllerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır. 1-Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması, 2-Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi, 3-Makul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vakı olupta bu talep kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi, 4-Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi, 5-Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması, 6-Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi, 7-Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi, 8-Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması”, 5271 sayılı CMK’nın “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesi ise; “(1)Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır: a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması, b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması, c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması, d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi, e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması, f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi, g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi, h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması, i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması” Şeklindedir. Görüldüğü üzere, mutlak hukuka aykırılık hâlleri, 1412 sayılı CMUK’nın 308. maddesinde, 5271 sayılı CMK’da ise 289. maddede sayılmış olup her iki hüküm karşılaştırıldığında ilk dikkat çeken husus hükümlerin başlıklarının farklı olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, iki hükmün başlığının farklı olması içerikte bir değişikliğe yol açmamaktadır. 1412 sayılı CMUK’da seçilen terim “kanuna muhalefet hâlleri” iken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka kesin aykırılık hâlleri” ibaresidir. 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâlleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana “mutlak temyiz nedenleri” terimi de kullanılmaktadır. Temyiz nedenleri bağlamında iki Kanun arasındaki en önemli fark ise 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin (i) bendine eklenen hükümle “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının” bir mutlak hukuka aykırılık hâli olarak kabul edilmesidir. Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayışa göre 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir. Nitekim CMK’nın 289. maddesinde yazılı olan “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır.” kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, Yargıtayın bu nedenleri kabul etmemesine karşın 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2016, s. 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK’nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, Ankara Barosu Dergisi, Nisan 2017, s. 66). Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, aynı Kanun’un 230. maddesi gereğince gerekçeyi içermemesi de hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenmek suretiyle Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir. Bilindiği üzere, Anayasa’nın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesi uyarınca suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hâli ile Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerekmektedir. Beraat hükmünün gerekçesinde de ayrıca 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığı gösterilmelidir. 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, aynı Kanun’un 230. maddesi gereğince gerekçe içermemesi muhakeme hukukuna ilişkin bir hukuka aykırılık hâli olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu denetimin gerçek manada yapılabilmesi için Yargıtayın, gerekçede yazılı olan hususlar ile maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olup olmadıkları yönünden inceleme yapması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Doktrinde de ifade edildiği üzere, Yargıtayın gerekçeyi denetlemesi, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek olay hakkında hüküm kurması, kanıya ulaşması, vakalarla ilgili saptamalarda bulunması anlamına gelmez (Centel, Zafer, s. 841). Öte yandan Mahkemenin duruşma sonunda verdiği ve uyuşmazlığı çözen, birinci derecede yargılamayı sona erdiren "Karar"dır. Kanun, bu karara "Hüküm" demektedir. Bu husus, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrasında, "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir" biçiminde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin aynı fıkrasında, "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm oldukları da belirtilmiştir. Mahkemece, CMK'nın 223. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hükümlerden birisinin verilmesiyle duruşma ve dolayısıyla yargılama bitecektir. Diğer bir ifadeyle hükmün bildirimi, duruşmanın ve birinci derece yargılamanın son işlemidir. Mahkemenin hükmü mutlaka yazılı biçimde saptanmalıdır. Bunun amacı, hükmü ve gerekçesini ilgililerin öğrenmesini sağlamak ve bunun değiştirilmesinin önüne geçmektir. Hüküm, yargı organı adına varılan yargıyı ve bundan sonra o mahkemenin davaya devam edemeyeceğini ifade eder. Mahkemenin, hükmü verip bunu kanunda gösterildiği biçimde bildirdikten sonra, o işten elini çekmesi gerekir. Mahkeme artık kendi kararının üzerinde değişiklik yapamayacaktır. Ancak yargılamanın tarafları bu kararın değiştirilmesini istediklerinde, kanunun kendilerine tanıdığı "Kanun yollarından" yararlanmaları gerekir. Kanun yolları, bir karara karşı bunun denetlenmesi, değiştirilmesi ve düzeltilmesi isteminin gerçekleştirilmesi için tanınmış yasal çarelerdir. CMK'nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrasında "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" denilmek suretiyle, mahkemenin vermiş olduğu ve yargılamayı bitiren hükme yönelik kanun yollarına başvurma yetkisi tanınan sujeler belirtilmiştir. Kanun yoluna başvurmak yetkisinden söz edebilmek için, mahkemenin veya hâkimin kararını vermiş ve işten el çekmiş olması gerekir. (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul 1986, s. 349-362) Bu açıklamalar ışığında katılan vekilinin tefrik kararları bakımından temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede; Sanık ... hakkında açılan tüm kamu davalarının tefrikine; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından verilen tefrik kararları bakımından katılan vekilince temyiz talebinde bulunulmuş ise de; 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesine göre ancak hükmün hukuka aykırı olması hâlinde temyiz yoluna başvurabileceği, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinde "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm oldukları, tefrik kararının ise yargılamayı sona erdirmediği anlaşılmakla temy,iz kapsamında tefrik edilen suçlar bakımından inceleme yapılmasına yer olmadığına oy birliği ile karar verilmiştir. II- BERAAT KARARLARI BAKIMINDAN KATILAN VEKİLİNİN TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Katılma hakkına bağlı olan kanun yolu davası açma hakkı, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından davanın tarafları yanında toplum için de önemli bir teminat oluşturduğundan temel haklar arasında sayılmaktadır. 5271 sayılı CMK’nın “Kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi; “1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. 2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır”, “Katılma usulü” başlıklı 238. maddesi ise; “1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur. 2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur. 3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 237. maddesinde, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek davaya katılabilecekleri hüküm altına alınmış, ancak kanun yolu muhakemesinde bu hakkın kullanılamayacağı esası benimsenmiştir. Bununla birlikte, istisnai olarak ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi hâlinde inceleme mercisince incelenip karara bağlanacağı kabul edilmiştir. Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için ise, CMK’nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. 5271 sayılı CMK'nın “Suçun mağduru ile şikâyetçinin çağırılması” başlıklı 233. maddesinin 1. fıkrası; “Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hüküm uyarınca mağdur ve şikâyetçinin, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme başkanı veya hâkim tarafından usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenmesi gerekmektedir. Katılma hakkı olan gerçek veya tüzel kişinin şikayet hakkının da olduğu, diğer bir deyişle katılma hakkının şikâyet hakkını da içerdiği hususunda hiçbir kuşku yoktur. 5271 sayılı CMK'nın mağdur ve şikâyetçinin haklarını düzenleyen "Mağdur ile şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi; "Kovuşturma evresinde; 1. Duruşmadan haberdar edilme, 2. Kamu davasına katılma, 3. Tutanak ve belgelerden örnek isteme, 4. Tanıkların davetini isteme, 5. Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme, 6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma" şeklinde olup, buna göre mağdur ile şikâyetçinin kovuşturma evresinde; duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme ve davaya katılmış olmak şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, duruşmadan haberdar edilme kanun koyucu tarafından, mağdur ve şikâyetçi için kovuşturma aşamasında kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Buna göre, mağdur ve şikâyetçiye veya vekillerine usulüne uygun tebliğ işlemi yapılmadan "duruşmadan haberdar edilme" hakkının kullandırıldığından bahsetmek mümkün değildir. CMK'nın 234. maddesi uyarınca bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırılık oluşturacaktır. Anayasa'nın 40. maddesinde yer alan hak arama hürriyeti ile yakından ilişkili olan CMK'nın “Kararların Açıklanması ve Tebliği” başlıklı 35. maddesi; "(1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir mecburiyettir. 5271 sayılı CMK'nın kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinin birinci fıkrası ise; "(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" hükmünü içermektedir. Bu düzenlemenin amacı, ayrıntıları yukarıda açıklanan duruşmadan haberdar edilme hakkının kullandırılmaması suretiyle CMK'nın 234. maddesinin ihlal edilmesi durumunda anılan hukuka aykırılığın telafisine imkân sağlamaktadır. Bu emredici düzenleme nedeniyle temyiz mahkemesince, temyiz davasının görülmesine başlamadan önce ilgililerin tümünün davadan ve hükümden haberdar olup olmadığının denetlenmesi, kararı usulüne uygun şekilde öğrenmelerinin sağlanması ve müteakiben inceleme yaparak kanun yoluna başvuru hakkını da içeren adil yargılama ilkesine işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Buna göre; duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK'nın 260. maddesi uyarınca "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile temyizi incelenecek, ancak katılma hakkının kanundan doğmuş olması halinde CMK'nın 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyebilecektir. Öte yandan katılma talebinin reddedilmesi durumunda ise 5271 sayılı CMK’nın “Hükümden önceki kararların temyizi” başlıklı 287. maddesindeki “Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararları da hükümle beraber temyiz olunabilir.” şeklindeki düzenlemeden de bahsedilmesi gerekmektedir. Madde, gerek hükme etkili olan ve bu nedenle de hükme esas oluşturan ara kararlarının ve gerek itiraz yolu tanınmamış mahkeme kararlarının kanun denetimi dışında kalmasını uygun görmediğinden bu nitelikteki kararların da temyiz olunabileceğini belirtmiştir. İlk derece mahkemelerince hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden ve başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan kararlarına karşı hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulduğunda, bu mahkemece gerekirse yeniden duruşma yapılarak çekişme çözülebilecektir. Doğal olarak taraflar bölge adliye mahkemelerinin aynı tür kararları bakımından da Yargıtaya başvurma hakkına sahiptirler. Bu açıklamalar ışığında katılan vekilinin beraat kararları bakımından temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede; Sanıklar ..., ......, ...'nin; Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatlerine; sanık ..., Hükümete karşı suçtan 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatine, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; sanıklar ..., ... ve ...'nın 52371 sayılı CMK'nın 223/2-a uyarınca beraatlerine, gizli kalan bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatlerine; sanık ...'nun; Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan 5271 sayılı TCK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, sanık ...'ın Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, Hükümete karşı suç, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ...,. ...'ın ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in, Hükümete karşı suçtan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine, siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar, ... ve ...'ın siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine dair; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Ayrıca; Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı icrai fonksiyonların kısmen veya tamamen engelleme niteliği arz etmeyen eylemleri nedeniyle Hükümete karşı suç bakımından verilen beraat kararları yönünden; 5237 Sayılı TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu ve 5237 Sayılı TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçları şekli bir suç olup, suçların tamamlanması açısından herhangi bir zararın meydan gelmesine gerek yoktur ve bu suçların oluşması için devlet sırlarının askeri veya siyasi casusluk maksadıyla temin edilmesi yeterlidir. Niteliği gereği devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, örgütsel saik ile ve iş bölümü çerçevesinde temin edildiği ve açıklandığı kanıtlanamadığından; bu suçlar bakımından verilen beraat kararları yönünden; Katılan Türkiye Cumhuriyeti ... vekili temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 298/1. maddesi gereğince reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA oy birliği ile ; AYRICA; Sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazlarının beraat hükümlerine yönünden vekalet ücreti ile sınırlı olarak yapılan incelemede; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesi uyarınca beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 28. maddesinin "b" bendine sanıklar ibaresinden sonra “..., ..., ..., ...” eklenmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, oy birliği ile karar verilmiştir. III - DÜZELTİLEREK ONAMA VE BOZMA KARARLARINA İLİŞKİN BİREYSEL DEĞERLENDİRMELER VE GEREKÇELER 1- ... Sanık hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2015 tarihli ve 2618 sayılı iddianamesi ile Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.07.2015 tarihli ve 172-176 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1-2, 327/1, 329/1, 63/1, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle; Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2017 tarihli ve 5205 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/1, 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 53/1, 58/9. maddeleri uyarınca kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; itirafçıların iftira mahiyetinde olan gerçeği yansıtmayan aleyhindeki beyanlarını kabul etmediğini, tanık ve gizli tanıkların usulüne uygun dinlenilmediğini, ByLock programını telefonuna yüklemediğini ve kullanmadığını, 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihlerindeki olaylarda rolü ve faaliyetleri görevi dışında hareketle en başından itibaren görev olarak kendisine bağlı olan sanıklar ...... ve ... ile birlikte planlayıp organize ettiğine ilişkin iddiayı ispatlayan yeterli ve inandırıcı delil gösterilmediğini, eylemlerin amacına ulaşmasına engel olabilecek dış müdahaleleri bertaraf ettiği iddia edilmiş ise de hangi müdahaleyi ve ne şekilde yaptığının açıkça belirtilmediğini, örgütsel hiyerarşi, talimat, organizasyon içerisinde ve örgütsel motivasyonla hareket ederek tüm eylemler üzerinde hakimiyet sağladığı, TCK'nın 327/1 ve 329/1. maddelerinde düzenlenen suçlara iştirak ettiği iddia edilmiş ise de suçun tamamlanmasında veya neticenin oluşumunda doğrudan bir fonksiyonu bulunmadığı için müşterek fail olarak kabul edilemeyeceğini, aramayı yapan ve yaptıranlarla organize şekilde hareket ettiğine, bu arama için bir yerlerden emir aldığına, emir verdiğine dair tek bir delil ya da emare bulunmadığını, örgütlü hareket ettiği, örgüt üyesi olduğu yönünde hiçbir delil bulunmadığını ifade etmiş ise de; Sanık ...'ın ByLock abone listesinde yapılan sorguda 129.862 satırlık listenin 17158. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM numarasının "55......", tespit edilen ADSL numaralarının "....455", "....61617", şifresinin "ks94 (şifrenin evlenme tarihi olan Kasım 1994 yılının kısaltması olarak değerlendirilen) ve ilk giriş tarihinin "19.08.2014" olduğu, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağında sanığın bağlantı şekline ilişkin bilgiler başlığında yazılı olmasa da, tutanağın içeriğinde sanığın "ID" sini irtibat listesine ekleyen "77579" ID numaralı kullanıcının "bagr ynk" olarak ve "157709" ID numaralı kullanıcının ise "slymnbğrynk" isimleriyle kaydetmiş olması, sanığa ait "055....." numaralı GSM hattının CGNAT kayıtlarından, Bylock programına ait olduğu bilinen IP'lerden "46.166.160.137, 46.166.1..... ve 46.166.164.177" bağlantı gerçekleştirdiğine ilişkin kayıtların bulunması karşısında sanığın ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğu, sosyal medya hesaplarında FETÖ/PDY Terör Örgütü mensuplarının kullanmış olduğu “Allah Var Gam Yok” ve “Hizmette SINIR yoktur, Hizmette SİNİR yoktur, Durmak Yok Hizmete devam” gibi paylaşımlara yer veren, fuatavni isimli twitter hesabına çok defa giriş yaptığı, sanık ...'ın 27.04.2017 tarihli yazılı savunma içeriği, tanıklar .......ün beyanlarında FETÖ yapılanması içinde olduğunun ifade edildiği, 01.01.2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan'da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayında ilk andan itibaren, TIR'ın MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu ve faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına, 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10. maddesi ile kurulan Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne, dönemin Hatay Valisi ...'in sanıkla yapmış olduğu görüşmelerde 2937 sayılı Kanun kapsamını ve faaliyeti açık ve net olarak hatırlatmasına ve MİT'in yapısı da dkkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilcek durumda olup buna göre hukuki işlem yapması gerekirken, TIR'da arama yapmak için ısrarcı davranışlarda bulunduğu yine bu sırada dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi Kenan İpek'in kendisini arayarak bu kanun hükümlerini hatırlattıktan sonra, ihbara konu TIR'ın MİT'e ait olduğunu, anılan kanundaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR'da arama yapamayacağını belirtmek suretiyle aramaya engel olunmasını talep etmelerine rağmen, 5235 sayılı Kanun'un 18.maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak suretiyle olay yerindeki sanık ...'ın 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10-b aykırı olan arama faaliyetine engel olup, kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine hareketsiz kaldığı; hatta kendisini arayan dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi..... hakkında yapılacak soruşturmalarda, sıfatları nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerini düzenleyen Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Kanun'un 38 ile 39. maddelerindeki amir hükümlere rağmen, sadece kendi isim ve imzasıyla, 02.01.2014 tarihli “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı bir yazı düzenlediği, daha sonra bu yazıyı olaydan 12 gün, düzenledikten ise 11 gün sonra,13.01.2014 tarihli üst yazı ile birlikte Cumhuriyet savcısı sanık ...’nın 01.01.2014 tarihinde durdurulan MİT'e ait TIR ve ona refakat eden araçla ilgili olarak TCK'nın 315. maddesi kapsamında silahlı terör örgütüne silah sağlama suçundan yürüttüğü 2014/2 sayılı soruşturma dosyasına gereği ve ifası için gönderdiği, bu suretle Adalet Bakanı ve Müsteşarının TCK'nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil edilmelerini sağladığı, 19.01.2014 tarihli eylemde ise sanık ...'ın Genelkurmay Askeri Savcılığınca tanık sıfatıyla alınan 18.02.2014 tarihli ifadesi, Mülkiye Başmüffettişliğine sunduğu yazılı savunması ve aşamalardaki savunmalarında, ihbardan hemen sonra, saat 08.00 sıralarında aradığı sanık ...'ın ihbarı mülki amir olan Adana Valisine bildirme talebini geri çevirdiği, akabinde 15 dakika sonra kendisini tekrar arayıp olaydan mülki- askeri amirlere bilgi verilmeyeceğini, aksine durumun suça vücut vereceğini söylediği yolundaki anlatımları, sanıklar ..., ... ve ...'nın mobil telefonlarına ilişkin HTS kayıtları ve özellikle olay sabahı saat 08.10'da sanık ... ile sanık ... arasında geçen görüşmeden hemen sonra, sanık ... ile sanık ... arasında geçen görüşmeler hep birlikte değerlendirildiğinde sanık ...'ın ihbarın öncesinden veya ihbarın hemen sonrasından itibaren Adana'da durdurulması planlanan TIR'larla ilgili tüm bilgilere, yapılacak müdahaleye, planlama ve organizasyona en ince ayrıntılarına kadar vakıf olduğu, böylece FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olarak, planlama ve organizasyon çerçevesinde kendisine düşen örgütsel görevi yerine getirmeye başladığı, Adana Valisi tanık ...'un önce sözlü daha sonra Adana Valiliğinin 19.01.2014 tarihli ve 36 sayılı yazısı ile de MİT faaliyetinin yazıyla makamına bildirilmesine, 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10/b maddesinin istisna hükmüne rağmen, 01.01.2014 tarihli olayda olduğu gibi, 5235 sayılı Kanun'un 18. maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak suretiyle olay yerindeki sanık ...'nın ve jandarma görevlilerinin arama faaliyetine engel olup, kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine, en başından beri bildiği arama faaliyeti karşısında hareketsiz kaldığı; eylemin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi yolunda çaba sarfettiği, Bu suretle örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hali bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına, sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 2- ... Sanık hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2015 tarihli ve 2618 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1-2, 327/1, 329/1, 63/1, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle; Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2017 tarihli ve 8113 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütü yönetme suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 58/9, 53/1, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; olay sırasında herhangi bir suç kastına sahip olmayıp TMK'nın mülga 10. maddesi kapsamında yasal görevini yerine getirdiğini, suçlamayla tek bağlantısının sorumlu Başsavcı vekili olmasından, yasal ve iş bölümü prensiplerinden kaynaklanan zorunluluktan ileri geldiğini, örgüt üyesi olduğuna ilişkin olarak hiçbir geçerli delil ileri sürülmediğini, tanıkların dinlenilmelerinin usulüne uygun olmadığını, ByLock kayıtlarının usulsüz elde edildiğini ve delil olarak kullanılamayacağını ayrıca Bylock kullanıcısı olmadığı gibi, Bylock kullanıcısı olduğuna dair ilişkin yeterli araştırma yapılmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanık ... Karca'nınn ByLock abone listesinde yapılan sorguda 129.862 satırlık listenin 63595 ve 128900. satırlarında olmak üzere 2 adet kaydının olduğu, 63595. satırdaki kayıtta tespit edilen GSM aboneliğinin "507....", tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının, "....18611" ve tespit edilen ilk tarihin 11.08.2014 olduğu, 128900. satırdaki kayıtta ise tespit edilen ADSL aboneliğinin ".....940©.....r" olduğu, verilerin incelenmesinde ".....18611" numara olarak bildirilen imei ile telefon hattının takılı olduğu "...186110" imei numarasının örtüştüğü, 05.02.2018 tarihli ve 117255 sayılı BTK yazısı ile sanık ...'nın CGNAT kayıtlarının gönderilen HTS kayıtlarının incelendiği kayıtlarda yazım hataları ile belirtildiği şekilde, "507..... nolu hat 11.08.2014 08:16:13 tarihinde .....maralı telefon ile 427..... - Opr: Avea (Wga31027) - Zeytinli mah. ...... / Gaziantep, Gaziantep baz yerinden ByLock sunucularına bağlandığı, bazı baz yerlerinde 43...... - opr: avea (wht19758) - Sanayi Mah....... Dörtyol Hatay, Hatay adresinden baz verdiği son giriş tarihinin 19.03.2015 olduğu baz yerinin 10:11:41 olduğu, ......097 - opr: Avea (WGA31097) - Beylerbeyi mah. Beykent TOKİ üzerı pafta 23-m-1-b, ada 508, parsel 18 Şehitkamil / Gaziantep" olarak geçtiği, ayrıca "90135" numaralı ID, "m031" kullanıcı isimli, "1aruk12345!" şifreli, son online tarihi "1:2015-04-29 21:36:2"3 olarak belirlenen ID'nin sanık ...'ya ait olduğunun, arama ve mail sayılarına dair istatiklerin bulunduğunun, "........ muhasebe, ..... bey, ....." rumuzlu kişilerin "AK27" ve "Antep Karaca Abi" şeklinde rumuz ile sanığı kaydettikleri bir grup üyeliğinin bulunduğu, sanık ...'ın da grupta üye olduğu, ID'ye bağlı 3 kişinin bulunduğu, 14 arama kaydına dair veri bulunduğu, ...... adlı kişilerin bu arama verilerinde tespitinin yapıldığı, ...... adlı kişinin fiber bağlantısından girerek ByLock kullandığı, bu kapsamda belirlenen tespit tutanağında yer alan mesajlardan da bu durumun anlaşıldığı, tutanaklarda geçen cihazı İMEI ve telefon numarası üzerinden CGNAT kayıtlarından "......18611" numara olarak bildirilen İMEI ile telefon hattının takılı olduğu "....6110" İMEI numarasının örtüştüğü anlaşılmakla sanığınk bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğu, tanıklar ........, sanık ... 'ın Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 esas 2018/177 karar sayılı birleşmeye muvafakat verilen dosyada sanığın mahkemeye 27.04.2017 tarihinde sunduğu yazılı savunma içeriğine göre sanık ...'nın FETÖ yapılanması içinde olduğunun ifade edildiği, 01.01.2014 tarihli eylemde; sanık ...'ın, Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan 08.05.2015 tarihli sorgusunda, olay hakkında sanık ...'ya bilgi verip ortak kanaatleri ile olay yerine gitmeye karar verdiği yolundaki anlatımlarına, arama kararını veren sanık ... ve aramayı gerçekleştirmek üzere olay yerine giden sanık ... ile aralarındaki görüşme trafiğini gösteren "... ile saat 19.27, 20.29, 20.41, 20.47,20.58, 21.04,21.21, 21.30, 21.44, 21.52, 22.07, 22.42, 22.48, 22.52, 23.07, 23.14 saatlerinde, sanık ... ... ile olay günü 01.01.2014 'te 16.50,17.21,18.29" şekindeki HTS kayıtlarına, ...'ın olay anında "Yani burada görevliler açtırmayız gibi şeyler var, bizzat gereğini yapıyorum şimdi Başsavcım, açacağız şimdi, tamam tamam" şeklindeki sözlerinin muhatabının kendisi olduğunun anlaşılmasına, yine bu sırada dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı...... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi.......'in başsavcı olan sanık ...'ı arayarak bu kanun hükümlerini hatırlattıktan sonra, ihbara konu TIR'ın MİT'e ait olduğunu, anılan kanundaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR'da arama yapamayacağını belirtmek suretiyle aramaya engel olunmasını talep etmelerine, kendisinin HTS kayıtlarından sanık ... ile birçok kez görüşerek bu durumları öğrenmesine rağmen, 5235 sayılı Kanun'un 19.maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak suretiyle olay yerindeki sanık ...'ın 2937 sayılı kanunun 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK.nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 10.maddesinin b bendine aykırı olan arama faaliyetine engel olup, kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine hareketsiz kaldığı, bilakis kendisine bağlı sanıklar ... ve ... ile olayla ilgili istişare yaparak eylemi geri plandan yönlendirdiği; Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne, dönemin Hatay Valisi ...'in sanıkla yapmış olduğu görüşmelerde 2937 sayılı Kanun kapsamını ve faaliyeti açık ve net olarak hatırlatmasına ve MİT'in yapısı da dikkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilcek durumda olup buna göre hukuki işlem yapması gerekirken, TIR'da arama yapmak için ısrarcı davranışlarda bulunduğu yine bu sırada dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı ...... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi ......'in kendisini arayarak bu kanun hükümlerini hatırlattıktan sonra, ihbara konu TIR'ın MİT'e ait olduğunu, anılan kanundaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR'da arama yapamayacağını belirtmek suretiyle aramaya engel olunmasını talep etmelerine rağmen, 5235 sayılı Kanun'un 18.maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak suretiyle olay yerindeki sanık ...'ın 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10-b aykırı olan arama faaliyetine engel olup, kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine hareketsiz kaldığı; hatta kendisini arayan dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi Kenan İpek hakkında yapılacak soruşturmalarda, sıfatları nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerini düzenleyen Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Kanun'un 38 ile 39. maddelerindeki amir hükümlere rağmen, sadece kendi isim ve imzasıyla, 02.01.2014 tarihli “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı yazıyla ilgili soruşturma kapsamında, Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Kanunun 38, 39 maddelerindeki yasama dokunulmazlığı ve soruşturma usulüne ilişkin amir hükümlere açıkça aykırı şekilde sanık ...'ın müşteki sıfatıyla 14.01.2014 tarihinde ifadesi alıp, Adalet Bakanı...'ın nüfus ve adli sicil kayıtlarını da dosyaya ekleyerek yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan fezleke düzenleyerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdiği, böylece olaylardaki kastını ortaya koyduğu; 19.01.2014 tarihli eylemde Adana İl Jandarma Komutanı olan sanık ...'ın, sanık ... ile ihbardan sonra sabah saat 08.00'da görüştüğüne ve görüşmenin içeriğine ilişkin anlatımları, sanıklar ..., ... ve ...'nın mobil telefonlarına ilişkin HTS kayıtları ve özellikle olay sabahı saat 08.10'da sanık ... ile sanık ... arasında geçen görüşmeden hemen sonra sanık ... ile sanık ... arasında geçen görüşmeler ve ihbar saatinden önce sanık ... ile telefon görüşmesi yapmak suretiyle arama işlemine konu TIR ve personel hakkındaki bilgileri temin eden sanık ... ile sabah saat 05.57 ve 06.04’te iki kez telefonla konuştuktan hemen sonra sanık ... ile ikametine gelen ...'la şifahen de görüşen, böylece icra olunan faaliyet hakkında önceden bilgilendirilen, Cumhuriyet savcısı Atilla Rahimi'nin nöbetçi olmasına rağmen kendisine haber verilmeksizin nöbetçi olmadığı hâlde işi sahiplenen sanık ...'yı olay günü nöbetçi olan Cumhuriyet savcısı... yerine görevlendirdikleir, sanık ... marifetiyle aramanın gerçekleştirilmesini temin eden böylece devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin temini ve açıklanmasını sağlamak amacıyla icra olunan sözde arama ve el koyma işlemine müşterek fail olarak katıldığı, Bu suretle örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10/b maddesinin istisna hükmüne rağmen, 5235 sayılı Kanun'un 18. maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanmak suretiyle olay yerindeki sanık ...'nın ve jandarma görevlilerinin arama faaliyetine engel olup, kanunun emrettiği izin alınıncaya kadar soruşturma işlemlerinin de durdurulmasını sağlamak yerine, en başından beri bildiği arama faaliyeti karşısında hareketsiz kaldığı ve böylece örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hâli bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 3- ... Sanık hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2015 tarihli ve 2618 sayılı iddianamesi ile Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.07.2015 tarihli ve 172-176 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1-2, 327/1, 329/1, 63/1, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle; Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2017 tarihli ve 5205 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/1, 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 53/1, 58/9. maddeleri uyarınca; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 11.04.2017 tarihli ve 11997 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 5/1, TCK'nın 58/8-9, 53, 54, 63. maddeleri uyarınca; Bartın Cumhuriyet Başsavcılığının 21.11.2017 tarihli 1511 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 327/1 ve 329/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; ByLock materyallerinin hukuka uygun olmayan yöntemlerle alındığından ceza yargılamasında delil olamayacağını, suç fiilinin ceza yasasına göre değil hükümetin politik tercihine göre yapıldığını, lehine tek bir delil toplanmadığı gibi sadece aleyhe delillerin toplandığını, atılı suçları işlemediğini, bu suçları işleyebilmek için örgütün silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi,örgüt amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesi gerektiğini, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgenin olmadığını veya Devletin güvenliğine ilişkin bilgi olsa bile, bu gizliliğin daha önce hukuka uygun olan veya olmayan yollarla ortadan kalktığı durumda, TCK'nın 327. maddesinde tanımlanan gizli belge yemini suçunun maddi unsurunun oluşmayacağı, temin suçu ile temin edilen gizli bilgilerin açıklanması suçunun birbirinden ayrılması gerektiğini, gizli bilgiyi temin eden failin bunu açıklaması ile temin edilmiş bilginin bir başkası tarafından açıklanmasıda her bir fiil için ayrı sorumluluğu gündeme getireceğini, ifade etmiş ise de; [adres satırı maskelendi] 01.01.2014 tarihli olayda; ihbar öncesi tespit ve hazırlıklar, ihbar, ihbar sonrası gerçekleşen eylemlerle ilgili tüm planlama ve organizasyonda yer aldığı; olay günü ilk ayrıntıları genel değerlendirme ve sanık ...'a ilişkin bireysel değerlendirme bölümünde de anlatılacağı üzere ihbar öncesi sanık ... ile görüşmeleri ihbar sonrası da arama işlemine doğrudan katıldığı sanık ... ve diğerleri ile ... üzerinden temasa geçip gelişmeleri takip ettiği, TIR'ın MİT’e ait olduğunun Kırıkhan Nöbetçi savcısı tanık ...’a bildirilmesinin ardından tanığın meslekte yeni olması nedeniyle durumu Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı olan ...’na ilettiği, onun talimatı ile önce gözaltına alma ve arama kararı talep yazısı hazırlanması emri verildiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nın TMK'nın mülda 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet savcısını aramasının ardından nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan sanık ...'nın; 01.01.2014 tarihinde, “01.01.2014 günü saat 16:00 sıralarında 156 Jandarma Harekât Merkezi tarafından Komutanlığımız aranarak ......plakalı tır içerisinde silah yüklü olduğu ve bu araca ...... marka aracın öncülük yaptığı ihbarı alınmıştır.” şeklindeki ihbar sonrası, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından tanzim edilen 01.01.2014 tarihli ve 0410-2-14 sayılı “01.01.2014 günlü saat 16:00 sıralarında komutanlığımıza gelen ihbar ile durdurulan ....plakalı çekici, ...... plakalı dorse içerisinde kaçak silah bulunduğu” şeklinde ifadeler içeren ve içeriğinde terör örgütüne ait ya da terör örgütüne götürüldüğüne dair herhangi bir ibareye de rastlanılmayan arama talep yazısının sanık ... ... tarafından eylem nedeniyle görevli olmadığı hâlde kayden başlattığı soruşturmada, kendisi de terörle ilgili bir kavram kullanmaksızın “İhbara konu araç içerisinde ruhsatsız silah bulunduğu yönünde yeterli şüphe olduğu değerlendirilerek, gecikmesinde de sakınca bulunması nedeniyle arama izni verilmesi değerlendirilmiştir.” şeklinde ifadeler kullanarak arama kararı verdiği ve kararın Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına fakslandığı,böylece 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10. maddesi ile kurulan Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne rağmen kasti şekilde hareket ettiği, Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Kanun'un 38 ile 39. maddelerindeki amir hükümlere rağmen, sanık ...'ın sadece kendi isim ve imzasıyla, 02.01.2014 tarihli “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı düzenlediği yazı kapsamında dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı... ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK Üyesi ....... hakkında TCK.nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil ederek terör örgütleriyle ilişkilendirdiği, sanığın bu davranışıyla olaydaki kastını da ortaya koyduğu; 19.01.2014 tarihli olayda ise, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilen eylemin Adana'daki planlama ve organizasyonu içerisinde yer aldığı ve en önemli unsuru olduğu, adına "532...." numaralı hat ile "928 532..... Arand 505......50 19.01.2014 05:57:51 35 sn. ....." ve "929 532..... Arand 505....19.01.2014 06:04:48 16 sn. ....." şeklinde ihbara ilişkin bilgileri daha önceden sanık ... Gencer'den temin eden sanıK ... ile irtibata geçtiği, daha sonra ikametine gelen ...'la şifahen de görüştüğü, olay günü Cumhuriyet savcısı.......'nin nöbetçi olmasına rağmen kendisine haber verilmeksizin nöbetçi olmadığı hâlde ikametine gelen sanıklar ... ve ..... ile faaliyet hakkında önceden bilgilendirildiği ardındaN sanıklar ... ve ... ile görüştüğü, kendisiyle beraber organize bir şekilde hareket eden jandarma görevlilerinin elini rahatlatmak, organizasyondan haberdar olmayan jandarma görevlilerinin de yapılan faaliyetin adli bir soruşturma faaliyeti olup, meşru olduğuna dair kanaat oluşturmak, bu olayla ilgili verilmesi gereken koruma tedbiri kararlarını vermek, eylemlerini meşru gösterme amacıyla TIR'larda yapılacak arama faaliyetini 01.01.2014 tarihinde Hatay Kırıkhan'da meydana gelen olayla ve bu olaya ilişkin uhdesindeki 2014/2 sayılı soruşturma dosyasıyla ilişkilendirilmesini sağlayacak bazı ibarelerin arama talep yazısına yazılmasını, bu kapsamda TIR'larda taşındığı ihbar olunan silahların ve malzemelerin daha önce basın ve yayın organları ile sosyal medya aracılığı ile zemini hazırlandığı gibi El - Kaide silahlı terör örgütüne gitmekte olduğuna dair bilgilerin talep yazısına eklenerek arama kararı verilmesi talep yazısı hazırlanarak kendisine gönderilmesini talep ettiği, bu şekilde hazırlanan arama kararı talep yazısının üzerine 3713 sayılı TMK'nın mülga 10. maddesi ile kurulan Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne rağmen kasti şekilde hareket ederek arama kararını vererek imzaladığı, sanık ...'in önceden verdiği talimatlar çerçevesinde kalabalık kuvvetle araçlarından indirilip yere yatırılarak üzerlerine basılmak ve kelepçelenmek suretiyle gözaltına alınan MİT görevlilerinin kimliklerini açıklamalarına rağmen 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10-b aykırı olan arama faaliyetine MİT'in yapısı da dkkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilcek durumda olup buna göre hukuki işlem yapması gerekirken, arama faaliyetini sonlandırmayarak, verdiği talimatlarla arama işlemine devam ettirdiği, TIR'ların üzerindeki konteynırları açarak yükle ilgili ön tespitler yaptıkları ve bu bilgileri de sanık ... ile paylaştıkları, sonra TIR'ların detaylı arama için Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığının bulunduğu Korgeneral Recai... Kışlasına götürülmesine karar verildiği ve hareket edildiği, yoluna devam eden TIR'ın Adana Havaalanı çıkışından çıkarak Öğretmenler Bulvarı üzerinden şehir merkezine doğru gittiği sırada sanıktan gelen talimat ile yol kenarında durdurulduğu, sanık ...'in otoban üzerinde yol kenarında kalan 2 TIR'ın yanına geldiği, TIR'ların konteynırlarını açtırarak üzerine çıkıp cep telefonu kamerasıyla taşınmakta olan yükten görüntü aldığı, olay yeri inceleme birimi görevlileri olan jandarma personeline görüntü aldırdığı, ayrıca yükten numune aldırdığı ve bunları muhafaza altına aldırdığı, verdiği talimat ile Öğretmenler Bulvarı üzerinde beklemekte olan TIR'da da jandarma görevlilerine arama yaptırdığı, TIR'larda taşınan yüklerden aldırdığı numunelerle ilgili el koymanın onaylanması kararı alınmasını temin ettikten sonra, bunları inceleme yapılarak rapor düzenlenmesi için Ankara'da bulunan Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı'na gönderttiği ve uzmanlık raporu düzenlenmesini sağladığı ayrıca olaylardan sonra "Alman Der Spiegel" Dergisi ile röportaj yapıp, yargısal yükümlülük ve görevi ile bağdaşmayacak şekilde MİT TIR'larının durdurulması ve aranması olayıyla ilgili, yapılan arama faaliyeti sırasında elde ettiği gizli kalması gereken bilgileri kullanarak açıklamalarda bulunmak suretiyle, Türkiye'yi terörü destekleyen bir ülke pozisyonuna sokmaya yönelik, ülkemiz aleyhine yanlış algılar oluşmasına neden olacak biçimde gerçeğe aykırı haber yapılmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla, Bu suretle örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında 2937 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10/b maddesinin istisna hükmüne rağmen, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hâli bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından ve hüküm fıkrasının "2-a" maddesinde maddi hata olarak değerelendirilen davanın reddine ilişkin kısım çıkarılmak suretiyle bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 4- ... Olay tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığının TMK'nın (mülga 10. maddesiyle) görevli ve yetkili Cumhuriyet Savcısı olan sanık hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2015 tarihli ve 2618 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1-2, 327/1, 329/1, 63/1, 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle; Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2017 tarihli ve 5442 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/1, 309/1, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 53/1, 58/9. maddeleri uyarınca kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; keyfi işlem yapıldığını, ihtiyaçlarını dahi karşılamadıklarını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, devlet sırrı kavramının ne olduğunun teorik olarak anlaşılması için irdelenmesi gerektiğini, suç konusunun devlet sırrı sayılamayacağını, savunma hakkının ihlal edildiğini, işlerini hukukun ve adaletin gösterdiği çizgide yapmaya çalıştığını, MİT ile de bu kapsamda bir husumetinin olmayacağını, hatta casusluk suçu kapsamında uygulaması nadir olan bir suç tipi olduğunu bu kapsamda da bu suçla ilgili ilk soruşturmaları yapan kişilerden birisi olduğunu, Suriye'deki iç savaş sonrası Hatay, Adana, Osmaniye, Gaziantep'teki suç sayılarının çok arttığını, yoğun çalışma temposu nedeni ile zaman ve mekan kavramının o dönemde kalmadığını, MİT personeli haricinde birde MİT'in elemanları olduğunu, bu kapsamda iki terimin farklı olduğuna vurgulayarak yürüttüğü çeşitli soruşturmalarda ve olaylarda kendilerini MİT'çi olarak tanıtan kişilere uygulamada rastladığını, bu tarz durumlarda şayet şahısların MİT mensubu olduklarına dair belge sunmaları durumunda bunlara MİT personeli, bir belge sunulmaması durumunda ise ilgili şahsa MİT elemanı dediğini, yürüttüğü soruşturmalarda MİT elemanlarına rastladığını, devletine hizmet edenlere dava açmadığını ama suçun odağı haline gelmiş ise dava açtığını, normalde istihbarat unsurları ile çok çalışmadıklarını, ancak son dönemde yaşanan olaylar nedeni ile Hatay ve Adana'da istihbarat unsurları ile de muhatap olmaya başladıklarını, bu şahısların bazen kendilerine de sunum yaptıklarını, olay tarihinde Hatay ve Osmaniye'den sorumlu savcı olduğunu, buralardan sorumlu olmasında insiyatifinin olmadığını, Başsavcının takdiri olduğunu, görevi dışında bir şey yapmadığını, kanunlara bağlı olduğunu, MİT Kanununda MİT personeli ve görevlerinin yazılı olduğunu, MİT elemanı olduğunu düşündüğü kişilere yönelik işlem yaptığını arkasından siyasilerin çıkacağını düşünmediğini, Suriye'de yaşanılan olaylar ve iş yükünün bu kapsamda da yürüttüğü diğer soruşturmaların etkisinin dikkate alınması gerektiğini, sanık ...'a TCK'nın 315. maddesi kapsamında olayı değerlendirmesini, arama kararı talep etmesini, kollluğa bu şekilde bildirmesini istediğini, sonrada yerel savcının kendisini aramasını istediğini, ...'ın savcıya kendi telefonunu da vermiş olabileceğini, hatırlamadığını, patlayıcı madde taşındığı iddia edildiği için savcının yeni olması ve işin mahiyeti gereği başsavcının kendisini aramasını istediğini, Yaşar beye aramada mutlaka bulunmasını tembihlediğini, kendisi nöbetçi savcının Sulh Ceza Hakimliğinden karar talep ettiğini çıkmak üzere dediğini, saat 17.30 sıralarında sanık ...'nın nöbetçi olduğunu öğrendiğini, bu kapsamda arama talebinin ulaşıp ulaşmadığı hususunda kendisi ile görüşme yaptığını, yine arama talebinin ulaşıp ulaşmadığı hususunda sanık ... ile de görüşmesinin olduğunu, o aşamaya kadar Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı ile görüşmesinin olmadığını, 18:00 sıralarında MİT Hukuk Müşaviri olduğunu beyan eden ......adlı kişinin kendisini cep telefonundan arayarak malzemenin MİT'e ait olduğunu, devlet sırrı kapsamında olduğunu, Başbakan'ın bilgisi dahilinde bir sevkiyat olduğundan bahsettiğini, kendisinin de belgeleri varsa ulaştırmalarını istediğini, bu süreçte şahısların MİT personeli değil MİT elemanı olduğunu düşündüğünü, süreçte sanık ...'nun arama yapmasının mümkün olmadığını kendisinin gelmesini istediğini, başlangıçta oraya gitme niyetinin olmadığını ancak mecburiyetten kaynaklı gitmek zorunda kaldığını, İçişleri, Jandarma, MİT gibi yerlerden istemler gelince, adli faaliyet olması nedeni ile olay yerine gittiğini, faaliyetin devlet adına yapılmadığını düşündüğünü, arama yapılmasını engelleyen şahısların uzaklaştırılmasını, ölçülü kuvvet kullanmalarını istediğini, buradaki şahısların tavırlarının devlet terbiyesi ile bağdaşmadığını, şahısların devlet sırrı bulunduğunu beyan ettiklerini, ancak kendisinin bomba ve sair var ise buna bakmak zorunda olduğunu, adli olay olduğunu anlatmaya çalıştığını, Kırıkhan Başsavcısı olay yerine tamamen kendisinin talimatıyla gittiğini, MİT TIR'ı olay yerinden ayrılana kadar, genç savcının da olay yerinde bulunduğunu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi veya yöneticisi olmadığını, örgütle bir bağının bulunmadığını, ayrıca Gülen Hareketi ismiyle bilindiği dönemde bu oluşuma geçmişte mensup olan ya da sempati duyan insanların bu oluşumun terör örgütüne dönüşeceği tarihe kadar bir sivil toplum örgütünün faaliyetlerine katıldıklarını veya sempatilerini gösteren açıklamalar yaptıklarını düşünerek hareket etmeleri nedeni ile kast unsuru oluşmadığın, Emniyet KOM dairesinin değerlendirmesine göre ByLock uygulamasının tamamen gizlilik amacıyla kullanıldığının belirtildiğini oysa bunun haberleşme özgürlüğünün doğası gereği olduğunu,, ByLock'un uygulamasının özel bir sunucudan sadece örgüt mensupları tarafından indirilip kullanıldığı iddia edilmiş ise de, söz konusu uygulamanın kamuya açık internet sitelerinden kolayca indirilebilen bir uygulama olup halen de bazı internet sitelerinden akıllı telefonlara indirilip kullanılması mümkün olduğunu, bu aktarım için özel bir sunucuya ihtiyaç olmadığını, ByLock verilerinin CMK'nın 160 ve 161 maddelerine uygun olarak da savcılığa iletilmediğini, bu nedenle de ortada yasal yollara uygun olmayan şekilde elde edilmiş ve kullanılmış delillerin söz konusu olduğunu, Ankara'da 4. Sulh Ceza Hakimliğinin aldığı karar MİT'in veri yükleyip adli makamlara gönderdiği harddisk ve flash belleğe ilişkin olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinin şüpheli ya da hiçbir suç şüphesi olmayan ayrım yapmadan yüzbinlerce kişinin yaptığı haberleşmeye dair bilgileri bu şekilde ele geçirmeye izin vermediğini, illegal başlayan işlem sonradan alınan yargı kararı ile legal hale gelemeyeceğini, kısaca MİT ByLock verilerin yasal olarak elde etmediğini, yasal elde edilmiş ise temel haklara müdahale etmeden önce MİT Kanunu'nun 6/2 hükmü uyarınca alınmış yargı kararı ve buna ilişkin delillerin kararda gösterilmesi gerektiğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanık ...'ın KOM raporu olarak gönderilen ByLock raporunda "119404" ID numaralı kullanıcı olduğunun, kullanıcı adının "mir20", şifresinin "Kale202Q.", adının "mir20", son online tarihinin "2015-05-06" ve saat 15.06.54 olduğunun, program üzerinden mail attığı ve aldığı, arama yaptığına dair istatistiksel verilerin tespit edildiği, ".....198@ttnet" adlı ADSL adresinden giriş yapıldığının tespit edildiği, "....." olarak kayıtılı bulunan ve ID bilgileri tespit edilen kişilerin sanığı "tırcı ... cs", "özc", "siskebap" "mözcan" olarak kaydettikleri ayrıca sanık tarafından da kullanıcı olarak kaydettiği kişilere verdiği isimlerin, 2 gruba üye olduğunun, ......'ın kurduğu grupta diğer sanık ...'nın da bulunduğunun, ID'sine 15 kişinin bağlı olduğunun, yazışma içeriklerinin çözülemediğinin ve raporda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/104109-103606-115506-143312 ve 180056 sayılı soruşturmalarına istinaden; FETÖ silahlı terör örgütü mensuplarınca örgütsel iletişim için belli bir süre kullanıldığı belirtilen ByLock kriptolu haberleşme uygulaması ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılıklarına teslim edilen ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen ByLock veri tabanı üzerinde inceleme çalışmalarının yapılması ve aynı yazı ile sanığın ByLock uygulamasını kullanıp kullanmadıklarının öncelikle tespit, bu meyanda kendi adlarına kayıt bulunmaması hâlinde eş, çocuk, anne, baba ve kardeşleri adına cep telefonu hattı yahut internet aboneliği kullanmış olma ihtimalleri göz önünde bulundurularak yapılan kapsamlı incelemede; Mersin ilinde Cumhuriyet savcısı olduğu bildirilen sanık ...'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 129.862 satırlık ByLock abone listesinde iki kaydının olduğu, ilk kaydının listenin 99553. satırında olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin, "505.....", tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ".....4-39446" ve tespit edilen ilk tarihin "2014.08.15 olduğu, ikinci kaydının listenin 123871. satırında olduğu, tespit edilen ADSL aboneliğinin ".....198 @ttnet" olduğu anlaşılmakla sanığın ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğu, tanıklar tanıklar ....... ve gizli tanık .....ün beyanlarında FETÖ yapılanması içinde olduğunun ifade edildiği, 01.01.2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan'da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayında ilk andan itibaren, TIR'ın MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu ve faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına, 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10. maddesi ile kurulan Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne, 2937 sayılı Kanun kapsamı ile MİT'in yapısı da dikkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilecek durumda olup buna göre hukuki işlem yapması gerekirken, olay tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen olan sanık ...'le, olayın öncesinde 31.12.2013 tarihinde saat 14.39'da 14 saniye, saat 18.53'te 16 saniye; 01.01.2014 tarihinde ihbardan önce saat 00.55'te 41 saniye, saat 01.19'da 66 saniye, saat 01.28'de 31 saniye, saat 14.25'te 104 saniye, saat 14.28'de 93 saniye, görüşmelerinin olduğu, sanık ...'in bu süreçte sanık ...'la görüşmeleri dışından, 01.01.2014 tarihine saat 16.12'de 65 saniye, saat 16.22'de 25 saniye, saat 16.37'de 37 saniye, saat 17.51'de 32 saniye, saat 18.11'de 34 saniye, saat 18.24'te 24 saniye ve devam eden görüşmelerinin olduğu, 31.01.2014 tarihini 01.01.2014 tarihine bağlayan olay gecesinde Adana İl Jandarma Komutanlığı istihbarat şube müdürlüğünde görevli olmasına rağmen izin alarak sanık ... ile olay yeri olan Hatay/Kırıkhan'a giden sanık ... ve ... ile ihbarın yapıldığı 15:29' dan önce telefon irtibatı kurmak suretiyle arama işlemine doğrudan katılan jandarma personelleri ile sanık ... vasıtasıyla temasa geçtiği, ihbardan sonra trafik polisi ... tarafından yapılan kimlik kontrolünde TIR'da bulunanların MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmelerine ve MİT adına Adana Bölge Başkanı.... ile de görüşme yaparak arama yapmak istedikleri TIR'ların MİT tarafından icra edilen bir faaliyetle ilgisini bildiği hâlde, ihbara konu TIR'ların olay yerinden ayrılmaması, bakan dahil arayan kimselere cevap verilmemesi, TIR'ların güvenli bir yere çekilmesi yönünde talimatlar verip, sanık ...'a nöbetçi Cumhuriyet savcısının ... olmasına rağmen doğrudan olay yerine giderek aramaya refakat etmesini söyleyen, olay yerine geldikten sonra da, tanıklar ..., X5, X6, X2, X4, X1, X8, X7, Y2 ve.........'nun beyanlarına rağmen beraberinde getirdiği kolluk güçlerine MİT görevlilerini etkisiz hale getirerek kelepçe takmaları ve çilingir çağrılarak kilitlerin açılması suretiyle TIR'ları aramalarını söylediği anlaşıldığından, Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma ve TCK'nın 327 ve 35. maddeleri uyarınca Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hâli bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçundan verilen mahkûmiyet kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 5- ... Suç tarihinde Tuğgeneral rütbesiyle Adana Jandarma Bölge Komutanı olan sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12.05.2016 tarihli ve 21952 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından TCK'nın 312/1, 314/1, 328/1, 330/1, 53, 63/1, 58/9 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılmas talebiyle kamu davası açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; "hükme esas alınan ve sanıklarca durdurularak aranılan tırlar MİT’e mi aittir ve bu faaliyet, iddia olunan suç tarihi itibarıyla 2937 Sayılı Kanun'un 4. maddesine göre MİT’in görev tanımı içerisine giren bir istihbari faaliyet midir?" bu hususun açık olmadığını, "Eğer anılan tırlar ile yapılan nakliyat MİT’in görev tanımı içerisinde yer alan bir istihbari faalliyet değil ise, yine nakliyatın durdurulduğu tarih itibarıyla; 2937 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin, f bendine göre dava konusu olan faaliyeti hususunda Millî Güvenlik Kurulu'nda belirlenmiş MİT'e verilebilecek diğer görevlerden midir ve bu çerçevede bir MGK görevlendirmesi var mıdır?" öncelikle bu hususların tartışılmadığını, temyiz olunan hükümde yer alan; "MİT mensuplarınca yürütülen faaliyetin, doğrudan mgk’da gerçekleştirilen görüşmeler doğrultusunda bakanlar kurulu kararına istinaden icra olunan bir faaliyet olması nedeniyle bir suç olgusuyla irtibatlandırılmasının mümkün olmadığı” tespitinin yasaların açık hükümleri ve dosya içeriği ile deliller karşısında isabetsiz olduğu kadar zorlama, keyfi ve usul ile yasaya da aykırı olduğunu, dosyada mevcut bulunan MGK cevabi yazısında, yargılama konusu olan nakliyat faaliyetine dair herhangi bir görev yahut yetkilendirme vermediğinin açıkça anlaşılabileceğini, tutuklanan askeri personelin ardından; Bölge Jandarma Komutanı olduğu hâlde arama mahallinde yer aldığının, arama faaliyetlerini bizzat yönettiğinin iddia edildiğini, bu iddialara dayanak oluşturması amacıyla bölgede yer alan “resmî görevli askeri araç içinde General olmadığı hâlde aracın General forsu açılarak olay mahallinde yer aldığı algısı oluşturulmak istenildiğini, hatta bu çerçevede MİT tarafından ......’a yalan, yanlış bilgi verildiğinin daha sonra ortaya çıktığını, basın tarafından aynı gün Tırgeneral olarak manşetlere çıkartıldıktan sonra aramayı gerçekleştiren jandarma subaylarının en üst rütbeli komutanı olduğu için objektif olarak sorumlu tutularak cezalandırılsın istenildiğini, gizli Tanık Harput’a “MİT TIR’larının durdurulması eyleminin bir FETÖ/PDY operasyonu olduğu” söylettirildikten sonra, aidiyeti belirlenemeyen çakma ihbarlar ve basının maksatlı manipülatif haberleri üzerinden yapılan yönlendirmeler ile o sıralar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülmekte olan "Selam Tevhid" olarak bilinen "Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü'' dosyası kapsamında Başsavcılık tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, tanık beyanı olmasına rağmen “Devlet Sırrı” Kapsamına alınmış beyanlar inceleme ve değerlendirme için teslim edildiğini ve İstanbul TEM tarafından hazırlanan inceleme ve değerlendirme raporunda yer alan; “MİT'e ait olduğu iddia olunan tırların durdurulmasının, kamuoyunda ‘Selam Tevhid’ olarak bilinen 'Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü'"dosyası kapsamında yapıldığının tespiti üzerine hakkında kamu davası açıldığını, daha sonra açık kimliği ile de dinlenilen X3 kodlu mit personelinin beyanları, nakliyat faaliyetinde kusurlu mit personelinin sorumluluğunu ortaya koyduğu gibi hem kendisi hem de diğer TSK mensupları açısından kast unsurunun bulunmadığını açıkça ortaya koyduğunu, Dava konusu TIR'ların MİT’e aidiyeti her türde tartışma ve tereddütten uzak olarak hala dahi ortaya konulamadığını, gizli tanık......kod isimli .....'in, gizli tanık olduğunu kabullendiği ve artık koruma tedbirinin gerekliliğinin kalmadığı anlaşılmış olduğu hâlde soru sormalarına imkan tanınmayarak savunma ve adil yargılanma hakkının ortadan kaldırıldığını, 11.05.2016 tarihinde bazı MİT mensupları tarafından yapılan sunumda açıkça “MİT TIR’ları davasında olaya karışanların FETÖ/PDY mensubu olduğu bilinmekle birlikte, örgüt ile jandarma personeli arasında organik bir bağ kurulamadığını, hem sanık hem de tanık olan ...’ın hükme esas alınan beyanlarına akdar gerek savcılık gerekse mahkeme ve askeri idari tahkikat safhalarının hiç birinde değinmediğini, .... adına kayıtlı bulunan 0537 ...... ve ...... adına kayıtlı 14.08.2012 tarihinde açılan 0534....numaralı hatları kullanmak sureti irtibat sağladığı,..... adına kayıtlı 0536 ..... numaralı telefon ile...... adına kayıtlı 0535 .... örgüt imamı .... ile irtibat kurduğu iddia edilmiş ve Mahkemece bu hususta emniyetçe yapılan baz istasyon kayıtlarına göre delil atfedil ise de, hakkında bu telefon numaralarını kullandığını ispat edecek tek bir belge ve tanık beyanı bulunmadığını, alt ve üst sınır arasında ceza takdirinde bu takdir için yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi zorunludur;yasadaki ifadelerin tekrarı yeterli olmadığını ifade etmiş ise de; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.05.2018 tarihli yazısı ekinde......'ın 01.09.2016 tarihli kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesinin gönderildiği, ifadesinde aynen "Ben bu kurum abiliğine....kod ...... vasıtasıyla 2010 yılının son aylarında getirildim. Bana bağlı olarak birlikte sohbet yaptığımız maneviyat takip etiğimiz kişilerin fotoğrafından gördüğüm ...’yı teşhis ettim, hangi rütbede olduğunu bilmiyorum, bunun dışında bana göstermiş olduğunuz fotoğraflarda gördüğüm kişiler yoktur. Diğerlerini tanımıyorum. Ben MİT tırlarının durdurulmasında herhangi bir görev almadım, hiç kimseye bu konuda talimat vermedim. Bu konuyla alakalı daha önceden hiç kimseden bir şey duymadım, bende herkes gibi medyadan olayı öğrendim. Ancak 19.01.2014 günü bizim ... Kod ... ile rutin toplantımız vardı, diğer arkadaşlardan ..... kod .... ve .....kod.......katılmıştı, saat 11.00 veya 12.00 sıralarında toplantıyı ... kod ...’nin evinde yaptık, toplantı öncesi telefonla arayıp aramadığımı hatırlamıyorum, aradıysam da bu toplantı nedeniyle görüşmüş olabilirim. Bana vermiş olduğu telefon hattı üzerinden kendisiyle görüşüyordum. Toplantı esnasında rutin dışı bir şeylerin olduğu belliydi. Bizi her zaman olduğu gibi evin salonuna aldı, kendi salon dışında bir yerde telefonları veya yüz yüze mi bir kişiyle görüşüyordu bilmiyorum ancak konuşma sesleri geliyordu. Biz ...... ve ..... ile birbirimize baktık, bir sıkıntının olduğunu düşündük, toplantı her zamanki rutin toplantılardan kısa sürdü, bizlere bir şey söylemedi ancak bir ailevi bir problem vardır diye düşündük, evinde yaklaşık bir saat veya bir buçuk saat kaldık, daha önceki geldiğimizde namaz kılıyorduk, Kur’an okuyorduk, ders yapıyorduk bu süre uzundu, ancak bu toplantı kısa sürdü,.... kod ...’in bir telaşesi vardı, biz diğer arkadaşlarla evden ayrıldık, ... evde kalmıştı, bizi yolcu etti, daha sonra ben eve gittim, akşam haberlerde Adana Ceyhan ilçesindeki otoban gişelerindeki Türkmenlere giden insani yardım tırlarının çevrildiğini duydum, tabi bu haberi duyunca sabahki yapılan toplantı ile örtüştürdüm ve bende bunun üzerine bir tepki oluştu, çünkü Türkmenlere giden insanı yardımdan bahsediliyordu ve bunun önü kesiliyordu. Bir sonraki toplantıda tarihini hatırlamıyorum .... kod ...’nin ikametinde buluştuk, diğer arkadaşlarım ..... ve ......’da benim gibi yaşananlara tepkiliydi, bu tepkimizi ... kod ...’ye bildirdik, kendisi de bize onların insani yardım değil de silah yüklü olduğunu ve EL NUSRA veya IŞİD'e gittiğini söyledi, daha sonra bu haber Cumhuriyet Gazetesinde çıkınca 19.01.2014 günü başlayan soru işareti tamamen netleşti, öncesinde 17/25 Aralık 2013 tarihinde yaşanan olaylar nedeniyle kafam bulunmaya soru işaretleri çoğalmaya başlamıştı, zaten bakıldığında aralarında bir ay bile yoktu, Cumhuriyet gazetesi'nde haberi görünce ben bu işin Allah rızasından çıktığını ve farklı amaçlara hizmet ettiğini anladım ve bu yapıdan uzaklaşmaya kesinlikle karar verdim, ancak birden irtibatımı koparamadım çünkü korktum, o tarihte 2 çocuğum vardı ve devlete meydan okuyan bir yapı vardı, ben bu yapıyla nasıl başa çıkabilirdim, bu arada Allah’tan lütuf oldu çalıştığım yerde görevden yükselme sınava açılmıştı, öncesinde 2014 yılı içerisinde yapılan rutin görüşmeleri bazıların bilerek katılmıyordum, aksatıyordum. Bu şekilde soğukluk yaşadım, bunu ... kod ... ve diğer arkadaşlara belli ediyordum. 2015 yılı başlarında görevde yükselme imtihanına gireceğim söyleyerek Adana’dan gideceğimi ... kod ... ve diğer arkadaşlara söyledim. Bu tarihten sonra birkaç kez gidip toplantıya katıldım, yazılı sınavı kazandım, gelip gitme tamamen sonlansın diye evimi 5-6 ay kala cezaevi lojmanına taşıdım, çünkü lojman olduğundan dolayı kimse gelip gidemiyordu. Bu arada sadece tablet üzerinden ara sıra nasılsın iyi misin diye mesajlaşıyorduk, onlar benim bu yapıdan tamamen kopacağımı anladılar, kontrolde kalmam için ara sıra mesajlaşıyorduk, ben de bu duruma rıza gösteriyordum çünkü süreç içerisinde tamamen kopmayı düşünüyordum. 2015 yılı sonunda Konya ili, Ereğli ilçesine, Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne atamam oldu, 2016 yılı başında ben kendim gittim başladım işe, Şubat tatilinde de evi taşımdım. O tarihlerde tabletime mesaj atılıyordu, ancak kimin mesaj attığını bilmiyordum, çünkü bende ekli değildi, sadece ID numarasını görebiliyordum. Ben de müsait değilim diye sallıyordum. Süreç içerisinde tamamen irtibatımı koparırım diye düşündüm. 18 Mayıs 2016 tarihinde tabletime bir mesaj geldi, mesajı bilmediğim bir ID üzerinden gelmişti, mesajın içeriğinde 'Hocam seninle alakalı bir sıkıntı var hemen Ankara’ya gel' şeklinde mesaj geldi, bunun üzerine cevap olarak 'Ben gelemem, çocuklarım var' diye mesaj çektim, onlar da bana 2çok acil gelmen gerekiyor, hakkında çok büyük bir sıkıntı var' diye mesaj attılar, 'Ben de o zaman çocukları memlekete bırakayım ondan sonra geleyim' diye mesaj attım, eşimi ve çocuklarımı Çorum’a babamın yayına bıraktım, eşim doğum iznindeydi, sonra tabletten "Kimsiniz, nasıl görüşeceğiz Ankara’yı hiç bilmiyorum diye" diye mesaj yolladım, o da bana 'AŞTİ’den Konya istikametine giderken solda Memorial Hastanesi önüne gel' diye cevap verdi, ben de Çorum’dan otobüsle belirtilen yere geldim, akşam vakti idi. Beni bir araba gelerek aldı, araç gümüş gri renkli Toyota marka plakasını alamadığım araçtaki kişi bana 'Akif' diye seslendi, ben de evet benim dedim, adının İrfan olduğunu söyleyen kişi tarafından alınarak bir eve götürdü, araç içerisinde fazla bir muhabbet olmadı, n'asılsın iyi misin, yolculuk nasıl geçti?' şeklinde sohbet yaptık, Ankara’yı hiç bilmediğim için nereye gittiğimizi bilmiyordum ancak tabelalardan Yeni mahalle tabelasını gördüm, çok sayıda bina vardı, beni açık renkli binalardan birine götürdü ve birinci katta olan daireye girdik, evde kimse yoktu ancak daire eşyalı bir daire idi. 3 oda bir salondan ibaretti, eve geçince İrfan isimli şahsa ne tür bir sıkıntı olduğunu sordum, kendisi bana MİT tırlarıyla ilgili alınacağımı, MİT’ten 50 kişilik ekibin takip ettiğini, beni yakalarlarsa ne polis ne savcı göremeyeceğimi söyledi, bana bu evden kesinlikle dışarı çıkmayacağımı, yoksa MİT’in sana ne yapacağını bilemeyiz diye beni korkuttu, ben de bunun anlattıkları karşısında korktum. Kendisine benim MİT tırlarıyla ne alakam var diye sordum, bana alakayı kurarlar diye söyledi, yine beni bu evden çıkma diye tembihledi, yaklaşık bir saat sonra evden ayrıldı gitti, evde yiyecek malzemesi vardı, birkaç gün sonra İrfan yanında genç birisiyle geldi, bu arkadaş... diyerek tanıştırdı, bu senin ihtiyaçlarını karşılayacak dedi, sen dışarıya çıkma dedi, daha sonra bu... ortalama haftada bir gün gelip ihtiyaçlarımı gideriyordu, İrfan ile bir sonraki görüşmemizde bana 'Seni yurt dışına çıkaracağız' dedi, ben de kendisine 'Benim vatanım burası, idam da edilsem buraya gömüleceğimi' söyledim, teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bende bulunan tableti ihtiyacın olmaz diye aldı, öncesinde de bu evdeyken tableti kullanmadım, tableti kendisine teslim ettim, diğerleri hakkında hiçbir bilgim yoktu, çünkü bana güvenmiyorlardı. Bu evde ikametim 15.07.2016 gününe kadar böyle devam etti, evden hiçbir yere çıkmadım, kimse ile görüşmedim, sadece İrfan ve... ile görüşmem oldu bu süreç zarfında. Bu kişiler hakkında da bilgi verecek kadar tanışıklığımı olmadı. Kendilerinin ne tür bir görev aldıklarını bilmiyorum. Bu evin cemaat evi olduğunu düşündüm çünkü cemaat evi havası vardı, ancak şuanda gitsem bu evi sizlere gösteremem. Ankara’yı bilmiyorum, nereden girdik, nereye gittik hiç bilmiyorum," şeklinde ayrıntılı olarak belirtilen beyanlarında ve daha önce örgütün yapısında da bahsedildiği üzere, gizliliğe son derece dikkat edildiği, özellikle kritik kadrolarda bulunan kişilerin ortaya çıkmaması için adeta delil olabilecek herşeyin kontrol altına alınmaya çalışıldığı, 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihli eylemlerde örgüt üyelerinin açığa çıkmaması ve olayın örgüt tarafından yapıldığının anlaşılmaması için yapılan tedbirler açıkça anlaşılmaktadır, bu beyan dışında Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait devlet yardım TIR'ının 1 Ocak 2014 tarihinde durdurulduğu Hatay İli Kırıkhan İlçesi Jandarma Komutanı Yüzbaşı sanık ...'ın İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne kendiliğinden gelerek konuyla ilgili bilgi vermek istemesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığımızca tanık olarak alınan 05.03.2016 tarihli ifadesinde; hiçbir kanunsuz eylem yapmadığını, Türkiye Cumhuriyeti Kanunları ve Anayasası dışında ve yasal hiyerarşik amirlerim dışında hiçbir yerden emir ve talimat almadığını, Milli İstihbarat Teşkilatına ait yardım TIR'ları durdurulduğunda *** *** **** numaralı şahsi hattının özel numaradan arandığını, arayan kişinin o zamanki Jandarma Bölge Komutanı olan sanık ... olduğunu, kendisine herhangi bir şey söylemeden direkt, herhangi bir takviyeye ihtiyacımnın olup olmadığını belirterek "Sana JÖH (jandarma özel harekat) timi göndereyim mi" diye sorduğunu, bunun üzerine "Komutanım herhangi bir takviyeye ihtiyacım yok, yukarıdan nasıl gözüküyor bilemiyorum ama burada herhangi bir sıkıntı yok, olayı gerek MİT yetkilileriyle gerekse savcılıkla konuşarak çözmeye çalışıyorum" dediğini, sanığın "Tamam o zaman" diyerek telefonu kapattığını, 18 Ocak 2014 tarihinde Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı emrindeki Kırıkhan'lı bir Başçavuşun şehit olması üzerine şehit cenazesine katılmak üzere ilçeye gelen sanık ..., İl Jandarma Komutanı Jandarma Albay ... Koçyiğit, Hatay Hudut Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay ... Polat, ismini bilmediği İskenderun Askerlik Şube Başkanı ile devreleri olan ve 2000 yılında Tokat'ta şehit olan şehit Yüzbaşı Veysel Gökçeoğul'un annesini ziyaret etmeye gittiklerini, dönüşte yol üzerinde bulunan Güzelce Jandarma Karakol Komutanlığında mola verdiklerinde, Karakol Komutanı odasında sanığın, alay komutanı olan sanık ... ve kendisinin bulunduğu esnada kendisine "Mahkeme kararı olsaydı hareket tarzın ne olurdu" diye sorması üzerine, "O anki bilgime göre aynı hareket tarzımı uygulardım, ancak okuduğum kadarıyla mahkeme kararının karşısında durulamayacağını öğrendiğimi" diyerek cevap verdiğini, sanığın da "Evet mahkeme kararı olsaydı tır aranırdı" dediğini, bu konuşmadan bir gün sonra da 19.01.2014tarihinde tır durdurma olayının gerçekleştiğini, alınan HTS raporunda da sanığın 1 Ocak 2014 tarihinde ...'ın kullandığı kendi adına kayıtlı "505 247 2..." numaralı telefonu aradığı ve ...'la 85 saniye görüştükleri, görüşmenin ardından saat 18.34'te tekrar ...'ı aradığı ve 26 saniye görüştüklerinin tespit edildiği, MİT TIR'larının durdurulması eylemine doğrudan katılan şüphelilerin kullandıkları telefonların HTS incelemesinde; sanık ...'nun, Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı "530 ....." numaralı makam telefonundan; Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait devlet sırrı kapsamındaki yardım TIR'larının Adana İli Ceyhan İlçesi'nde durdurulduğu 19.01.2014 tarihinde, Adana İl Jandarma Komutanı ...'ın kullandığı Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı "532 ..... numaralı makam telefonu ile; saat 12:55'te 22 saniye (aradı), saat 13:02'de 25 saniye (aradı), saat 13:10'da 148 saniye (aradı), saat 13:42'de 65 saniye (arandı), saat 13:50'de 20 saniye (arandı), saat 17:38'de 15 saniye (aradı) görüştüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait yardım TIR'larının durdurulmasının ardından, saat 13.50 sıralarında Adana ili, Yüreğir ilçesinde bulunan ve İl Jandarma Komutanlığı ile aynı yerleşkede yer alan Jandarma Bölge Komutanlığı Karargahındaki makamına geçtiği, sanığın makamına geçtikten sonra, Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı "322 322 1..." numaralı sabit makam telefonundan Adana İl Jandarma Komutanı sanık ... ile saat 13:59'da 157 saniye (aradı), saat 14:06'da 126 saniye (arandı), saat 15:08'de 147 saniye (arandı), saat 15:35'te 114 saniye (aradı), saat 16:17'de 21 saniye (arandı), saat 16:20'de 84 saniye (aradı), saat 18:42'de 33 saniye (arandı) görüştüğü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/205109 sayılı soruşturma dosyasında ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/149578 sayılı soruşturma dosyasında FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olarak operasyonel cep telefonu hattı kullanan ve bu cep telefonu hatları üzerinden örgütün sivil mahrem imamlarıyla irtibat kuran Jandarma Personeline ilişkin yürütülmekte olan 2017/156856 sayılı soruşturma dosyasında sanık ...'nun da isminin geçtiği, sanığa ilişkin evrakın tefrik edildiği, Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünün 16.07.2018 tarihli araştırma tutanağına göre; "... Adana Jandarma Bölge Komutan olan sanığın darbeciler tarafından hazırlanan sözde atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı Denetleme Başkanı olarak görevlendirildiği, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası KHK ile ihraç edilen ve tutuklanan sanığın "0506 ...... numaralı GSM hattını kullandığı, ...... adına kayıtlı "0537 ......" numaralı,..... adına kayıtlı, 14.08.2012 hat kayıt tarihli "*** *** ****" numaralı operasyon (GSM) hatlarını kullanmak suretiyle 2011-2014 yılları arasında hücresel haberleşme sağladığı, Jandarma Mahrem imamı olan, Akçaabat İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Mesleki ve Teknik Eğitim Okullarında görev yapmakta iken firar durumda olan... ile, Jandarma mahrem imamı firar durumda olan ... ile irtibatlı olduğu, sanığın HTS kayıtlan üzerinde yapılan incelemede, mahrem imamlardan; .......adına kayıtlı, 18.07.2011 hat kayıt tarihli "0538 ......" numaralı (GSM) operasyon hattını kullanan .... ile 151 kez, .... adına kayıtlı 30.09.2011 hat kayıt tarihli "0536 ...... numaralı ve ...... adına kayıtlı 14.12.2013 hat kayıt tarihli "*** *** ****" operasyon hattını kullanan ... ile 334 kez irtibatının bulunduğu, adına kayıtlı olan ve kullandığı belirtilen "506.......3" numaralı GSM (şahsi) hat ile.....r adına kayıtlı olan ve operasyon hat olarak kullandığı belirtilen "*** *** ****" numaralı GSM hattının ve ...... adına kayıtlı olan ve operasyon hat olarak kullandığı belirtilen "534 ...." numaralı GSM hattının 21.12.2011- 15.03.2013 tarihleri arasında Adana, Ankara, Bingöl, İstanbul, Samsun il ve ilçelerinde 1200 saniye ve 1000 metre içerisinde 77 kez ortak bazlarının bulunduğu, operasyon hat olarak kullandığı belirtilen "537 ...." ve "534....." numaralı GSM hattının "6.12.2011- 8.12.2013" tarihleri arasında Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Hatay, İstanbul il ve ilçelerinde Jandarma ve sivil imam şahısların kullandığı belirtilen şahsi ve operasyon (GSM) hatları ile 600 saniye ve 500 metre fark ile ortak bazlarının bulunduğunun belirtildiği, operasyon hat olarak kullandığı belirtilen "537....." ve "534 ...." numaralı GSM hatlarının belirtilen tarihlerde ve belirtilen sayılarda aynı IMEI numaralı cihazlarda kullandıkları tespit edildiği, tanık sıfatı ile ........ ve gizli tanık ....., ile arama işlemine katılan diğer sanık savunmaları ve tevdi raporları kapsamında ifadelerine başvurulan olayda görevli askeri personellerin süreçteki ifadeleri de dikkate alındığında sabığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu; Olay tarihleri itibariyle Jandarma Bölge Komutanı olan sanık ...'nun Adana ve Hatay İl Jandarma Komutanları dahil, olaylarda yer alan jandarma görevlisi olan tüm sanıklarla jandarma görevlilerinin bölgedeki en üst amiri konumunda olduğu, bölgesinde sayılan tüm görevlerle yükümlü ve yetkilere de haiz olduğu, MİT'in kanunla düzenlenen görevleri çerçevesinde yerine getirdiği gizli görev kapsamında devlet sırrı niteliğinde malzeme taşıyan TIR'ların ve ona refakat eden MİT görevlilerinin bulunduğu araçların uydurma ihbarlar üzerine adli soruşturma kılıfı altında, 01/01/2014'te Hatay Kırıkhan'da ve 19/01/2014 tarihinde Adana'da durdurularak, aranmaya teşebbüs edilmesi, aranması, arama faaliyetinin ve taşınan malzemenin görüntülerinin alınması, bunlardan numune alınması, refakat eden MİT görevlilerine silah doğrultularak bulundukları araçlardan gereksiz ve orantısız güç kullanılmak suretiyle indirilip kelepçelenmek suretiyle gözaltına alınması, arama faaliyetine ve taşınan yüke ilişkin basın-yayın organlarınca görüntü alınmasının sağlanması, bunların yayınlanarak ve açıklanarak özünde devlet sırrı niteliği taşıyan MİT faaliyetinin ve taşınan malzemenin ifşa edilmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerde sanığın perde arkasından olayları takip ederek ön plana çıkmadığı ancak eylemi gerçeklerştiren sanık ...'la olan HTS kayıtları ve Jandarma 156 ihbar ses kayıtları da dikkate alındığında; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin olay tarihlerinde yürürlükte olan hükümlerine göre Yönetmeliğin olay tarihlerinde yürürlükte olan 13.maddesinin 1/f fıkra ve bendi hükmüne aykırı olarak örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 6- ... Olay tarihinde Adana İl Jandarma Komutanı olan sanık hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2015 tarihli ve 2618 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1-2, 327/1, 329/1, 63/1, 53 maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; makul sürede yargılanma hakkınım ihlal edildiğini, lehine toplanmasını istediği birçok delilin, yargılamayı uzatmaya matuf olduğu gerekçesiyle reddedilirken dosyanın henüz ilk derece yargılaması devresinin 4 yıl sürdüğünü, tahliye taleplerinin ve tahliyeye yönelik savunmalarının sürekli kesildiğini, aynı savunmaları tekrar etme şeklinde cümleler kurularak tutukluluğuna ilişkin söz söyleme hakkının dahi elinden alındığını, silahların eşitliği ve bununla bağlantılı olarak mahkemenin sanık lehine delil toplama yükümlülüğünün ihlal edildiğini, dosyadaki birçok evrakın, yargılamanın safahati sırasında gizlendiğini ya da bir örneğinin tarafına verilmesinin önüne geçildiğini, duruşmanın aleniyeti ilkesinin ihlal edildiğini, silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından hakkında açılmış bir dava bulunmadığını, CMK'nın 225. maddesine göre; iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında karar verileceğini, iddianamede belirtilen eylemlere göre yargılama yapılması gerektiğini, suçun maddi unsuru yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçunun düzenlendiği TCK'nın 314/2. maddesi ile Hükümete karşı suçun düzenlendiği TCK'nın 312. maddesinin arasında taban tabana farklılıkların bulunduğunu, TCK'nın 312. maddesinde tanımlı suçun maddi unsurunun, hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik cebir ve şiddet içeren hareketlerle sübut olacağını, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurunun ise, bir silahlı örgütün hiyerarşisine dahil olma, iradesini bu örgütün iradesine terk etme, örgüt adına sorumluluk almaya hazır olma, gibi hareketlerden oluştuğunu öte yandan örgüt üyeliği suçunun koruduğu hukuki değerin, esasen kamu barışı ve güvenliği olduğunu, oysa TCK'nın 312. maddesinde korunan hukuki değerin, Devletin güvenliği ve Anayasal düzenin korunmasına yönelik olduğunu, gizli kalması gereken bilgilerin temin edilmesi ve açıklanması suçu bakımından söz konusu TIR'larla ilgili soruşturma başlatıldığı esnada bu TIR'ların mit'e ait olduğunu dahi bilmezken, "MİTin niteliği itibarıyle gizli bir faaliyeti" olarak nitelendirilen bir faaliyete yönelik bilgileri temin ettiğinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, TCK 312 madde kapsamında hükümetin hangi eylemini engellediğini anlamadığını, MİT'in bir yazısı ile MİTçilerin aklandığını, Jandarma Genel Komutanlığının personelin görevini yaptığına dair onlarca yazısı olmasına rağmen bir türlü görevlerini yaptıklarına kimseyi ikna edemediklerini, oysa kanunda açıkça MİT'in böyle bir görevinin olmadığının yazıldığını ancak kendilerinin adli görevlerinin olduğunu, şayet MİT'e böyle bir görev verildi ise de bunun için ne gibi tedbirler alındığının sorulması gerektiğini, Jandarma Genel Komutanlığından da bu tarz olaylar ile ilgili yapıldığı belirtilen bir toplantı ile ilgili kendisine nasıl davranması gerektiğine dair bir bilginin gelmediğini, Kırıkhan'da gerçekleşen olaydan haberinin olmadığını, sadece ...‘in izinli olarak gittiğini ve Savcı ... ile görüştüğünü dosyadan öğrendiğini Ceyhan İlçe Jandarmanın 25-30 personelinin üç TIR'la ilgileneceği, çevre emniyeti içinde 50 komandonun gerekeceği, köpek timi ve bomba imha timi ile olay yeri inceleme ekibinin de 3 veya 5 kişiden oluştuğu dikkate alındığında normal bir kuvvetle gidildiğini, emniyetin aynı operasyon kapsamında sadece görüntü alınmasını engellemek için getirdiği kişi sayısının 300 olduğunu, ...’nin basını aradığından haberinin olmadığını, Ankara İl Jandarma Komutanının veya diğer rütbelilerin yerine kendisine bunların sorulmasına anlam veremediğini, ihbarda saat 02.30'da TIR'ların çıktığından bahsedildiği, ihbarın ise saat 7.30'da yapıldığı dikkate alındığında gerekli olan tedbirleri anında aldığını, diğer hususları bilmesinin mümkün olmadığını, müdahale anında kendisinin bir talimatının olmadığını, komandonun resimlere bakıldığında silahların yarım dolduruşta olduğu yani namluda merminin olmadığının ama etkili bir tedbir olduğunun görüleceğini, emniyet için alınacak olan bir vaziyet olduğunu, kasaların açılmasına dair bir talimatının olmadığını, yakalan TIR'ları hem başlangıçta problem çıkartıp hem de gidip otobanın ortasında bu TIR'ları durdurduklarını, müdahale etmeseler TIR'ların kışlaya gireceğini ve kimsenin haberinin de olmayacağını, olayın kapanacağını, ikinci teori ise olayı fark edememek olduğunu, valinin TIR'lar olduğu yerde dursun dediğini, yani otobanda durdurmama, yol güzergahındaki MİT Bölge Başkanlığına götürülmemesi hususunu anlamadığını, bir tane TIR'ında Öğretmenler Bulvarında durduğunu, orasının bölgenin en sakin yeri olduğunu, olayı sükunetle çözmeye çalışırken yapılan müdaheleler ile olayın daha çetrefelli hale getirildiğini, TIR'ların MİT'e ait olduğunu bilmediğini, düşüncelerinde de böyle bir değerlendirmenin olmadığını, ...’ı savcı ile görüşmeye gönderenin kendisi olmadığını, detaylarını bilmediğini, Van'da görev yaptığı dönem içerisinde bir casusluk olayıyla ilgili bir soruşturma geçirdiği hususunda bu olayın bu soruşturmayla hiçbir alakasının olmadığını, o dönemde asayiş kolordu komutanlığında harekat şube müdürü olarak görev yapmakta olduğunu Malatya'da ikinci ordu komutanlığında iç güvenlik harekatıyla ilgili bir seminer icra edileceğini,...... 'ın verdiği ifadesinin işkence altında verildiğinden kabul etmediğine dair ifadesini sunduğunu, olaydan sonra 2 yıl boyunca hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını, ancak daha sonra bu davanın başlanması ve komuta kademesinin değişmesi ile tutuklanmasına müteakip hakkında disiplin soruşturması yapıldığını, MİT'in olay tarihi itibariyle görevi olmayan bir faaliyeti icra ettiğini, aslında olay yerinde emniyetinde MİT'inde çekmiş olduğu kayıtların olduğunu, ama bunların dosyada bulunmadığını bunların kayıtlara geçtiğini zannetmediğini, ses kayıtları ve görüntüleriyle aslında suçsuzluğını ispatlamak istediğini, ancak bunların dosyada bulunmadığını, lehine olacak delillerin toplanmadığını hatta herkesin HTS'si alınmasına rağmen, kendisinin HTS'sinin lehine olduğu için alınmadığını, kriminal rapor alınması aşamasında kendisine gönderilmemesine dair bir emrin iletilmediğini, Adana 13 Ağır Ceza Mahkemesindeki 2018/161 Esas sayılı dava ile ilgili olarak HTS kayıtları ve baz çakıştırmaları esas alınan Harun Kütük ve Hazım Ahmet Arafat adına kayıtlı iki tane hattın.....adına kayıtlı ... kod ... tarafından kullanıldığı şeklinde iddiada bulunulmuş ise de bu hatları kullanmadığını, usule aykırı delil olduğunu, 41 sayfalık sunumdan olayın FETÖ ile bağlantısının olmamasına rağmen, bağlantı kurulmaya çalışıldığının açıkça anlaşıldığını, HTS kayıtlarının usul ve yasaya aykırı olarak temin ediliğini, verilerde oynama yapıldığını, iddiaları kabul etmediğini, çöp kutusuna bırakılan bilgilerinde ayrıntılı bilgiler olduğu dikkate alındığında hakkında kumpas kurulduğunu, baz yeri çakışması ile istenilen kişinin suçlu ilan edilebileceğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini, alt sınırdan uzaklaşılmasının hiçbir hukuka uygun gerekçesinin bulunmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; 19.01.2014 tarihine Adana Jandarma 156 ihbar hattı ses kayıtlarının çözüm tutanakları ve bilirkişi raporunda; sanık ...'nin saat 07.26'da "032...." ve saat 07.272'de "032......" numaralı Adana Jandarma Komutanlığına ait numaraları arayarak ihbarda bulunması üzerine, saat 07.43.23'te sanık ...'ın ihbar merkezi görevlisi ... tarafından arandığı ve ihbar hakkındaki bilgilerin sabığa verildiği, araçların patlayıcı madde yüklü oldukları ve Ankara'dan Hatay istikametine çıkış saatlerinin belirtilmesi üzerine sanığın ihbara konu araçların plakalarının da ihbarda belirtilip belirtilmediğini sorduğu, plakaların belli olduğu ve saat 02.00 - 02.30'da yola çıktıklarının bildirildiğinin belirtilmesi üzerine sanık ...'ın saat 8.00, yani buraya gelmek üzereler dediği, harekat merkezi görevlisinin de durumu Pozantı'ya ...... bildirildiğini belirttiği, sanık ...'ın ise plakayı takip etmelerini ve müdahale etmemelerini, geçip geçmedikleri hususunun bildirilmesini sadece bilgi vereceklerini emrettiği, bu tabiri bir kaç defa kullandığı, ...'ün de ssanık ...'a istihbarat şube müdürüme de bilgi vermiştim komutanım, o da burda dediği ve emri olup olmadığını, iletip iletmeyeceğini sorduğu, sanığın "Burda mı" dediği ve akabinde tamam görüşeceğiz dediği; saat 07.49.03'de sanık ...'ın harekat merkezi görevlisi ...'den habercilerine haber verilerek makam odasının açılmasını istediği ayrıca komando bölüğünden haber olup olmadığı hususunu sorduğu, ...'ün komando bölüğünün toplandığını, ......'e (sanık ... .....) haber verdiklerini, bölüğe geçince sizi arayacaklarını söylediğini bildirdiği, ...'ın ise İsmail'in tekrar aranarak cepten ikaz edilmesini emrettiği, akabinde alay komutanının habercisinden odasının hazırlanmasının istendiği, saat 09.22.19'da sanık ...'ın Uzman Çavuş ......'e harekat merkezine faaliyetle ilgili kimseye bilgi verilmeyeceğini emrettiği, Sarıçam İlçe Jandarma Komutanlığının toplandığını ararlarsa bir şey var mı diye komutanın emri deyin başka bir şey yok şeklinde beyanda bulunduğu, aynı durumun Ceyhan için de geçerli olduğunu, başka kim ararsa arayanlara komutanın emri talimatı demeleri gerektiğini bildirdiği, görevlinin emri vardiya amirine bildireceğini belirttiği, saat 09.56'da Bekir Binbaşı (sanık ...) ile yapılan konuşmanın hemen akabinde ... ..... tarafından "Komutanım Bekir Binbaşımla görüştüm Pelit Tesislerindelermiş" dediği, araçların Lobet tarzı uzun dorselerin taşındığı dorselerden oldukları ile Pelit tesislerinde olduklarının sanık ...'a iletildiği, saat 11.43.40'te araçların İncirlik'i geçtiklerinin 15-20 dakikaya kadar varacaklarının ... Sağlam tarafından bildirdiği, saat 12.35.41'de sanık ...'ın harekat merkezi görevlisi ... Sağlam ile görüştüğü gelişmelerden bilgi istediği, konuşmada görevli personelin "Haberler.com"da alt yazı geçtiğini ancak kendisinin görmediğini, Kara kuvvetleri aradığını, kendisinin altyazıyı görmediğini ancak üç dakika önce internette haberin düştüğünü bildirdiği, sanık ...'ın haberde ne dediğini sorduğu, görevlinin komutanım Adana'da kaçak silahla mühimmat taşıdığı ihbarı alan güvenlik güçleri otoyolda durdukları TIR'larda arama başlattı jandarma ekipleri silah ve mühimmat taşıdığı ihbar edilen üç TIR'ı bugün öğle saatlerinde Tarsus, Adana - Antep otoyolunun Ceyhan gişelerinde durdurdu çok sayıda jandarma TIR'larda arama başlattı şeklindeki haberi okuduğu, sanık ...'ın tamam dediği, görevlinin kendisinin haber vermediğini belirttiği, sanığın nasıl düşürdüler hemen ya dediği, kimseye bilgi vermemesini söylediği ve not almasını istediği, harekat merkezi görevlisinin de not alıyorum kimin aradığını dediği, sanık ...'ın nasıl aldığınızı şeye yazın tamam mı, nasıl düştü hemen ya hayret bişey tamam mı dediği, saat 14.36.38'de Ata Onur Ata'nın harekat merkezince .....'un (sanık ....... .....Üsteğmen (sanık ...) ile bir TIR'ın savcının .....n oraya geleceğinden durduğuna dair bilgiyi Alay Komutanına iletmek için aradığı,....'nın, sanık ...'ın TIR'ların yanında olduklarını harekat merkezi görevlisine bildirdiği, harekat merkezi görevlisinin savcının......in oraya geleceğine dair bilgiyi iletmesi gerektiğine dair beyanı üzerine Ata'nın yanlarında bulunduğunu belirttiği ... ile harekat merkezi görevlisini görüştürdüğü, bu esnada harekat merkezi görevlisinin 155 arıyor açmayın şimdi konuşmalara şahit olacak dediği, ses kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, yapılan ihbar üzerine durum harekat merkezi görevlilerince Pozantı İlçe Jandarma Komutanlığına ve sıralı amirlere bildirildiği, sanık ...'ın Pozantı İlçe Jandarma Komutanı ...'ü arayarak arama yapılmaması ve Emniyet Müdürlüğüne haber verilmemesi hususunda talimat vermiştir, Saat 08.05'de sanık ... ile de görüştükten sonra ihbarın valiye veya diğer birimlere bildirilmemesi hususunda talimatlar verdiği, olayın Pozantı İlçe Jandarma Komutanı ...’e aktarmasından sonra, ...’ün tekrar Adana 156 Harekât Merkezini saat 07.42.01’de arayarak ihbar hakkında tekrar bilgi aldığı, ardından Adana 156 Harekat Merkezi görevlisine “Tamam onu şey polise söyleyin. Orası polis bölgesi. Polise söylemediniz mi?” dediği Adana 156 Harekât Merkezi görevlisinin “Daha polise söylemedik komutanım. Şimdi ben onu onlara söyledim. Onlara da söyleyeceğim” demesi üzerine ...’ün “Tamam, onu polise bildirin komutana bildirip komutanın direk emrini alsanıza?” şeklinde söylediği, görevlinin alay komutanına bilgi vereceğini bildirdiği, ...’ün tekrar “Alay komutanı, biz buradaki emniyete söyleyeceğiz. Hani bizim bu yol üzerinde arama yapma yetki” diye söylerken, 156 Harekât Merkez görevlisi araya girerek “Komutanım ben bir şapayım. Şimdi yeni geldi. Oraya bildiriyordu arkadaş. Ben alay komutanına bildirdikten sonra gerekirse sizi tekrar ararım komutanım” şeklinde sözler söylediği, ...’te tekrar “Tamam alay komutanına bildirin, direk alay komutanının emrini alın. Hadi!” diyerek telefon görüşmesini sonlandırdığı, Adana 156 harekât merkezine saat 07:29:34’de ihbarın yapılmasının ardından burada görevli olan ... ve ... tarafından ilgili birimlere bildirimde bulunulduğu, Alay Komutanı ...’ın ihbarın yapılmasından sonra ihbardan önce Ankara’dan ihbarı yapan ... ve ...’in saat 04:00 sıralarında Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbaratında görevli sanık ...’ı aradığı, sanık ...’ın da durumdan sanık ...’i haberdar ettiği hatta sanık ...’ın ihbardan önce olay günü, nöbetçi olmayan sanık ... ile saat 05.57 ve 06.04’te iki kez cep telefonu ile görüştükten hemen sonra sanık ... ile birlikte sanık ...’nın evine gittiği, askeri hiyerarşi ve disiplin gereği alay komutanının (sanık ...'ın) haberdar edilmesinin ardından ilgili tanıklar ..., .... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... beyanlarına göre ihbardan önce saat 07.00 sıralarında İl Alay Komutanlığı ve Ceyhan İlçe Jandarma Komutanlığına çağrılmak suretiyle hazırlıkların başladığı, buradan da anlaşılacağı üzere İl Jandarma Alay Komutanı olan sanık ...’ın ihbardan önce olaya ilişkin bilgisinin olduğu kendisine bağlı birimlere emirleri verdiği, Pozantı İlçesinden geçecek TIR'ların Pozantı’da sadece takip edilmesini, geçişinden bilgi verilmesini, polis bölgesinden geçecek olmasına rağmen emniyet birimlerine kesinlikle bilgi verilmemesini emrettiği, yine “Adana 156 harekât merkezi görevlisi ... ile Pozantı 156 harekât merkezinde görevli ...’ın birbirini doğrulayan beyanlarına göre; ...’ün TIR'ların geçiş güzergâhının emniyet bölgesi olması sebebiyle emniyete haber verilip verilmeyeceğini öğrenmek üzere üç kez Adana 156 harekât merkezini aradığı, bir kez de emrindeki personele arattığı ve her seferinde emniyete haber verilip verilmeyeceğini öğrenmeye çalıştığı, yine yukarıda ayrıntısı belirtildiği gibi İl Jandarma Alay Komutanı ...’m kesinlikle başka herhangi bir birime, emniyete vs'ye bilgi verilmemesi ve sadece TIR'ların geçişinin haber verilmesi talimatını ilettiği, bu talimat üzerine Pozantı İlçe Jandarma Komutanı ... tarafından iki ayrı sivil ekip çıkartıldığı, TIR'ların geçişinden Adana İl Jandarmaya bilgi verildiği, 156 ihbar hattı arka fon konuşmalarına ilişkin ses kaydı ve çözümlerine göre ihbar anı, öncesi ve hemen sonrasında yapılan ve aramaya konu TIR'ların aidiyet ve mahiyetlerinin daha önceden bilindiği intibaını oluşturan "hazır kıta timinin hazır edilmesi" ve "MİTe ait ...suçun başı olma.." gibi konuşmalar, Genel komutanlık harekat merkezinden Aykut Binbaşının harekat merkezi personeli ... Sağlam ile gerçekleştirdiği görüşmede yapılan değerlendirmede üç komando timi iki asayiş timi bir patlayıcı imha uzmanı bir olay yeri inceleme timi dört istihbarat timi ile gerçekleştirilen aramanın önceden planlanmış bir operasyon olduğu, Ankara Jandarma Genel Komutanlığa dahi bu hususta bilgi verilmemesinin tamamen kasıtla hareket edildiğini gösterdiği, sanıklar ... ve ... ile ilgili birleşen Dosyada 01.08.2016 arihli Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde; 27.07.2016 tarihinde "0312...... numaralı telefon hattına yapılan ihbarın değerlendirilmesi sonucu elde edilen isim listesi, MİT Müsteşarlığından alınan ilgi (b) yazısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün illegal kanadında mahrem hizmetler olarak adlandırılan yapılanma bünyesinde faaliyet gösteren aralarında asker, öğretmen, doktor, işadamı gibi çeşitli meslek gruplarından olan 228 şahsa ait T.C. kimlik numaraları, şahıslara ait bilgiler ile operasyonel ve şahsi GSM hatlarının bulunduğu liste ile örtüştüğü, sanık ...'ın, 505..... numaralı GSM hattını kullandığı, FETÖ/PDY mensupları arasında yaygın biçimde kullanılan operasyonel hat olarak ise 26.09.2012 - 13.01.2013 tarihleri arasında Harun KütüK adına kayıtlı 538...... numaralı hattı 15.01.2013 - 31.12.2013 tarihleri arasında ..... adına kayıtlı 53.... numaralı hattı kullandığı, 13.08.2012-14.09.2013 tarih aralığında Adana Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak, 14.09.2013-01.02.2014 tarih aralığında ise Adana İl Jandarma Komutanı olarak Albay rütbesinde görev yaptığı, Albay rütbesinde (üstsubay) olmasından dolayı burada görev yaptığı sürede kendisinden sorumlu olan örgüt imamının doğrudan ..... adına kayıtlı hattı kullanan ... (Kod) ... olduğu, Adana 13.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/161 esas sayısına kayden görülmekte olan dava dosyasında sanık olan ...'ın, bu davanın soruşturması kapsamında; etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği ifadeleri bu dosyamız içeriğine alınan başka soruşturmaların şüphelisi .....'ın ve açılan davanın soruşturması aşamasında şüpheli olan Muhammet Mert'in anlatımlarıyla soruşturma sırasında elde edilen diğer delillerden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması kapsamında Adana - Hatay - Mersin - Osmaniye'de görev yapan örgüt üyesi jandarma personellerinden sorumlu müdür statüsündeki imamı olduğu belirlenen "..." kod adlı ... ile, bu kişi tarafından kendisine sağlanan, .... adına kayıtlı 53.... ve Harun Kütük adına kayıtlı 538..... numaralı örgütsel hatları kullanmak suretiyle irtibat sağladığının, bu örgüt imamının da başka kişiler adına kayıtlı örgütsel hatlar kullanmakta olduğunun ve irtibatı bu örgütsel hatlar üzerinden sağladıklarının, HTS kayıtları, baz karşılaştırmaları ve çakıştırmaları ile tespit edildiği de gözeltildiğinde; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ...'ın hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 7- ... Olay tarihinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü Terör Olayları İstihbarat Kısım Amirliğinde görevli Üsteğmen olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 35/1-2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 09.03.2017 tarihli ve 1544 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 58/9, 53, 63. maddeleri uyarınca kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; Olay tarihinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Terör Kısım Amiri olarak görev yaptığını, sanık ...'in devresi olduğunu, uzun yıllar arkadaş olduklarını, ailece görüştüklerini, eşi ile birlikte ziyaret maksatlı olay günü gelmek istemiş iseler de, eşinin hamile olması nedeni ile yalnız geldiğini, öğle sıralarında gelmesine müteakip saat 16.00 sıralarında İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'ın kendisini arayarak silah yüklü araçların Reyhanlı-Kırıkhan Hassa üzerinden Kilis'e doğru gittiğine dair bir ihbar olduğunu söyleyerek ilgilenmesini istediğini, ...’le birlikte Hatay'ın bir ilçesindeki MİT deposunu bir hafta boyunca gözetlediği iddiasını kabul etmediğini, sanık ...'e kendisini olay yerinde bırakmasını ve araçta bekle dediğini ancak onun Kırıkhan' a geçip beklediğini, olay yerine gittiğinde emekli binbaşı olan tanıdığı MİT'çi ile görüştüğünü, "Komutanım hayırdır durum nedir?" dediğini, onun da kendisine ihbar olduğunu söylemesi üzerine, "Allah Allah ya nasıl oldu?" diye şaşırdığını, gittiğinde zaten Kırıkhan Jandarma Komutanı sanık ... ve karakol ekiplerinin bulunduğunu, sonradan Kırıkhan Başsavcısı, öncesinde de... Binbaşı'nın geldiğini, savcıya bilgi verildiğini, TMK ile yetkili sanık ... ile görüştüğünü, nöbetçi olup olmadığını bilmediğini kendisini fikir alışverişi için aradığını ayrıca sadece silah ihbarına terör savcılığının mı yoksa Kırıkhan savcılığının mı görevine gireceğini bilmeyeceğini zaten Kırıkhan Cumhuriyet savcısının olaya müdahil olduğunu, şahısların MİT görevlisi olduğunu öğrenmiş ise de fikir alışverişi için sanık ...'ı aradığını, orada kurumlar arası bir telefon trafiği başladığını, MİT personelinin arama yaptırmamakta direndiğini, "Tırı aratmayız arama yapılmak istenirse gerekirse çatışın" talimatı aldık dediklerini, Kırıkhan Başsavcısı olan sanık ...'nun da olayın adli konu olduğunu, mülki makamların karışamayacağını söylediğini, orada arbede yaşandığını, ilk başlarda MİT görevlilerini "Bırakın bizi bize yarım saat verin tırı boşaltıp gelelim" dediklerini, bu sırada sanık ...’ın da yolda olduğunu öğrendikleri anca valilikten yazılı talimat geldiğini, bundan önce telefonla sanık ...'ın görüşüp "Talimat geldi biz çekiliyoruz" dediğini, askerlerin toparlanmaya başladığını, MİT mensuplarının TIR'ı çalıştırdıklarını, durdurulanın bir TIR ve bir MİT aracının olduğunu, daha sonra bir MİT aracının daha geldiğini, 10 kişi civarında olduklarını, TIR hareketlenince sanık ...'nun talimat ile MİT görevlilerinin kimliklerinin tespitinin gerektiğini söyleyip TIR'ın yerinden ayrılmaması gerektiğini, "Tırı durdurun suç işliyorsunuz" diye bağırdığını, ancak TIR'ın gittiğini, sanık ...'ın askeri devriyelere "Tırı durdurun" dediğini, bu talimat üzerine sanık ...'ın da askeri devriyelere "Tırı durdurun" diye söylediğini, devriyelerin gittiğini, 10 dakika sonra TIR Reyhanlı istikametine doğru önlerinden geçtiğini, sanık ...'nun yine "Durdurun" dediğini, olay yeri inceleme aracına binerek TIR'ın peşinden gittiğini, TIR durduğunda sivil polislerin de orada olduğunu, muhtemelen sivil polislerin durdurduğunu, sanık ...’ı beklemeye başladıklarını, oraya sanıklar ..., ... ve ...'nun geldiğini, sanık ...'ın kolluk nerde dediğini, istihbaratçı oldukları için kolluk görevlerinin olmadığını, sanık ...'ın polislere TIR'ın brandasını açmalarını söylediğini, MİT personelinin "Aratmayız" dediğini, telefon trafiğinin başladığını, sadece gözlemlediğini ancak sanık ...'ı tanıdığı için olay yerinden ayrılmadığını, o arada Hatay MİT Başkanının geldiğini, sanık ... ile konuştuklarını, sanık ... telefonla konuşurken MİT'çilerin kimseye birşey demeden araçlarına binip gittiklerini, olay yerinden ayrıldıklarını, Fetullahçı Terör Örgütü üyesi olduğu iddialarını kabul etmediğini, örgüt üyesi olmadığını, 0505.... numaralı telefonu kullandığını, iddianamede belirtilen *** *** **** ve 0536 ...... numaralı telefonları herhangi bir şekilde kullanmadığını, ilgi ve irtibatının olmadığını, 2009 ile 2014 tarihleri arasında Hatay İl Jandarma Komutanlığında subay olarak çalıştığını, ismi geçen kişilerin bir çoğunun çalıştığı yerdeki subay ve mesai arkadaşlarıyla diğerlerinin de devre arkadaşı subaylar olduklarını, bunlarla görüşmelerinin, görev gereği yahutta arkadaşlık çerçevesindeki olağan görüşmeleri olduğunu, hiçbir şekilde örgütsel bir amaç ve saikle yapılmış görüşmeler olmadığını, MASAK raporunu kabul etmediğini, ......'ın devre arkadaşı ve subay olup 2012 yılı 8. ayında kendisinden borç 1.000 TL para istediğini, bu parayı, EFT'siyle 8. ayda gönderdiğini, 10. ayda da bu paranın geri ödendiğini, ifade ederek atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanık ...'na ilişkin kabul kısmında da anlatıldığı üzere; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.05.2018 tarihli yazısı ekinde ... Bektaş'ın 01.09.2016 tarihli kollukta müdafii huzurunda alınan ifadesini doğrular nitelikte sanık ... ile birlikte konakladıkları Nevşehir Asos Termal Deluxe Hotel’e 20.09.2013 tarihinde örgütün mahrem hizmet yapılanmasında imam olarak yer aldıkları belirtilen ..., ..., ..... isimli şahıslarla aynı tarihte otele giriş ve çıkış yaptıkları ayrıca ... Bektaş'ında otele giriş yapması ile toplantı yaptıkları, konakladığı otellerden, Nevşehir İli Kozaklı İlçesi Termalya Otel’de 09.12.2011 - 11.12.2011 tarih aralığında otele giriş yapmasının ardından yaklaşık 2 saat sonra ...’nin de otele giriş yaptığı,.......’ın da otele giriş kaydının bulunduğ ve yine ...'ın "..." kod adlı "..." nin talimatı ile ihbarı kendisinin yaptığını, PKK'ya silah gidecek dediğin, olaydan önce Kozaklı'da otelde sanık ... ile ...'yi "Konuşurlarken gördüm ama konuşulanları duymadım" şeklindeki beyanı ile 01.08.2016 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde 27.07.2016 tarihinde "0312....." numaralı telefon hattına yapılan ihbarın değerlendirilmesi sonucu elde edilen isim listesi, MİT Müsteşarlığından alınan ilgi (b) yazı ile FETÖ/PDY’nin illegal kanadında mahrem hizmetler olarak adlandırılan yapılanma bünyesinde faaliyet gösteren aralarında asker, öğretmen, doktor, işadamı gibi çeşitli meslek gruplarından olan 228 şahsa ait T.C. kimlik numaraları, şahıslara ait bilgiler ile operasyonel ve şahsi GSM hatlarının bulunduğu, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları arasında yaygın biçimde kullanılan operasyonel hat olarak 21.12.2011 - 10.11.2012 tarihleri arasında ..... adına kayıtlı "536....." numaralı hattı, 10.11.2012 - 01.01.2014 tarihleri arasında .... adına kayıtlı "5386......"6 numaralı hattı kullandığına dair tespitler bulunduğu, 01.01.2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan'da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayında ilk andan itibaren, TIR'ın MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu ve faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına, rağmen olay tarihinde sözde ihbar öncesinde 31.12.2013 tarihinde saat 14.39'da 14 saniye, saat 18.53'te 16 saniye; 01.01.2014 tarihinde ihbardan önce saat 00.55'te 41 saniye, saat 01.19'da 66 saniye, saat 01.28'de 31 saniye, saat 14.25'te 104 saniye, saat 14.28'de 93 saniye, görüşmeleri sanık ... ile görüşmeleri olan sanık ...'le MİT'e ait TIR'ın durdurulduğu 01.01.2014 tarihinde sanık ...'ın buluştukları, olaydan önce sanığın evinde kalan ...'in olayı da sanıkla birlikte yakından takip ettiği, Hatay İl Jandarma Komutanlığı istihbarat şube müdürü sanık ..., sanıklar ... ve ...'ın ihbar üzerine harekete geçtikleri, araçların MİT'e ait olduğunu ve şahısların MİT personeli olduğunu öğrenen, olay yerine vardığında önceden ... ile yaptığı depo ziyareti nedeni ile faaliyetler hakkında bilgi alıp tanıdığı MİT mensuplarını görmesine rağmen ... ve ... ile irtibata geçerek ...'a olayın adli bir vakıa olduğu hususunda telkinde bulunan, arama kararı alınması için ... ile ... vasıtası ile irtibat kuran, olay yeri inceleme ekibini çağıran ve kaymakamlık yazısının ...'a tebliğ edilmesini müteakip hareket halinde giden ve X-5 'in talimatı ile yeniden duran TIR'ın peşinden olay yeri inceleme aracı ile takip yapıp sellektör yaparak durudurulmasını sağlayan, ...'ın gelmesinden sonra da Tem Şube müdürlüğü polislerinin olay yerinden ayrılmalarına rağmen olay yerinden ayrılmayarak olayı sahiplenen, bu şekilde örgütsel organizasyon içinde yer alıp sözde arama ve el koyma işlemine/fiilin icrasına müşterek fail olarak katılan sanığın; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma ve TCK'nın 327 ve 35. maddeleri uyarınca Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hali bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından verilen mahkûmiyet kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 8- ... Olay tarihinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi müdürü (Binbaşı) olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 35/1-2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 09.03.2017 tarihli ve 1544 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 58/9, 53, 63. maddeleri uyarınca kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; 01.01.2014 tarihinde saat 15.45 sıralarında hareket merkezinden işlem astsubayının kendisini telefonla aradığını, TIR'la bir terör örgütüne silah ve mühimmat götürüleceğine dair ihbarda bulunulduğunu söylediğini, istihbarat şube müdürü olmasından dolayı tedbir amacıyla bir unsur görevlendirdiğini, bunu daha önce İl Jandarma Komutanın vermiş olduğu genel emir çerçevesinde yaptığınıı ayrıca sanık ...'ı olayla ilgilenmek için görevlendirdiğini, ihbarda bildirilen araçların trafik polisleri tarafından Kırıkhan ilçesi. Torul Köyü bölgesinde durdurulduğunu öğrendiğini, sanık ...'ı hemen o bölgeye gönderdiğini, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanıyla da görüştüğünü, olay yerinde olduğunu söylediğini, bir süre sonra Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanın TIR'ların MİT'e ait olduğuna dair bir şeyler söyleniyor diye bilgi verdiğini ancak kesin bir şeyin olmadığını, bu bilgi İl Jandarma Komutanına ulaştığında kendisine olay yerine gitmesi için emir verdiğini, sanık ... ve ... ......ile birlikte olay yerine intikal ettiğini, saat 17.:10 sıralarında İl Jandarma Komutanlığından ayrıldığını, 156 Jandarma hattına çıkışı bildirdiklerini, yaklaşık saat 18.15 civarında olay yerine ulaştıklarını, olay yerinde kendilerinin MİT personeli olduğunu söyleyen 8 kişinin, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı ve devriyesinin olduğunu, polis ekibi görmediğini, MİT görevlilerinin "Bizi bırakın gidelim" dediklerini, MİT görevlilerine olayın tamamen adli bir olay olduğunu, bu konuda savcıyla görüşmeleri gerektiğini, sadece olay yerinde kolluk olarak bulunduklarını söylediğini, MİT görevlilerinin bu sırada sürekli üstlerine telefonla bilgi verdiklerini, yaklaşık 15 dakika kadar sonra Kırıkhan Başsavcısı ve nöbetçi savcının olay yerine geldiğini ve duruma el koyduğunu, MİT görevlilerinin savcı beye "Biz MİT görevlisiyiz bizi tutamazsınız” dediklerini, ancak resmî kimliklerini veya her hangi bir resmi yazıyı göstermediklerini, savcının “ Bizim sizinle bir işimiz yok, bize kimlik gösterdikten sonra siz gidebilirsiniz, bizim işimiz suça konu tırlarla" şeklinde cevap verdiğini, saat 20.15 sıralarında Hatay Valisinin talimatı üzerine Kırıkhan Kaymakamlığından bir yazı geldiğini, yazıya ilçe Jandarma Komutanı baktıktan sonra ekibine "Haydi toparlanıyoruz" diye bağırdığı sırada TIR ve otomobilin hareket ettiğini, Kırıkhan Başsavcısı ve nöbetçi savcının MİT görevlilerine yaptıkların suç olduğunu beklemeleri gerektiğini söylediğini ancak MİT görevlilerinin dinlemediklerini, 4 MİT görevlisinin ise olay yerinde kaldığını, savcıların kendilerine TIR'ları durdurmalarını söylediklerini, bu sırada MİT görevlileri ile savcılar arasında sözlü tartışına olduğunu, MİT görevlilerinin savcılara "Tamam tamam sorun yok tırlar geri geliyor" demeleri üzerine tansiyonun düştüğünü, TIR'ların Kırıkhan istikametine doğru 500-600 metre kadar gittikten sonra geriye döndüklerini ancak Reyhanlı istikametine doğru devam ettiklerini, TIR'lar durmayınca savcılarla MİT görevlileri arasında yeni bir sözlü tartışma olduğunu, bu sırada olay yerine İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü personelinin geldiğini; Cumhuriyet savcısının kendisine "Hadi binbaşım tırların peşinden gidelim" dediğini olay yerinde bulunan emniyete ait bir araçla TIR'ların peşinden gittiklerini, yaklaşık 1.5-2 km sonra TIR'ları yolda durmuş vaziyette gördüklerini, TIR'ların yanında durduklarını, savcı ve MİT görevlilerinin yine sözlü olarak tartıştıklarını, y saat 20.30-20.45 sıralarında TMK'nın mülga 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet savcısı olan sanık ...'ın olay yerine geldiğini, yüksek sesle bağırarak Jandarma personelini çağırdığını ancak orada Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı personelinin gelmediğini, gelen olmayınca Cumhuriyet savcısının TEM Şube ekiplerini çağırdığını, TEM görevlilerine TIR'ı arama talimatı verdiğini, TIR dorsesinin anahtarını istediğini, MİT görevlilerinin anahtarı vermediklerini, sanık ...'ın TEM ekiplerinden arama için kamera istediğini ancak MİT görevlilerinin sanığın önünde kalkan oluşturup arama yapmasına izin vermediklerini, bu sırada olay yerine Hatay MİT Bölge Başkanının geldiğini, sanık ... ile görüştüklerini, emniyet görevlilerine görevden alındıklarına dair bir telefon gelmesi üzerine TEM şube müdür vekilinin durumu savcıya bildirip olay yerinden ayrılmak istediğini ancak savcının izin vermediğini buna rağmen Tem görevlilerinin peyderpey olay yerinden ayrıldıklarını, Kırıkhan Başsavcısı ile nöbetçi Cumhuriyet savcısının levye bulmak üzere olay yerinden ayrıldıklarını, daha sonra MİT Bölge Başkanı ve MİT görevlilerinin sanık ...'ın izin vermemesine rağmen araçlara binerek olay yerinden ayrıldıklarını, savcı beyin izniyle kendilerinin de olay yerinden ayrıldıklarını, MİT’in Hatay’da yapmış olduğu faaliyetleri istihbarat şube müdürü olmasından dolayı bildiğini, böyle bir örgütün içerisinde bulunuyor olsa belirtmiş olduğu hususları bu örgüt mensubu üyelerle ilişkilendirir ve bilgilendirebileceğini, daha vahim olaylar ile neticelendirilebileceğini ama yapmadığını, çünkü örgütle ilişkisinin olmadığını, mahrem hizmetler yapılanmasında yer almadığını, "***********" numaralı telefonu kullandığını, "***********" numaralı telefonu kullanmadığını, raporlarda ismi geçen kişilerin çoğunun mesai arkadaşı olduğunu, yurtdışına örgütsel amaçla çıkmadığını, İstanbul Harp Akademilerinde Eylül 2014 ile Şubat 2015 tarihleri arasında Komutanlık ve Karargah Subaylığı kursuna katıldığını,....ve A.....ın da kursa katıldıklarını, Harp Akademisinin kurs zamanı dahilinde Makedonya ve Kosova'ya gezi düzenlediğini bunla ilgili çıkış yaptıklarını, ....ve ..... da aynı tarihlerde yine Harp Akademisinde Silahlı Kuvvetler Yüksek Sevk ve İdare Kursuna katıldıklarını ifade ederek atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuş ise de; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.05.2018 tarihli yazısı ekinde ... Bektaş'ın 01.09.2016 tarihli kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesini doğrular nitelikte sanık ... ile birlikte konakladıkları Nevşehir Asos Termal Deluxe Hotel’e 20.09.2013 tarihinde örgütün mahrem hizmet yapılanmasında imam olarak yer aldıkları belirtilen ..... isimli şahıslarla aynı tarihte otele giriş ve çıkış yaptıkları ayrıca .....ş'ında otele giriş yapması ile toplantı yaptıkları, bu toplantılara katılan ve MİT görevlerini önceden de tanıyan, ... tarafından örgüt imamı ...'nin talimatı doğrultusunda örgütsel bir organizasyona mutad adli soruşturma görüntüsü verilmek için usulen yapılan ihbardan önce sanık ... ile daha önce Nevşehir'de imamlarla yapılan toplantıda beraber olan sanık ...'ın görev yerini değiştirerek olay yerine yolladığı anlaşılan sanık ...'ın Adana Cumhuriyet Bassavcılığının "03.03.2015" tarihli ve 912 sayılı yazısı ile alınan HTS kayıtlarından "*** *** ****" numaralı hattından 01.01.2014 tarihinde "5058....Aradı 5054... 01.01.2014 00:32:12 15 sn. O.... 50... Arandı 505....01.01.2014 09:57:57 17 sn. ORHAN SAHIN 5324... Aradı 5054....01.01.2014 11:08:30 87 sn. ... 5058... Arandı 5054.... 01.01.2014 11:18:25 22 sn. .. 532.... Arandı 505... 01.01.2014 11:53:32 33 sn. ... 5058.... Arandı 5054....01.01.2014 12:02:14 25 sn. .. 5324... Aradı 505... 01.01.2014 12:16:29 1 sn. ... 532....randı 505.... 01.01.2014 12:16:56 14 sn. ... 505...Aradı 505... 01.01.2014 12:56:30 16 sn. ..... 532.. Arandı 505... 01.01.2014 13:02:23 27 sn. ... 505..Arandı 5054... 01.01.2014 13:13:31 13 sn. .. 5324....Arandı 5054... 01.01.2014 15:34:43 41 sn. ..." şeklinde yoğun görüşmelerinin bulunduğu, MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden aracın Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğünde görev yapan ... tarafından ihbardan kısa bir süre sonra durdurulduğu, yapılan kimlik kontrolünde ilgililerin MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmeleri üzerine adı geçen polis memuru tarafından serbest bırakıldıkları ve durumdan Hatay Trafik Şube Müdürlüğünün haberdar edildiği, Hatay Trafik Şube Müdürlüğünde görevlileri tarafından da Hatay Jandarma 156 harekat merkezine konu hakkında saat 16.47’de bilgi aktarıldığı, sanık ... ve ... ile birlikte olay yerine gittiği, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı tarafından düzenlenen 01.01.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağından ve Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığınca 01.01.2014 saat 20.45'te düzenlenen olay tutanağından da açıkça anlaşıldığı üzere; MİT mensuplarının resmi kimliklerini göstererek kendilerinin MİT mensubu olduğunu, devletin yetkili makamlarınca verilen bir görevi ifa ettiklerini, MİT Kanunu'nun 26. maddesi gereğince Başbakanlık Makamı'ndan izin alınmaksızın araçlarda arama yapılamayacağını aksi taktirde jandarma olarak suç işlemiş olacaklarını belirttikleri ancak sanığın olay yerinde arama için sanık ... ve diğer sanık savunmalarına, ... ile X kodlu tanık beyanlarına göre sanık ...'ın gelmesinden sonra da Tem Şube Müdürlüğü polislerinin olay yerinden ayrılmalarına rağmen 2937 sayılı Kanun kapsamını ve faaliyeti açık ve net olarak hatırlatmasına ve MİT'in yapısı da dikkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilcek durumda olmasına rağmen sanık ...'ın olay yerinden ayrılmayarak hareket eden TIR'ı durdurmak amacı ile talimat veren ve TIR'ı takibe almak suretiyle eyleme ısrarla devam ettiği, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan ve birleşen kamu davasının soruşturması kapsamında toplanan delillerden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanmasına yönelik başlatılan soruşturmanın dayanağı olan delil niteliğindeki listede sanığın da bulunuyor olduğunun, bu listeden ve yapılan araştırmalardan sanığın örgütün jandarma mahrem hizmetler yapılanmasında görev aldığının, örgütsel faaliyetlerinde kendisi adına kayıtlı "505....." numaralı GSM hattının yanında başka bir kimse adına kayıtlı "536....." numaralı GSM hattını kullandığının tespit edildiği, bu tespitlerle paralel olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/120206 sayılı soruşturması üzerinden yürütülüp, düzenlenen iddianameyle İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açıldıktan sonra verilen yetkisizlik kararıyla son olarak Adana 13.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/161 esas sayısına kayden görülmekte olan ve delil olarak değerlendirilmek üzere tüm içeriği ve delilleriyle birlikte dosya içerisine getirtilen dava dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'ın, davanın soruşturması kapsamında; etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği ifadeleri içeriğine alınan başka soruşturmaların şüphelisi ... Bektaş'ın ve açılan davanın soruşturması aşamasında şüpheli olan .....in anlatımlarıyla soruşturma sırasında elde edilen diğer delillerden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması kapsamında Adana - Hatay - Mersin - Osmaniye'de görev yapan örgüt üyesi jandarma personellerinden sorumlu müdür statüsündeki imamı olduğu belirlenen ... kod adlı ... ve ona bağlı Hatay ilindeki subaylardan sorumlu öğretmen statüsündeki imamı olduğu belirlenen..... ile, bunlar tarafından kendisine sağlanan, Fırat Aslan adına kayıtlı*** *** **** numaralı örgütsel hattı kullanmak suretiyle irtibat sağladığı anlaşılan sanık ...'ın, Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma ve TCK'nın 327 ve 35. maddeleri uyarınca Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, suç üstü hali bulunmadığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından verilen mahkûmiyet kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 9- ... Olay tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 35/1-2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca ezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; 5 yıldır Adana İl Jandarma Komutanlığında İstihbarat Şube Müdürlüğü Asayiş Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Kısım Amirliğinde görev yaptığını, yılbaşı olması nedeniyle tatil olan 01 Ocak 2014 tarihinde Hatay'da devre arkadaşı olan sanık ...'ı ziyaret etmek için yazılı müracaatta bulunarak izin aldığını, eşi yeni doğum yaptığı için götürmediğini, 06 ..... ..... plakalı Toyota Corolla marka gri renkli aracı ile ziyaretine gittiğini, 01 Ocak 2014 tarihinde öğle saatlerinde tahminen saat 12.00-13.00 civarında Hatay merkezde ...'ın evine gittiğini, saat 16.00 sıralarında sanık ...’ı Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Binbaşı olan sanık ...'ın cep telefonundan aradığını ve 1-2 dakika süre görüştüklerini, sanık ...'ın kendisine sanık ...'ın aradığını ve araçla silah taşındığı yönünde ihbar aldıklarını olay yerine gidip kendisinden olayı incelemesini istediğini söylediğini, "Birlikte gidip bir bakalım mı" diye söylemesi üzerine sanığın istihbarat şube müdürlüğüne ait görev aracı ile olay yerine geldiklerini, aracı sanık ...'ın kullandığını, olay yerine giderken sanığın birkaç telefon görüşmesi yaptığını, olay yerinde MİT'çilerin olduğunu, TIR'ın da MİT'e ait olduğunu öğrendiğini, zannederse emin olmamakla birlikte bu görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, emin olmadığını ancak jandarma birimleriyle görüştüğünü düşündüğünü, olay yerine geldiklerinde bir TIR'ın yolun kenarına durdurulduğunu, hem polis hem de jandarma ekiplerinin olay yerinde yerine gelir gelmez sanık ...'ın kendisine "Sen arabayı al Kırıkhan merkezde beni bekle, ben işim bitince geleceğim" dediğini, kendisinin de olay yerine geldiği resmî araçla Kırıkhan ilçe Merkezine giderek araç içerisinde 1-2 saat kadar beklediğini, birkaç kez sanık ... ile telefonla görüştüğünü kendisini aradığı gibi kendisinin de aradığını aynı şekilde sanık ... ile de birkaç kez telefonla görüştüğünü, olay yerine giderken samık ... ile olduğunu sanık ...'ın öğrendiğini, ... ile ...'ın telefon görüşmesinden emin olmamakla birlikte anladığı kadarıyla ...’ın da bilgisi olduğunu anladığını, ...'ın aradığında ...'a birşeyler iletmesini istediğini, kendisinin telefonla ... ile görüşemediğini, bu nedenle yardımcı olmasını söylediğini, ...'dan TIR'ı bölgede tutmalarını, gerekirse arama kararı talebinde bulunmalarını söylemesini istediğini, sanık ...'a olay yerinde olmadığınıı ancak ulaştığında bu talimatlarını ileteceğini belirttiğini bir defasında olay yerini sorduğunu ancak kendisinin bilmediğini ...'a sorması gerektiğini belirttiğini, ... ile yaklaşık 5 yıldır Adana’da birlikte çalışması nedeni ile belli ölçüde samimiyetinin olduğunu, 1,5-2 saat araç içerisinde bekledikten sonra sanık ...'ın işlerinin uzayacağını Hatay il merkezine dönmesini söylemesi üzerine Hatay'a döndüğünü, saat 18.00-19.00 sıralarında merkeze geçtiğini, aracı ...'ın evinin önüne bırakıp kendi aracı ile yakın bir yerde bulunan lokantada yemek yediğini, 1-2 saat sonra da sanık ...'ın geldiğini, geceyi evde geçirdiklerini, ertesi gün öğleden sonra ... işe giderken kendisinin de evine döndüğünü, o günde izinli olduğunu, ailesi ile de ...'ın evinde yatılı kaldığı zamanların da olduğunu, 22.12.2013 ile 28.12.2013 tarihleri arasında Kurmaylık sınavı 16-21 Aralık 2013 tarihlerinde de Ankara'da istihbarat sınavında bulunduğunu, 15 Aralık'ta eşi doğum yaptığı için 18 Aralık'ta 2 günlüğüne çocuğunu görmek için Adana'ya gittiğini sonra tekrar Ankara'ya döndüğünü, sanık ...'i tanıdığını kendisinin olmadığı zamanlarda yerine vekaleten baktığını, sanık ... Gencer'i tanıdığını, Asayiş Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele biriminde görev yaptığını, sanık ...'yi tanımadığını, sanık ...'nin Asayiş Tim Komutanı olduğunu, sanık ...'ı tanımadığını ancak Uzman Jandarma..... olan birisini tanıdığını, ...'yı tanıdığını önceden Çukurova İstihbarat kısmında çalıştığını süreçte ... ile herhangi bir görüşmesinin olmadığını, sanık ...'yü tanıdığını, ...'i tanımadığını, .....yu da tanımadığını, sanık ... ve ailesi ile birlikte Nevşehir ili Kozaklı ilçesinde tatil yaptıklarını, mahrem imam denilen kişileri tanımadığını, belirtilen otelde herhangi bir toplantı yapılmadığını, bu konuda herhangi bir delilinde ortaya konmadığını, ... Bektaş'ın da ifadesinde sadece ...'yi tanıdığını ve toplantı yapılmadığını beyan ettiği, ... .....'in ifadesinde ise; subaylar ile tek konuşulduğunun belirtildiği, bu kapsamda mahrem imam olduğu belirtilen kişiler ile toplantı yapmasının da örgütün görüşme mantığına istinaden ters bir iddia olduğunu tatil yapmak amacıyla kaldığı otelde bulunan kişiler ile toplantı yaptığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, kendisinin olay yerinde bulunmadığı hususunu MİT'çi beyanıyla ortaya çıktığı, yine iddia kapsamında ... ile birlikte ...'e ihbarı yaptırdığı iddia edilmiş ise de, sonradan ortaya çıkan tanık ifadesi ile de bu hususun gerçeği yansıtmadığının süreçte ortaya çıktığını ifade ederek atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuş ise de; Sanıklar ..., ... ve ...'a ilişkin kabul kısmında da anlatıldığı üzere; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.05.2018 tarihli yazısı ekinde ......ş'ın 01.09.2016 tarihli kollukta müdafii huzurunda alınan ifadesini doğrular nitelikte sanık ...'in sanık ... birlikte konakladıkları Nevşehir Asos Termal Deluxe Hotel’e 20.09.2013 tarihinde örgütün mahrem hizmet yapılanmasında imam olarak yer aldıkları belirtilen .... isimli şahıslarla aynı tarihte otele giriş ve çıkış yaptıkları ayrıca....'ında otele giriş yapması ile toplantı yaptıkları, konakladığı otellerden, Nevşehir İli Kozaklı İlçesi Termalya Otel’de 09.12.2011 - 11.12.2011 tarih aralığında otele giriş yapmasının ardından yaklaşık 2 saat sonra .....nin de otele giriş yaptığı, ....’ın da otele giriş kaydının bulunduğu ve yine ...'ın "..." kod adlı "....." nin talimatı ile ihbarı kendisinin yaptığını, PKK'ya silah gidecek dediğin, olaydan önce Kozaklı'da otelde sanık ... ile ...'yi "Konuşurlarken gördüm ama konuşulanları duymadım" şeklindeki beyanı ile sanıklar ... ve ... ile ilgili Birleşen Dosyada 01.08.2016 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde 27.07.2016 tarihinde "***********" numaralı telefon hattına yapılan ihbarın değerlendirilmesi sonucu elde edilen isim listesi, MİT Müsteşarlığından alınan ilgi (b) yazı ile "FETÖ/PDY’nin illegal kanadında mahrem hizmetler olarak adlandırılan yapılanma bünyesinde faaliyet gösteren aralarında asker, öğretmen, doktor, işadamı gibi çeşitli meslek gruplarından olan 228 şahsa ait T.C. kimlik numaraları, şahıslara ait bilgiler ile operasyonel ve şahsi GSM hatlarının bulunduğu liste" ile örtüştüğü, FETÖ/PDY mensupları arasında yaygın biçimde kullanılan operasyonel hat olarak 28.07.2012 - 10.02.2013 tarihleri arasında ..... adına kayıtlı 537....numaralı hattı, 16.02.2013 - 01.01.2014 tarihleri arasında... GİTGEL adına kayıtlı 534..... numaralı hattı kullandığı yönünde tespitler bulunan, hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığında dair kararda, örgütün mahrem yapısında görev aldığı, 505....., 537....ve 53... numaralı telefonları kullandığı, 01.01.2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan'da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayında; 01.01.2014 tarihinde saat 15.29.57’de Antakya Köprübaşı (Limanburger ve Özsüt yakını, eski Hatay künefe binası yanı) künefeciler meydanındaki 215 57 70 numaralı telefon kulübesinden adını ... olarak belirten bir şahsın Hatay 156 Jandarma İmdat İhbar Merkezini arayarak, ihbarda bulunduğu Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına ihbarın bildirilmesi üzerine Jandarma Uzman Çavuş ... ....e Jandarma Uzman Çavuş .... tarafından ihbar tutanağı düzenlendiği, ihbar merkezi görevlileri... ve ....düzenlenen ihbar kayıt formunda ihbarın saat 15:38'de "155" polis imdat hattına, saat 15.40'da Jandarma İstihbarat Şube Müdürü sanık ...'a, saat 15.42'de Jandarma Asayiş Şube Müdürüne, saat 15.44'te İl Jandarma Komutan Yardımcısına, saat 15.46'da İl Jandarma Komutanına, saat 15.48'de Jandarma KOM Şube Müdürüne, saat 15.50'de Reyhanlı İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.54'de Kumlu İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.56'da Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanına, saat 15.58'de Antakya İlçe Jandarma Komutanına, saat 16.00'da Topboğazı ve Güzelce Jandarma Karakol Komutanlığına bildirildiği "***********" numaralı hat sahibi olan sanık ...'in 31.12.2013 ve 01.01.2014 tarihleri arasında HTS kayıtlarında aynen; "505... Aradı 505.... 31.12.2013 11:33:7 sn. ... 054... Aradı 505... 31.12.2013 11:33: 7 sn. ... 505... Arandı 505..... 31.12.2013 12:24:;43 sn.... 505....Aradı 505.... 31.12.2013 12:40: 12 sn.... 505.... Aradı 505... 31.12.2013 12:40: 12sn. ...*** *** **** Arandı 505..... 31.12.2013 14:39: 14 sn. ... 530..... Arandı 505...31.12.2013 14:40: 11 sn. ... 530... Mesaj attı 505...5 31.12.2013 16:27: 0 sn.... 303... Mesaj attı 505...2.2013 16:27: 0 sn.... 505... Aradı 505.. 31.12.2013 16:45::32 sn.... 534... Aradı 505.. 31.12.2013 17:26:18 sn. ... 506... Arandı 505...5 31.12.2013 17:29:117 sn. ... 505... Aradı 505..31.12.2013 18:08: 29 sn.... 505... Aradı 505.. 31.12.2013 18:36::2 sn. ... 505... Arandı 505.. 31.12.2013 18:37: 33 sn.... 505... Arandı 505..31.12.2013 18:53:17 sn.... 505... Aradı 505...31.12.2013 18:57:'48 sn. ... 505... Aradı 505... 31.12.2013 18:57.'48 sn. ... 505...Arandı 505.. 31.12.2013 18:59:12 sn. ... 505... Arandı 505.. 31.12.2013 18:59: 12 sn. ... 506... Aradı 505.. 31.12.2013 19:32:122 sn.. 505... Aradı 505.. 31.12.201322:05:44 sn. ... 505.... Aradı 505...31.12.2013 22:05: 44 sn. ... 50.. Arandı*** *** **** 31.12.2013 23:13:179 sn. 505.. Arandı 505..... 01.01.2014 00:13: 45 sn. . 505.. Arandı 505...01.01.2014 00:32: 15 sn. ... . 505.. Arandı 505..01.01.2014 00:32: 15 sn. .... 505.. Arandı 505.01.01.2014 00:35:' 101 sn. . 505.. Arandı 505.0101.2014 00:37: 15 sn. . 50.. Arandı 505..01012014 00:55:41 sn. . 505.. Arandı 505..5 01.01.2014 01:19:: 13 sn. 505.. Arandı 50.. 01.012014 01:19: 67 sn.. 505.. Arandı 505... 01.01.2014 01:28: 31 sn. . 50...6 Aradı 505.. 01.01.2014 09:57: 17 sn. ... 505.. Aradı 505..01.01.2014 09:57: 17 sn. ... 054... Aradı 50..01.01.2014 11:18: 22 sn. ... 505..Aradı 505.. 01.01.2014 11:18:;22 sn. ... 505.. Aradı 505.. 01.01.2014 12:02: 24 sn. ... 505..Aradı 505...01.01.2014 12:02: 24 sn. ... 505.. Arandı 505.... 01.01.2014 12:56:17 sn .... 505.. Arandı 505.... 01.01.2014 12:56::17 sn. ... 50..Aradı 505.. 01.01.2014 13:13:13 sn. ... 505.. Arandı 505.. 01.01.2014 14:19:70 sn. ..... 505..Aradı 505. 01.01.2014 14:25:104 sn. ... 505..Aradı 50.... 01.01.2014 14:28: 93 sn... 532... Aradı 505...5 01.01.2014 15:53:49 sn ... 532.. Arandı 50...45 01.01.2014 16:12: 66 sn... 532.. Arandı 505...5 01.01.2014 16:22:25 sn. .. 532... Arandı 50... 01.01.2014 16:37:37 sn. .. 505.. Arandı 505..01.01.2014 16:40: 45 sn. ... 505.. Aradı 5058...01.01.2014 16:42:61 sn. ... 505.. Arandı 5058... 01.01.2014 16:46:52 sn..... 50..Arandı 505... 01.01.2014 17:08: 36 sn.... 505.. Arandı 50... 01.01.2014 17:19: 36 sn. ... 505..Arandı 505...01.01.2014 17:27: 52 sn. ... 505..Arandı 505...01.01.2014 17:46: 74 sn. ... 532.. Aradı 505... 01.01.2014 17:51: 32 sn. . 5054.. Arandı 505... 01.01.2014 18:05: 22 sn. ... 5064..Aradı 505... 01.01.201418:11:'34 sn.. 5325.. Aradı 505... 01.01.2014 18:24:'24 sn. .. 5054.. Arandı 50... 01.01.2014 18:25: 32 sn ... 505.. Arandı 505... 01.01.2014 18:39: 38 sn.... 50... Arandı 505....01.01.2014 18:59:.56 sn. ... 505.... Arandı 505... 01.01.2014 19:23: 3 sn. ... 505..Arandı 505.. 0101.2014 19:41:'73 sn. ... 505..Aradı 505.. 0101.2014 20:27: 39 sn. ... 5052...Arandı 505.. 01012014 20:28: 29 sn. ... 50..6 Arandı 505.. 01012014 20:34:40 sn.... 505..Aradı 505..01.012014 20:46: 7 sn. ... 505.. Arandı 505..5 01012014 21.03:446 sn. ... 505..505..01012014 2106: 30 sn. ... 505..505.. 01012014 21:10: 31 sn. ... 505... Arandı 505..01.01.2014 21:11:20 sn. ... 505..6 Aradı 505..01012014 2113:47 sn. ... 505..9 Arandı 505..0101.2014 2154:70 sn. ... 505.. Arandı 50.. 01012014 22:02:425 sn. ... 505..Arandı 505.. 01012014 22:09:401 sn. ... 532..Aradı 505.. 01.01.2014 22:12:ı112 sn. AZİZ ... 505..Arandı 50.. 0101.2014 22:25: 49 sn. ... 505.. Aradı 505.. 01012014 22:39:409 sn. ... 505..Arandı 505..01012014 23:00:26 sn. ... 505..Arandı 50.. 01.01.2014 23:09:425 sn. ... 505...Arandı 505.... 01012014 23:30:.38 sn. ..." şeklinde özellikle olay anında da yoğun görüşmelerinin bulunduğu, Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olan sanık ...'in, MİT'e ait TIR'ın durdurulduğu 01.01.2014 tarihinde Adana'dan Hatay'a giderek sanık ... ile görüştüğü ve sanığın evinde kaldığı, ilk andan itibaren, TIR'ın MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu ve faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına, rağmen olay tarihinde sözde ihbar öncesinde 31.12.2013 tarihinde saat 14.39'da 14 saniye, saat 18.53'te 16 saniye; 01.01.2014 tarihinde ihbardan önce saat 00.55'te 41 saniye, saat 01.19'da 66 saniye, saat 01.28'de 31 saniye, saat 14.25'te 104 saniye, saat 14.28'de 93 saniye, görüşmeleri sanık ... ile görüşmeleri olan sanık ...'le MİT'e ait TIR'ın durdurulduğu 01.01.2014 tarihinde sanık ...'ın buluştukları, olaydan önce sanığın evinde kalan ...'in olayı da sanıkla birlikte yakından takip ettiği ve böylece sanıklar ...., ... ve ... ile sürekli görüşerek, savcılar ile olay yerindeki ... arasındaki irtibat ve koordinasyonu sağlayan, arama talebinin gönderilmesi için sanık ...'in telefonunu ...'a veren, bu surette arama teşebbüsü sırasında olay yerinde olmasa da örgütsel organizasyon içinde yer alı bu şekilde örgütsel organizasyon içinde yer alıp sözde arama ve el koyma işlemine/fiilin icrasına müşterek fail olarak katılan sanığın; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma ve TCK'nın 327 ve 35. maddeleri uyarınca Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçundan verilen mahkûmiyet kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 10- ... Olay tarihinde Kırıkhan Başsavcısı olan sanık hakkında İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2015 tarihli ve 3147 sayılı iddianame ile Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 327/1 ve 329/1. maddeleri uyarınca; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığnın 11.07.2017 tarihli ve 23890 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 58/9 ve 53/1. maddeleri uyarınca; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 11.04.2017 tarihli ve 11988 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 58/9, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; 01.01.2014 tarihinde akşam sularında ikametinde bulunduğu sırada, nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan ...'ın jandarmaya ihbar geldiğini, ihbarda silah kaçakçılığı suçu kapsamında Kırıkhan - Reyhanlı üzerinde bir TIR'ın silah yüklü olduğunu, TIR ile birlikte yakalanan şahısların kendilerini Milli İstihbarat Teşkilatı görevlisi olduklarını iddia ettiklerini, ne yapılması gerektiğini sorması üzerine hukuken ne gerekiyorsa onu yapması gerektiğini, arama kararı verilebileceğini söylediğini, bu sırada Kırıkhan Jandarma Bölük Komutanı sanık ...'ın kendisini arayarak olayla ilgili bilgi verdiğini, kendisine nöbetçi savcıdan verilecek talimatlara göre hareket edilmesi gerektiğini söylediğini, sanık ... ve tanık... ile yaptığı telefon görüşmelerinde kendilerini MİT personeli olarak tanıtan şahıslar hakkında MİT kanunundaki özel düzenlemeler nedeniyle gözaltı işleminin yapılmaması gerektiğini söylediğini, görüşmeden bir kaç dakika sonra Hatay Cumhuriyet Başsavcısı ...'ın arayarak ihbarın kendilerine de ulaştığını belirterek durum hakkında bilgi istemesi üzerine, kendisine ihbara yeni vakıf olduğunu, detayları hakkında henüz bir şey bilmediğini, bununla ilgili kollukla görüşmelerin devam ettiğini söylediğini, ...'ın şahısların MİT görevlileri olduğunun kesinlik kazanması hâlinde kolluk tarafından kimlik tespiti yapıldıktan sonra görevlilerin serbest bırakılmalarını söylediğini, ilerleyen dakikalarda sanık ... ve tanık... ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinde olayda yakalanan şahısların dört ya da beş kişi oldukları ayrıca bu şahısların kimlik ibraz etmemelerini de değerlendirerek olayın örgütlü bir suç kapsamında kalabileceği ihtimaline binaen Adana TMK'nın mülga 10. maddesiyle yetkili nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile irtibata geçmelerini, nöbetçi TMK savcısının da telefonunun öğrenilerek bildirilmesini söylediğini, bu görüşmeden bir müddet sonra ...'ın arayarak Adana TMK Cumhuriyet savcılığını bilgilendirdiklerini, nöbetçi savcı beyin olayla ilgileneceğini söyleyerek Cumhuriyet savcısının adını ve telefon numarasını verdiğini, bunun üzerine hemen nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan sanık ... Sişman’ı arayarak durum hakkında kendisine bilgi verdiğini, sanığın da telefonda kolluğun kendisine bilgi verdiğini, olayla ilgilenmeye başladıklarını, arama kararını kendilerinin vereceğini söylemesi üzerine kendisine Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığı olarak soruşturmayı kendilerine devrettiklerini, nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından verilen arama kararını uygulamayacaklarını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın "Tamam" dediğini, tanık ...'ı arayarak sanık ... ile görüştüğünü, kendisinin görevli ve yetkili savcılığın Adana Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunu, arama kararını kendilerinin vereceğini söylediğini bu nedenle verilen arama kararını uygulanmamasını söylediğini ancak bu aşamada tanık ...'ın yazılı arama evrakını tamamlamış olup olmadığını hatırlamadığını, telefonu kapattıktan sonra Hatay Cumhuriyet Başsavcısı ...'ın kendisini araması üzerine konu hakkında bilgi verdiğini, kendisine "Biz hiç bir şeye karışmayalım. O zaman TMK savcılığı nasıl hareket ederse etsin." dediğini, kendisinin de tamam dediğini, akabinde sanık ...'ın tekrar kendisini arayarak arama kararını yazıp faksla ileteceğini, olayın ehemmiyetine binaen kendisi ve nöbetçi savcının aramaya iştirak etmesini istediğini, bunun üzerine tanık ...'a giderek durumu anlattığını, tanığın misafirlerinin olduğunu, bu nedenle aramaya iştirak etmesini istediğini, lojmandan çıktıktan sonra nöbetçi savcının arama işlemine iştirak etmesinin daha doğru olacağını ve tanık ...'ın da iki ay önce kuradan yeni atanmış olması nedeniyle yanında bulunmasının daha doğru olacağını düşünerek tanığı telefonla arayarak aramaya birlikte iştirak etmelerinin hukuken daha doğru olacağını söylediğini, tanığın da "Tamam" dediğini, ...'ın şahsına ait aracı ile olay yerine hareket ettiklerini, yolda Kırıkhan Adliyesinde zabıt kâtibi olarak görev yapan Savaş Tunç'u da alarak olay yerine gittiklerini, olay yerine hatırladığı kadarıyla saat 17.30 - 18.00 sıralarında intikal ettiklerini, olay yerinin Kırıkhan-Reyhanlı yolunun 5-6. km'sinde olduğu, yol kenarında yeteri kadar jandarma aracı ve personeli bulunduğu, ihbarda adı geçen bir adet TIR ile TIR'a takılı brandalı dorsenin olduğu ayrıca telefonda tarafına bildirilmeyen TIR'ın önünde bir adet Fiat Linea Marka aracın Kırıkhan istikametine doğru park hâlinde olduklarını gördüğünü, olay yerinde durdurulan araçların plakalarını hatırlamadığını ancak TIR'ın ya da dorsenin plakasının 06 ile başladığını, olay yerinde sanık ...'ın kendisini karşıladığını, kendisi ile kısa bir süre görüştükten sonra TIR ile birlikte yakalanan ve olay yerinde bulunan şüpheli şahısların yanına gittiğini, şahısların beş kişi ve sivil kıyafetli olduğunu, kendilerinin MİT görevlisi olduklarını söylediklerini, Kırıkhan jandarma görevlilerine şahısların kimlik ibraz edip etmediklerini sorduğunda, jandarma personeli olan görevli arkadaşların şahısların kendilerine herhangi bir kimlik ibraz etmediklerini, MİT personeli olduklarını şifahen bildirdiklerini söylemeleri üzerine, bu sefer yakalanan şahıslara dönerek, "Kimlik ibraz etmeden ben sizin MİT personeli olduğunuzu nerden bilebilirim, kimlik ibraz etmediğiniz takdirde normal soruşturma prosedürünü uygulamak zorunda kalacağım." dediğini, Jandarma personelinden şahısların kimlik ibrazını tutanağa geçirmelerini istediği sırada MİT personeli olduğunu iddia eden şahısların "Başsavcım açık kimlik bilgilerimizin tutanağa geçirilmesi sıkıntı oluşturabilir, tutanağı açık kimlik bilgileri olmadan tutulabilir mi?" demeleri üzerine "Olur" dediğini, Jandarma personeline o şekilde tutanak tutmalarını söylediğini, daha sonra olay yerinde bulunan herkese olayla ilgili görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının Adana Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunu, nöbetçi Adana Cumhuriyet savcısının arama kararı gelinceye kadar herkesin beklemesi gerektiğini söylediğini ayrıca sanık ...’a olay yerinde gerekli güvenlik önlemini almasını, ortamın karanlık olması nedeniyle yapılacak arama sırasında gerekli ışıklandırma sisteminin kurulması talimatını verdiğini, bu arada kendisini Hatay Cumhuriyet Başsavcısı ...'ın aradığını olaya karışmamaları gerektiğini söylediğini, kendisi de Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talimat verildiğini, talimata göre hareket etmeleri gerektiğini söylediğini, bir süre sonra Adana Cumhuriyet Başsavcılığının arama kararının faks yoluyla ulaştığını, kararı alıp okuduktan sonra sanık ...’a aramaya başlamaları talimatını verdiğini, Jandarma personeli alınan talimat uyarınca arama kararını icra edecekleri sırada MİT personeli olduklarını iddia eden şahısların yanına gelerek TIR'da bulunan eşyaların Devlet sırrı mahiyetinde olduğunu ve arama yapılamayacağını söylediklerini ancak TIR'daki malzemelerin devlet sırrı olduğuna dair yazılı bir belge ibraz etmediklerini, bunun üzerine hemen sanık ...'ı arayarak durumu kendisine ilettiğini, sanık ...'ın kendisine arama kararının yerine getirilmesi gerektiğini, arama yapıldıktan sonra suç ya da suç unsuru delil elde edildiği takdirde bunlara el konulmasını sözlü olarak ilettiğini, kendisinin de telefonu kapattıktan sonra olay yerinde bulunanlara arama talimatının kesinlikle yerine getirilmesi gerektiğini söylemesi üzerine birden ortamın hareketlendiğini, yakalanan şahısların agresif tavırlar sergilemeye, aramaya engel olacak nitelikte tutum ve davranışlar sergilemeye başladıklarını, bu durumun sıkıntı yaratabileceğini, çatışmaya varacak kadar istenmeyen neticeler doğurabileceği kanaatine vararak, bu kanaatinde özellikle olay yerinde sanık ... ile yapmış olduğu görüşmeler sırasında sanık ...’ın aracın durdurulup olay yerine gelmelerine kadarki süreçte yaşanan olaylardan bir kaç kesit anlatmasının etkili olduğunu, özellikle olay yerine intikal etmeden önce yakalanan şüpheli şahısların jandarma personeli ile pazarlığa girişmek istedikleri, bu doğrultuda şüpheli şahısların jandarma personeline yakalanan dorsenin boş bir dorse ile değiştirilmesi talebinde bulundukları, personelin bunu kabul etmemeleri üzerine şüpheli şahısların "Ne yani çatışalım mı" dedikleri şeklinde bir kısım hadiselerin meydana geldiğini anlattığını, tekrar sanık ...'ı aradığını ortamın çok gergin olduğunu çatışma ihtimali olduğunu, Adana ve Kırıkhan arası mesafenin yaklaşık iki saat olduğu bu nedenle gelebilirse kendisinin gelip bizzat aramaya iştirak etmesini söylediğini, ...'ın, "Bir kaç dakika bekle ben sana döneceğim." dediğini, biraz sonra sanık ... kendisini tekrar arayarak olay yerine geleceğini ancak araç etrafında gerekli güvenlik önlemlerini artırılması ve aracın hiçbir suretle olay yerinden hareket ettirilmemesi talimatını verdiğini, bunun üzerine gerekli talimatı şüpheli şahıslara ve jandarma personeline ilettiğini, buna istinaden ...’ı beklemeye başladıklarını, bekleme sırasında gerek ...’ın gerekse şüpheli şahısların yoğun telefon görüşmelerine tanık olduğunu, Başsavcı ...'ın devamlı suretle arayarak kendisine olay yerinden ayrılması gerektiğini söylediğini, kendisine her defasında sanık ...’ın olay yerine gelmesine müteakip olay yerinden ayrılacağını söylediğini, bu sırada sanık ...’ı cep telefonuyla devamlı suretle birileri arayarak baskı oluşturmaya çalıştıklarını ancak bu arayan şahısların kim olduklarını bilmediğini sadece arayanlardan bir tanesinin Hatay İl Alay Komutanı ... olduğunu bildiğini, ... Albayın Yüzbaşı ... 'dan devamlı bilgi aldığını, aramaların bir tanesinde olay yerinden ayrılması gerektiğini söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın ne yapayım der manasında kendisine bir işaret yaptığını, bu işlemin adli işlem olduğunu, bu nedenle görev ve yetkinin tamamen savcılıkta olduğunu, idari bir eylem niteliğinde olmadığını, talimatların aksine hareket edilmesi hâlinde ilgililer hakkında yasal işlem yapacağını, bu sebeple adli soruşturmayla ilgisi olmayan şahısların soruşturmaya müdahale etmemelerini söylediğini, sanık ...'ın telefonla ...'a tekrar dönerek bu işlemin adli bir işlem olduğuna inandığını, bu nedenle savcılığın talimatına göre hareket edeceğini söylediğini, bu sırada Kırıkhan Kaymakamı ... Uyumaz arayarak durum hakkında bilgi almak istediğini, jandarma personelinin olay yerinden ayrılması için valinin kendisine yazılı talimat yazması emrini verdiğini, nasıl hareket etmesi gerektiğini sorması üzerine kendisine olayın adli işlem niteliğinde olduğunu, böyle bir yazılı talimat yazması hâlinde hukuki açıdan sorumluluk doğurabileceğini, bu işe karışmaması gerektiğini söylediğini, bu esnada cep telefonundan Başsavcı ... kendisini arayarak olay yerinden uzaklaşmasını, biraz sonra olay yerinin karışacağını söylediğini, kendisi de talimat ve görevi gereğince sanık ... gelene kadar olay yerinden ayrılamayacağını söylediğini, şüpheli şahısları yanına çağırarak kendilerine MİT Kanunu'nun 26. maddesi hükmü gereğince soruşturma iznine tabi olmaları nedeniyle herhangi bir soruşturma işlemine tabi kılmayacağını ancak hukuken TIR'da arama yapılması gerektiğinden TIR'ın serbest bırakılmasının mümkün olmayacağını söylemesi üzerine şüpheli şahısların telefonla birileri ile görüştükten sonra yanına tekrar gelerek olay yerinden ayrılmayacaklarını söylediklerini, beş on dakika sonra Hatay Valiliğin yazılı talimat yazdığı haberi üzerine şüpheli şahıslarda bir hareketlenme başladığını, saat 21.00'e doğru Kırıkhan Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Muhammet Bey'in kaymakamlığa ait makam aracı ile olay yerine elinde bir zarfla geldiğini, "Sayın Başsavcım ben sadece ilgili yazıyı tebliğ etmekle görevlendirildim." dediğini ve elinde bulunan zarfı sanık ...’a verdiğini, tebliğ tebellüğ işlemlerini yaptığı sırada birden şüpheli şahısların "Valiliğin yazılı talimatı geldiğini, herkes araçlara çağrısı yaparak suça konu tıra ve eskorttuk yapan fiat marka araca yöneldiklerini, Yüzbaşı ... ile birlikte zarfı açıp içeriğine baktığında Vali ... tarafından Kırıkhan Kaymakamlığına faks ile gönderilen yazı içeriğinde, MİT kanunu uyarınca şahısların serbest bırakılmaları talimatının yer aldığını, bu sırada Yüzbaşı ... 'ın şüpheli şahıslara "Yazıda tırların serbest bırakılmaları talimatı yer almıyor. Sadece şahısların serbest bırakılmaları talimatı var. Bu talimatı Yaşar Başsavcım zaten vermişti." demesine rağmen şüpheli şahıslar verilen talimatlara aykırı olarak suça konu araçlara binmek için araçların bulunduğu yere yöneldikleri sırada kendilerine "Talimatlara aykırı hareket etmeyin aksi hâlde sorumluluktan kurtulamazsınız, bunun hesabını veremezsiniz." dediğini ancak şüpheli şahısların talimatları dinlemediklerini bu durum karşısında "Benim talimatlarıma uygun hareket etme mecburiyetiniz var, herkes bu devletin kölesidir hepimiz devletin kölesiyiz, yüzbaşım çabuk durdurun şu araçları" şeklinde bağırdığını, bunun üzerine şüpheli şahısların üzerine doğru yürüyerek "Bize böyle diyemezsin" ve benzeri ifadeler kullandıklarını, olay yerinde tek yetkili şahsın savcı olduğuna vurgu yapmak amacıyla o sözleri söylediğini dese de şahısların darp etmek amacıyla üzerine yürümek istediklerini, araya yüzbaşı sanık ...’ın girmesiyle şahısların geri dönüp araçlara binerek Kırıkhan yönüne hareket ettiklerini, sanık ...'ın bu sırada olay yerinde bulunan jandarma personeline geri çekilme talimatı verdiğini, kendisine Anayasaya yasalara karşı gelindiğini, bunun hesabını veremeyeceklerini söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın ekiplerden bir tanesini şüpheli şahısların aracını durdurmaları konusunda görevlendirdiğini, hareket eden şüpheli araçlar ileri bir noktadan geri dönerek Reyhanlı istikametine doğru hareket etmeye devam ettiklerini, bu arada Başsavcı ... kendisini arayarak, yapılan işin sorumluluk doğuracağını ve sorumluluk kabul etmediğini söyleyince, "Tüm sorumluluk bana aittir." şeklinde kendisine cevap verdiğini, beş altı dakika sonra TIR'ın ileride bir noktada tekrar durdurulduğunu söylentisi üzerine ...’a ait araçla TIR'ın durdurulduğu istikamete doğru hareket ettiklerini, yaklaşık 10 km sonra Reyhanlı istikametine doğru bir noktada suça konu TIR'ın durduğunu, şüpheli şahısların olay yerinde olduklarını ancak jandarmadan herhangi bir personelin olay yerinde bulunmadığını, sadece bir kaç polisin olay yerinde olduğunu, sanık ...’ı arayarak nerde olduğunu sorduğunu, on beş yirmi dakikalık yolu kaldığını söylediğini, ... gelene kadar olay yerinde beklediklerini, 15-20 dakika sonra ...'ın geldiğini ve jandarma personelinin nerde olduğunu sorduğunu, Jandarmanın geri çekilme emrine istinaden olay yerinden ayrıldığını söylemesi üzerine olay yerinde bulunan bir kaç kolluk görevlisine jandarma hakkında tutanak tutmaları talimatını verdiğini, sanık ...'ın daha sonra TIR'a doğru yönelerek şüpheli şahıslara arama yapmak için dorsenin açılmasını söylediğini, şüpheli şahıslarında emir aldıklarını bu nedenle TIR'da arama yaptırmayacaklarını söylemeleri üzerine ...'ın polis memurlarına dönerek direnmeleri hâlinde şahıslara zor kullanma talimatı verdiğini, bunun üzerine şüpheli şahısların suça konu TIR'a ait dorsenin arka kısmında bir noktada yan yana dizilerek kenetlenmek suretiyle arama yapılmasına engel olduklarını, sanık ...'ın bu durum üzerine zor kullanma talimatını yinelediğini ancak şüpheli şahısların sayıca fazla oldukları için polis görevlileri pek bir şey yapamadıklarını, bir ara sanık ...'ın kendisinden aracın açılması için çilingir bulmasını istediğini, çilingir bulmak üzere ... ve..... ile olay yerinden ayrılarak Kırıkhan'a geri döndüklerini, Jandarma bölük komutanlığı merkez binasına gittiklerini, bu sırada telefonla arayan sanık ...'ın tutanakla olay yerinden ayrıldıklarını, çilingire gerek kalmadığını söylediğini, daha sonra jandarma binasından ayrılarak adliyeye gidip olayla ilgili tutanak tuttuklarını, saat 23.30'da adliyeden ayrıldıklarını, 0505..... numaralı telefon hattını 2006 yılından beri kullandığını, ByLock kullanmadığını, 17.04.2017 tarihinde Harem otogarında yakalandığını, 24 saat içerisinde yakalamayı çıkaran kovuşturma makamının önüne çıkarılmadığını, FETÖ/PDY ile hiçbir ilgi, alaka, irtibatının olmadığını, ByLock kullanıcılarının ByLock serverına ulaşmaları ve bu yolla haberleşmeleri erişim sağlayıcılar Türk Telekom, Turkcel, Vodafone üzerinden yapıldığını, 5651 sayılı Yasanın 2-e maddesi, 3-d maddesi trafik bilgisini belirtmekte iken 10/03/2014 tarih ve 6552 sayılı Kanunun 126. maddesi ile değiştiğini, değişikliğin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, BTK, MİT, Emniyet İstihbarat, TEM ve KOM kurum ve kuruluşların ByLock kullanım konusunda trafik verileri ile ilgili elde ettiği verilerin hukuka uygun olmayıp yasak delil kapsamında olup savcılıklar ve mahkemelerce kullanılması mümkün olmadığını, MİT tarafından tespit edilen ve delil değeri taşımayan ByLock sunucusu üzerinden tespit edilen IP adresleri olduğunu, Bilgi Teknolojileri Kurumunun Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği 30/03/2016 2017 tarihli cevabi yazıda farklı kullanıcılara aynı IP numarasını tahsis edilebildiği, IP numarasının anlık olarak değişkenlik gösterdiği belirtildiğini, bu yazının ByLock'u tek başına delil kapsamında bir çöp haline getirdiğini, ByLock için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, MİT tespitleri ve raporunun delil olarak kabul edilemeyeceğini, serverın bulunduğu Litvanya ülkesiyle soruşturmayı başlatan Ankara veya başka bir başsavcılık tarafından Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla adli yardımlaşma yapılıp yapılmadığının sorulmasını, ByLock ile ilgili olarak sadece MİTin yazısının olduğunu, 15 Temmuz soruşturması başlar başlamaz Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele İl Emniyet Müdürlüğünün 12/08/2016 tarihli bir yazısında ilgili sayı yazı ile Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/8067 sayılı soruşturmasına kayden FETÖ/PDY terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında aşağıda isimleri yazılı şahısların ByLock erişim programı kullanıp kullanmadığının tespit edilerek bildirilmesi talep edilmekte denildiğini, listede adına rastlanılmadığının belirtildiğini, daha sonradan nasıl olduysa varolduğunu bildirdiğini, bunların ByLock kullanmadığının açıkça delili olduğunu, atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanık ...'nun HSYK Genel Sekreterliğinin 18.01.2017 tarihli Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği yazıya göre; 06.05.2015 tarihinde "@kavalcalanl905" isimli Twitter hesabından; "Hukuk adına mide bulandırıcı isler yapılıyor artık. Haramilik düzeni, yakala susam yakala, tutukla susam tutukla...' , 'Çok şükür! bu devlet battaniye yüklü tırı durdurup arayabilecek geri zekalı bir savcı olarak yetiştirmedi.' şeklinde, 09.05.2015 tarihinde 'Hukuksavar hakimler hukuksever savcıları kurulun emri, bakanın selamıyla tutukladılar. Yaşasın yeni adalet' şeklinde, 20.05.2015 tarihinde...... '@DrSteveneu' twitter kullanıcısına ait 'Safları sıklaştırın, bu kavga diktatöre karşı özgürlük kavgasıdır!' 'Vicdanları ve cüzdanları arasında sıkışan hakimlerinin, imanları ve arabaları arasında sıkışan imamlarının olduğu ülkedir.#Yeni Türkiye#" şeklinde hakimlere yakışmayacak nitelikte siyasiiçerikli paylaşımlarda bulunduğu, 12.08.2016 tarihli "Bylock Kullanıcı Tespiti" konulu, "80538653 -66691.(62395)-16" sayılı Kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şube müdürlüğüne yazılan belgede sanık ...'nun Bylock kaydının bulunamadığının belirtildiği görülmüş ise de 12.02.2017 tarihli Bylock sorgulama tutanağında sanığın 505..... hattından "3526...", "351...." "3575......" IMEI numaralı cihazlar ile 17.08.2014 tarihinde ByLock programına ilk girişinin bulunduğunun tespit edildiği, 12.02.2018 tarihLİ ve 115988 sayılı yazıya göre; ...'nun 9 adet IP ye bağlantısı ile ilgili CGNAT kayıtlarının celp edildiği, sanığın 505..... numaralı hattından 17.08.2014 tarihinde saat 15.09.31 tarihinde sisteme giriş yaptığı, baz yerinin "2060633811 - Opr:Avea(An33811) - Ostim Serhat Mahallesi 1300 Sk Opet Yanı Lamppost Yenımahalle/Ankara," olduğu, en son 17.03.2015 tarihinde saat 00.55.45'de sisteme giriş yaptığı, "......72 - Opr:Avea(As04072) ... ..... Aksaray" adresinden baz verdiği Bylock programına ait olduğu bilinen IP.lerden "46.166.160.137, 46.166.164.177 ve 46.166.164.181" no.lu olanlarına bağlantı gerçekleştirdiğine ilişkin kayıtların bulunması karşısında, sanığın Bylock programına 0505......no.lu GSM hattı üzerinden 3526..., 35l58... ve 357... IMEI no.lu cihazlar ile bağlantı gerçekleştirdiği ve bu suretle sanığın ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğu, tanıklar ....., başka dava dosyasında yargılanan ......... .... sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair anlatımların bulunduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.07.2018 tarihli ve 2018/1553 muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen başka ByLock kullanıcısı örgüt üyelerinin mesaj içeriklerinde diğer örgüt üyelerinin sanık ...'nun bu dosya kapsamındaki yargılama sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundukları, içine düştüğü durumdan kurtarılmasına yönelik çareleri konuştukları, ailesine maddi yardımlarda bulunulduğuna, çocuğunun okul kayıt parasının örgüt üyeleri tarafından karşılandığına delalet eden mesajların yer aldığı, kaçak olduğu dönemde örgüt jargonunda ve bylock yazışmalarında "Gaybubet" olarak geçen durumunun devam edip etmemesiyle "Zekeriya öz gibi gaybubete gerek var mı?" şeklindeki görüşmelerde bu aşamada gerek olmadığının değerlendirildiği, kendisine ve ailesine yapılacak maddi desteğe ilişkin mesajların bulunduğu, mesajlaşan örgüt üyelerinin sanıktan bahsederken "Yaşar abimiz", "Abimiz", "Yaşar abi siz bizim için çok değerlisiniz." şeklinde değerlendirmelerde ve sahiplenme ifadelerinde bulundukları, 01.01.2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan'da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayında ilk andan itibaren, TIR'ın MİT tarafından gerçekleştirilen bir görev kapsamında yük taşımakta olduğu, otomobil içerisinde refakat edenlerin de MİT görevlileri olduğu ve faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına, 2937 sayılı Kanun'un 26.maddesi ile 3713 sayılı TMK'nın mülga 10. maddesi ile kurulan Başsavcılık ve Mahkemelerin görev alanını belirleyen aynı hükmün "b" bendinde yer alan istisna hükmüne, 2937 sayılı Kanun kapsamı ile MİT'in yapısı da dikkate alındığında faaliyetin devlet sırrı niteliğinde olabileceğini mesleki tecrübesi ile de bilebilecek durumda olup buna göre hukuki işlem yapması gerekirken, ihbardan sonra trafik polisi ... tarafından yapılan kimlik kontrolünde TIR'da bulunanların MİT mensubu olduklarını gösteren kimliklerini ibraz etmelerine ve MİT adına Adana Bölge Başkanı Ulvi Canik ile de görüşme yaparak arama yapmak istedikleri TIR'ların MİT tarafından icra edilen bir faaliyetle ilgisini bildiği hâlde, MİT mensuplarının, gerekse Hatay Başsavcısı ... ve diğer yetkililerin uyarılarına rağmen "Sonuçlarına katlanacağını" söyleyip, kullandığı adli yetkinin ve mesleğin gerektirdiği vakar ve soğukkanlılığın ötesinde bir motivasyon ve heyecanla, arama yapılıp yapılmaması arasında tereddüt yaşayan kolluğu da yönlendirmek maksadıyla tartışmaya girdiği MİT mensuplarının alınan beyanlarına göre, "Ben buranın kralıyım, sizlerde benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” diye bağıran, TIR'ları alıkoyan ve ısrarla aramaya çalışan, cep telefonu ile çekim yapan, diğer ilgili kolluk personelinin yetkililerin uyarıları üzerine olay yerinden ayrılmaları nedeniyle arama işlemini gerçekleştiremeyen, böylece işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle tamamlayamadığı anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma ve TCK'nın 327 ve 35. maddeleri uyarınca Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçlarından verilen mahkûmiyet kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 11- ... Suç tarihinde Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli Yüzbaşı olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianame ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... Gencer savunmalarında özetle; 19.01.2014 tarihinde Adana ili sınırları içerisinde durdurulan ve MİT'in görev kapsamında olan TIR'larla ilgili olay tarihinde Ankara İI Jandarma istihbarat Şube müdürlüğü Kısım Amiri olduğunu, bir uyuşturucu madde kaçakçılığı olayı ile ilgili olarak mahkeme kararına istinaden önleme dinlemesi yapılmakta olduğunu, emrindeki görevli Astsubay olan sanık ... ve diğer persolellerin bu dinlemeyi yaptığını, bu dinlemeler devam ederken 18.01.2014 tarihinde Cumartesi günü, saat 18.00-19.00 sularında sanık ...'in kendisiyle alayda görüşmek istediğini söylemesi üzerine alaya gittiğini, nizamiyede ayaküstü görüştüğünü, yanında eşi ve çocuğunun olduğunu, sanık ...'nin haklarında önleme dinlemesi yaptığı şahısların birbirleriyle gece saat 24.00'de buluşmaktan bahsettiklerini söylediğini, kendisine önemli bir gelişme olursa bilgi vermesini söyleyip ayrıldığını, gece saat 23.30 sıralarında sanık ...'in kendisini arayarak, şüpheli şahsın birileriyle buluşup Ankara ili, Çubuk ilçesi karayolunda ve Esenboğa Havaalanı civarında hareketlendiğini, bilahare geri dönerek Konya yolundan Gölbaşı istikametine hareketlendiğini, yerinde gözetleme yapmak için bölgeye intikal etmek istediğini söylediğini, kendisine takip etmesini ve bir gelişme olursa bilgi vermesini söylediğini, saat 03.30 civarında telefonla sanık ...'nin takip ettiği TIR'larla ilgili yüz yüze görüşmek istediğini söylediğini, kendisine takibi gereken bir durum yoksa beraberindeki personeli istirahate göndermesini ve evinin yakınına gelmesini söylediğini, daha sonra Şube Müdürü olan sanık ...'yı telefonla aradığını, kendisine takip ettikleri şahısların hareketliliğini aktardığını, sanık ...'nın şahısların yetki sahasından ayrılmış olmaları nedeniyle sadece gelişmelerin takip edilmesi talimatını verdiğini, daha sonra önceleri aynı birliklerde görev yaptığı ve Adana'da istihbarat şube görevlisi olarak görev yapan sanık ...'ı cep telefonundan aradığını, ona da aynı bilgileri aktardığını, gelişen durumlara göre koordine kurabileceğini belirttiğini, saat 05.00 sıralarında sanık ...'nin evinin önüne gelip kendisi ile yüz yüze görüştüğünü, dinleme yapan personeliyle koordine kurarak takip edilen numaranın yerini tespit ettiğini, bölgeden geçiş zamanlarına göre takip edilen numaranın yerini tespit ettiğini, takip edilen şahsın bir TIR'da olduğunu, 3 TIR'lık bir konvoyun parçası olduğunu, bir süre takip ederek yüklerinin tespitine çalıştığını ancak yüklerini göremediğini, TIR'ların ve dorselerinin plakalarını alabildiğini söylediğini ayrıca sanık ...'in TIR'ların içerisinde terör örgütlerine malzeme götürülmüş olabileceğini söylediğini, kendisine sadece önleme dinlemesi kapsamında tespitle yetinmesini söylediğini, kendisinin tespitinin net olmaması ve çocuğunun da o gün rahatsız olması nedeniyle sanığa "Yarın devam ederiz" diyerek geçiştirdiğini, bir saat kadar sonra sanık ...'yi aradığını, takip edilen numaraların yerlerini öğrenmek için İl Jandarmaya gideceğini söylediğini daha sonra alay istihbarata gittiğinde sanık ...'nin TIR'ların Adana iline yaklaştıklarını söylediğini, sanığa mevcut durum itibariyle yapabileceği birşey olmadığını söylediğini, sanık ...'in de TIR'lardaki malzemelerin terör örgütlerine götürülen silah olması halinde vicdanen sorumlu olabileceklerini söylediğinde, yapabilecekleri birşey olmadığını söylediğini, sanığın kendisine yakınlarda telefon kartı satan bir yerin olup olmadığını sorduğunu, sanığa yolda geçerken gösterebileceğini söylediğini, birlikte istihbarat şubeden ayrıldıklarını, kendi özel araçlarıyla gittiklerini, Demetevler 1. Caddede bulunan tekel bayisinin önüne geldiklerini, sanık ...'nin kendisinin durduğunu geç fark ederek biraz ilerde durduğunu, aracından inerek telefon kartı alıp sanık ...'e verdiğini, ne yapacağını sorduğunda, bir haber elemanıyla görüşeceğini, ona vereceğini söylediğini, kendisine tek görüşmesinin uygun olmayacağını belirtip birlikte gitmeyi teklif ettiğini, bunun üzerine kendisine ait olan 34 BC 1002 plakalı, gri renkli Nissan Almera Marka aracını evinin önüne park edip sanık ...’in arabasıyla yola çıktıklarını, Etlik Mahallesinde bir sokağa aracı park ettiklerini, sanık ...'in haber elemanını çağıracağını söyleyip yanından ayrıldığını, 10 dakika kadar sonra yanına geldiğini, kendisine haber elemanının evde olmadığını söylediğini, bu esnada sanık ...'nin bir telefon kulübesinden bir yeri arayıp aramadığını bilmediğini, görmediğini, park hâlindeki araç içerisinde durduğu sokaktan ...'in gittiği yerin görünmediğini, GATA'ya giden ismini Ayvalı Caddesi olarak bildiği caddeye .....’in çıktığını, bu caddede bulunduğu sokağa göre sağ tarafa doğru yöneldiğini,10 dakika kadar sonra geldiğini, bu esnada hep arabada olduğunu, hiç arabadan aşağıya inmediğini, sanık ...'in yanında ya da sanığın peşinden gitmediğini, bu yüzden ...'in ne yaptığından haberdar olmadığını, sanık ... geldikten sonra saat 08.00 sıralarında sanığı evine bıraktığını, o gün üzerinde gri kırçıllı kaşe kabanı veya lacivert renkli kapşonlu spor montunun olduğunu, daha sonra kendi evinin önündeki aracına binerek şubeye gittiğini, hafta sonları genellikle amiri olan sanık ... şubeede olduğundan şubeye gittiğini, amir şubeye gidince alt kademe subayların gitmemesinin hoş karşılanmadığını, şubede unsurla ilgili faaliyetlerine devam ettiğini, bu esnada sanık ... ile hatırlayamadığı zaman ve sürelerde birkaç kez telefon görüşmeleri yaptığını, sanık ...'ı aradığında bir kaç kez sanığın telefonu açmadığını, birinde de müsait olmadığını, kendisine saat 04.00 sularında bilgi verdiği şüpheli durumla ilgili olarak karşılaştıkları herhangi bir şüpheli durum olup olmadığını sorduğunu, sanık ...'in de şüpheli bir durum olmadığını söylediğini, kendisine "Biz başka bir faaliyetteyiz" dediğini, tüm telefon görüşmelerini Ankara İI Jandarma Komutanlığının zimmetli olarak kullanması için verdiği ve şu an hatırladığı kadarıyla "...8612" numaralı cep telefonu hattı ile yaptığını, bu telefonu kullandığında ve karşı tarafta resmî hat kullanıyorsa son 4 rakamının gözüktüğünü, bu yüzden son 4 rakamını tam olarak hatırladığını, şahsi telefonunu bu esnada bir iki kez kullanmış olabileceğini, şahsi telefon hattının numarasının "..6272" olduğunu, şahsi hattı ve kendisine zimmetlenen ".. 8612" numaralı sim kartın aynı telefon içerisinde kullanıldığını, yani çift sim kartlı telefonla her ikisini de kullandığını, göstermiş olunan tekel bayisi içerisindeki sırtı dönük, kapşonlu şahsın kendisi olduğunu. sanık ... için telefon kartı aldığını, Adana'da ...'dan başkasını aradığını hatırlamadığını ancak ...'a ulaşamadığında kendisini daha önceden Diyarbakır'da birlikte çalışmış olmasından dolayı tanıdığı ve şu anda Adana'da görev yapan sanık ...'ı aramış olabileceğini ancak net bir şey hatırlamadığını, aramış olsa da .....'in nerede olduğunu sormak için ...'ı aramış olabileceğini, televizyonlardaki haberlerden şüphe ettikleri TIR'ların MİT'e ait olduğunu öğrenince önleme dinlemesindeki şahsın MİT personeli olduğunu anladığını, bu nedenle de mahkeme kararıyla bu önleme dinlemesini 20.01.2014 tarihinde sabahleyin sonlandırdıklarını, belgelerin İI Jandarma Komutanlığında kayıtlı olduğunu, dinlemeye aldıkları şahısların meslek bilgilerini bilmediklerini çünkü sistemde kişilerin meslek bilgilerini içeren veri tabanının olmadığını, herhangi bir terör veya çıkar amaçlı illegal örgüt veya yapılanma içerisinde bulunmadığını, Ankara İl Jandarma Komutanlığınca TMK'nın mülga 10. maddesiyle yetkili Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince alınan toplam 42 hedef numaranın TİB'e ait veriler üzerinden yapılan abone kimlik sorgulamalarında MİT görevlisi olduklarına dair herhangi bir kayda rastlanılmamıştır denildiğini, MİT Müsteşarlığı da 27 Mart tarihli yazısında sayıları vererek 1. Kararda 1 kişi, 2. Kararda 3 kişi, 3. Kararda 2 kişinin personeli olduğunu önleme dinlemesi kararında yer alan MİT personeline ait GSM numaralarının personelin şahsi irtibat numaraları olmakla birlikte soruşturmaya konu görevler kapsamında da kullanıldığını belirtmiştir denildiğini yani bu yazı üzerine dahi evraklarda yer alan şahıslardan kimlerin MİT mensubu olduğunu Cumhuriyet savcının bile tespit edemediğini, CMK'nın 125. madddesi kapsamında kaldığına dair yazıların dosyada bulunduğunu, bağlı birimlerin faaliyetlerini kontrol etmek maksadıyla arada kendisinin de girip sistem üzerinden örnekleme usulu bazende unsurların yönlendirmesiyle nokta atışı olarak kişi kişi faaliyetlere baktığını ama bunu yaparken personelin aidiyet numarası üzerinden yapamadığını, Ankara ilinde operasyonel hattı kullandığı 30.07.2013 - 25.01.2014, bu tarih aralığında kullandığının iddia edildiğini, bu tarihler arasında il dışına çıktığı dönemlerde her iki hattı kullandığı tarih aralığında hiç Ankara dışına çıkmadığı bu suretle de bir kesişim yapılamamıştır denildiğini, kendisinin hiç Ankara dışına çıkmadığını, iddianamede Hatay'da bir otelde kaldığına dair kayıt konulduğunu, bu kayıtların tarihlerine bakıldığında ise iddianamede il dışına çıkılmadığı iddia edilerek çelişkiye düşüldüğünü, Hatay'da olduğu tarihlerde kendi hattının Hatay'dan baz verdiğini, iddiaya konu hattın ise Ankara'dan baz verdiğini, yine Ankara'da bulunduğu dönemlere ait HTS verileri incelendiğinde kendisine ait hattın Yenimahalle'de baz verirken diğer hattın Şereflikoçhisar'da baz verdiğini, şehir dışına çıkmadığı tarihlerde Konya, Sakarya, Kocaeli, İstanbul, Kırklareli'nde seyahatlerinin olduğunu, belirtilen operasyonel hattı şehir dışına çıktığında yanına alması gerektiğini oysa HTS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere yanında bulunmadığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; 19.01.2014 tarihli olayda; Ankara İl Jandarma İl İstihbarat Şubesi görevlilerince 12.12.2013 tarihinde yüz yüze yapılan "El-Kaide terör örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri ve kaçakçılık olayları" konulu saat 18.30'da görüşülen şahıs "B.G." ile Ankara İl Jandarma Komutanlığında görüşme gerçekleştirildiği, 18.12.2013 tarihinde yüz yüze Ankara ili Demetevler Mahallesinde, "El-Kaide Terör Örgütü ile iltisaklı şahısların faaliyetleri kapsamında haber kaynağı irtibat formları"nda 18.12.2013 tarihinde, saat 12.00 sıralarında görüşülen şahıs "B.G." ile Demetevler 1. Cadde üzerinde bulunan "Gaziantep Sofrası" isimli lokantada buluşma gerçekleştirildiği, "B.G." isinli elemanın, Çubuk’ta inşaatlarda çalışan ve ara sıra Hatay iline gidip gelen Suriye uyruklu "..." isimli kişinin Hatay’dan yeni döndüğünü, Hatay ili, Reyhanlı ilçesinde bulunan sınır kapısında sürekli TIR hareketliliğinin olduğunu, bu TIR'lardan bazılarının yardım kuruluşlarına ait TIR'lardan kaynaklandığını birçoğunun ikinci el araç taşıyan TIR'lar olduğunu, Cilvegözü sınır kapısının Suriye tarafında kontrolün İŞİD tarafından sağlandığını, gelen geçen araçlardan haraç aldıklarını, Cilvegözü sınır kapısında bir eylem ihbarının geldiği durumlarda sınır kapısının kapandığını, kaçakçılık yapacak kişilerin genellikle Beşarslan Köyü'nü kullandıklarını, oradan Suriye tarafından Halim Kasabası'na geçtikleri, sınır karakollarının herhangi bir denetimde bulunmadığı, kaçakçıların rahatlıkla giriş ve çıkış yapabildiklerini, sınır köylerinde yeterli denetiminin olmadığını, kaçakçıların ve Suriye tarafındaki silahlı terör örgütlerinin daha fazla söz sahibi olduğunu, burada geçişlerde söz sahibi olan "Korhan" isimli şahsın "0532…" numaralı telefonu kullandığını, yine aynı bölgede ismini bilmediği "507…" numaralı telefonu kullanan bir kişinin bulunduğunu ve sınırdan geçiş yapacak kişilerin bu kişiler ile irtibat kurmadan sınırı geçemediğini, kendi başına geçen kişilerin sınırın Suriye tarafındaki "El-Nusra" "İŞİD" "Ceyşul - Hur" gibi gruplar tarafından alıkonularak hapse atıldıkları bilgilerini "..." isimli kişiden aldığını, ...’in niçin Hatay’a gidip geldiğinin sorulduğunda; ailesinin yanına gittiğini söylemesi üzerine saat 13.50 sıralarında görüşmenin sonlandırıldığı ve irtibat formlarının 2006-506 ve 2006-298 sicilli personellerce düzenlenerek, 1995-106 sicilli şube müdürlerince imzalandığı, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.01.2014 tarihli ve 51sayılı, 14.01.2014 tarihli ve 122 sayılı, 17.01.2014 tarihli ve 144 sayılı iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları alındığı, 07.01.2014 tarihinde 2000/1591, 2000/1312, 20097298, 2004/116, 1995/116 aidiyet numaralı görevlilerce Ankara ve ilçelerinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda tanımlanan suçların işlendiğine dair alındığı belirtilen ihbarlar, faaliyetler üzerine önleme dinlemesi kararı alınması amacıyla tanzim edilen tutanağın ..., sanıklar ..., ... ve ... tarafından tanzim edildiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 27.03.2014 tarihli ve 178-55643277 sayılı yazısında 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT personeli olduğu, bir kişinin de MİT personelinin eşi adına kayıtlı telefon olduğu, bu kişilerin tamamının soruşturmaya yani Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olduğu ve bu telefonların da MİT faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği, 07.01.2014 tarihinden itibaren yapılan dinlemelerde gerçekte MİT faaliyetinde haberdar olunduğu, bu bilgiler ışığında MİT personelinin, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şubede görev yapan sanıklar ..., ..., ... ve ... tarafından görev bölümlerine göre takibe alındığı, sanık ...'in 2014/51 sayılı karar kapsamında dinleme görevini ...'dan alarak doğrudan ...'nin unsuruna verdiği, olayın bir gün öncesi gecesi yani 18.01.2014 tarihinde saat 22.00 sıralarında sanık ...’nin, sanıklar ... ve ...’i evlerinde aldığı, sanık ...’i ise Ankara İl Jandarma Komutanlığında söz konusu faaliyette yer alan MİT personelinin telefonlarının takip edip bilgi vermesi için ekranın başında bıraktığı, MİT’e ait TIR'ların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip sanık ...’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen sanıklar ... ve ...’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu TIR'ların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarının alındığı, ardından sanık ...’nin sanık ...’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve HTS kayıtları ile sanıkların savunmalarından da anlaşılacağı üzere alayda buluşmak üzere sözleştikleri, sanık ...’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra TIR'ların hareketlerini takip ettiği, ardından sanık ... ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada sanık ...’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak ...’ye verdiği, büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu hâlde Ankara ili Etlik Mahallesine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aradığı, özetle "... şimdi Ankara’dan 3 tane tır patlayıcı yüklü 3 tane tır yola çıktı Adana’ya doğru geliyor plakasını veriyorum. (07:29:34)" şeklinde sanık ... tarafından ihbarda bulunulduğu, ihbar esnasında sanık ...’in arabada beklediği, ihbardan önce El-Kaide silahlı terör örgütüne ait patlayıcı madde ve silah taşıdığı iddia edilen TIR'larla ilgili tedbir alınması amacıyla gerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, gerek Ankara İl Jandarma Kolluk birimine, gerekse Ankara Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü gibi idari ve kolluk birimlerine bilgilendirme yapılmadığı, ihbar saati olan saat 07.29’dan TIR'ların durdurulduğu saat 12.00’ye kadar ilgili TIR'ların güzergâhında olan Aksaray Jandarma ve Emniyeti, Adana Emniyeti veya Mersin, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Konya gibi TIR güzergâh değiştirmesi hâlinde gidebileceği illerdeki kolluk birimlerine (Emniyet-Jandarma), hatta içerisinden geçtikleri bu illere bağlı ilçe kolluk birimlerine herhangi bir bilgi verilmeden ve normal önleyici tedbir kurallarının dışına çıkılarak ihbarın direk Adana İl Jandarma Komutanlığına yapıldığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü araştırma,mobese ve diğer işyeri kamera kayıtlarından yapılan tespit kayıtlarına göre sanık ... Gencer'in arada bir sokak başına gelip çevreyi kontrol ettiği ve sanık ...'yeye gözcülük yaptığı, ihbardan önce sanık ...'in saat 03.57'de Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanık ...'ı aradığı hattta sanık ... adına "*** *** ****" numaralı hat ile "928*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 05:57:51 35 sn. ..." ve "929*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 06:04:48 16 sn. ..." şeklinde ihbara ilişkin bilgileri daha önceden sanık ...'den temin eden sanık ... ile sanık ...'nın da irtibata geçtiği, sanık ...'in de olay günü Cumhuriyet savcısı Atilla Rahimi'nin nöbetçi olmasına rağmen kendisine haber verilmeksizin nöbetçi olmadığı hâlde ikametine gelen sanıklar ... ve Önder ile faaliyet hakkında önceden bilgilendirildiği, arama esnasında da Bahçeşehir'e götürülen TIR'a refakat ettiği bilinen sanık ...’ı saat 18.21.27'de *********** numaralı hattan aradığı ayrıca sanıklar ... ve ... ile ilgili birleşen Dosyada 01.08.2016 arihli Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı ekinde; 27.07.2016 tarihinde "***********" numaralı telefon hattına yapılan ihbarın değerlendirilmesi sonucu elde edilen isim listesi, MİT Müsteşarlığından alınan ilgi (b) yazısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün illegal kanadında mahrem hizmetler olarak adlandırılan yapılanma bünyesinde faaliyet gösteren aralarında asker, öğretmen, doktor, işadamı gibi çeşitli meslek gruplarından olan 228 şahsa ait T.C. kimlik numaraları, şahıslara ait bilgiler ile operasyonel ve şahsi GSM hatlarının bulunduğu liste ile örtüştüğü, sanık ...'in "*** *** ****" numaralı Fatih Satıcı adına kayıtlı olan operasyonel hattı kullandığı , FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması kapsamında Ankara ilinde görev yapan örgüt üyesi jandarma personeli subaylardan sorumlu "öğretmen" statüsündeki örgüt imamı şüpheli Erdem Çakmak ile, bu kişi tarafından kendisine sağlanan, Fatih Satıcı adına kayıtlı*** *** **** numaralı örgütsel hattı kullanmak suretiyle irtibat sağladığının, bu örgüt imamının da yine ... Şerbet adına kayıtlı*** *** **** numaralı örgütsel hat kullanmakta olduğunun ve irtibatı bu örgütsel hatlar üzerinden sağladıklarının, sanığın 31.07.2013 tarihi itibariyle bu örgütsel hattından örgüt imamı Erdem Çakmak dışında çok sayıda bayan şahıs adına kayıtlı hatlarla da görüşmeler yaptığının, yapılan bu görüşmelerden hemen önce de kendi adına kayıtlı*** *** **** numaralı hattından bu numaraları temin ettiği düşünülen bazı internet sitelerine girişler yaptığının, internet arama motorlarını kullanarak bu numaralara ulaşarak tespit edip aramalar gerçekleştirdiği; Bu suretle örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 12- ... Suç tarihinde Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianame ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; Adana'da 19.01.2014 tarihinde durdurulan TIR'lardan 5 gün önce uyuşturucu suçundan önleyici dinlemeye başladıklarını, dinledikleri şahısların şüpheli bazı konuşmalarının dikkatlerini çektiğini "Bugün yine yolculuk var. Tek mi olsun? Kaç tane olacak? Açık mı olsun, kapalı mı olsun? 3 tane misafirimiz var. Gece saat 12'de her zamanki yerde buluşacağız. Gece l'de çıkış yapacağız" gibi üstü kapalı ama şüphe çeken konuşmaların olduğunu, daha önce 2 aylık yaptığı çalışmalarda İstanbul'dan çalınıp, Ankara üzeri Hatay'a ve Suriye'ye aktarılan araçların olduğunu tespit ettiklerini, bu şekilde 22 araç ve 19 şahsın yakalandığını, bu araçlardan bir tanesinin TIR olduğunu, bu nedenlerle batıdan doğuya sevkiyatın uyuşturucu ile ilgili olmayacağını, buna benzer bir olayla ilgili olabileceğini düşünüp, bunun üzerine durumu kısım amirine bildirdiğini, kendisine "Gelişmeleri takip et, gerekirse beni yine sonra bilgilendir" dediğini, daha sonra unsuru ile beraber takip ettiği numaranın baz istasyonundan yerini tespit ederek, işin mahiyetini öğrenmek üzere takibe koyulduğunu, yanında unsuru sanık ...’nin de olduğunu, şüpheli numarayı takibi sırasında önce Çubuk istikametine gittiklerini anlayarak o istikamete koyulduklarını daha sonra Gölbaşı istikametine döndüklerini kendilerinin de Gölbaşı istikametine gittiklerini, konumu şubedeki sistem başındaki arkadaşa belirtiklerini ve şüpheli numaranın yerini sorduklarını, arkadaşın kendileriyle hemen hemen aynı konumda olduğunu söylediğini, bu sırada yanlarından 3 TIR'ın geçtiğini fark ettiklerini, takip ettiği numaranın bu araçlarla ilgili olup olmadığını anlamak için tekrar sistemdeki Ahmet Uzmanı arayıp sorduklarında: "Şu anda bekleme konumu görünüyor. Bazda hareketlenme yok" dediğini, araçları kontrol ettiğinde ilerideki vergi denetleme noktasında arka arkaya durduklarını gördüğünü ve o zaman takip ettiği numaranın bu araçlarla ilgili olduğunu anladığını, daha sonra araçların plakalarını alarak dönüşe geçip, kısım amiri sanık ...'e telefon ile ön bilgi verdiğini, kendisine "Şubeye dönünce yüz yüze görüşelim" dediğini, sonra şubeye gittiğini, diğer istirahate gidecek personeli evlerine gönderdiğini, tekrar Hakan Yüzbaşı'yı arayıp gelip gelmediğini sorduğunu, "Çıkıyorum" dediğini, kendisinin evi de alaya yakın olduğu için evine doğru gittiğini ve yolda karşılaştıklarını, sanık ...'e olayı aktardığını, kendisinin "Bizim uyuşturucu işine girmiyorsa bizi ilgilendirmeyebilir" diyerek fazla aldırış etmediğini, önceki olaylar ile ilgili olabileceğini tekrar hatırlattığını ama: "Bizimle ilgili olmayabilir" diyerek fazla önemsemediğini, sonra oradan ayrılıp evine gittiği sırada kafasına takıldığından TIR'ların ne konumda olduklarını öğrenebilmek için şubeye gelip sisteme baktığını, baz bilgilerinden Aksaray civarında olduklarını tespit ettiğini, araçların önceki telefon görüşmelerindeki şüpheli ve şifreli konuşmalarını da dikkate aldığında normal yük taşıyan araçlar olmadıklarına kanaat getirdiğini, hatta silah veya patlayıcı başka eşyalar taşıyabileceğini de düşündüğünü çünkü son zamanlarda Hatay'da, Gaziantep'te ve Reyhanlı'da büyük patlamaların olduğunu yine Adana'da bir TIR'da da çok sayıda füze başlığı yakalandığını ve şahısların tutuklandığını duyduklarını, tüm bu nedenlerle kendisinde araçların bu tür eylemlere ilişkin olabileceği kanaatinin oluştuğunu, ancak sanık ...'in olayı fazla önemsemediği için amirlerini aşarak resmî yazı ile ilgili yerlere bildirme imkânı olmadığını, ihbarda da ad soyad ve görevini söylese yine amirlerini aşmış ve disiplin suçu işlemiş olacağını, bu nedenlerle bir vatandaş gibi ihbar etmeye karar verdiğini, daha sonra Hakan Yüzbaşı kendisini arayarak nerede olduğunu sorduğunu, "Şubedeyim" deyince kendisine "Ben de geliyorum" dediğini ve biraz sonra gelerek ne yaptığını sorduğunu, "Şahısların konumlarını nerede olduklarına bakıyorum" dediğini, sanık ...'ın kendisine "Bu işi çok fazla önemsediğini, bu kadar takmaması gerektiğini" söylediğini, kendisinin de "Olası bir durumda bir patlama falan yapsalar onun vebali ne olacak" dediğini, sanığın da bunun üzerine bir şey demediğini, sonra birlikte şubeden çıktıklarını, ...'e ankesörlü kart satan yer olup olmadığını sorduğunu, sanığın da Demetevler 1. Cadde girişinde olduğunu söylediğini ve sonra birlikte araçlarına dönerek önlü arkalı gittiklerini, kartın satıldığı yerde durup kendisine göstereceğini ancak kendisinin önden biraz fazla gidince sanık ...'ın geride park ettiğini gördüğünü ve kendisinin aracından inip büfeye girdiğini görünce geri geri gelmesini beklemeden kalacağını anladığını, hemen sonra büfeden çıktığını görünce aldığını anladığını, sonra kartı verirken kendisine "Ne yapacaksın" dediğini, elemana vereceğini söylediğini, şimdi mi vereceksin dediğini, evet demesi üzerine de eleman ile görüşeceksen ben de geleyim tek gitmen doğru olmaz dediğini, çünkü yönergelere göre elemanlarla iki kişi görüşülmesi gerektiğini, gelmenize gerek yok dediyse de geleceğim dediğini, bunun üzerine sanık ...'in evinin önüne giderek aracını bırakıp kendi aracına bindirip Etlik semtine doğru gittiklerini, burada elemanıma bakmak bahanesiyle ara bir sokakta durduğunu, "Evde mi değil mi? bir bakayım" dediğini, ...'in beklediğini, orada biraz ilerledikten sonra ankesörlü telefondan 3 TIR ile ilgili bir vatandaş olarak ihbarda bulunmak istediğini, en son şubeden ayrılırken sistemden baktığında Aksaray civarında olduklarını bildiğinden en uygun ihbar yapılacak yerin Adana olduğunu düşündüğünü çünkü Aksaray ile Niğde'ye yapsaydı araçlara yetişemeyeceklerini ve bu şekilde araçların plakalarını vererek hatırladığı kadarıyla patlayıcı ve mühimmat olabileceğini söylediğini, patlayıcı kelimesini söylediğini hatırladığını ancak silah kelimesini söyleyip söylemediğini tam hatırlayamadığını, ihbarı yaptığında hatırladığı kadarıyla saatin 07.00-07.30 arası olduğunu, tekrar ...'in yanına geldiğini, sanığa ihbardan söz etmeyip elemanın evinde olmadığını söylediğini, sonra oradan ayrıldıklarını, kendisini evine bıraktığını, tekrar şubeye giderek kendi diğer işlerini takip ettiğini, hem de diğer aracın konumuna baktığını, öğleye doğru saat 11.00 sıralarında internet haberlerinden Adana’da 3 TIR'ın durdurulduğunu ve MİT'e ait olduğunu öğrendiğini, bundan rahatsız olduğunu, ertesi gün dinlemelerin hepsini kapatıp tutanaklarını tuttuklarını, olayın gittikçe büyümesi üzerine bu durumdan vicdanen rahatsız olup 03.02.2014 tarihinde önce şube müdürü olmak üzere, diğer sıralı amirlerine olayı aynen anlattığını, daha sonra İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerine de kendiliğinden gidip bilgi verdiğini, araçların MİT'e ait olduğunu bilmediğini, şahısların konuşmalarında da buna yönelik çağrışım yapan bir ibarenin geçmediğini, şifreli konuştuklarını, bu göreve yönelik MİT tarafından kendilerine bir bildirim yapılmadığını, direk ihbarda kendi ismini vermiş olsa amirlerini aşarak disiplin sucu işlemiş olacağını ama kesinlikle olayın buralara geleceğinin aklına gelmediğini, eğer öyle olsa kendi sesiyle değil her hangi bir elemana arattırabileceğini veya kendi sesini değiştirerek yapabileceğini, ihbara kendi arabası ile gitmeyebileceğini, Ankara'da her yerin mobese kamerası ile donatıldığını bildiğini, art niyetli olsa kendisini gizleyecek şekilde ihbarı yaptıracak birden çok yol bulabileceğini ayrıca dosyada mobese ve diğer kameralar sonucu elde edilen bazı fotoğraflarda siyah Megane aracın kendisine ait olduğunun söylendiğini, bunun doğru olduğunu, o aracın içinde bulunduğu bazı görüntülerde yüzü görünmeyen adam ibaresini ise kabul etmediğini, ihbar yaptığını hiç kimse kendisine ulaşmadan kendiliğinden gidip söylediğini, "...39 63" numaralı telefonun kendi kullandığı telefon olduğunu, resmî hattının ise "..86 31" numaralı telefon olduğunu, yasal amirleri dışında hiç kimseden emir veya talimat almadığını, söz konusu dinlemelerde bulunan şahısların KPS, KİHBİ ve JİTAS kayıtlarını incelediğini, bunların herhangi birinde MİT personeli olduğunu belirtir bir ibare ya da bir adres kaydının olmadığını, söz konusu şüphelilerin telefonlarının kendi adlarına kayıtlı olduğunu, dinlemeler sırasında aldığı kararlarda herhangi bir kod ve sahte isim kullanmadığını, şahısların MİT Müsteşarlığı adına telefon kullanmış olsalardı bu durumun yaşanmayacağını, ilk karar alınırken görüşülen haber kaynağını tanımadığını daha sonra bu kişiyle herhangi bir temas sağlamadığını irtibatı ... Astsubay'ın (sanık ...) kurduğunu, güvenilir olup olmadığını sorduğunda kendisine "Güvenilir" dediğini, Adana'daki yargılama başladıktan sonra Esenboğa Havaalında çalışan soyismini bilmediği Barış isminde bir kişinin olduğunu söylediklerini, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu madde EK.5, 30/1c Jandarma İstihbarat İKK ve Koruyucu Güvenlik Yönergesi, 202/18-a İş Güvenlik Birlikleri Görev Yetki ve Sorumlulukları Yönergesi, Telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslar hakkındaki yönetmelik, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluş görev ve yetkileri hakkında yönetmeliklere uygun olarak işlemlerin yapıldığını, usulsüz dinleme yaptığına dair bir delilin bulunmadığını, yapılan dinlemeleri gün içerisinde unsuru ile değerlendirdiğini, şayet önemli gördükleri varsa bunları da kısım amirine ilettiğini, 01.08.2012 - 23.01.2014 tarihleri arasında hat kullandığı iddia edilmiş ise de, 2011-2014 yılına ait tüm HTS verilerinin alenileştirildiğini, telekominikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesine dair yönetmelik kapsamında başka delil araştırılması yapılmadan hakkında HTS kayıtlarına istinaden suçlamada bulunulduğunu, HTS kararının da usul ve yasaya uygun olarak verilmediğini, soruşturmaya temel iddiaların bir çöp konteynırına bırakılan isim listesine istinaden başlatıldığını, içerisinde 228 kişilik bir listenin ayrıntılı bilgilerinin yer aldığını, bu listenin savcıdan önce MİT'e bildirildiğini, bu kapsamda ihbarın bir vatandaş tarafından yapılmasının söz konusu olmadığını, 41 sayfalık bir sunumunun bulunduğunu, bu sunumda TIR'ların durdurulması olayının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağının bulunmadığının açıkça yazıldığını, ... Erdek adına kayıtlı olan hattı kullanmadığını, zaten bu şahıs ile ilgili de herhangi bir tespit çalışmasının yapılmadığını, analiz raporunda da bu hususun teyit edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, sunum ile soruşturma aşamasındaki belgelerde rütbesinin dahi hatalı yazıldığını, bu hattın kendisinin tarafından kullanıldığına dair bir delilin olmadığını, log kayıtlarına ve HTS verilerinde oynama yapılabileceğini, raporda noktasal olarak lokasyon tespitinin mümkün olmadığının belirtildiğini, iddianamede belirtilen hatta yönelik 540 günde 668 iletişim kaydının olduğunu, ancak bunların 559'unda baz verilerinin olduğunu, şahsi telefonu ile de bu hattın 42 gün çakışmasının olduğunu, Ankara gibi büyük bir ilde yaşadığını, bu hususların dikkate alınması gerektiğini, bu yöntem ile herkesin suçlanabileceğini, bu hat ile iletişim kurduğu belirtilen kişilerin hiçbirini tanımadığını, bu şahıslara yönelik bir tespitinde yapılmadığını, dosya kapsamındaki tüm sanıklarda çakışmanın az olması durumunda arazi koşulları nedeniyle veya farklı operatör olması nedeniyle bu durumun gerçekleştiğine dair matbu bir cümlenin kopyalanmak suretiyle kullanıldığını, verilerin az çıkmasının buna bağlandığını, ancak kendisinin Ankara'da yaşadığını, düz bir arazi olduğunu ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; 19.01.2014 tarihli olayda; sanık ...'e ilişkin değerlendirme kısmında ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere gelişen olayda; Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 27.03.2014 tarihli ve 178-55643277 sayılı yazısında 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT personeli olduğu, bir kişinin de MİT personelinin eşi adına kayıtlı telefon olduğu, bu kişilerin tamamının soruşturmaya yani Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olduğu ve bu telefonların da MİT faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, sanık ...'in 2014/51 sayılı karar kapsamında dinleme görevini ...'dan alarak doğrudan ...'nin unsuruna verdiği, sanık ...'nin ihbarı yapmadan önce telefon kartı aldığı büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu hâlde sanık ... ve ...'nin "E... K..." isimli büfenin karşısında araçlarının dörtlü lambalarını yakıp durdukları, sanık ...'nin aracında beklediği sırada sanık ...'in aracından inerek saat 07:00 sıralarında koşarak büfeye girdiği, tanınmamak için başına koyu renk bere/şapka giydiği, buradan "2457170620" seri numaralı Türk Telekom kartını aldığı ve geri dönerek sank ...'ye verdiği, sanık ...'in ikametine aracını bıraktığı, saat 07.06'da sanık ...'yi aradığı, ... ile sanık ...'i arabasına alarak sahte ihbarı yapacakları yere doğru yola çıktıkları, be tesadüftür ki plaka tanıma sistemi ve güvenlik kameralarına görüntü vermemek için ara sokaklardan geçerek saat 07.21'de Etlik Caddesindeki yine plaka tanıma sistemi ve güvenlik kameralarına görüntü vermemek için araçlarını Caddeye bağlanan Özdemir Sokak–Berçin Sokak kesişimine bıraktıkları, bir süre araçta oturduktan sonra saat 07.23'te sanık ...'nin araçtan inerek yaklaşık 250–300 metre mesafedeki "***********" numaralı ankesörlü telefon kulübesine doğru yürüdüğü, tanınmamak için başında bere olduğu, kulübeye doğru yürüken sağ cebinden önceden hazırladıkları ihbarın ve/veya bilgilerin olduğu kağıdı çıkarıp okuduğu ve sol cebine koyduğu, saat 07.25'te telefon kulübesine girdiği, saat 07.26'da Adana İl Jandarma Komutanlığına ait "032232..." numaralı telefonu aradığı ve 55 saniye süreyle görüşme yaptığı, saat 07.28'de Adana İl Jandarma Komutanlığı ihbar hattı olan 03221560.. numaralı telefonu aradığı ve 96 saniye süreyle görüşme yaptığı, bu görüşmede önceden plakasını aldığı Milli İstihbarat Teşkilatına ait 3 TIR'ın, dorselerinin ve bu TIR'lara eskortluk eden aracın plakalarını vererek "...abicim bunlar patlayıcı yüklüdür, muhtemelen 3 tane tır patlayıcı yüklediler, Adana'ya doğru yola çıktılar Ankara'dan, gece saat 02:00-02:30 gibi yola çıktılar, sizin oraya varmak üzereler, bir iki saat içerisinde varırlar yani..." şeklindeki sahte ihbarı yaptığı, sanık ...'in saat 07.27'de aracın yanından ayrılarak gözcülük yaptığı, sanık ...'nin telefonu kapatmasının ardından saat 07:30'da aracın yanına geldiği, sanık ...'nin de saat 07:30'da kulübeden ayrılarak araca doğru yürüdüğü, her iki sanığın araca binerek saat 07:33'te bulundukları yerden ayrıldıkları, Adana 13.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/161 esas sayısına kayden görülmekte olan ve delil olarak değerlendirilmek üzere tüm içeriği ve delilleriyle birlikte dosya içine getirtilen dava dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'nin, soruşturma sırasında elde edilen delillerden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması kapsamında Ankara ilinde görev yapan örgüt üyesi jandarma personeli astsubaylardan sorumlu "Müdür yardımcısı" statüsündeki örgüt imamları olduğu değerlendirilen ve ... Oynak adına kayıtlı "*** *** ****" numaralı örgütsel hat ile Durmuş ... Çimen adına kayıtlı "*** *** ****" numaralı örgütsel hatları kullanan ancak henüz gerçek kimlikleri tespit edilememiş 2 ayrı şüpheliyle ve Ankara ilinde görev yapan örgüt üyesi jandarma personeli astsubaylardan sorumlu "Öğretmen" statüsündeki örgüt imamı olduğu değerlendirilen ve Salih Bitgi adına kayıtlı*** *** ****" numaralı örgütsel hattı kullandığı anlaşılan şüpheli... Yıldırım Ergider'le, bu kişiler tarafından kendisine sağlanan, ... Eldek adına kayıtlı "*** *** ****" numaralı örgütsel hattı kullanmak suretiyle irtibat sağladığının, bu örgüt imamlarıyla irtibatı bu örgütsel hatlar üzerinden sağladıklarının HTS kayıtları, baz karşılaştırmaları ve çakıştırmaları ile tespit edilmiş olduğu, nkara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/201782 sayılı soruşturması kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli olan Ertan Yüksektepe'nin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/5155 sayılı soruşturması üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığında ve kollukta müdafisi huzuruyla vermiş olduğu ifadeleri ve fotoğraftan yaptığı teşhislerle, hakkında açılan davalar üzerine yargılandığı İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/44 esas sayılı ve Ankara 26.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/154 esas sayılı dava dosyaları kapsamında alınan savunmalarında yer alan, sanık ...'in MİT TIR'larının durdurulması ile ilgili iş bu dava kapsamında tutuklandığında ailesinin örgüt tarafından maddi açıdan yapılan yardımlarla desteklendiğine dair anlatımları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 13- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; olay tarihinde sabah saat 04.00 sıralarında Ankara’dan sanık ... Gencer’in araması ile takip ettikleri konu ile ilgili kendisine ilerleyen saatlerde "koordinasyon gerekebilir" demesi üzerine durumu Akomdan sorumlu ...’e bildirdiğini, bu konunun daha önceden takip ettikleri plakası klonlanmış araçlarla ilgili bir konu olduğunu değerlendirdiğini, olaydan bir gün önce sadece bir kere gördüğü haber elemanı olarak kullanmadığı ismini ... olarak bildiği soyadını bilmediği bir şahsın kendisine "Komutanım kahvehanede birileri konuşuyordu Suriye Reyhanlı Bomba gibi bir şeyler söylediğini duydum" şeklinde bilgi vermesi, 19 Ocak günü İslahiye de HDP’nin Rojova'ya destek mitingi olması, Güneydoğu Bölgesinde birtakım iç karışıklığa yönelik eylemlerin yapılabileceğine dair iki adet resmî yazılı bilgiyi kendi uhdesinde değerlendirip bilahare sabah saat 06.00 sıralarında olayla ilgili olarak kendisini Cumhuriyet savcısı olan sanık ...'nın aradığını, evine davet ettiğini, konu ile ilgili gelişme olduğunda kendisini haberdar etmesini söylediğini, ihbar üzerine tekrar şube müdürünün emri doğrultusunda savcı beyle görüştüğünü, verilen plakaların sorgulamalarının arkadaşlarınca yapılmış, bir şirket veya şahıslar üzerine kayıtlı sivil plakalar olduğunun tespit edildiğini, savcı beyle yaptığı görüşme neticesinde elindeki mevcut dosyalarla beraber yaptığı değerlendirme sonucu El-Kaide'yle bağlantılı terör örgütüne silah ve mühimmat sağlama konulu bir arama talebi düzenlemelerini söylediğini, bu talebi Serdar Başçavuş'un kaleme aldığını, daha sonra savcı beyin bu talepten sonra sözlü bir takım talimatlarının olduğunu, olay yerine kuvvetli bir şekilde gitmemiz, yanımıza jammer almamız istihbarat ve KOM Dairesinde elemanları almamızı bomba arama köpeği ve kamera ile aramanın kayıt altına alınması talimatını aldıklarını, bunun üzerine Ceyhan-Sirkeli gişelerinin çıkış kısmında pozisyon aldıklarını, TIR'lar geldiği zaman durduklarını, aralarına daha sonra tehlikeli bir şekilde gelip manevra yaparak giren Audi marka bir araç olduğunu, bu araçtan inen iki kişinin hiç kimseye bir şey söylemeden agresif tavırlar sergileyerek küfürlü kelimeler konuştuğunu, kendilerini kelepçelemelerine karşı çıktıklarını ve arbede olduğunu, görevlilerin şahısları kelepçelemelerine yardımcı olduğunu, daha sonra bu şahıslardan bir tanesinin "Kim olduğumu bak ta gör" diyerek cebini gösterdiğinde arbededen 15 dakika geçtikten sonra bunu söylediğini, gösterdiği cebinden cüzdanını çıkartarak kimliğini görmek için cüzdanına baktığını ve MİT mensubu kimliğini gördüğünü, diğerinin de MİT mensubu olduğunu çevresindeki insanlardan duyduğunu ancak görmediğini, olay yerinde olmayan savcıyı arayarak şahısların kendisinin MİT mensubu olduklarını söylediğini, Cumhuriyet savcısının da kelepçelerinin çıkartılması talimatını verdiğini, TIR'lardan iki tanesinden inen diğer iki kişinin de MİT mensubu olabileceğinden onlara da o saatten sonra o şekilde davrandığını, kendileri ile konuşmalarında Cumhuriyet savcısının yolda olduğunu, Seyhan’daki kışlaya hep birlikte giderek konuyu kendilerinin halletmesinin daha iyi olacağını söylediklerini, onların da kabul ettiğini, TIR'ların kapaklarını açtıklarını içerisinde çeşitli sayı ve ebatlarda mühimmat olduğunu gördüklerini ve görüntülediklerini, bu arama ve görüntüleme olayının MİT mensuplarının kimliklerini öğrenmelerinden önce olduğunu, öğrendikten sonra herhangi bir kayıt işlemi yapmadıklarını, bilahare varılan mutabakat doğrultusunda Seyhan'a doğru hareket ettiklerini, TIR'ların önden gittiğini, MİT mensuplarının kendi arabalarına Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı ile birlikte bindiklerini, MİT mensuplarının sonra hızlı bir şekilde gidip ileride TIR'ların önünü tekrar kesip durdurmak sureti ile TIR'ları süren jandarma personelinden anahtarları alarak mutabakata aykırı eylemde bulunduklarını, gittiğinde anahtarların MİT mensuplarında olduğunu gördüğünü, sanık ... ile konuştuğunu kendisine "Böyle bir şeyin kabul edilemeyeceğini o tırların Seyhan'a devam etmesi gerektiğini" söylediğini, anahtarların alınması ve Seyhan’a devam edilmesi konusunda talimat verdiğini, TIR'lardan birinin anahtarının MİT mensuplarının kendi şoförlerine verildiği anda anahtarı ellerinden seri bir hareketle aldığını, bilahare aldığı şahsın kendisine yumruk attığını, birlikte yere düştüklerini, tırmalama ve ısırma gibi eylemlerde bulunduğunu, ancak anahtarı başka bir arkadaşına attığını ve bu TIR'ın Seyhan’a doğru hareket ettiğini, diğer TIR'ların olay yerinde kaldığını, anahtarlar bizde değil diyerek bu TIR'ların orda kalmasını sağladıklarını, daha sonra savcının olay yerine gelmesini söylediklerini ve kısa bir süre sonra daha önce yola çıkmış olduğundan olay yerine geldiğini, onun akabinde emniyet teşkilatının yaklaşık 300 kadar özel harekat ve çevik kuvvet gücü ile TIR'ların ve kendilerinin çevresini sardığını, İl Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı ve Valinin peyder pey olay yerine geldiğini, Validen 45 dakika kadar sonra MİT Bölge Başkanının olay yerine geldiğini, Onun da bir ara 'Bunlar benim personelim değil ben de tanımıyorum" dediğini duyduğunu, yaklaşık bir saat kadar olay yerinde bu şekilde bekledikten sonra TIR'ların MİT mensuplarınca olay yerinden götürüldüğünü beyan ettiği, Adana Jandarma Bölge Komutanı olan sanık ...'nun 20 Aralık saat 07.00.40'tan 21 Aralık 2013 akşam saatlerine kadar diğer sanıklarla ilgili zaman dilimi de belirtilerek 15 Aralık 2013 ile 21 Aralık 2013 tarihleri arasında Ankara ilinde bulunduğu, jandarma personelinin kurmaylık sınavı için Ankara'ya gittiklerini, akademi sınavlarının 23-27 Aralık 2013 tarihlerinde yapıldığı, bu sınava İstanbul'da girdiğinin tespit edildiğinin Ankara ilinde MİT TIR'larının durdurulması eyleminin planlanması kapsamında toplandıklarının iddia edildiği, o tarihte Ankara'da bulunma nedeninin Jandarma Genel Komutanlığının yapmış olduğu istihbarat sınavına katılmak olduğunu, 4. Sicil amiri olan ... Generalin Ankara'da olduğundan haberinin olmadığını, zaten böyle bir toplantı için aynı ilde görev yapan kişilerin Adana'dan kalkıp Ankara'ya gitmesinin mantıklı olmadığını, ByLock uygulamasının 13.09.2014 tarihinde "354 815 036 00428" IMEİ numaralı cep telefonuna yükleyerek,*** *** **** numaralı telefon hattı ile kullanmaya başladığının iddia edilmekte ise de bu hattı 2007 yılından beri Necip Fazıl Otçu'nun kullanmakta olduğunu, mezun olduktan sonra 2007 yılında Hopa İlçe Jandarma Komutanlığında 6 ay staj yaptığını, o dönemde birinci amirinin Jandarma Yüzbaşı Necip Fazıl Otçu olduğunu, stajer olduğunu, kendisi hat almasını söylediğini, emir verdi müsait değildi herhalde diye düşünerek aldığını, kendisinin kullanmaya başladığını,bu hattı hiç kullanmadığını, ByLock programının kullanıldığı telefonun İMEİ numarasının kime ait olduğunun belli olmasına rağmen bu iddiada bulunduğunu KOM dairenin bunu tespit edememesi veya bilmemesinin mümkün olmadığını,suçlu olduğu algısının oluşturulmasının istenildiği ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanık ... Gencer'e ilişkin değerlendirime kısmında da ayrıntılı şekilde anlatıldığı üzere;19.01.2014 tarihli olayda MİT’e ait TIR'ların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip sanık ...’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen sanıklar ... ve ...’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu TIR'ların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarının alındığı, ardından sanık ...’nin sanık ...’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve HTS kayıtları ile sanıkların savunmalarından da anlaşılacağı üzere alayda buluşmak üzere sözleştikleri, sanık ...’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra TIR'ların hareketlerini takip ettiği, ardından sanık ... ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada sanık ...’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak ...’ye verdiği, büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu hâlde Ankara ili Etlik Mahallesine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aradığı, özetle "... şimdi Ankara’dan 3 tane tır patlayıcı yüklü 3 tane tır yola çıktı Adana’ya doğru geliyor plakasını veriyorum. (07:29:34)" şeklinde sanık ... tarafından ihbarda bulunulduğu, ihbar esnasında sanık ...’in arabada beklediği, ihbardan önce El-Kaide silahlı terör örgütüne ait patlayıcı madde ve silah taşıdığı iddia edilen TIR'larla ilgili tedbir alınması amacıyla gerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, gerek Ankara İl Jandarma Kolluk birimine, gerekse Ankara Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü gibi idari ve kolluk birimlerine bilgilendirme yapılmadığı, ihbar saati olan saat 07.29’dan TIR'ların durdurulduğu saat 12.00’ye kadar ilgili TIR'ların güzergâhında olan Aksaray Jandarma ve Emniyeti, Adana Emniyeti veya Mersin, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Konya gibi TIR güzergâh değiştirmesi hâlinde gidebileceği illerdeki kolluk birimlerine (Emniyet-Jandarma), hatta içerisinden geçtikleri bu illere bağlı ilçe kolluk birimlerine herhangi bir bilgi verilmeden ve normal önleyici tedbir kurallarının dışına çıkılarak ihbarın direk Adana İl Jandarma Komutanlığına yapıldığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü araştırma,mobese ve diğer işyeri kamera kayıtlarından yapılan tespit kayıtlarına göre sanık ... Gencer'in arada bir sokak başına gelip çevreyi kontrol ettiği ve sanık ...'yeye gözcülük yaptığı, ihbardan önce sanık ...'in saat 03.57'de Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanık ...'ı aradığı hattta sanık ... adına "*** *** ****" numaralı hat ile "928*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 05:57:51 35 sn. ..." ve "929*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 06:04:48 16 sn. ..." şeklinde ihbara ilişkin bilgileri daha önceden sanık ... Gencer'den temin eden sanık ... ile sanık ...'nın da irtibata geçtiği, sanık ...'in de olay günü Cumhuriyet savcısı Atilla Rahimi'nin nöbetçi olmasına rağmen kendisine haber verilmeksizin nöbetçi olmadığı hâlde ikametine gelen sanıklar ... ve Önder ile faaliyet hakkında önceden bilgilendirildiği ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2018 tarihli 2018-20940 sayılı yazına göre Burak Akın'ın müdafisi huzurunda kollukta verdiği ifadesinde, sanıklardan ... ile ilgili olarak 04.01.2018 tarihinde alınan ifadesinde "1997 yılında Kuleli Askeri Lisesini kazandıktan sonra 2000 yılına kadar benden sorumlu olan ve 2000 yılı içerisinde Hüseyin Çetinkaya isimli şahsa devreden kişi ... Çopuroğlu isimli şahıstır. Ayrıca bu dönemden hatırladığım hazırlık sınıfı okurken ... (2012 yılında MİT tırları davasından dolayı ihraç edildiğini duymuştum)’ın açıktan abdest aldığını görmüştüm, ona sende mi bizdensin diye sorduğumda o bu soruma bir anlam yada cevap vermemişti, ben bu olayı o zamanki benden sorumlu abi olan ... Çopuroğlu'na anlattığımda bana çok kızmıştı ve sen orada yalnız olduğunu, tek olduğunu düşünerek hareket edeceksin" şeklinde beyanda bulunduğu, 27.07.2012-02.01.2014 tarihleri arasında Kasım AĞBA adına kayıtlı*** *** **** hat ile*** *** **** ve*** *** **** numaralı telefon hatlarını kullandığına ilişkin tespitler de gözetildiğinde; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafisinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 14- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı Asayiş Şube Müdür vekili olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; Fetullah Gülen ve Emre Uslu’yu basından bildiğini, kesinlikle talimat almadığını, Şefkat Tepe isimli diziyi izlemediğini, arama talep yazısını sanıklar ... ve ... ile birlikte hazırlamadıklarını, söz konusu ihbarın kendisine telefonla saat 08.01’de bildirildiğini, ihbarın vehametinden ve öneminden ötürü komutanların alaya geleceğini bildiği için evine yakın olması hasebiyle derhal 10 dakika içerisinde alaydaki odasına geldiğini, alaya geldikten kısa süre sonra sanık ...'ın getirmiş olduğu arama talep yazısını içeriğindeki plakalarla, harekat merkezinin ihbar kayıt formuna dercettiği plakaları dikkatlice bakarak teyit ettiğini, karşılaştırdığını, bir yanlışlık olmadığını gördüğünü, bunun üzerine imzaladığını, istihbaratçı değil asayişçi olduğunu, karargahta çalışan bir subay olduğunu, El- Kaide konusuna gelince; El- Kaide'nin istihbari bir konu olduğunu ve arama talep yazısını getiren sanık ...'ın ihbar üzerine savcı ile yaptıkları bir değerlendirme sonucu savcının talimatıyla arama talep yazısının hazırlandığını bildirdiği için olaya savcı muttali olduğundan El- Kaide konusunda ek bir değişiklik veya değerlendirme konusu yapmadığını, İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından arama talep yazısının içeriğinde geçen El-Kaide kelimesinden dolayı hakkında disiplin soruşturması yapıldığını, neticesinde evrakın içeriğinde geçen kelimeler konusunda yeterli bilgi ve beceriyi geliştiremediğinden dolayı TSK' nın en alt seviyedeki cezası olan “Uyarma” cezası aldığını, Adana Jandarma Komutanlığı Asayiş Şube Müdürlüğü Vekilliğine 10.01.2014 tarihinde Asayiş Şube Müdürü Yarbayın yurt dışı görevine gitmesi nedeniyle vekaleten getirildiğini, arama kararını ihbarın vehameti ve aciliyetinden ötürü kaldı ki Reyhanlı’da daha önce yaşanan patlama göz önünde bulundurulduğunda bu nedenlerle ve görevi gerektirdiği için imzaladığını, şayet imzalamamış ve neticede kötü bir sonuç ortaya çıksaydı çıkan sonuca göre suçlanma tehdidi ile karşı karşıya kalma ihtimalinin de olacağını, arama talep yazısına izah ettiği gibi El-Kaide silahlı terör örgütüne silah götürüldüğü ibaresini sanık ...'ın Cumhuriyet savcısı ile yaptığı görüşmede bu şekilde değerlendirildiği bilgisini vermesi nedeniyle bu kavramın arama talebine girdiğini, dolayısıyla arama talep yazısındaki El-Kaide ibaresini kendisinin eklemediğini, arama karar talebini imzalandıktan sonra Alay Komutanı olan sanık ...'ın emri ile (ki bu emrin daha sonra yazılı şekle dönüştürülüp taraflarına iletilmiş olduğunu), patlayıcı madde imha uzmanı ve bomba arama köpeği ile olay mahalline gittiğini, faaliyetin komutanı sanık ...'nin de orada olduğunu, ihbara konu TIR'ların sayısı kadar yani üç grup oluşturulduğunu, bir de olağanüstü bir gelişme olması ihtimaline karşı ihtiyat grubu oluşturulduğunu, gruplara Cumhuriyet savcısının arama kararının gösterildiğini ve grupların başındaki en kıdemli personele birer suretinin dağıtıldığını, TIR'ları beklemeye başladıklarını, bireysel olarak TIR'ı durdurmaya veya durdurmamaya yetkisinin olmadığını, belirttiği gibi faaliyet komutanının ve savcının yazılı kararı çerçevesinde TIR'ların durdurulduğunu, sorumluluğuna verilen TIR'da bir şoför ve yanında bir sivil şahıs olduğunu, inmelerini istediklerinde şoförün kendiliğinden indiğini, yanındaki sivil kişinin fazla direnç göstermediğini, arama kararını gösterdiklerini, kendisin şifaen ne de belge göstermek şeklinde MİT mensubu olduğunu bildirmediğini, sorumluluğunda bulunan TIR'da bulunan kişileri dövme, yere yatırma, kelepçeleme, şiddet uygulama, üzerlerine basma gibi bir şey yapmadıklarını, indirdikten sonra mobil karakol aracına götürdüklerini, kendilerinin de sözlü olarak MİT elemanıyız ve benzeri sözler söylemediklerini, sorumlu olduğu TIR'ın üzerine çıkarak arama yaptığını, sanık ...'in arama talimatı üzerine konteynırın kapağını açmak suretiyle içindekileri gördüğünü ancak bu TIR'ların MİT'e ait TIR'lar olduğunu bilmediğini, iddia edildiği gibi sorumlu olduğu TIR'a binerek Seyhan istikametine gitmediğini, olay mahallinde ayrıntılı aramanın sakıncalı olacağının üstleri tarafından bildirilip Seyhan’da bulunan kışla arazisinde daha güvenli ve rahat işlem icra edileceği söylenildiğinden TIR'ların Seyhan istikametine doğru hareket ettirildiğini, kendisinin TIR'a binmediğini, resmî araç ile sorumlu olduğu TIR'ın arkasından eskort görevi yaptığını, TIR'lar konvoy hâlinde Seyhan’a ilerlerken Kürkçüler mevkiinde Audi marka gri araç tarafından önleri kesilmek suretiyle tehlikeli bir vaziyette durdurulduğunu, TIR'ların anahtarlarının içinde görevlendirilen rütbeliler bulunmasına rağmen şoförlerden alındığını ve hareketsiz hâle getirildiğini, anahtar alıp verme münakaşası nedeniyle sanık ... ile 30 - 35 yaşlarında kirli sakallı, daha sonradan MİT mensubu olduğunu öğrendiği kişi arasında kavga yaşandığını, bu kişinin sanık ...'a vurduğunu, yere düştüklerini, ayırdıklarını, anahtarı sanık ...'in aldığını, daha sonra Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı ...'ın anahtarı tekrar geri alınan TIR'ı eskortlamak suretiyle Seyhan kışlasına götürmesini söylediğini, TIR önde kendisinin de arkada araç ile hareket hâline geçtiklerini ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanıklar ... ve ...'e ilişkin değerlendirime kısmında da ayrıntılı şekilde anlatıldığı üzere;19.01.2014 tarihli olayda MİT’e ait TIR'ların Ankara Esenboğa Havaalanından ayrılmasını müteakip sanık ...’in Gölbaşı güzergâhında bekleyen sanıklar ... ve ...’ya bilgi verdiği, bu bilgi akışı sonucunda söz konusu TIR'ların Gölbaşı’na gelmesini müteakip plakalarının alındığı, ardından sanık ...’nin sanık ...’i arayarak durumdan haberdar ettiği ve HTS kayıtları ile sanıkların savunmalarından da anlaşılacağı üzere alayda buluşmak üzere sözleştikleri, sanık ...’nin Alay Komutanlığına geldikten sonra TIR'ların hareketlerini takip ettiği, ardından sanık ... ile buluşup birlikte Ankara Demetevler semtine gittikleri, orada sanık ...’in yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı alarak ...’ye verdiği, büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu hâlde Ankara ili Etlik Mahallesine giderek orada MOBESE kameralarının görüş alanı dışında ara sokakta bulunan bir ankesörlü telefonla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarasını aradığı, özetle "... şimdi Ankara’dan 3 tane tır patlayıcı yüklü 3 tane tır yola çıktı Adana’ya doğru geliyor plakasını veriyorum. (07:29:34)" şeklinde sanık ... tarafından ihbarda bulunulduğu, ihbar esnasında sanık ...’in arabada beklediği, ihbardan önce El-Kaide silahlı terör örgütüne ait patlayıcı madde ve silah taşıdığı iddia edilen TIR'larla ilgili tedbir alınması amacıyla gerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, gerek Ankara İl Jandarma Kolluk birimine, gerekse Ankara Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü gibi idari ve kolluk birimlerine bilgilendirme yapılmadığı, ihbar saati olan saat 07.29’dan TIR'ların durdurulduğu saat 12.00’ye kadar ilgili TIR'ların güzergâhında olan Aksaray Jandarma ve Emniyeti, Adana Emniyeti veya Mersin, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Konya gibi TIR güzergâh değiştirmesi hâlinde gidebileceği illerdeki kolluk birimlerine (Emniyet-Jandarma), hatta içerisinden geçtikleri bu illere bağlı ilçe kolluk birimlerine herhangi bir bilgi verilmeden ve normal önleyici tedbir kurallarının dışına çıkılarak ihbarın direk Adana İl Jandarma Komutanlığına yapıldığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü araştırma,mobese ve diğer işyeri kamera kayıtlarından yapılan tespit kayıtlarına göre sanık ... Gencer'in arada bir sokak başına gelip çevreyi kontrol ettiği ve sanık ...'yeye gözcülük yaptığı, ihbardan önce sanık ...'in saat 03.57'de Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanık ...'ı aradığı hattta sanık ... adına "*** *** ****" numaralı hat ile "928*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 05:57:51 35 sn. ..." ve "929*** *** **** Arand*** *** **** 19.01.2014 06:04:48 16 sn. ..." şeklinde ihbara ilişkin bilgileri daha önceden sanık ... Gencer'den temin eden sanık ... ile sanık ...'nın da irtibata geçtiği, Cumhuriyet savcısının ihbarın mahiyetinden dolayı oldukça güçlü ve donanımlı (sinyal kesici jammer, köpek, bomba imha uzmanı, olay yeri inceleme, vd. unsurlar) bir ekiple arama noktasına gidilmesi talimatı verdiği, ayrıca hazırlanacak arama ve el koyma talep yazısında ihbarda sözü edilen silah ve mühimmatın Hatay ve Suriye’deki diğer terör örgütleriyle bir bağlantısı olup olmayacağını sorduğu, sanık ...’ın 22.01.2014 tarihinde Cenevre’de yapılacak olan Cenevre 2. Konferansı öncesi El-Kaide silahlı terör örgütü ile bağlantılı gruplar tarafından Hatay’da bombalı saldırı olabileceğine dair duyumlar geldiğini belirtmesi üzerine Cumhuriyet savcısının, bu hususun arama el koyma talep yazısında belirtilmesini istediği, ... tarafından sahte ihbarın saat 07:28'te yapılmasının ardından ..., ... ve sanık ... tarafından imzalandığı, sanık her ne kadar faaliyete ilişkin bilgisinin olmadığını ifade etmişse de 156 ses kayıtlarında sabık Celaleddin ile konuşmasında Hatay'daki olayla aynı şeklinde bilgi verdiği, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile asker kökenli sanıklarla ilgili ardışık arama ya da sabit hattan arama tespitlerinin ve itirafçı beyanlarının bulunup bulunmadığı hususunda 19.11.2018 tarihli Adana İl Emniyet Müdürlüğünün yazısı ekinde ardışık arama HTS analiz tutanağını başlıklı saat16.58'de tanzim edilen analiz çalışmasında; "3229*** *** ****262208 ... 4 2012-08-13 2012-08-13 3223634406*** *** **** ... 2 2014-02-16 2014-02-16 3224293071*** *** **** ... 1 2012-08-17 2012-08-17" şeklinde irtibat kaydının bulunduğu, ine kendi adına kayıtlı*** *** **** numaralı GSM hattını kullandığı halde, Operasyonel hat olarak ise 20.02.2013 - 02.01.2014 tarihleri arasında Sinan BAKIR adına kayıtlı*** *** **** numaralı hattı kullandığı, bu hattan önce Kemal DEMİRTAŞ adına kayıtlı*** *** **** numaralı hattı örgütsel amaçlı kullandığı değerlendirilmekle birlikte Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan bu numara yerine sehven*** *** **** numaralı hattın HTS’si alındığı anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafisinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 15- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Üsteğmen olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; ismi geçen kişilerden talimat almadığını, 19.01.2014 öncesi ve sonrası tüm faaliyetlerinin kamu görevinin yerine getirilmesine yönelik faaliyetleri olduğunu, faaliyetleri boyunca üzerine kayıtlı cep telefonunu kullanmadığını, gelen ihbarın şubesine bildirilmesi üzerine, şube müdürü olan sanık ...'ın ihbarı değerlendirip ve Cumhuriyet savcısı olan sanık ...’ya ihbarı ilettirdiğini ancak kimin aracılığı ile ilettiğini bilmediğini, sonra sanık ...'in emri ile arama kararı talep yazısının şube personeli tarafından hazırlandığını, talep yazısını yazmadığını, arama talep yazısını sanık ...’a imzalattıktan sonra yine sanık ...'ın emri ile ...'ya götürdüklerini, ... denen şahsı tanımadığını ancak sanık ...'ın ... denen şahsın söylediği "Reyhanlı, Suriye, Bomba” geçen konuşmalarından bahsettiğini, bunun sıkıntılı bir konu olduğunu, amirlerle paylaşıp bir değerlendirilmesi gerektiğini söylediğini, sanık ...'ın kendisine MİT ile alakalı herhangi bir konudan bahsetmediğini, TIR'ları durdurma konusunda sanık ...'den emir ve talimat aldığını, TIR'ların MİT’e ait olduğunu bilmediğini, durdurduktan sonra bu araçlardaki kişilerin MİT görevlisi olduklarını bildirmedikleri gibi kimlik ve görev kağıdı ibraz etmediklerini, TIR'lara doğrudan müdahalede görevli olmadığını, TIR'ların içindeki sivil giyimli kişilerle de ilgilenmediğini ancak TIR'ların ikinci kez durduğu yerde uzun boylu sakallı, oradakilerin amiri olarak tahmin ettiği bir şahsın telefonu ile kendisini ve diğer personeli kayda alıp "Bunların hepsinin hesabını vereceksin, bunun hesabı senden sorulacak” şeklinde kendisini şube müdürünün ve birkaç personelinin yanında tehdit ettiğini, ayrıca TIR'ların TIR'lardaki şahıslara teslimi esnasında şahısların "Ben bunların içindekilerin ne olduğunu bilmiyordum, o tutanağı imzalamam, emekli olurum daha iyi” dediğini, savcıların talimat vermesi nedeniyle adli kolluk görevini ifa ettiklerini, faaliyet esnasında sadece resmi amirlerinden ve Cumhuriyet savcısından talimat aldığını, TIR'lardaki şahısların kendilerine kimlikleri sorulduğu hâlde ana, avrat küfür ettiklerini, görevlerini ve kimliklerini söylemeyip göstermediklerini, MİT görevlilerinin daha sonradan gösterdiği kimliğin de doğruluğunu teyit edemediklerini, basın mensuplarını olay yerine çekim için çağırmadığını, jandarma görevlileri tarafından yapılan çekimlerin olaydan sonra kesinlikle basında yer almadığını, basında yer alan tek görüntünün olay yerinde bulunan karayolları MOBESE kamerasına ait görüntüler olduğunu, bu görüntülerin Adana Valisi ve mülkiye müfettişlerince alınıp basına “İhanetin belgesi” olarak servis edilmesinin de ayrıca sorgulanması gereken bir husus olduğunu, Ankara İI Jandarma Komutanlığı görevlilerince devlet sırrı kapsamında Halep Türkmenleri’ne insani yardım malzemesi götürülmesi görevini yürüten MİT personelinin telefonlarının dinlendiğini bilmesinin imkansız olduğunu, iletişim kayıtlarına ilişkin kendisiyle ilgili hazırlanan raporda baz bilgileriyle noktasal olarak hangi lokasyonda olduğunun belirtilemeyeceğinin yazılı olduğunu, HTS verilerinin tek başına delil olamayacağını, iddianamede kullandığı iddia edilen hattan başka bir sanığın da arandığını, bunun örgütün iddianamede anlatılan haberleşme sistemi ile tedbirlerine aykırı bir durum olduğunu, zira her ne kadar bu hat ile diğer bir sanığı aradığı iddia edilmiş ise de, bu şahısla aynı yerde çalıştıklarını, zaten özel telefonundan da arayabileceğini, ayrıca aynı odada görev yaptıklarını, bu kapsamda operasyonel hat ile arama yaparak şüphe çekmesinin mantık dışı olduğunu, hat sahiplerinin ifadelerinin alınmadığını, eksik araştırma yapıldığını, IMEI cihazının dahil araştırılmadığını, ayrıca alınan HTS raporlarının 5809 sayılı Kanun kapsamında hukuka aykırı delil olduğunu, analiz çalışmasının maddi delil ile desteklenmediğini, hatları kısaca kullanmadığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'a ilişkin değerlendirime bölümlerinde de anlatıldığı üzere; Adana İl İstihbarat Subede Üsteğmen olan sanık ...'ın HTS kayıtlarının tekikinde; sanık ... ile Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı olup adı geçen tarafından kullanılan *********** numaralı cep telefonundan saat 03.57’de görüştüğü, ardından peş peşe saat 04.04, 04.27, 04.49, 05.15 ve 05.16’da Adana Jandarma İstihbarat Şubesinde görevli Üsteğmen olan sanık ... ile konuştuğu, ihbardan önce saat 05.57’de Cumhuriyet Savcısı olan sanık ... ile konuştuktan sonra saat 06.01’de sanık ... ile görüşüp saat 06.04’te tekrardan sanık ... ile konuştuğu, bu görüşmeden sonra peş peşe saat 06.06, 06.15, 06.33, 06.55, 07.01, 07.02’de sanık ... ile görüştüğü, ihbarın saat 07.29’da yapılmasının hemen ardından tekrardan saat 07.47’de sanık ... ile yeniden konuştuğu, daha sonra sırasıyla saat 08.32’de ... ile, saat 08.43 ve saat 10.08’de sanık ... Gencer ile görüştüğünün tespit edildiği, sanık ...’ın sabah saat 05:57’de olay günü nöbetçi olan Atilla Rahimi yerine ...’ya bilgi verdiği hatta sanık ... ile birlikte sanık ...’nın evine gittikleri, sanık ...'nin savunmalarında, Sabah muhabiri ... Karaman’ın ve DHA muhabiri Fatih Karaçalı'nın ihbardan ve gerçekleştirilecek arama faaliyetinden haberdar edilmesi talimatını sanık ...'in verdiğine ilişkin savunmasını kendisinin de yalanlamadığı ve hatırlamadığını ifade ettiği ayrıca sanık ...'nin olay günü muhabirleri aradığı *********** numaralı görev telefonu ile sanığın telefonun HTS kayıtlarından da bu durumun tespit edildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/120206 sayılı soruşturması üzerinden yürütülüp, düzenlenen iddianameyle İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açıldıktan sonra verilen yetkisizlik kararıyla son olarak Adana 13.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/161 esas sayısına kayden görülmekte olan ve delil olarak değerlendirilmek üzere tüm içeriği ve delilleriyle birlikte dosya içerisine getirtilen dava dosyasında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği ifadeleri içeriğine alınan başka soruşturmaların şüphelisi ... Bektaş'ın ve açılan davanın soruşturması aşamasında şüpheli olan Muhammet Mert'in anlatımlarıyla soruşturma sırasında elde edilen diğer delillerden sanık ...'in FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları arasında yaygın biçimde kullanılan operasyonel hat olarak günlük hayatta kendi adına kayıtlı*** *** **** numaralı GSM hattını kullandığı halde 29.12.2011 - 01.01.2014 tarihleri arasında Şevket Salık adına kayıtlı*** *** **** numaralı hattı, 02.01.2014 - 19.01.2014 tarihleri arasında Süleyman Talaymanoğlu adına kayıtlı*** *** **** numaralı hattı kullandığı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/80433 sayılı soruşturması kapsamında; söz konu aramalarda kullanıldığı değerlendirilen sabit hatlara ait HTS kayıtlarında ardışık aramasının tespit edilmediği ancak 3222484386 ve 3224297322 ankesörlü hatlardan 2010 ve 2012 yıllarında*** *** **** numaralı hattının toplamda 5 defa arandığı anlaşılmaklar; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafisinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 16- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdür vekili olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; Adana İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğünde Müdür Vekili olduğunu, Fethullah Gülen ve Emre Uslu’nun liderliğini yaptığı ve oluşturduğu örgütün adını ilk kez duyduğunu, böyle bir örgütün oluştuğunu bilmediği için herhangi bir örgüt içinden talimat almadığını, Samanyolu TV’de yayınlanan Şefkat Tepe dizisini ilk defa duyduğunu, olay günü evde uyuduğu sırada saat 06.30 gibi sanık ...'in ...7469 numaralı telefonunu arayarak, şüpheli bir durum olduğunu, İI Jandarma Alay Komutanlığına gelmesinin faydalı olabileceğini söylemesi üzerine saat 07.00-07.15 sıralarında gittiğini, kendisiyle görüştüğünü, şüpheli bir araçla ilgili ellerinde done olduğunu, koordinasyonda ekibe ihtiyaç olabileceğini söyleyerek çağırdığını söylediğini, kendisinin de personelini hazır olması gerekebileceği düşüncesiyle birkaç kişiyi aradığını, herhangi bir şey olabilir diyerek kendisini çağırabileceği şeklinde ikazda bulunduğunu ve telefonlarını kapatmamalarını söylediğini, saat 07.30 sıralarında harekat merkezine bir ihbar geldiğini, bu ihbarı da harekat merkezinin tam olarak hatırlayamamakla birlikte bir şekilde kendilerine bildirdiğini, ulaşabildiği 5 kişiyi arayarak birliğe gelmelerini söylediğini, 5 kişinin peyder pey birliğe geldiklerini, hazır durumda beklemekteyken alay komutanının emriyle ihbarda bahsedilen 3 TIR'la ilgili olmak üzere Ceyhan ilçesi Sirkeli gişelerine 3 tim olarak gittiklerini, İl Jandarma Alay Komutan Yardımcısı olan sanık ... komutanlığında ekipleri koordine ettiğini, ihbarın ciddi olduğunu TIR'larda patlayıcı ve mühimmat olduğunun belirtilmiş olduğunu, her an durdurulma anında patlayıcıyla karşı karşıya olunabileceğini söyleyerek şube müdürlüklerinden gelen tüm personelin karma bir şekilde 3 grup şeklinde her grubun ihbara konu plakalara göre ayrıldığını, kendisinin ilk grupta olduğunu, görevlendirildiği TIR'ın olay yerine ilk TIR olarak geldiğini, trafik ekiplerinin bu 3 TIR'ı cebe yönlendirdiğini, gelen ihbarda TIR kasalarında patlayıcı ve mühimmat olduğu belirtildiği için ve her an patlayıcıyla karşılaşabileceği düşüncesiyle şoförü hemen indirdiklerini, şoförün yanındaki kişinin yanlış yaptıklarını, kendilerine bir şey yapamayacakları şeklinde bağırdığını, güvenliği bırakmamak amacıyla onu da aşağı indirdiklerini fakat bu sırada bir dirençle karşılaşması nedeniyle yaralandığını, arbede çıktığı için şoförün yanındaki kişiye kelepçe taktıklarını, bu kişinin kesinlikle kelepçelenirken MİT elemanı olup olmadığı yönünde bilgi vermediğini, hatta olayı video ile görüntülediklerini, video kaydı incelendiğinde, kendisini MİT elemanı olarak tanıtmadığının ve kimliğini göstermediğinin açıkça görüleceğini, kelepçelediği kişi ile birlikte şoförü, minibüse götürülmek üzere ekiplere teslim ettiğini, bu işlemden Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı sanık ...’a bilgi verdiğini, ilk TIR'a ilişkin işlemleri yapmak amacıyla yoğunlaştığı için sonradan TIR'larla birlikte gelen ve ekiplerce durdurulan bej renkli Audi Marka aracı sonradan gördüğünü, aracın orada herhangi bir tartışma olmadığını, asayiş şubeye bağlı ve bomba aramaya hassas olan köpeklerin araçlara çıkartıldığını, köpeklerin kasada hassasiyet hissetmesi üzerine aranması talimatı verdiğini, zira Cumhuriyet savcısının arama kararının bir suretinin kendisinde de bulunduğunu, arama kararına istinaden araçta bulduğu pense gibi aletlerle konteynırı açtırdığını, içinde marka ve modelini bilmediği malzemeyi gördüğünü ve kaçak olduğunu düşündüğünü, sanık ...’ın da yanında olduğunu, kendisini durumdan haberdar ettiğini ancak bunun Cumhuriyet savcısına nasıl aksettirildiğini bilmediğini, operasyonun başında sanık Selahattin Özenli olduğu için durumu ona da ilettiğini, sanık ...'ın Cumhuriyet savcısı olan sanık ... ... ile görüştüğünü, araçların güvenli olabileceği düşüncesiyle Recai... kışlasına çekilmesi talimatı verilmiş olduğunu bu aşamada TIR'ların hareketinden önce Audi marka araçtaki kişilerle TIR'lardaki kişilerin MİT elemanı oldukları gösterdikleri kimliklerden anlaşıldığını, Cumhuriyet savcısıyla görüşüldüğünü, talimatı gereği MİT elemanı olduğu belirtilen şahısların serbest bırakılmasını ancak araçların arama yapılmak üzere Recai... Kışlasına çekilmesi gerektiğini söylediklerini, TIR'ların Adana istikametine yönlendirildiğini, bir müddet Sirkeli gişelerinin bulunduğu yerde beklediklerini, araca binerek hareket ettiklerinde 3 TIR'ın Kürkçüler mevkiinde otoyol üzerinde güvenliksiz biçimde yolun sağ tarafında emniyet şeridinde beklediğini, Audi Marka aracın da önlerine kırmış vaziyette olduğunu gördüklerini, durduklarını, burada MİT elemanlarıyla bir tartışma yaşandığını, bu sırada Audi ile gelen MİT elemanlarının TIR'lara ait anahtarları aldıklarını, hareket etmelerini engellediklerini ancak bir tanesinin anahtarının alındığını, bu anahtara ait olan TIR'ın çalıştırılarak Recai... Kışlasına muhafaza altına alınmak amacıyla hareket ettiğini gördüğünü, sanık ... Özenlinin de Cumhuriyet savcısının verdiği talimat doğrultusunda aracın muhafaza altına alınması gerektiğini söylemesi üzerine aracın peşinden gittiğini, talimat gereğince TIR kasasının açıldığını ve içerisinde mühimmat olduğunun anlaşıldığını, video çekimi yapıldığını ve bu mühimmattan numune alınığını, sanık ... isimli üsteğmenin savcının talimatı olduğunu söylediğini, Sirkeli gişelerinin bulunduğu yerde Maliye ya da Karayollarından bir görevlinin kendi cep telefonuyla olayları çektiğini fark etmesi üzerine engellediğini, kayıt varsa sildirilmesini sağladığını, Bahçeşehir civarında TIR'ın durdurulması olayında yakın mesafeden basın mensupları görüntü çekmeye çalıştıklarını onları da uzaklaştırdığını, Ankara İ1 Jandarma Komutanlığında hiçbir görevliyi tanımadığını, ByLock kullanıcısı olmadığını, bu hususta ayrıntılı bir verinin bulunmadığını, morbeyin olabileceğini, zaten bağlantı sayılarına bakıldığında aslında 2 ya da 3 defa bağlantı gözüktüğünü, bunun da bir yönlendirme olabileceğini, Adana'da görülen dava dosyasında uydurma deliller olduğunu, kendisinin kullanmadığı hatların kullandı şeklinde değerlendirmeler yapıldığını, ..... adlı kişiyi tanımadığını, bu şahısla ilgili bir analiz raporun olmadığını, ... adına kayıtlı hattı da kullanmadığını, bu hattın kendisine yamanmaya çalışıldığını, bununla ilgili bir tespitin de yapılmadığını, ... ...... adına kayıtlı hatları kullanmadığını ki bu hatların olay anında kullanılmadığının da iddianamede belirtildiğini, kullanılmayan bu hatlar da gerekçe olarak gösterilerek eyleminin organizasyonun da yer aldığının iddia edilmesinin mantık dışı olduğunu, kesinlikle bu hatları kullanmadığını, eylemi örgütsel bir saikle gerçekleştiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, somut delille desteklenmediğini, almış olduğu emirlerle olay yerine gittiğini, mevzuata uygun olarak görevini yaptığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'a ilişkin değerlendirime bölümlerinde de anlatıldığı üzere; sanık ... ....'den yardım TIR'larıyla ilgili ayrıntılı bilgiyi alan sanık ...'ın aldığı bu bilgileri sanık ...'e bildirdiği, sanık ...'in de bu durumu istihbarat sanıklar ... ve ...'a bildirdiği, bu suretle sözde ihbardan sanığın haberdar olduğu gibi kendisinin de savunmalarında bu hususu doğruladığı, ...... plakalı TIR'ın Seyhan İlçe Jandarma Komutanlığına götürülmesi esnasında aynı gün saat 14.30 sıralarında sanık ...’ın Cumhuriyet savcısından TIR'ın emniyetli bir bölgede durdurulması ve çevre emniyeti alınarak Cumhuriyet savcısının gelmesinin beklenilmesi talimatını alması üzerine TAG otoyolundan havaalanı yol ayrımına çıkış yaparak Bahçeşehir Koleji yolunda bulunan geniş park alanında TIR'ın durdurulduğu, 06 E. 2... plakalı TIR'ın yolcu mahalinde bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı mensubunun yetkili personelle görüşmek ve kendisine bilgi vermek istediğini söylemesine rağmen dinlenilmeden zorla TIR'dan aşağıya indirilmeye çalışıldığı, TIR'ların MİT'e ait olduğunu söylemeye ve kimliğini göstermeye çalışılırkesanık ...'ın buna müsaade etmediği ve araçtan inmesi için bağırdığı, ...'ın şoför kapısından girerek kendisini yaka paça aşağıya indirmeye çalıştığı, sanık ...'ın da ayaklarından tutarak aşağıya çektiği, araç içindeki MİT mensubunun mukavemet etmediğini, bu şekilde davranmamalarını, kimliğini göstereceğini ve açıklama yapmak istediğini ısrarla söylemesine rağmen dinlemedikleri, zorla aşağı indirdikleri, kimliğini göstermesine fırsat vermeden kelepçelemek için ellerini arkaya doğru kıvırdıkları, açıklama yapma konusundaki ısrarı sonucu arama kararını kendisine gösterdikleri, arama kararını okuyan görevliniN kendisinin MİT görevlisi olduğunu, TIR'ların MİT'e ait olduğunu söylemeye ve 2937 sayılı Kanun'u hatırlatmaya çalıştığı, sanığın buna izin vermeyerek ellerini arkadan kelepçeleyip jandarma aracına götürdüğü ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığının ByLock sorgu sonucu raporları, Bylock tespit tutanağı içeriği ve sanığa ait *********** numaralı GSM hattının CGNAT kayıtları içeriklarinde her ne kadar ByLock ID'sine henüz ulaşılamamışsa da, ByLock programına ait olduğu bilinen "46.166.164.177" IP'ye gerçekleştirdiğine ilişkin kayıtların bulunduğu, sanığın programa .....5093 IMEI numaralı cihaz ile bağlantı gerçekleştirdiği, örgütsel faaliyetlerinde kendi adına kayıtlı 537......ve 5052.....numaralı GSM hatlarının yanında başka kimseler adına kayıtlı 538.... ve 53... numaralı GSM hatlarından 537.... numaralı GSM hattı ile örgütün gizli, kriptolu haberleşme programı Bylock'u kullandığı, İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açıldıktan sonra verilen yetkisizlik kararıyla son olarak Adana 13.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/161 esas sayısına kayden görülmekte olan ve delil olarak değerlendirilmek üzere tüm içeriği ve delilleriyle birlikte dosya içerisine getirtilen dava dosyasında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdiği ifadeleri içeriğine alınan başka soruşturmaların şüphelisi ... ....'ın ve açılan davanın soruşturması aşamasında şüpheli olan Muhammet Mert'in anlatımlarıyla soruşturma sırasında elde edilen diğer delillerden Osmaniye'de görev yapan örgüt üyesi jandarma personellerinden sorumlu müdür statüsündeki imamı olduğu belirlenen "..." kod adlı ..., Adana ilinde görev yapan jandarma personeli subaylardan sorumlu "Öğretmen" statüsündeki örgüt imamı olduğu belirlenen şüpheli........ ile, bu örgüt imamları tarafından kendisine sağlanan, 27.07.2012 – 01.05.2013 tarihleri arasında ... Tekin adına kayıtlı 538..... numaralı ve 04.05.2013 - 31.12.2013 tarihleri arasında ise..... adına kayıtlı*** *** **** numaralı örgütsel hatları kullanmak suretiyle irtibat sağladığının, örgüt imamları ... kod adlı ... ve... ....'nun da başka kişiler adına kayıtlı örgütsel hatlar kullanmakta olduklarının ve irtibatı bu örgütsel hatlar üzerinden sağladıklarının tespit edilmiş olması anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafisinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 17- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Astsubay Başçavuş olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde teknik astsubay olarak görev yaptığını, 19.01.2014 tarihinde sabah erkenden işe gittiğini, teknik takip odasında çalıştığını, bir ara dışarı çıktığında pazar günü olmasına rağmen şube personelinin ortalıkta olduğunu gördüğünü, neler olduğunu sorduğunda kimsenin bir şey söylemediğini, sanık ... ile karşılaştığını, sanığın kendisine kamera hazırlayıp beklemesi konusunda talimat verdiğini, her zaman olduğu gibi 2 kamera ve bir fotoğraf makinasını yanına aldığını, beklemeye başladığını, aradan 1 saat geçtikten sonra hareket emri verildiğini, Nurtekin Halıcı ve ... Mahir ile birlikte gittiğini, Ceyhan-Sirkeli otoban gişelerine vardığında herkesin orada toplanmış vaziyette beklediğini, şube müdürü elindeki savcılık arama kararı ile arama işlemini anlattığını, herkese görevler verdiğini, kendisine de kamera kayıt görevinin verildiğini, bekledikleri sırada komutanların 3 ayrı araçta arama yapılacağını söylemeleri nedeniyle elinde bulunan kameralardan bir tanesini çömezlerden ...'e, fotoğraf makinasını da yine çömezlerden....'ye verdiğini, bir süre bekledikten sonra saat 12.00 sıralarında gişelere 3 ayrı TIR'ın geldiğini, arama noktasına geldiklerinde en öndeki TIR'a gittiğini, kayda başladığını, gözlem ve kayıtlarına göre araç yanaşır yanaşmaz ilk önce köpek eğitmeni personel köpeğini aracın dorsesine attığını, köpeğin tepki verdiğini, bunun üzerine yukarı çıktığını, arama yapacak personelin de çıktığını, araç dorsesi üzerindeki konteynerlerden birinin açıldığını, içinde bulunan her biri yaklaşık 1 metre uzunluğunda 20 cm kadar çapında daha önce hiç görmediği ancak savaş silah mühimmatı olduğunu anladığı bol miktarda malzeme gördüğünü, yine aynı konteynerin içerisinde doçka mühimmatı olarak bildiği fişekleri de kutular içerisinde gördüğünü, içinde steril, iğne kutusu, bazı ilaç kutularını da gördüğünü, bu aşamada aramanın başka yerde devam edeceğine dair talimat geldiğini, kaydı kapattığını, aşağı indiğini, aşamalar da üzerinde bulunduğu TIR'ın şoför mahallinde neler olduğunu görmediğini, zira oraya gitmediğini, sadece dorseye odaklandığını, arka tarafta bir şahsın "Siz vatan hainisiniz vatanı satıyorsunuz yüce divanda yargılanacaksınız, sizin hakiminiz savcınız sizi kurtaramayacak" diye bağırdığını duyduğunu ancak görmediğini, biraz sonra TIR'ların hareket ettiğini, 15-20 dakika sonra kendileri de TIR'ların peşinden hareket ettiklerini, otobanda TIR'ların durduğunu görmeleri üzerine durakladıklarını, önce TIR'ların etrafında bulunan personelin yanına gittiğini, arama yapılacağını söylediklerini, kamerayı alıp geldiğini, kayda başladığını daha sonra Cumhuriyet savcısının arama mahaline geldiğini, TIR'ın üzerine çıktığını, kendisinin de çıktığını, sanık ...'nın kendisine açık olan konteyner kapısından içeriyi göstererek "Çek bunları" dediğini, kendisinin de çektiğini yine aynı malzemeleri gördüğünü, kaydettiğini, bir süre sonra emniyet müdürü ve alay komutanının geldiğini bu sırada aşağı indiklerini, daha sonra valinin geldiğini, kendi aralarında konuştuklarını, beklediklerini ve devamında normale dönme talimatı verildiğini, oradan ayrıldıklarını, ayrılırken ... .....'e verdiği kamerayı geri aldığını, kayıt yaptığını, Emrah Gökçe'ye verdiği fotoğraf makinasını kontrol ettiğinde ise kayıt yapmadığını zira içerisinde hafıza kartının bulunmadığını farkettiğini, zaten bir ara Emrah'ın kendisine fotoğraf çekerken kırmızı renkli uyarı geldiğini söylediğini, kendisinin de çekmeye devam et şeklinde karşılık verdiğini, olayla ilgi başkaca bilgisinin olmadığını, olay yerine yani gişelere gittiğinde TIR'ların henüz gelmediğini, komutanların ellerinde savcının yazılı arama kararının olduğunu ayrıca ByLock kullanıcısı olmadığını, programı kullandığı belirtilen tarihlerde telefonuna bazı haber siteleri ve müzik uygulamalarını indirdiğini, bu haber sitelerinde ve müzik programında Mor Beyin uygulaması olduğu gibi ByLock server IP'sine yönlendirilmiş olduğunu düşündüğünü, bu tespitin ilk defa MİT tarafından yapıldığını, dolayısıyla KOM Daire Başkanlığınca hazırlanan rapordaki tespitin Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığınca yapıldığına dair bilginin gerçeği yansıtmadığını, ... Bektaş'ı tanımadığını, teşhisin yapılmasını istediğini, zaten beyanlarında kendisine yönelik herhangi bir bilgi de vermediğini, şahsın evine gittiği iddiası karşısında o tarihlerdeki HTS kayıtlarının çıkartılmasını, zaten beyanında da sadece kimlik bilgilerini vermesinin hayatın olağan akışına ters olduğunu, ardışık aramaları kabul etmediğini, varsa ankesörlü telefonların kamera kayıtlarının çıkartılması gerektiğini, ayrıca işi gereği sabit hatlardan arandığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; Sanıklar ... ve ...'a ilişkin değerlendirime bölümlerinde de anlatıldığı üzere; TIR'lar henüz gelmeden personelin telefonlarının toplandığına ve saat 17.00'de dağıtıldığına dair düzenlenen tutanakta, telefonu toplanan ve olay sonrası dağıtılan personeller arasında gösterilmiş olmasına rağmen, HTS kayıtlarından olaylar sırasında, faaliyete katılan sanıklardan ... (görev telefonu), ..., ..., ..., ..., ... (görev telefonu), ... ile bir çok görüşmelerinin bulunduğu, sanık ... ile de saat 13.13'te 26 sn. süren bir görüşmesinin bulunduğ, telefonu toplanan personel arasında yer almadığı, lk TIR'da açılan malzemelere yönelik, kürkçüler mevkiinde durdurulan TIR'da ise savcının talimatı ile görüntü alan, verdiği fotoğraf makinasında çekim anında uyarılar gelmesine rağmen çekim yapılması hususunda .....'ı uyaran ve sonrasında hafıza kartının takılı olmadığını söyleyip makinayı teslim alarak kayıt dışı/tutanağa bağlamadığı; 12.03.2018 tarihli ve 4038233-56956 sayılı İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğüün yazısı ekinde ..., ..., ...'nın ByLock tutanaklarının gönderildiği, sanık ...'nın ByLock abone listesinin 114.027’nci satırında kaydının olduğu, sırasıyla tespit edilen GSM aboneliğinin "505.....", tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının "3579....." ve tespit edilen ilk tarihin "12.08.2014"olduğu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/80433 sayılı soruşturması kapsamında ardışık arama olarak irtibatlarının bulunduğu, HTS analiz tutanağı başlığı ile ilgili yazı ekinde gönderilen 19.11.2018 tarihli tutanakta iletişimleri şüpheli görünen kişilere ait tablolarda 23. ardışık aramada "322....." numaralı hattan sanık ...'nın arandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2019 tarihli ve 2019/255 muhabere sayılı yazısı ekinde sanık ...'nın 92 toplam aramadan 19 ardışık aramasının olduğunun belirtildiği, 2017/80433 sayılı soruşturma sürecinde 27.03.2015 tarihinde "......578" numaralı ankesörlü telefondan İbrahim ... Kaya ile ardışık arandığı,... hakkında celp edilen belgeler arasında 23.09.2016 tarihli Adana İl Emniyet Müdürlüğü fezlekesinde, Adana C. Başsavcılığının 2016/55977 soruşturma sayılı dosyası kapsamında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik olarak yapılan çalışmalarda, FETÖ/PDY terör örgütü suçundan tutuklu bulunan ... Bektaş isimli şahsın şüpheli olarak 14.09.2016 tarihinde alınan ifadesinde ve yaptırılan fotoğraftan teşhiste, 2010 yılı ile 2015 yılları arasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına, örgütün askeri yapılanması içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği, sorumluluğunu yaptığı Jandarma Astsubay ve Uzman çavuşlara evinde örgütsel ders ve sohbetler verdiğini, ders ve sohbetlere katılan şahıslardan himmet topladığını, yürütmüş olduğu örgütsel faaliyetlerinde AKİF kod ismini kullandığını 456 personele ait fotoğraflardan 257. sırada bulunan sanık ...'yı düzenlenen örgütsel ders ve sohbet olarak adlandırılan toplantılara katılan şahıs olduğunu, kendisinin şuan bu şahsı yürütmüş olduğu örgütsel faaliyetlerdeki kullanmış olduğu kod ismini hatırlamadığını, bu şahsı İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde vermiş olduğu ifadesinde sivil giyimli fotoğrafından da teşhis etmiş olduğunu anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafisinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy birliği ile; Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan ... vekili ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 18- ... Suç tarihinde Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Astsubay Başçavuş olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; atılı suçlamalarla ilgili 1 yıl hiç yargılanmadığını, aynı görevine devam ettiğini, daha sonra hakkında 2. iddianame açılınca Adana 7 Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmaya başladığını, akabinde 2 ay açığa alındığını ve sonrasında İstanbul'daki Selam Tevhid soruşturmasında gözaltı kararını öğrenerek teslim olduğunu, İstanbul'daki sorguya katıldığını, ardından da tutuklandığını sorguda TIR' olayını soracaklarını beklerken ismini bile anmayacağı örgütle bağlantı kurmaya çalışıldığını, 2006-2007 yıllarında Terör Olayları Tim Komutanıyken aşırı sağ faaliyetler aşırı sol faaliyetler ve bölücü örgütlerle ilgili çalışmalar yapıldığını, Bayburt'ta derneklerin faaliyet sorumlularını, Işık Evleri denen karanlık evleri, öğrenci yurtlarını, okulları, dershaneler olmak üzere hepsinde birebir kendi el yazısıyla bilgi hazırlayıp Genelkurmay ve Genelkomutanlığa gönderdiklerini; o zamanlar çalışma yaptığı örgütün içerisinde anılmasının kendisini üzdüğünü, abisinin 31 yıldır astsubay olup hâlen görevinde olduğunu, 2 yıllık astsubayken bir astsubayın kızıyla evlendiğini ne kendi ailesi ne eşinin ailesinde örgütle bir bağının olmadığını, sonrasında Mardin'de çalıştığını, 40 tane takdir aldığını, meslekte 80 tane takdirinin olduğunu, 2010 yılında kendi talebiyle Adana'ya atandığını, İstihbarat Şube Müdürlüğünde AKOM kısmında yani Asayiş ve Kaçakçılık Organize Suçlar kısmında 2 tim olduğunu, bir tanesinin uyuşturucu ve organize suçlara diğerinin asayiş ve diğer kaçakçılık suçlarına baktığını, bulunduğu timde de kısım amiri olan o zaman vekalet eden .....Üstteğmen'e bağlı asayiş komutanlığında bir tim komutanı olduğunu, diğer tim komutanının ise devre arkadaşı ve tutuksuz yargılanan sanık ... olduğunu, istihbarat görevlendirme defterlerine bakıldığı zaman hangi saatte nerelere gittiklerinin yazılı olduğunu, görev yaptığı sürede cinayet dosyaları dahil olmak üzere komutanlarının emri ile basın ile irtibat kurduğunu, bununla ilgili belgeleri zaten dosyaya sunduğunu, Müge Anlı'nın programı dahil olmak üzere ... Koç komutanının bilgisi dahilinde Vali bey dahil çeşitli sunumları arz ettiğini, hatta sunduğu resimlerden birisinde de gazeteciler ile de resimlerinin görüleceğini, olay günü istirahatte uyuduğunu, o gün misafirhanede kaldığını, çocuklarının okul nedeni ile Ankara'da olduğunu, kısım amiri.... Üstteğmen kendisini arayıp "Bir görev var bütün personelin de gelecek" dediğinde kendi personeli ile birlikte İl Jandarma Komutanlığına geldiklerini, saat 07:00 sıralarında arandığını, şubeye geldiğinde Şube Müdürü olan sanık ...'ın yanına çıktığını, kendisine bir ihbarın geldiğini eline bir kağıda plakalar yazarak silah muhimmat getiren araçların olduğunu, plakalarını vererek, Ankara'dan çıkmış yaklaşmış da olduklarını belirterek bir an önce ekibini al çık dediğini, saat 07:30 sıralarında araç görevlendirme belgelerini hazırlayarak direk çıkış yaptıklarını, .....'den çıkarken saatin 8'e doğru geldiğini, Pozantı'dan takip yapmalarının söylendiğini, yolda iken ..... veya Adil adlı personellerden birisinin telefondan arayarak araçların plakalarını sistemden sorguladıklarını kendisine bildirdiğini, sonradan Pozantı ve Asayiş şubenin de takip için eleman gönderdiklerini dosyadan öğrendiğini, saat 09.30 sıralarında araçların geçtiğini, zaten diğer ekiplerin takip ettiğini bilse arayıp geçiş yapıp yapmadıklarını da sorabileceğini ama bilmediğini, araçlar geçtiğinde uzak mesafeden takip yaptıklarını, bu sırada Bekir Binbaşının aradığını, kendisine araçların geçtiğini söylediğini, kendisine gişelere kadar takip etmelerini söylediğini, gişelerde arama yapacaklarını belirttiğini, saat 10:30-11:00 sıralarında ...'in kendisine Sirkeli'de arama yapılacağını, basından tanıdıkların var istersen onlara söyle dediğini, DHA'yı ve Sabah muhabirlerini aradığını, kendilerine her zaman ki rutin uygulama olarak olayı bildirdiğini, aradığı kişilerin de oraya geliriz bir şey çıkmaz gibisinden sözler söylediklerini, seyir anında kendisini de aradıklarını ancak bilgisi olmadığından bir şey söylemediğini, pazar günü şimdi geliriz bir şey çıkmaz dediklerini, arama noktasına geldiğinde, orada o süreçte olan olaylardan ve görev dağılımından haberinin olmadığını, faaliyet başladıktan sonra geldiğini, kalabalık olduğunu, aracı park ederek yaya olarak arama noktasına geldiğini, herkesin gruplara ayrılmış hâlde görevlerini yaptıklarını, AUDİ marka aracın olduğu yerde kalabalığın ve bağrışmaların olduğunu, herhangi bir arama grubuna dahil olmadığını, ..... ve...komutanların olduğu yerdeyken kendisine TIR'a çıkmasının söylendiğini, görüntülerde de olduğu üzere TIR'a çıktığını ancak açılacak malzeme olmadığını, aşağıdan malzeme uzattıklarını, kısmen açıldığı esnada kapatın denildiğini, ..l Binbaşının da yanında olduğunu, indikten sonra şahısların MİT'çi olduğunun söylendiğini, o dakikadan sonra bir şeye el sürmediklerini, sonrasında .... Yarbayın emri ile araçların kışlaya götürüleceğinin söylendiğini, kendisinin de personeli ile İncirlik Tesislerine geçtiklerini, orada öğle yemeği yediklerini, komando bölüğü nezaretinde TIR'lar geçeceğinden oradan da geçip geçmediklerini gördüklerini, bir TIR'ın geçtiğini, diğerlerinin geçmediğini, diğer TIR'lar geçmeyince uzman çavuşa arattığını ve TIR'ların kargaşa nedeni ile durduğunun, kendisine söylendiğini, bunun üzerine yemeklerini de yediklerinden Uzuncayalı'dan dönerek olay yerine gittiklerini, Cumhuriyet savcısının, Valinin, Alay Komutanının olay yerinde olduğunu gördüklerini, uzaktan izlediklerini, bir müdahalesinin olmadığını, kendisinin emirleri yerine getirdiğini, başkaca bir bilgisinin olmadığını, basın mensupları ile ilişkisini görev yaptığı arkadaşlarının da bildiğini, tanık olarak dinlenebileceğini ayrıca aradığı basın mensuplarından birisinin gelmediğini, diğerinin ise beyanında gelmiş ise de olay yerinden uzaklaştırıldığını belirttiğini, bu şahısları da görev telefonundan arayarak komutanının emri ile çağırdığını, kendisinin MİT ile bir sorunun olmadığını, hatta kendisinin de tanıdığı MİT mensuplarının suçsuz olduğunu kendisine söylediklerini, ailesinin mağdur olduğunu, olay yerine sonradan gitmesi nedeni ile telefonun alınmadığını, bu olayda araçlar durdurulmadan önce kendisinin aranarak basına haber verilmesinin istenildiğini ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade ettiği Olay tarihinde saat 07.00 sıralarında henüz sahte ihbar yapılmadan önce Adana İl Jandarma Komutanı sanık ...'ın 156 harekat merkezi vardiya amiri ...'ü aracılığıyla komando bölük komutanına göreve çıkacak şekilde bir timin hazır edilerek kendisinin telefonla aranması emrini verdiğinin beyan edildiği (İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanılar ... ve ...'ın "İstihbarat Birimleri Araç ve Personel Görevlendirme Defteri" kayıtlarına göre "....." plakalı araç ile saat 07.30'da İstihbarat Şube Müdürlüğünden çıkarak Milli İstihbarat Teşkilatına ait TIR'ları takip etmek için Pozantı ilçesine gittikleri, TIR'ları takip etmeye başladıkları) TIR'ların Pelit Dinlenme Tesisleri'nde tartıya girip yaklaşık bir saat mola verdikleri, takip esnasında sanık ...'nin, Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı İstihbarat Şube Müdürlüğünce 19.01.2014 tarihinde kendi kullanımına tahsis edilen "053......" numaralı cep telefonundan saat 10.27'de Doğan Haber Ajansı muhabiri olan Fatih Karaçalı'nın kullandığı "053......" numaralı telefonu, saat 11.05'te de Sabah Gazetesi muhabiri ... Karaman'ın kullandığı "053......." numaralı telefonu aradığı ve bu suretle gizli operasyonlarının basın arcılığıyla duyurulması için muhabirleri Ceyhan ilçesi Sirkeli otoyol gişelerine çağırdığı ve aldıkları görüntüleri basın mensupları aracılığıyla ulusal ve uluslararası kamuoyuna servis etmeyi amaçladıkları, sanıklar ... ve ...'ın TIR'ları takip ettiği esnada, sanık ...'ın talmatları ile sanık ...'nin komutasındaki 50'si jandarma komando, 26'sı istihbaratçı subay/astsubay olmak üzere yaklaşık 150 kişilik bir kuvvetle saat 10:00'da Ceyhan Otoyolu Sirkeli Gişelerinde tertibat aldığı, olay yerine sinyal kesici jammer cihazlarının getirtildiği ve jandarma görevlilerinin cep telefonlarının toplandığı, "06...2..." plakalı TIR'ın kasasında bulunan konteynırın Ceyhan İlçe Jandarma Komutanı sanık ...'ın nezaretinde sanık ... ve .....tarafından açıldığı, Örgüt üyesinin, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişi sıfatını taşıyacağı, Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade ettiği, üyenin örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılması gerektiği, organik bağın ise; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsuru olduğu, örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatlarının bulunduğu, ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici farkın, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesi olacağı, örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerektiği, üyeliğin mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluğun aranacağını ve bu açıklamalar kapsamında sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğuna, hatta anılan örgütle irtibat veya iltisakının bulunduğuna dair hiç bir delil elde edilemediği; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar doğrultusunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğunu ilişkin çeşitlilik taşıyan faaliyetleri bulunmayan, organik bağ tespit edilemeyen sanık hakkında verilen beraat kararının onanmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin reddine oy çokluğuyla; Ancak suçun icra aşamasında mahiyetini öğrendiği faaliyetle ilgili olarak, Devlet sırrı olduğu anlaşılan faaliyet ile ilgili yapılan arama işlemi sonrasında elde edilen verilerin kamuoyuna açıklamanın suç olduğunu bilebilecek durumda olduğu ve hizmete müteallik olmadığı açıkça anlaşılan, üstleri tarafından verilen emirlerin yerine getirilmesinde hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı ve bu nedenlerde bir hata hâlinden veya kast olmaksızın sınırın aşıldığından bahsedilemeyeceğinden işlenen suça iştirak ettiği kabul edilmelidir. Asli fail'e yardımcı olmak suretiyle suçun işlenmesini kolaylaştırdığı, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına, TCK'nın 39/2-c kapsamında, suçun işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiği kabul edilmekle sanık hakkında Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek suçuna yardım etmekten eylemine uyan TCK'nın 327/1, 39/2-c. maddeleri ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak suçuna yardım etmekten eylemine uyan TCK'nın 329/1, 39/2-c. maddeleri gereğince mahkûmiyetine dair kararın onanmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılan vekili, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. 19- ... Suç tarihinde Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Astsubay Çavuş olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; 27.06.2013 tarihinde İl jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde göreve başladığını, buradaki görevinin D2(AKOM) yani Asayiş Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele biriminde unsur komutanı olduğunu, görevi haricinde hayatının hiçbir döneminde yasal amirleri dışında hiç kimseden göreviyle ilgili olarak emir veya talimat almadığını, Eylül 2013 ayından itibaren Çamlıdere ilçe jandarma komutanlığı sorumluluk alanında meydana gelen çalıntı araç yakalama olayından sonra bazı istihbari çalışmalar yapma konusunda ilçe jandarma komutanlığınca talimat verildiğini, bu çalışmalar sonucunda İstanbul’dan çalınarak Ankara üzerinden Hatay, Adana ve Suriye’ye giden çalıntı araçların olduğunu, bunları yapanların bir şebeke olduğunu tespit ettiklerini, bu konuda Ankara Emniyet Müdürlüğüyle görüşmelerinin olduğunu, resmî olarak bilgi alışverişi yaptıklarını, o dönem Ankara İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü olan .... beyin ve o dönem orada görevli .... isimli müdürle bu konu hakkında görüştüklerini, bilgi alışverişinde bulunduklarını, onlardan aldığı bilgilerden yola çıkarak bazı dinleme faaliyetleri gerçekleştirdiklerini, dinlemelerin sonucunda sayısını tam hatırlayamamakla birlikte birçok araç ve şüphelinin yakalandığını, müteakiben yapılan bu faaliyetleri elde edilen bilgileri resmî kanaldan hem Ankara MİT Bölge Başkanlığına hem de Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne gönderdiklerini, daha sonra bu çalışmalara devam ettiği sürede bir haber kaynağı ile görüştüklerini, haber kaynağının vermiş olduğu bilgilerin bu araç olayının devamıymış gibi bilgiler olduğunu, o dönemde olayın Ankara bağlantısını bulmaya çalıştıklarını, bu şahısların da olayın Ankara bağlantısı olabileceğini ayrıca bu kişilerin kaçakçılık faaliyetinde bulunduğunu da haber elemanından aldıklarından dolayı 07.01.2014 tarihindeki kararı, bu elde edilen bilgilerden yola çıkılarak aldıklarını, aldığı cep telefonu bilgileri üzerine gerekli araştırmaların yapıldığını, bu araştırmaların detayı konusunda Adana Cumhuriyet Başsavcılığına, Genelkurmay Askeri Savcılığına, Jandarma Müfettişlerine vermiş olduğu ifadelerde bahsettiği gibi elde edilen numaraları Jandarma Genel Komutanlığının tahsis etmiş olduğu bazı veri paylaşım ve denetim sistemlerinden yola çıkarak araştırdıklarını, bu araştırmalar neticesinde şahısların mesleği, görevi, nerede nasıl çalıştığı konusunda herhangi bir bilgi elde etme şanslarının olmadığını, kasıtlı olarak herhangi bir MİT personelinin telefon numarası alınıp herhangi bir dinleme kararı alınmadığını, bahsettiği gibi numaraların haber kaynağından geldiğini, bundan yola çıkarak da dinleme kararı alındığını, eğer ilk başta numaralardan birisinin veya bir kaçının MİT Başkanlığında görevli birisine ait olduğu bilinseydi böyle bir kararın kesinlikle alınmayacağını, elde edilen bilgileri gerekli MİT ve Emniyet birimleriyle uygun şekilde resmî kanaldan paylaşıldığını, 07.01.2014 tarihinde alınan kararda sadece bir kişinin MİT personeli olduğunun İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından kendisine söylendiğinde öğrendiğini, yardım TIR'larının deşifre edilmesini sağladığı yönünde bir soruyu kesinlikle kabul etmediğini, olayı tamamen basından öğrendiğini, Milli istihbarat Teşkilatı personeli hakkında herhangi bir araştırma tutanağı tanzim etmediğini, konuyla ilgili resmî veya sivil herhangi bir kişiden talimat almadığını, imzasının bulunduğu araştırma tutanaklarının 07.01.2014 ve 13.01.2014 tarihli olduğunu, 51 ve 122 sayılı kararlardaki imzanın ve 2009-298 numaralı sicilin kendisine ait olduğunu, araştırma tutanağı içindeki kişilerin MİT personeli olduğunu kesinlikle bilmediğini, bu bilgiler sanık ... ile birlikte olduğu bir görüşmede yine aynı şekilde ... astsubayın sürekli görüştüğü bir haber kaynağından aldıklarını, ... astsubay ile birlikte Barış isimli havalimanında çalışan kişiden bu bilgileri elde ettiklerini, bilgileri elde ettikten sonra kanunların ve çalışma yönergelerinin vermiş olduğu sorumluluğa binaen haber kaynağıyla yaptığı görüşmeyi detaylı bir şekilde komutanlıkta tanzim ettikleri bir tutanakla tespit altına aldıklarını, elde ettiği bilgileri kaçakçılık konusu olduğu için dinleme kararını aldığını, olayı basından duyduğunu TIR'ların durdurulması olarak bilinen olaydan sonra komutanlığa sayısız ihbarların geldiğini, şahısların bilgi belge getirdiğini, iddia da aynı şekilde TIR'larla mühimmat hadisesi olduğunu, bu ihbarları genel komutanlığa gönderdiklerini İl jandarmada kayıtların mevcut olduğunu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri olan Fetullah Gülen talimatıyla hareket ettiği, bu örgütün üyesi konumunda olduğu iddialarını kesinlikle kabul etmediğini, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğündeki teknik kısmında bulunan bilgisayarlar üzerinde zaten "ID" numarasıyla sadece teknik kısmında sürekli kamera gözetiminde 24 saat altında olan bir odaya girerken kimlik bilgilerini okuttuğu bir cihazın olduğunu, kimlik bilgileri ile girip tekrar yine bu şifreli kartı göstererek çıkış yaptıklarını, onun haricinde dışarıda büroda kullandığı bilgisayarlarda bu "ID" numarasıyla herhangi bir numara sorgulama yapma şanslarının olmadığını, bilgisayarların sisteme bağlı olmadığını, o dönemde talimatla ifadesine başvurulduğunda bu olay çok sıcak olduğundan her gün kim ifade veriliyorsa maalesef basına yansıdığından bunu özellikle ifadesinde belirterek kaynağın ismini Jandarma Genel Komutanlığından alınmasını talep ettiğini, bilgisini verdiğinde jandarma ile çalışan emniyetle çalışan bütün haber kaynaklarının bundan olumsuz etkileneceğini özellikle belirttiğini, ...'yı tanımadığını, haber kaynağının resmî kayıtlı değil, görüşülen şahıs kategorisinde olduğunu, Ertan Yüksektepe ile 1 yıl olmak üzere 2012-2013 yıllarında Yenimahalle İlçe Jandarma Komutanlığında birlikte çalıştıklarını, tanışıklığının olmadığını, orada herhangi bir tespitinin olmadığını daha sonra kendisi tutuklandığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna bir haber nedeni ile kanaat getirdiğini, adı çıktığı için isminden prim yapılmaya çalışıldığını, Erkan'ın kendisine iftira attığını, beyanlarını kabul etmediğini, dinlenilmesini istediğini, örgütle bağlantısının olmadığını beyan ettiği, ifadesinde belirttiği ... adlı kişiye de tanımadığını, beyanında ... diye belirttiği kişinin soyadını vermediğini, aslında belirttiği haberin kendisinin tutuklanmadan önce yayınlanan bir haber olduğunu, Asaf adlı kişiyi de tanımadığını, kimseden yardım almadığını, eşinin Muğla veya Antalya'da yaşamadığını, Ankara'da kaldığını, şahsın 3. ifadesinde kendisinin soyadını verdiğini ve usul ve yasaya aykırı bir biçimde bir teşhis yapıldığını, fotoğrafın da kendisine ait olmadığını düşündüğünü, beyanlarda belirttiği tarihlerde kendisinin tutuklu olmadığını, beyanlarının çeliştiğini, gerçeği yansıtmadığını, şahıs hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 2019/34606 sayılı soruşturma başlatıldığını, örgütle bağının olmadığını, Adana dosyası içerisinde 41 sayfalık sunumdan da anlaşılacağını, ByLock kullanmadığı, tevdii raporları ile de bu hususun teyit edildiğini ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; 19.01.2014 tarihli olayda; sanık ...'e ilişkin değerlendirme kısmında ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere gelişen olayda; Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 27.03.2014 tarihli ve 178-55643277 sayılı yazısında 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT personeli olduğu, bir kişinin de MİT personelinin eşi adına kayıtlı telefon olduğu, bu kişilerin tamamının soruşturmaya yani Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olduğu ve bu telefonların da MİT faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, sanık ...'in 2014/51 sayılı karar kapsamında dinleme görevini ...'dan alarak doğrudan ...'nin unsuruna verdiği, sanık tarafından 07.01.2014 tarihinde alınan ve aralarında bir Mitçi bulunan dinleme kararına istinaden sanık tarafından yapılan Jitas sorgusunda numaralardan en azından birinin Siirt ili, Pervari ilçesinde, Jandarma Komutanlığı adresinde ... Bozkurt adına olduğunu anladığı, sanık ... ve ...'ın MİT mensuplarının bilgilerini aldığı haber elemanı olarak nitelediği kişiden MİT'in çok özel bilgilerini elde edip haber elemanın kimliğini özellikle böyle bir davada gizlediği bunun dışında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103590 soruşturma sayılı dosyasında müdafisi huzurunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini beyan ederek 29.03.2017 tarihinde şüpheli sıfatı ile verdiği ifadesinde "... 17-25 Aralık sürecinde MİT TIR'ları olayında Ankara İl Jandarma Komutanlığında İstihbarat Şubede görevli ve halen tutuklu olan ... ve diğer ismini hatırlayamadığım şahsın ... kod isimli kişiyle irtibatı olduğunu düşünüyorum çünkü bir gün gazete haberlerinde 'Kim Bu ...' başlıklı bir haber vardı. Bu haberde her taşın altından çıktığı yazıyordu. Ben de ...'ı görünce şakayla karışık şekilde bu haberde çıkan ... siz misiniz? yoksa dedim. Buna da ... çok bozuldu, o başkasıdır dedi. Bizim başımıza Tarık'tan sonra Asaf isimli bir şahsı verdiler. Bu Asaf da ...'un maaşının 1/3 ü kesildiğinden dolayı bu farkı Muğla veya Antalya'da yaşayan eşine arkadaşıymış gibi her ay yardım yapıyordu. Hatta bu yardımı bize söyleyerek başımıza bir şey gelmesi durumunda bize de yardım yapılacağını, korkmamamız gerektiğini ima ediyordu. Asaf'ın gerçek ismi Mesut'tur, şu anda hâlen tutukludur."; 26.07.2016 tarihinde müdafisi huzurunda Cumhuriyet savcılığında ve Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/154 esas sayılı dosyası kapsamında 01.03.2018 tarihinde verdiği ifadesinde, beyanlarını tekrar ettiği sanık ...'ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içinde olduğu ifade ettiği anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Öte yandan; dinlemeleri gerçekleştirenler arasında yer alan sanık tarafından yapılan JİTAS sorgusunda numaralardan en azından birinin Siirt ili, Pervari ilçesinde, Jandarma Komutanlığı adresinde ... Bozkurt adına olduğunu anlaşılmasına rağmen dinlemelere devam edilmesi, dinlenilenlerin tamamının Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olması, sanık ... ve ...'ın MİT mensuplarının bilgilerini aldığı haber elemanı olarak nitelediği kişiden MİT'in çok özel bilgilerini elde edip haber elemanın kimliğini özellikle böyle bir davada gizlemesi ve tanık beyanı da gözetildiğinde; TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hüküm bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından düzeltilerek onanmasına oy birliği ile; Sanık ... hakkında Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına ilişkin Özel Dairece verilen beraat kararlarının bozulmasına ve bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinin kabulüne, sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan vekilinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir. 20- ... Suç tarihinde Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Astsubay Çavuş olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2014 tarihli ve 11969 esas sayılı iddianame ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1 ve 330/1. maddeleri uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; Ağustos 2013 ayından itibaren Ankara İl Jandarma İstihbarat Şube C kısmında (dini istismar eden terör orgütleri) unsur komutanı olarak görev yaptığını, 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihlerinde gerçekleşen olaylar ile ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, sanık ...'nin ihbarda bulunduğunu karargahta konuşulanlardan duyduğunu, yine şahsın yaptığı önleme dinlemelerinden de bilgisinin olmadığını, kararlardan da bilgisinin olmadığını, 2010 yılının Ekm ayı ile 2013 yılının Ağustos ayı arasında Çubuk İlce Jandarma Komutanlığı’nda iken tanıştığı ve kategori dışı şahıs statüsünde bilgi edindiği isminin beyanında geçmesini istemediği, kimlik bilgilerinin İl Jandarma Komutanlığı’nca bilindiğini belirttiği haber kaynağı ile beraberinde sanık ... ile birlikte 12 ve 18 Aralık 2013 tarihlerinde görüşme yaptığını, El Kaide silahlı terör örgütü ile ilgili bilgiler getiren şahsın son dönemde örgüt tarafından cihat bölgesi ilan edilen Suriye ile ilgili bilgiler getirdiğini, bu şahsın getirdiği bilgilerin doğru olduğunu, bilgiler sayesinde örgütle bağlantılı şahıslar hakkında Cumhuriyet Savcılığından adli soruşturma başlatılmasını istediklerini ancak Cumhuriyet Savcılığının aynı konuyla ilgili Emniyet Teşkilatınca da yürütülen bir soruşturma olduğunu belirterek, bilgi ve belgeleri yürüttüğü dosyanın içine dahil etmeyi uygun gördüğünü, hâlen konu hakkında önleme dinlemelerine devam ettiklerini, bu faaliyet kapsamında Suriye’ye cihat adı altında gidenler, Suriye’ye lojistik destek sağlayanlar ve eleman temin edenler olduğunu tespit ettiklerini, haber kaynağının söylemesiyle 12 ve 18 Aralık 2013 tarihlerinde haber ağı irtibat formu düzenlediklerini, hatırladığı kadarıyla Suriye’deki güvenlik sorunları nedeniyle sınırdaki kontrol zaafından istifade edilerek bölgede yoğun kaçakcılık yapıldığını, Ankara bağlantılı da kaçakçılık organizasyonlarının olduğunu, bu organizasyonları gercekleştiren şahısların isim ve numaralarını temas ettiği ve Suriye’ye gidip gelen ya da Suriye ile bağlantılı şahısların söylemesiyle bildiğini söylediğini, verdiği isim ve telefon numaralarını tutanaklarda belirttiklerini, ikinci görüşmelerinde temas ettiği şahıslardan edindiği bilgileri aktardığını, o bilgileri de isim ve telefon aralarıda belirterek forma yazdıklarını, haber kaynağının temas edip bilgiler aldığı şahısların isimlerini kendilerine verdiğini, bu şahısların kim olduklarını bilmediğini, verdiği bilgiler her ne kadar Suriye ve orada faaliyet gösteren örgütlerle ilgili görünse de esas itibariyle kaçakçılık faaliyeti hakkında olduğundan edindiği bilgileri değerlendirilmesi ve sonrasında yapılması gereken hususların planlanması işiyle D-2 (Kaçakcılık) unsur komutanı olan sanık ...'ın ilgilendiğini, normal şartlarda konuyu kısım amirine ve şube müdürüne bildirip emirlerini alması gerektiğini, haber kaynağının verdiği bilgileri haber kaynağı irtibat formuna yazıp imzaladığını, bunun haricinde konu hakkında başkaca bir görevi olmadığını, bu konuları soruşturma konusu olayın basında yer almasından ve sanık ...'nin önleme dinlemesi sırasında şüphelenip komutanlarının uygun görmemesi nedeniyle resmî girişimde bulunamadığı için ihbar yoluyla güvenlik güçlerine bildirimde bulunduğunun konuşulması sonrasında hatırladığını, numaraların MİT görevlilerine ait olduğunu Mart ayındaki idari tahkikatte öğrendiğini, ByLock programını kullanmadığını, belirtilen hattın ablasına ait olduğunu, mesaj içeriklerinden de kendisine ait olmadığının anlaşıldığını, görev yaptığı yerlerde emrindeki askerlerin kendisini sabit hatlardan izin, hastaneye gitme gibi nedenlerle aradıklarını, belirtilen sabit hat aramalarının bu kapsamda yapıldığını ve atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiş ise de; 19.01.2014 tarihli olayda; sanık ..., ... ve ...'a ilişkin değerlendirme kısımlarında da ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere gelişen olayda; Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 27.03.2014 tarihli ve 178-556......sayılı yazısında 2014/144 sayılı karardaki iki kişinin, 2014/51 sayılı karardaki bir kişinin, 2014/122 sayılı karardaki üç kişinin MİT personeli olduğu, bir kişinin de MİT personelinin eşi adına kayıtlı telefon olduğu, bu kişilerin tamamının soruşturmaya yani Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olduğu ve bu telefonların da MİT faaliyetlerde kullanıldığının bildirildiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünce "Uyuşturucu madde ticareti ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu" kapsamındaki önleme dinlemesi adı altında toplam 29 kişiye ait 42 telefon numarasının Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (TMK'nın mülga 10. maddesi ile yetkili) 2014/51, 2014/122, 2014/144 teknik takip numaralı kararlarıyla iletişimin ve sinyal bilgilerinin tespiti (telefonların dinlenmesi) kararlan alındığı, söz konusu kararlarda geçen dinlemelerin sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiği, sanık ...'in 2014/51 sayılı karar kapsamında dinleme görevini ...'dan alarak doğrudan ...'nin unsuruna verdiği, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yapan sanıklar ... ve ...'ın, Cumhuriyet Başsavcılığı ifadelerinde ismini vermedikleri bir kişiden MİT mensuplarının telefon numaralarını birlikte aldıklarını beyan ettikleri, MİT personelinin iletişimlerinin tespitine esas alınan telefonlarının tespitle içeriğine derc edildiği 13.12.2013 ve 18.12.2013 tarihli iki ayrı haber kaynağı irtibat formunu sanık ... ile birlikte düzenleyip imzaladığını kabul ettiği soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde bu haber elemanının ismini açıklamadığı, bu aşamadan sonraki işlemlerde ... isimli şahıs olduğunu açıkladığı (yapılan araştırmalarda sanığın ismini ve kimliğini bildirdiği ...'in 16.03.2014 tarihinde Kırıkkale'de geçirdiği bir trafik kazası neticesinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.) ve ayrıca 2012-2013 yılları arasında Ankara İli genelinde bulunan (6) farklı büfe, market, bakkal, gazete bayii, iddia bayii gibi işyerlerine ait ücretli kontörlü hatlardan yapılan aramalara dair yapılan soruşturma kapsamında 6 farklı sabit hattan Jandarma Personeli olan 487 Astsubayın arandığı, sanığın Astsubay .... ile ardışık aranmasının olduğu, astsubaylar... ................ ile aynı gün aynı sabit hattan arandığına ve 24.12.2018 tarihli Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 2018/38630 sayılı yazısı ekinde Tunceli Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 28.11.2018 tarihli ve 5135618 sayılı yazısı ekinde 2 polis memuru tarafından tanzim edilen Ankara İl Emniyet Müdürlüğünün 2018/269 sayılı yazısında belirtilen şahıslar hakkında ankesörlü sabit hat soruşturması olup olmadığının bildirilmesi üzerine yapılan sorgulamalarda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2787 soruşturma sayılı dosyasında 27.11.2018 tarihinde saat 13:20'de yapılan sorgulamalarda isminin geçtiğinin tespit edildiği, 13.01.2019 tarihli Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/807 muhabere sayılı sanık ... ile ilgili İl Emniyet Müdürlüğünün 05.03.2019 tarihli ve 5629506 sayılı yazısı ile eki tutanağında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2787 soruşturma dosyasında ankesör ve sabit hatlardan aramasının olmadığı fakat 5 adet tekil aramasının olduğu, 428..... hedef numaradan 30.05.2009 tarihinde 18.59'da 0 sn, 19:00'da 0 saniye, 19.02'de 13 saniye, 19.03'de 0 sn, 19.04'te 18 saniye 505...... numaralı telefonunun arandığı anlaşılmakla; Örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmakla sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma, suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Öte yandan; dinlemeleri gerçekleştirenler arasında yer alan sanığın, telefonun dinlenilenlerden birinin Siirt ili, Pervari ilçesinde, Jandarma Komutanlığı adresinde .......adına olduğunu anlaşılmasına rağmen dinlemelere devam edilmesi, dinlenilenlerin tamamının Adana’da durdurulan TIR'larla ilgili söz konusu faaliyeti yürüten personeller olması, sanık ... ve ...'ın MİT mensuplarının bilgilerini aldığı haber elemanı olarak nitelediği kişiden MİT'in çok özel bilgilerini elde edip haber elemanın kimliğini özellikle böyle bir davada gizlemesi de gözetildiğinde; TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarının tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık ve müdafilerinin hiçbir delil olmadan soruşturmaya başlandığına, soruşturma aşamasında hukuka aykırı işlemler yapıldığına, soruşturma makamlarının yetkisiz ve iddianamenin hukuken geçersiz olduğuna, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ve kanuni hakim ilkesinin ihlal edildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile bu suçlardan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin hükümler bakımından TCK’nın 53. maddesinin uygulanması bakımından ve hükmün "16-a" maddesinde temel cezanın 5 yıl olarak belirlenmesine rağmen teşdiden ibresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak düzeltilerek onanmasına oy birliği ile; Sanık ... hakkında Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına ilişkin Özel Dairece verilen beraat karalarının bozulmasına ve bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinin kabulüne sanığın eyleminin siyasal veya askerî casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarını oluşturduğuna ilişkin katılan vekilinin temyiz taleplerinin reddine oy çokluğuyla; karar verilmiştir. 20- ... Olay tarihinde Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü emrinde Asayiş Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Tim Komutanı (Üsteğmen) olarak görevli olan sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 tarihli ve 28146 sayılı iddianamesi ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 328/1, 330/1, 53/1 maddeleri uyarınca; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.10.2015 tarihli ve 39902 sayılı iddianamesi ile cebir şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme ve Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaya teşebbüs etem suçlarını işlediği iddiasıyla TCK'nın 312/1, 314/2, 328/1, 330/1, 35/1-2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca cezalandırılması telebiyle kamu davaları açıldığı; Sanık ... savunmalarında özetle; 01.01.2014 tarihinde saat 16.00 sıralarında sanık ...'ın unsur görevlendirmesi için araması üzerine müsait personeli olmadığından göreve çıktığını, ... ....'i aradığını, kendisine görevin ne olduğunun söylenmediğini, yolda görevin ne olduğunun sanık ... tarafından söylendiğini, olay yerine saat 18.00 sıralarında vardıklarını, gelişmeleri kenardan izlediğini, saat 20.00 sıralarında bir sivil aracın geldiğini, verilen bir belge üzerine sanık ...'ın ekibine gidiyoruz talimatı vermesi üzerine Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısının Jandarmaya bağırarak "Tırları durdurun" dediğini, TIR Kırıkhan istikametine doğru hareket edince jandarma araçları da onun peşinden hareket ettiklerini, uzman çavuş arkadaşıyla birlikte şube müdürünün talimatıylatırların arkasından gittiğini, TIR'a herhangi bir şekilde müdahale etmediklerini, TIR'ın durması üzerine TIR'la birlikte durduklarını, bir süre sonra 3-4 tane sivil araç bulunduğu yere geldiğini içinden çıkan kişiler ellerinde bulunan kameralarla TIR'ı çekmeye başladıklarını, şahısların gazeteci olduğunu sandığından engellemeye çalıştığını, gelen şahısların polis olduklarını söylediklerini, sonradan Hatay Emniyet Müdürlüğü TEM şube personeli olduklarını öğrendiğini, çok kısa bir süre sonra da sanık ...'ın olay yerine geldiğini, bu sırada arabaya bindiğini, sanık ...'ın TIR'ın aranması için polislere talimat verdiğini ancak MİT görevlilerinin TIR'ı aratmadıklarını, sanık ...'ın emirleri doğrultusunda hareket ettiğini, olay yerinde sanıklar ... ve ... ile birlikte gitmediğini, ihbardan ve içeriğinden bilgisinin olmadığını, kendisinin Antakya merkezde ailesi ile alışveriş merkezinde iken arandığını bunun üzerine ilk olarak kendisinin de Halim Ekmekçi, Şerafettin Bozkuş, Bülent Bayram'ı aradığını, ancak bu şahısların işlerinin olması nedeniyle ve bir kısmının da çocuğunun rahatsız olması sebebiyle kendisinin olay yerine gittiğini, olay yerinde hiçbir şeye müdahil olmadığını, TIR'ı trafik ekiplerinin durdurduğunu, olay yerinin sorumlusunun Kubilay olduğunu, alıkoyma yetkisinin savcılarda olduğunu, aramaya çalışanın savcılar olduğunu, kendisini görevlendirenin ... olduğunu, istihbaratı görevlendirilenin ... olduğunu, ifade ederek atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuş; Yargıtay 16. Ceza Dairesince; Siyasal ve askeri casusluk maksadıyla bilgileri temin etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında eylemin Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçunu oluşturduğundan bahisle sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; “davasız yargılama olmaz” ilkesi temelinde mevzuat hükümleri incelendiğinde Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nın 225. maddesinde de; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6/3-a maddesine göre de; "bir suç ile itham edilen herkesin kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek" hakkı bulunmaktadır. İsnadın sebebi yargılama konusu fiildir, mahiyeti ise hukuki vasıflandırılmasıdır. İsnat hem yargılamanın konusunu hem de sınırını teşkil etmektedir. Anılan bu düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Yine, CMK'nın 226. maddesinde ise “Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.” hükmü getirilmiştir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fiil ile ilgili yargılama yapılması söz konusu olduğunda ise suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması hâlinde gerekli görülürse ve birleştirme imkânı bulunuyorsa her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir. Bu açıklamalar kapsamında sanığın TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen suç uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında sanığa ek savunma hakkı verilmeden, sanığın TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin gizli kalması gereken bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm bakımından“davasız yargılama olmaz” ilkesi temelinde CMK'nın 226. maddesinde düzenlenen; sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceğine dair yasa uyarınca bu suç açısından verilen mahkûmiyet kararı bakımından, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin kabulüne anılan hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar verildi. KARŞI OYLAR 1- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... bakımından; "Eylemler siyasal ve askeri casusluk ile gizli kalması gerekn bilgileri temin etme suçunu oluşturmaktadır. YASAL MEVZUATA İLİŞKİN GENEL AÇIKLAMALAR Bir bilginin sır olarak tespit edilebilmesi için, açıklanması halinde ulusal güvenlik veya devletin uluslararası ilişkileri bakımından zarar veya tehlikeye neden olabilecek nitelikte bulunması gereklidir. Meydana gelmesi ihtimal dâhilinde bulunan, tanımlanabilir, gerçek bir zarar olmalıdır. Bu zararın ciddi bir zarar olması gerekmektedir, aksi takdirde devlet sırrının kapsamı yönetilemez bir boyuta ulaşacaktır. (Kaymaz, 2014, s.74) Devletin siyasal yapısına yönelik tehdit ve tehlikeler, var olan siyasal rejime, devletin anayasal kurumlarına ve devletin ülkesine yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Söz konusu tehlike ve tehditlerin gerçekleşmesiyle devletin siyasal sistemi, yasal organları ve ülke bütünlüğü bozulacak, yerine başkaları, tehlike ve tehditleri gerçekleştirenler tarafından konacaktır. Başka bir ifadeyle, devlet siyasal olarak ortadan kaldırılmaya ve coğrafi olarak parçalanmaya zorlanmaktadır. Devletin siyasal yapısına yönelik tehlike ve tehditler, çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Savaş, muharebe, iç savaş, istila, bölünme, isyan bunların başlıcalarıdır. İç savaş, bir devlette vatandaşlar arasında ortaya çıkan ve meşru devletin meşrutiyetini kaybettiği savaş ortamıdır. Bir devletin siyasal yapısına yönelik en tehlikeli tehdit türü olarak kabul edilir. Bu nedenle devlet vatandaşlar arasında ayrılıklara sebep olacak her türlü girişimi denetlemek zorundadır. Devletin siyasal yapısına yönelik başka bir tehlike ve tehdit istiladır. İstila, düşman kuvvetlerinin tamamen diğer ülkenin topraklarında kontrolü ele geçirmeleridir. Bundan sonra ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, işgalci devlet farklı etnik, kültürel ve siyasal düşünceye uyan yeni bir devlet ya da devletler oluşturacaktır. Vatandaşların ülke içinde devlete karşı başkaldırısı olarak adlandırılan isyan başka bir silahlı tehlike ve tehdittir. İsyan, savaştan farklıdır. İsyan belli bir alanda, bölgede ya da bütün ülkeyi kapsayacak şekilde de olabilir. İsyancıların eylemlerinde başarılı olmaları sonucunda, devlet ya onlarla pazarlık yapmak zorunda kalır, ya da devlet isyancıların eline geçebilir. İsyanın, tamamen başarılı olamaması durumunda, devlet güçleri veya devlet adına hareket eden silahlı güçler ağır şiddete başvururlar. İsyancıların uzun süre direnebilmesi iç savaşı ortaya çıkarır. (Çınar, 1997, s.82-83) Milli güvenlik kavramı, ülkelerin siyasi yapılanmaları içerisinde öncelikli bir öneme sahiptir. Ülkenin takip ettiği güvenlik politikalarının nihai hedefi de, algıladığı tehdit ve baskılar karşısında bağımsızlığını ve çıkarlarını korumak ve kollamaktır. Milli güvenlik politikasının üç temel unsuru bulunmaktadır: Bunlar; milli güvenliğin sağlanması, milli hedeflere ulaşılması ve bu iki unsur için iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasların (politika esasları) tespit edilmesidir. Ulusal güvenliğin sağlanması anayasal bir görev ve amaç olduğu için (Anayasa m.5) ulusal hedef olarak alınabilir. (..., 2006, s. 238) Devletimizin iç ve dış olmak üzere genel güvenlik politikaları ve stratejilerini belirlemek üzere en üst yapı olarak Milli Güvenlik Kurulu görev yapmaktadır. 1982 Anayasasının 117 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Milli güvenliğinin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur. Bakanlar Kurulu, bu sorumluluğu yerine getirebilmek için Anayasamızın 118 nci maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulunu oluşturma ihtiyacı duymuştur. Anayasamızın 118 inci maddesi ile kuruluşu belirlenen Milli Güvenlik Kurulu’nun, kuruluş, görev, yetki ve çalışma esasları da 1983 tarih ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu ile belirlenmiştir. 1982 Anayasasının 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 32 nci maddesi ile değişik'Milli Güvenlik Kurulu' kenar başlıklı 118 inci maddesinin üçüncü fıkrasında;'Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.' düzenlemesi yer almaktadır. Anayasamızda 3/10/ 2001 tarihli yapılan değişikliğe paralel olarak, 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun'Görevler' kenar başlıklı 4 üncü maddesinde 30/7/2003 tarih ve 4963 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile yapılan değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun görevleri; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirerek kanunlarla verilen görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır. Milli güvenliğin en önemli unsurlarından biri devleti bağımsızlığının dış saldırılardan korunmasıdır. Devletin kendisini ve ülkesini dış saldırılardan koruyabilmesi için güçlü bir askerî kuvvete ihtiyaç bulunmaktadır. Olası bir savaş veya çatışma durumunda karşı tarafın askeri gücü, yetenekleri ile planları hakkında bilgi sahibi olmak ciddi avantaj sağladığından askerî bilgilerin korunması önem arz etmektedir. Kullanılacak silah ve mühimmat miktarı, teknik özellikleri, yetenekleri, zayıf yönleri; asker ve bazı ağır silahların konuşlanma durumu, askeri personel sayısı, yetenekleri, zayıf yönleri hakkındaki bilgiler, askeri harita ve paftalar gizli olup, sır kapsamındadır. (Kaymaz, 2014, 49-50) Devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından icra edilen istihbarat faaliyetine ilişkin bilgilerin gizliliği kuraldır. İstihbarat faaliyetinin, gizliliği ihlal edilmeden yargısal denetiminin mümkün kılınması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu faaliyetin toplumda bir fobi olarak algılanması kaçınılmazdır. (Özgenç, 2011, s.191-192) Devlet Sırrı Kanun Tasarısının Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen ve Genel Kurul’a sevk edilen 1 inci maddenin ikinci fıkrasında; 'Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.' düzenlemesi yer almaktadır. Burada idarenin eylem ve işlemleri bakımından şeffaflığın sağlanması, gereksiz gizlilik kültürüne son verilmesi ve temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının güvence altına alınması amacıyla uygulamada keyfiliğin önüne geçmek amaçlanmıştır. Devletlerde güvenlik ihtiyacı, sır olgusunu en yüksek değere taşır. Ama hangi bilginin, nasıl ve hangi hukuki dayanaklarla, bir bilginin devlet sırrı olduğuna karar verilecektir? Bir devlet sırrının açığa çıkmasında ya da açıklanmasında, büyük ve telafi edilemez zarar gören devlet olduğunda, o bilginin saklanmasında,'devletin yararı' yani kamu yararı olduğu düşünülür. Bir bilginin 'devlet sırrı' olarak koruma altına alınabilmesi, bunun devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemli olmasına bağlıdır. Bu kapsama giren bilgilerin gizliliği ve'devlet sırrı' olarak koruma altına alınması hususunda ayrı bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 47/1. maddesinde, 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’ndaki tanımlamaya benzer şekilde, devlet sırrı tanımı yapılmıştır. Maddeye göre devlet sırrı; '... Açıklanması devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır. ' şeklinde olup, aynı maddenin 2. fıkrasında suç vasfına göre devlet sırrı bağlamında hem tanıklık yapma hem de tanıklıktan çekinme mecburiyeti bir arada düzenlenmiştir 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nun 6. maddesinde demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi, istihbarî amaçlı iletişime müdahale konusunda ortaya çıkan hukukî boşluğun doldurulması ve bu ihtiyacın karşılanması gibi gerekçelerle 2005 yılında yapılan değişiklikle, Teşkilata, devlet sırrının ifşasının tespiti ile ilgili, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespiti, dinleme, sinyal bilgileri değerlendirilmesi ve kayda alınması hususları düzenlenmiştir. Kanun’un 15.08.2017 tarihli 694 sayılı KHK ile değişik 29. maddesinde ise Teşkilatta görev yapmış olanların ve Teşkilat mensuplarının tanıklığı hususu düzenlenmiştir. Maddeye göre, devletin çıkarlarının veya görevin gizliliğinin zorunlu kıldığı hâllerde MİT mensuplarının ve MİT’te görev yapmış olanların tanıklığı MİT Müsteşarının, MİT Müsteşarının tanıklığı ise Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır. Bu madde ile Kanun’un 17.04.2014 tarihli ve 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12’nci maddesi ile eklenen Ek 1. maddede Teşkilatın elindeki istihbarı nitelikteki bilgilerin adli mercilerce talep edilemeyeceği ve Teşkilat Başkanının başkanlığındaki Komisyonun Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına karar vereceği hususları düzenlenmiş; Ek 2. maddede ise Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna yer verilmiştir. Komisyon çalışmalarına ilişkin bilgi ve belgelerin saklanmasında ve korunmasında gizlilik esastır. Maddeye göre, Komisyon görüşmelerine katılanlar ile bu görüşmelere herhangi bir suretle vâkıf olanlar, Komisyon çalışmaları ve görüşülen konular hakkında hiçbir açıklama yapamaz ve bunları sır olarak saklamakla yükümlüdür: Devlet sırrının tanımı 5237 sayılı TCK md. 327’nin gerekçesinde yapılmıştır. Buna göre devlet sırrı;' ...yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde 'Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç ve dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler' olarak tanımlanmıştır. Tanımın özelliği, doğal olarak, kavramın çerçevesinin millî güvenlik, anayasal düzen gibi mefhumların ön plana çıkarılarak çizilmesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi devlet sırrı yalnızca TCK’da değil, CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’da tanımı yapılan bir kavramdır. Bu düzenlemelerden TCK ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47/1 maddesinde devlet sırrının konusu TCK’dan farklı olarak 'Açıklanması Devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler' belirlenmiştir. Devlet sırrı kavramı genel olarak; Fransa'da; 'Açıklanması ulusal savunma üzerinde çok ciddi bir etkiye, ciddi bir zarara neden olması muhtemel veya ulusal savunma sırrının ortaya çıkmasına yol açabilecek bilgi.', Rusya'da; 'Devletin askerî dış politikası alanındaki korunan bilgisi.', İspanya'da; 'Yetkisiz kişilere ifşa olduğu takdirde devletin güvenliğini ve savunmasını tehlikeye atabilecek konular, eylemler, belgeler, bilgiler, veriler ve nesneler.', Birleşik Krallık'ta; 'Açıklanması Kraliyet’in silahlı kuvvetlerinin görevlerinin icra etme kabiliyetinin tamamına veya bir kısmına, üyelerine, bu güçlerin teçhizatına ya da kurulumlarına zarar veren veya ciddi hasar verebilir mahiyette olan, İngiltere'nin yurtdışındaki çıkarlarını tehlikeye atan, İngiltere'nin bu çıkarlarının tanıtımını veya korunmasını ciddi şekilde engelleyen veya yurtdışındaki İngiliz vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atan bilgiler belgeler devlet sırrı sayılır.', Amerika Birleşik Devletleri'nde; 'Yetkisiz olarak ifşa edilmesi halinde ulusal güvenliğin zarar görmesine neden olabilecek mahiyetteki bilgi.' ve son olarak İsveç'te ise; 'Ulusal güvenliğe zarar verebilecek her türlü bilgi.' şeklinde düzenlenmiştir. İngilizce 'espionage' kelimesi ile ifade edilen casusluk kavramı casus anlamına gelen'spy' kelimesinden, bu kelime de bakmak anlamına gelen eski Germanik kökenli ve eski Fransızca'espier' kelimesinden türemiş bir kavramdır. Türkçe'ye ise benzer şekilde gözetleyen, araştıran manasında Arapça tecessüs (<^?J) kökünden türeyerek girmiştir. Tecessüs kelimesi belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma; merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı anlamındadır. TCK'nın 328. maddesinin gerekçesinde bahsedilen askerî bilgiyi, harp sanatına matuf (savunma sanayi, harekât, sabotaja karşı koyma, askerî istihbarat, lojistik vb. gibi) ve bu bilgiyi öğrenip icra etmekle mükellef olan askerî personele dair bilgi biçiminde dar olarak tanımlamak icap eder. Sonuç olarak askerî casusluk suçunu; harp sanatı veyahut belirli sınıflardaki muvazzaf askerî personelle ilgili olan bilgileri gizlice elde etmeye yönelik faaaliyetler şeklinde tanımlayabiliriz. Silah teknolojisi, silah sistemleri, harekât planları, envanter dökümleri, personel bilgileri, konuş- kuruluş bilgileri, bu saydıklarımızı içeren haritalar, fotoğraflar, planlar vs. bilgiler bu kabilden sayılabilecektir. Siyasal casusluk kavramı ise; ticarî, askerî ve ekonomik sırların dışında kalan temin edilmesi durumunda yabancı devletlere avantaj sağlayacak, devleti diğer devletler karşısında zor duruma düşürebilecek siyasi bilgilerin temini veya açıklanmasıdır. Siyasal hareketliliği tetikleyebilecek ekonomik, sosyal ya da buna benzer gelişmeler, ülkenin tarihi, anayasal yapısı, hükümetin etkinliği, diplomatik faaliyetleri, siyasal partilerin durumu, ülkenin siyasal kültürü, baskı grupları, seçim süreci gibi konular, siyasal casusluk faaliyetlerinin ilgi alanları arasındadır. TCK'nın 328. maddeinin gerekçesinde ekonomik yani iktisadî casusluğun da siyasî casusluk içinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Benzer biçimde, mülga 765 sayılı Kanun’un 133. maddesinde değişiklik yapan 3038 sayılı Kanun’un gerekçesinde de devletin siyasi sırları arasında mali ve iktisadi bilgiler sayılmıştır. Devletin güvenliği ve bekası, bunlara ilişkin varlıkların korunması ile mümkün olur. Bu varlıklar, bütün olarak nazara alınan devlete ait varlıklardır ve devletin iç veya dış ilişkileri yönünden nazara alınmasına göre, iç veya anayasal siyasal varlıklar ve dış veya milletlerarası siyasal varlıklar diye ikiye ayrılırlar. Birinciler, devletin mevcudiyetine, anayasal teşkilâtına ve yine devletin anayasal organlarının faaliyetine ilişkin varlıklardır. İkinciler ise, devletin milletlerarası mevcudiyetine, teşkilâtına ve yine devletin milletlerarası organlarının faaliyetlerine ilişkin varlıklardır. (Toroslu, 1970, s.362) Devlet sırları ve devlet sırlarını içinde barındıran belge ve vesika gibi eşyalar ceza hukuku tarafından himaye edilen siyasal, anayasal ve milletlerarası varlıklardır. Devletin güvenliğine ilişkin belgeler suçu 5237 sayılı TCK'nın 326. maddesinde; “(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir.' şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; 'Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerini cezalandırmaktadır. Böylece maddenin koruduğu hukukî yarar Ülkenin savunmasıdır. 'Devletin güvenliği' kavramı, Devletin varlığının korunması, tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması demektir. Devletin varlığını tehlikeye düşürebilecek nitelikteki eylemler Devletin güvenliğini ihlâl eder. 'Devletin iç ve dış yararları' ibaresine gelince; bir büyük örgütlenme olarak Devletin elbette ki, yararları ile güvenliği arasında da sıkı bir ilişki vardır. Yararlarını koruyamayan Devletin güvenliği de tehlikeye düşebilir. Madde, Devlet yararları arasında 'siyasal' olanları göz önüne almış bulunmakta, böylece ekonomik, kültürel ve benzerî nitelikteki yararlara ilişkin belge veya vesikalar dışarıda kalmaktadır. Söz gelimi Devletin dış ilişkilerinin iyi tarzda sürdürülmesi hususundaki yarar gibi. Suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Zira madde belgenin içerdiği sırrı değil bizatihi Devletin güvenliği veya siyasal yararları ile ilgili olan belge veya vesikaları korumaktadır. Ancak fiillerin işlendiği sırada Devletin güvenliği veya siyasal yararlarıyla olan ilgisinin devam etmiş bulunması gerekir. Söz gelimi tarihi belge veya vesikalar hâlen bu niteliği korumuyorlarsa, onlar hakkında bu maddenin uygulanması söz konusu olmaz. Maddede yazılı olan 'belge' sözcüğü her türlü evrak ve vesikaları kapsamaktadır. Resmî belge, genellikle hukukî işlemlerin doğruluğunu belirtme yetkisine sahip makam tarafından usulüne göre düzenlenmiş veya onaylanmış yazılar, Devlet memurlarınca görev gereği gerçekleştirilen işlemleri taşıyan resmî defter ve dosyalar, askerî plân ve haritalar ve bir olayın gerçeğe uygunluğunu gösteren her türlü yazılardır. Güvenilen, doğrulanan her türlü belge anlamındadır. Maddenin ikinci fıkrası, cezayı ağırlaştırıcı nedenleri göstermektedir. Buna göre, birinci fıkrada yazılı fiiller, savaş etkinliğini veya askerî hareketleri tehlikeye koymuş ise ceza artırılacaktır. Dikkat edilmelidir ki, bu ağırlaştırıcı nedenin gerçekleşmiş sayılması için faildeki kastın ağırlaştırıcı nedeni de kapsamış bulunması bir koşul sayılmamıştır. Tehlikenin meydana gelmesi cezanın artırılması için yeterlidir.' şeklinde ifade edilmiştir. Maddenin gerekçesinde; madde ile, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerinin cezalandırıldığı, maddenin koruduğu hukukî değerin ülkenin savunması olduğu belirtilmiştir. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.572) Bu bakımdan, suçla korunan hukuki yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliği ve milli savunmasına ilişkin yararlardır. Bu suçta casusluk maksadı bulunmamaktadır. Kanun devletin emniyet ve siyasi yararlarını korumak amacıyla bu hususlara müteallik belge ve vesikaları korumaktadır. (Öğel, 1940, s.1031) Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir.' şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; 'Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırılmaktadır. Maddenin koruduğu yarar millî savunmadır. Maddenin uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli husus temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Demek oluyor ki, bilgi sır niteliğinde olacaktır. Eğer bilgi, temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş ise, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise, artık sır olmaktan çıkacağından, bunun temininden dolayı faile ceza verilemeyecektir. Sırdan maksat yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde 'Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler'dir. Maddede geçen 'temin' kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade etmektedir. Bilgilerin böylece temini yani öğrenilmesiyle suç oluşur; bunların açıklanmasına gerek yoktur. Bilgilerin açıklanması 390 ıncı maddedeki suçu oluşturmaktadır. Elde edilen bilgilerin, Devletin güvenliği yahut iç ve dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının belirlenmesi için hâkim, bu hususta gerekli bütün incelemeleri yaparak 'sır' vasfında bir bilginin var olup olmadığına karar verecektir. Bu hususta Bakanlar Kurulunca gösterilecek gerekçeyi de inceleyebilecektir; ancak bununla bağlı değildir.' şeklinde ifade edilmiştir. Madde ile, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırıldığı, korunan hukuki yararın, millî savunma olduğu belirtilmiş. devletin birinci derece önemli menfaatleri yani özünde devlet sırrı olan bilgilerinin korunması amaçlanmıştır. Bu suçun koruduğu hukuksal menfaatler,'devlet güvenliği','devletin iç veya dış siyasal yararları' ve'milli savunmaya' ilişkin menfaatlerdir. (Yayla, 2012, 122) Bu suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmektir. Bu maddeye göre gizli kalması gereken bilgi, gizli tutulması zorunlu olan, sır mahiyetindeki bilgidir.'Devletin güvenliği' kavramı Devletin varlığı, bekası fikri ile izah edilebilir. Devletin iç veya dış (uluslararası) yararları, milli savunma bakımından birinci derecede önemli yararlarını ifade etmektedir. Maddede tanımlanan suçun oluşması bakımından önemli olan husus, temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Bir hususun sır olması için böyle olduğunun önceden resmi makamlarca ifade edilmiş olması şart değildir, konunun mahiyeti onun sır olup olmadığını belirleyecektir. Bu bakımdan, elde edilen bilgilerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre Devletin güvenliği yahut iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının her somut olayda mahkemece belirlenmesi gerekir. (Parlar-Hatipoğlu, 2008, s.4286). Suç, bilgilerin temin edilmesiyle (öğrenilmesiyle) tamamlanır. Bilgiyi içeren vesikanın da elde edilmiş olması şart değildir. (Erem, 1985, s.61) Vesikanın okunarak bilgiye vakıf olması yeterlidir. Keza, suçun tamamlanması için temin edilen bilginin başkasına verilmesi veya açıklanması da şart değildir, soyut alma veya temin etme suçun oluşumu için yeterlidir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.4.1967 tarihli kararında; 'Gizli kalması Devletin millî ve milletlerarası menfaatleri icabından olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Kıbrıs meselesi dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yazmış olduğu mektup 13.1.1966 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanmak suretiyle bir yandan devlet sırrını sağlama (madde 132) ve öte yandan sağlanan devlet sırrını ifşa (madde 136) fiilleri işlenmiştir.' şeklinde karar vermiştir. 5237 Sayılı TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu İCK’nın 257. maddesinden mülhem 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 765 sayılı mülga TCK'nın 133. maddesinin 1 ve 2. fıkrasının, unsurları itibariyle tekrar edilmiş hâlidir. 5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi; '(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil; a) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuşsa, Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.' şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi ise; 'Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin 'siyasal veya askerî casusluk' maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir. Askerî casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askerî bilgilerin toplanmasıdır. Suçun maddî unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddî unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir. Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temini gerekmektedir. Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, 'nitelikleri itibarıyla' gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için 'bilgilerin nitelikleri itibarıyla' gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin söz konusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir. Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş hâlinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır. İkinci nitelikli hâl ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır. 'Devletin savaş etkinliği' ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır.' şeklinde ifade edilmiştir. TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen 'Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme' suçunun oluşumu için genel kastın varlığı gerekli ve yeterli iken 'Siyasal veya askeri casusluk' suçunun oluşumu için özel kast olarak failin yabancı bir devlet yararına ve ayrıca siyasal veya askerî casusluk maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Suçun meydana gelmesi için, eylemin kesin ve belirli bir zarar veya zaafiyete neden olması aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden, maddede düzenlenen suç tehlike suçu niteliğindedir. TCK bakımından casus, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kişi; bu kişinin yürüttüğü faaliyete de casusluk denilebilir. Bu bağlamda casusluk suçu ve casusluk olgusu devletin güvenliği iç veya dış menfaatleri bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek veyahut açıklamak şeklinde tanımlanabilir. Siyasal veya askeri casusluk suçu ile korunan hukukî değer devletin bekası, millî savunma, millî güvenlik, devletin siyasal veya askerî faaliyet ve avantajlarının korunması bunların sürdürülebilir olmasıdır. Nihai hedef, hasım devletlerce veya gruplarca elde edilmesi halinde devletin güvenliğini, savunmasını ve askerî faaliyetlerini zayıflatacak, zaafa uğratacak bilgilerin muhafazasının ve güvenliğinin sağlanmasıdır. Vatandaş, özel kişi, kamu görevlisi veya yabancı herkes bu suçun faili olabilir. Failin mezkûr suçu maddi menfaat karşılığında yapması şart değildir. Suç yabancı bir devletin topraklarında da yabancı uyruklu şahıs tarafından Türkiye aleyhine işlenebilir. Yabancı bir şahıs tarafından yurtdışındaki bir temsilciliğimizde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin edilmesi böyledir. Suçun mağduru ise toplumu oluşturan bireylerdir. Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir. Esasen var olan bilgilerin bu maksatla çaba gösterilerek ele geçirilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Bilgiyi temin etmek için kullanılan vasıtanın önemi yoktur. Temin edilen bilginin açıklanmasına gerek yoktur. 5237 sayılı TCK ve mülga 765 sayılı TCK’da askeri ve siyasal casusluğun tarifi yapılmamıştır. 5237 sayılı Kanun'un 328. madde gerekçesinde askeri ve siyasi casusluk tanımlarına yer verilmiştir. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir. Siyasal casusluğun kapsamına, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına etkili olan ve bu itibarla gizli kalması gereken kamu sağlığına ilişkin, mali veya milletin maneviyatına ilişkin bütün bilgiler dâhildir. Askeri casusluk ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askeri bilgilerin toplanmasıdır. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.574) Madde de aranan casusluk sadece siyasî ve askerî alanla ilgilidir. Devletin güvenliği ve savunması ile ilgili olmalıdır. Askeri sırlar genellikle Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri kapsamaktadır. Maddenin 2 nci fıkrasında bu suça özel ağırlatıcı nedenler gösterilmiştir. Buna göre, fiil; Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacaktır. Bu madde de, 326 ve 327 nci maddelerden farklı olarak, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmesi hâli de nitelikli hâl olarak sayılmıştır. Bu suça özgü cezayı hafifletici bir sebep öngörülmemiştir. Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme özel maksadının varlığı da aranmıştır. Suçun sadece genel kast ile işlenmesi mümkün değildir. Bu suç şekli bir suç olup, suçun tamamlanması açısından herhangi bir zararın meydan gelmesine gerek yoktur. Suçun oluşması için devlet sırlarının askeri veya siyasi casusluk maksadıyla temin edilmesi yeterlidir. Failin bilgiyi öğrendiği anda yakalanması hâlinde suç tamamlanmış olacaktır. Bu suç şekli suç ise de hareketin parçalara bölünebildiği hâllerde teşebbüs söz konusu olabilecektir. Eğer fail cebir kullanmak suretiyle bir başkasına suç işletmişse bu du¬rumda o suçtan dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Karşı koyamayacağı bir cebrin etkisiyle suç işleyen kimse, TCK'nın 28. Maddesi uyarınca işlediği fiilden sorumlu tutulmayacaktır. Suçun işlenmesine azmettiren kimse de TCK'nın 38. maddesi uyarınca işlenen suçun cezası ile cezalandırılacaktır. Failin bir fiiliyle birden fazla bilginin temin edilmesi hâlinde tek suç oluşacaktır. Failin temin ettiği devlet sırrı niteliğindeki bilgileri askeri veya siyasal casusluk amacıyla açıklanırsa ayrıca TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen 'Gçzli kalması gereken bilgileri açıklama' suçu ihlal edilmiş olacağından, fail daha ağır cezayı gerektiren TCK'nın 330. maddesinden cezalandırılacaktır. Gizli kalması gereken bir bilginin belgeye bağlanmış olması hâlinde bu belgenin çalınması durumunda fail ayrıca hırsızlık suçundan dolayı cezalandırılacaktır. Failin tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin etmesi durumunda TCK'nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6532 sayılı kanunun 7. maddesi ile değişik Cezai Hükümler başlıklı 27. maddesinde'Millî İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak alan, temin eden, çalan, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan ve bunları yok eden kişiye dört yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir...' denilmiştir. Bu ihtimalde, fail tarafından temin edilen bilgiler salt olarak devletin istihbarat faaliyetlerine ilişkin bilgiler ise, özel yasa uygulanacak, fail 2937 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır . Ancak bu bilgiler aynı zamanda devlet sırrı mahiyetinde ise fail 5237 sayılı TCK’nın 328. maddesi uyarınca sorumlu olacaktır. Son olarak fail, devlet sırrı niteliğindeki bilgiyi temin etmek amacıyla başka bir suçu işlerse bu durumda gerçek içtima söz konusu olacaktır. OLAYLARIN GELİŞİMİNE İLİŞKİN ANLATIM 01.01.2014 TARİHİNDE GERÇEKLEŞEN EYLEM Adana İl Jandarma Komutanlığı İstihabarat Şube Müdürlüğünde görevli sanık ..., 01.01.2014 tarihinde 00:55 te 41 sn, 01:19 te 13 sn. 01:19 te 67 sn. olmak üzere, 0505..... numaralı şahsi hattından, arama işlemini bizzat yapacak, sevk ve idare edecek olan örgüt üyesi, özel yetkili Cumhuriyet savcısı ... ile görüştükten sonra Hatay'a, sanık ...'ın ikametine gelmiştir. Aynı gün sanıklar..., ..., ... ve ...in irtibat halinde oldukları incelenen HTS kayıtlarından da anlaşılmaktadır. Örgütün amacına hizmet eden bu örgütsel faaliyete, adli soruşturma görüntüsü vermek için, hakkındaki dava tefrik olunan ve ihbardan kısa süre önce sanık ... ile telefonla görüşen ... veya bilahare örgütün mahrem yapılanması imamlarından olduğu itirafı ile yargılama aşamasında tanık sıfatı ile dinlenilen ... tarafından saat 15.29.57’de Antakya Köprübaşı künefeciler meydanındaki 215 57 70 nolu telefon kulübesinden, Hatay 156 Jandarma İmdat İhbar Merkezine usulen bir ihbar yapılmıştır. İhbar üzerine jandarma devriye faaliyetlerine başlanılmış, Reyhanlı ve Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlıklarına durum bildirilmiş ayrıca başkaca karakollara da görevlendirmeler yapılmıştır. Sanık ..., ihbarı müteakip arama teşebbüsüne doğrudan katılan sanık ... ile birlikte olay yerine gitmekle beraber kısa sürede ...'a zimmetli araç ile ayrılmıştır. Ancak HTS kayıtlarına göre, organizasyonun etkin isimleri ..., ... ve ... ile sürekli irtibat hâlinde olduğu görülmektedir. İhbardan sonra Hatay Emniyet Müdürlüğü'nün anonsları üzerine Kırıkhan adli yargı çevresinde trafik radar ekibinde görevli tanık ... tarafından emniyet sorumluluk bölgesinde durdurulup faaliyete katılan görevlilerin MİT mensubu olduğunu söylemeleri nedeni ile herhangi bir işlem yapılmaksızın, hareket ettirilen aramaya konu araçlar Jandarma bölgesi olan olay mahalline götürülmüştür. Bu esnada Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde görevliler ... ve ... olay yerine intikal etmişler, faaliyette görevli şahısların MİT mensubu olduklarını bildirilmesi üzerine ilçe Jandarma Komutanı sanık ...'ı olay yerine çağırmışlardır. Durum, nöbetçi savcı olan tanık ...'a ve İl Jandarma Komutanına da bildirilmiştir. Jandarma Bölge Komutanı olan sanık ... ise sanık ...'ı arayarak JÖH timi gönderilmesi isteğinin bulunup bulunmadığını sormuştur. Durumu öğrenen Hatay MİT Müdürünün araçların bırakılması için Emniyet Müdürünü ve Hatay İl Jandarma komutanını aradığı anlaşılmaktadır. Bu arada sanıklar ... ve ... olay mahalline varmış, bi süre sonrada Kırıkhan nöbetçi Cumhuriyet savcısı ... ile Başsavcı ... gelmiştir. Sanık ... tarafından imzalanarak nöbetçi savcı ...'a imzalatılmak üzere ...'e ihbardan sonraki hazırlık aşamasında verilen arama talep yazısı, sanık ...'ın bilgilendirmesi ve ...'ın görüşmesi üzerine sanık savcı ...'ya fakslanmıştır. Hatay Valisi ve Başsavcısının da olayı öğrendiği, aramanın gerçekleştirilmemesi hususunda başta olay yerende olan ... olmak üzere arama yaptırılacak personel ve amirleri ile irtibata geçtikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca Ankara'da da müdahale öğrenilince yetkili birimlerin bir araya geldikleri, Adalet Bakanı ve Müsteşarı ile dönemin HSYK 1. Daire Başkanının Adana Cumhuriyet Başsavcısı sanık ...'ı arayarak bilgilendirdikleri, arama konusunun devlet sırrı olduğunu ileterek arama yapacak savcıların uyarılmasını istedikleri ...'ın bu uyarıları dikkate almadığı gibi Adalet Bakanı ve Müsteşarı ile yaptığı görüşmeleri tutanağa bağlayıp, 13.01.2014 tarihinde sanık ... tarafından 2014/2 sayılı Müsteşar ..... hakkında TCK'nun 257/1, 281/1-2, 283/1-2, 285/1, 106/1 maddeleri uyarınca gereği için HSYK Genel Sekreterliğine gönderilen suç duyurusuna ve Adalet Bakanı... hakkında diğer sanık sanık ... tarafından yürütülecek ceza soruşturması ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere düzenlenecek fezlekeye dayanak olmak üzere 13.01.2014 tarihli tutanağı sanık ... ...'ya 2014/556 sayılı yazı ile, 02.01.2014 tarihli telefon görüşme tesbit tutanağını 2014/2 nolu (Sanık ...'in HSYK Genel Sekreterliğine yazdığı fezlekede de tanımlandığı şekli ile terör örgütüne silah temin etmek konulu) soruşturma dosyası ile ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde gereğinin takdir ve ifası için göndererek, adı geçen Bakan ve Müsteşar hakkında soruşturma başlatılması talimatını verdiği görülmektedir. Faaliyette görevli bazı MİT mensuplarının sanıklar ..., ... ve ... tarafından önceden tanındığı, görevlilerin devlet sırrı bulunduğundan bahisle arama faaliyetinin yapılamayacağını beyan etmeleri ve diğer uyarılar nedeniyle arama yapılıp yapılmaması hususunda tereddütler yaşanmaya başlayınca sanık ...'nun gelişmeleri ...'a aktarması üzerine aslında organizasyonun doğrudan planlama ve icrası içinde yer aldığı anlaşılan, MİT Müsteşarlığından arayan Ulvi isimli şahısla da konu hakkında görüşen ...'ın, sanıklar ... ile de irtibatlı olarak her halükarda amaca ulaşmak için Adana'dan Kırıkhan'a geldiği, Hatay Valisinin araçların bırakılması için gerekli işlemlerin yapılmasına dair yazılı talimatı üzerine olay yerinde bulunan MİT mensuplarının ve Kırıkhan jandarma ekibinin araçlarla ayrılmaya başladıkları, sanık ...'nun bu durumu engellemeye çalıştığı, TEM unsurları ile olay yerine intikal eden ...'ın arama faaliyetini gerçekleştirmek için talimatlar verdiği ancak MİT Mensuplarının direnmeleri, jandarmanın ayrılması ve TEM unsurlarının da görevden alınması nedeni ile istihbaratta görevli sanıklar ..., ... ve Hayati'nin yetersiz destek ve çabalarına rağmen arama faaliyetini gerçekleştiremediği, anlaşılmaktadır. 19.01.2014 TARİHİNDE GERÇEKLEŞEN EYLEM Örgütün ülke genelindeki istihbari kadro gücünden istifade ederek, Suriyede gelişen ve milli güvenliği tehdit eden şartlar nedeniyle bölgede MİT mensuplarınca gerçekleştirilen faaliyetlerden önceden haberdar olmaları sebebiyle temin ettikleri, doğrudan faaliyetlere ilişkin bilgileri kullandıkları halde, sözde kendilerine meçhul bilgilerin niteliği, farklı il hatta ülkeyi kapsayan genişliği ve sürekliliği itibariyle Ankara'da yaşayan bir gümrük memuru olan B.G tarafından bilinmesinin mümkün olmamasına rağmen, safahatta açık kimlik bilgilerini vermekten imtina ettikleri haber kaynağı B.G üzerinden, (B.G.16.03.2014 tarihinde Kırıkkale karayolunun 22 km.de meydana gelen trafik kazasında ölünce ... olduğu anlaşılmıştır) haber kaynağı görüşme tutanaklarına emrinde görevli örgüt mensupları sanıklar ... ve ... marifetiyle dercettirilmek suretiyle kısmen 01.01.2014 tarihinde deşifre olan kısmen sair örgütsel yöntemlerle devşirildiği değerlendirilen MİT mensuplarına ait telefon numaralarını, uyuşturucu madde ticareti ya da klonlanmış araç kaçakçılığı gibi faaliyet bilgilerinin arasına sıkıştırılmış bilgilere dayanarak bu kapsamda alınacak dinleme kararlarına dayanak teşkil eden araştırma tutanaklarına sair numaralarla birlikte yazdırarak 2014/51, 2014/54, 2014/122 ve 2014/144 sayılı dinleme kararlarını almışlar, özellikle Hakan, 2014/51 sayılı karar kapsamında dinleme görevini ...'tan alarak doğrudan ...'nin unsuruna vermiştir. 18.19. Ocak 2014 tarihinde dinleme faaliyetini, ... birlikte gerçekleştirmiştir.18 Ocak 2014 saat:18.00-19.00 sıralarında ... ile buluşarak dinlenen şahısların saat:24.00’de buluşacakları, gece 23.30 sıralarında ise şüpheli şahsın Ankara-Çubuk karayolu Esenboğa havaalanı civarında hareketlendiğini öğrenen ...., ...takip izni vermiş, saat: 03.30 sıralarında takip ettiği olayla ilgili görüşme yapmalarını müteakip şube Müdürü ... 'yı telefonla arayarak gelişmeleri aktarmıştır. Şahısların yetki sahalarından ayrılmış olmaları nedeniyle sadece gelişmeleri takip edilmesi talimatı verilmesi üzerine, 04.00 sularında Adana İstihbarat Şube görevlisi sanık ...’ı arayarak gerçek ihbarı yapmıştır. ... ise saat 07.26'da .......272 ve 07.27 de 032..... nolu Adana Jandarma Komutanlığına ait numaraları arayarak sözde/görünüşte ihbarı yapmıştır. 07.01.2014 tarihinden itibaren başladıkları dinleme faaliyetlerine maksatları hasıl olunca 19.01.2014 ten hemen sonra son vererek verileri imha etmişlerdir. .... ile görüşüp gerekli bilgileri alan Adana İl Jandarma Komutanlığında İstihbarat Üsteğmen sanık ..., sanık ... ile de irtibatlı olmak sureti ile usulen yapılacak olan ihbardan önce saat 05.57.52 esasen nöbetçi de olmadığı hâlde sanık ... ile önce telefon ile akabinde de ikametine giderek şifahen görüşüp bilgileri aktarmış ve ihbar metninde olmadığı halde arama kararını El kaide terör örgütü ibaresinin eklenmesi talimatını alarak alaya dönüp ...'a da ulaşarak alayda toplanmışlar gerekli hazırlıkların yapılması çalışmalarına ihbar saatinden önce başlamışlardır. Yapılan ihbar üzerine durum harekat merkezi görevlilerince Pozantı İlçe Jandarma Komutanlığına ve sıralı amirlere bildirilmiştir. Pozantı'da bir sürprizle karşılaşmak istemeyen sanık ... Pozantı İlçe Jandarma Komutanı ...'ü arayarak arama yapılmaması ve Emniyet Müdürlüğüne haber verilmemesi hususunda talimat vermiştir. Saat 08:05 sanık ... ile de görüştükten sonra ihbarın valiye veya diğer birimlere bildirilmemesi hususunda talimatlar vermiştir. ...'ın Ceyhan ilçe Jandarma Komutanı sanık ...'ı ve İstihabarat unsurularını arayarak hazırlık için talimatlandırdığı, ... ve sanık ...'yi söz konusu tırları takip için görevlendirdiği görülmektedir. Bir süre sonra da sanık ...'nin, sanık ...'in talimatı ile basın mensuplarına ihbarı haber verdiği görülecektir. Pozantı'dan itibaren ... ve ...'ın talimatı ile .... tarafından da takip edilerek araçların polis kontrol noktalarının bulunduğu yerlerde durdurulmaması temin edilmiştir. Sanık ... ile ...in tırların durdurulmasından kısa süre önce görüşmesi akabinde saat 12 sıralarında mevzuubahis tırlar Jandarma bölgesi olan .... gişelerinde durdurulmuştur. Yapılacak aramada, olay yerinde olmasalar da organizasyon içinde yer alan, arka planda olayı sevk ve idare eden sanıklar ... ve ... başta olmak üzere ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile birlikte beraatine karar verilen bir kısım sanıkların da yer aldığı üç komando timi, iki asayiş timi, bir patlayıcı imha uzmanı, bir olay yeri inceleme timi ve dört istihbarat timi görev almıştır. Aramadan önce sanık ..., sanık ...'nın talimatları doğrultusunda, arama yapan personele, '... savcının talimatı var aracın içerisindeki şahısların bir şey söylemelerine fırsat vermeden Hakim-Savcıyız deseler dahi direk gözaltına alınacak daha sonra arkadan kelepçe takılacak ve ekip araçlarına götürülecek, arama yapılacak araçlardaki şahısların kendilerini hakim savcı olarak tanıtsa dahi itibar edilmeyecek' telkininde bulunulduğu görülmektedir. Faaliyette kullanılan tırlar eskord araçla birlikte sirkeli gişelerinde durdurulur durdurulmaz doğrudan görevliler etkisiz hale getirilerek kelepçelenmişlerdir. Akabinde de arama icra edilmeye başlanmış, bomba arama köpeğinin pozitif tepki vermesine ve bir MİT mensubunun cebindeki kimliğin ... tarafından görülmesine rağmen dorselerdeki kapaklar açılmış ve malzeme görülmüştür. Sanık ...'nın, saat 14.51 de 156 ses kayıtlarına göre, Bölge Asayiş Hareket Şube Müdürü Binbaşı ...'ın (-ki ... bilahere 15 Temmuz darbe kalkışmasına iştiraki nedeniyle TCK'nın 309. maddesinden mahkum olmuştur), sanık .....'yi arayarak 'komutanım kuvvette bir sıkıntı falan var mı diye sor dedi, orada kuvvet sıkıntınız var mı?, savcı geldi mi? komutanın derli toplu dursunlar düzgün dursunlar' şeklindeki sözleri dikkate alındığında arama anını sürekli takip ederek, arka planda desteğini yinelediği görülmektedir. Sanık ...'in talimatı üzerine araçların sözde güvenli bir yere çekilmesi için şehir merkezine doğru hareket ettirildiği ancak MİT mensubu görevlilerinin imkanları ölçüsünde direnmeye çalıştıkları, tırlardan ikisini şehir merkezine ulaşmadan Kürkçüler mevkiinde durdurdukları, birisinin ise ....in zorlamasıyla sanık ... nezaretinde Bahçeşehir mevkiine götürüldüğü,.....in geri dönen tırların polis noktasında durdurulma riskini bertaraf etmek için önden oraya intikal ettiği, sanık ...'nın olay yerine gelerek bahse konu tır üzerinde ... ve ... nezaretinde numune aldırdığı,.....ın da savcının talimatı üzerine Bahçeşehir'de bulunan ve .....'nin talimatı ile duran tıra giderek .... nezaretinde görüntü kaydı aldırdığı, amaç hasıl olunca görüşmeler sonucunda araçların MİT Bölge Başkanına teslim edildiği görülmektedir. Alınan numunelerin bir kısmı hakkında sanık ... tarafından sanık ...'nın talimatı üzerine fiziki inceleme raporu düzenlendiği, bir kısmının ise rapor tanzimi için ... ve ...'ın talimat ve yazılarına istinaden kurye ... vasıtasıyla Ankara Jandarma Kriminal Laboratuar Daire Başkanlığına gönderildiği, Yapılacak inceleme ve düzenlenecek raporun MİT faaliyetine ilişkin malzeme ile ilgili olduğunun öğrenilmesi üzerine laboratuvar daire başkanı sanık ... marifetiyle durumun sıralı komutanlara ve İç İşleri Bakanlığı Müsteşarına iletildiği, konunun adli işlem kapsamında kaldığı değerlendirilerek gereğinin yapılması cevabı alındıktan sonra sanıklar., ..., ..., ... ve ... tarafından tanzim edilen 23.01.2014 tarihli 2014/67 sayılı raporun ... ve .... parafladıkları üst yazı ile yine kurye ... tarafından Adana'ya iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; Yargıtay 16. Ceza Dairesi ilk derece mahkemesi sıfatı ile yapmış olduğu yargılamada; 'Delillerin değerlendirmesi ve gerekçe' başlıklı 'IV.' bölümün 'B' maddesinde 'Ülkede yaşanan süreç ve somut olay' kısmında; 'Esad Rejimi Türkiye’ye karşı doğrudan şimdiye kadar bir silahlı saldırı gerçekleştirmemiştir. Buna karşılık devlet dışı aktör olarak zuhur eden IŞİD/DEAŞ ve PKK/PYD/YPG’nin eylemleri açısından meseleyi ele aldığımızda ise; IŞİD/DEAŞ ile PKK/PYD/YPG, Türkiye’ye yönelik çok sayıda 'ülkesel' terör saldırılarında bulunmuştur. Bu saldırılardan bazıları şunlardır: IŞİD/DEAŞ: - 6 Ocak 2015 Sultanahmet’te bombalı saldırı, -18 Mayıs 2015 Adana ve Mersin’de Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ne yapılan bombalı saldırı, - 20 Temmuz 2015 Suruç saldırısı, - 10 Ekim 2015 Ankara Patlaması, - 19 Mart 2016 Taksim saldırısı, - 1 Mayıs 2016 Gaziantep Şehitkâmil ilçesi saldırısı, - 28 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı saldırısı, - 20 Ağustos 2016 Gaziantep Şahinbey ilçesindeki bir düğündeki saldırı, - 1 Ocak 2016 Ortaköy Reina’daki silahlı saldırı. PKK/PYD/YPG: - 23 Aralık 2015 Sabiha Gökçen Havaalanı saldırı, - 18 Şubat 2016 Ankara Askeri Servis Aracı saldırısı, - 13 Mart 2016 Ankara Kızılay saldırısı, - 10 Aralık 2016 Beşiktaş saldırısı, - 17 Aralık 2016 Kayseri saldırısı DEAŞ’ın silahlı saldırıları yalnızca canlı bomba eylemleri ile sınırlı kalmamış, muhtelif zamanlarda Suriye’nin kuzeyinde kontrol ettiği bölgelerden, Türkiye sınırındaki Türk topraklarına (Kilis ve Gaziantep) füze/roket saldırılarında da bulunmuştur. DEAŞ Türkiye’yi hedef alan silahlı saldırılarını; Türkiye’nin düşman bir rejime sahip olması, Türkiye’nin DEAŞ ile savaşan koalisyonun bir parçası olması, Suriye ve Irak’taki çatışmalara Türkiye’nin doğrudan müdahil olması ve Türkiye’de kendisine yaşam alanı bulabileceği yönündeki inanç nedeni ile gerçekleştirmektedir. Böylece Türkiye siyasal ve dinsel saikin örtüştüğü bir 'hiper terör' sürecine maruz kalmıştır. DEAŞ gerçekleştirdiği eylemler ve saldırılar ile toplumsal baskı ve kaos oluştururken, kitle iletişim araçlarıyla da gelecekteki eylemlerine zemin hazırlamakta ve hedef göstermektedir. Sekiz dilde yayımlanan 'Rumiyah' adlı derginin hemen hemen bütün sayılarında 'Türkiye devletini ve devlet adamlarını hedef gösteren' bir içerikle radikal eğilimli militanları eyleme teşvik etmektedir: Öte yandan Türkiye ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın ve onun uzantıları olan PYD/YPG’nin saldırılarına da maruz kalmıştır. PYD/YPG’nin Türkiye’ye dönük silahlı saldırıları da meşru müdafaa hakkını olanaklı kılmaktadır. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde oluşturulabilecek olası bir Kürt özerk bölgesine karşı tavrı, PYD/YPG’nin Türkiye’ye yönelik havan topu saldırılarına ve terör tehdidine neden olmuştur. Yönetilemeyen alanın varlığı hem ana ülkenin toprak bütünlüğüne, hem de egemen yetkilerine halel getirirken, sınırdaş olduğu ülkelerde istikrarın ve düzenin bozulmasına neden olabilir. Yönetilemeyen alanlar farklı derecelerde tehdit oluştururlar. Ya küresel cihadizm ile bağlantılı terörizm barındırır, ya cihat dışı terörizm ve suç şebekeleri için üsler sağlar ya da yönetilemeyen alanlar insani krizin en büyük tehdit unsuru olarak ortaya çıkar Yönetilmeyen alanda ortaya çıkan iki terör örgütü kendi devlet inşa süreçlerini hızlandırırken homojen olmayan Suriye nüfusu üzerinde insani krizlere neden olmuşlardır. Öte yandan yönetilemeyen topraklardan Türkiye’ye yapılan silahlı saldırılar ile ülke güvenliği, milletin can ve mal güvenliği tehdit altında kalmıştır. Mart 2011’de Suriye’de başlayan protestolar zamanla iç savaşa evrilmiştir. Bölgesel ve küresel aktörlerin yanı sıra devlet dışı silahlı aktörlerinde iç savaşa dâhil olmasıyla sorun giriftleşerek ulus-ötesi bir silahlı çatışma niteliği kazanmıştır. Terörizm, iç savaş, vekâlet savaşının örtüşerek devam ettiği bu süreci yöneten ve/veya yönetecek ve düzenleyecek uluslararası hukuk kuralların neler olduğu ve bunların işlevselliği ve hukuktaki mevcut 'boşluklar' büyük tartışmaları beraberinde getirmiştir. Suriye’de devam eden çatışmalar çerçevesinde bazı devletlerin farklı amaçlarla gerçekleştirdikleri askeri müdahale ve uygulamalarının meşruluğunu değerlendirecek bir merci, forum yoktur. Zira veto nedeniyle BM sistemi tıpkı 'soğuk savaş' döneminde olduğu gibi yeniden kilitlenmiştir. Bu durum terörizmle 'küresel savaş' adı altında meşruiyet zırhı giydirilerek gerçekleştirilen müdahalelerin aslında müdahaleci devletlerin kendi 'jeo-politik' çıkarlarını koruma ve gerçekleştirme gayreti çabasından başka bir şey değildir. Suriye iç savaşının uzamasının ardında tam da bu gerekçe yatmaktadır. Kuvvet kullanma normlarının aşındığı bir dönemden geçerken, devlet dışı silahlı aktörlerin sürekli ve sistematik silahlı saldırılarına maruz kalan Türkiye’nin; 'sınırlarını, vatandaşlarını ve bekasını' korumak için, Suriye'nin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte gerçekleştirdiği askeri operasyonlarda Uluslararası Hukuk açısından meşru savunma hakkını kullandığı açıktır. Suriye iç savaşının etkilerine doğrudan muhatap olan Türkiye; bilhassa 2013’ten bu yana ülke genelinde meydana gelen terör saldırıları sonucunda, güney sınırlarını terörist faaliyetlerden ve saldırılardan korumak, Suriye topraklarının bölünmesini ve parçalanmasını önlemek, sınır bölgesinde PYD’nin koridor açmasına engel olmak, amacıyla zaman zaman Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile beraber Suriye’nin kuzeyinde savunma odaklı faaliyetler yürütmüştür.' şeklinde süreci özetlemiş, 'Sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi' başlıklı 'D' bendinde ise; 15 Temmuz 2016 günü işlenen darbe teşebbüsü sırasında iş bu dava dosyası kapsamında tutuklu olarak tutukevinde bulunan sanıkların, düzenlenen iddianamelerde hangi surette bu eyleme icrai ya da ihmali bir davranışla fail veya şerik olarak iştirak ettiği anlatılıp ortaya konamadığı gibi, yargılama aşamasında da bu yönde delile dayalı bir olgu saptanmış değildir. Diğer taraftan 01.01.2014 ve 19.01.2014 tarihli olayların, özellikle sanıkların yukarıda açıklandığı üzere, hükumetin icrai fonksiyonların kısmen veya tamamen engelleme niteliği arz etmeyen, fakat MİT'in bir faaliyeti üzerinden Hükumeti uluslararası arenada ve iç kamuoyunda zor duruma düşürmek olarak tebarüz eden amaç ve kastları şeklinde' sanıkları kasıtlarının kabul etmiş yine gerekçede FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, süreçte özellikle açık mücadele içine girdiği hükumetin uluslararası arenada zor duruma düşmesi için faaliyetleri deşifre etme kararı aldığını da belirtmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 328. Maddesinin birinci fıkrasında siyasal casusluk 'Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etme' olarak düzenlenmiş gerekçede ise Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamında şeklinde açıklanmıştır. Özel Dairenin kendi kabulü de gözetildiğinde sanıklar hakkında siyasal casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri bu maksatla temin etme suçundan hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde daha niteliksiz TCK'nın 327 ve 329. Maddesi uyarınca hüküm kurulmasına karar verildiğinden suç vasfı ve aleyhe temyiz bulunmamasına ilişkin ilkeleler de gözetilerek Yüksek Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği Bu kapsamnda; Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TCK'nın 328 ve 330. maddeleri uyarınca siyasal ve askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçlarından cezalandırılmaları gerektiği; Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin TCK'nın 328 ve 330. maddeleri uyarınca siyasal ve askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçlarından, sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın siyasal ve askeri casusluğa teşebbüs etme suçundan cezalandırılmaları gerektiği" Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. 2- Sanıklar ... ve ... hakkında Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına ilişkin verilen beraat kararı bakımından: Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; Sanık hakkında verilen beraat kararının bozulmasına karar verilmesini ancak sanığın asli fail mi yoksa yardım eden mi olacağının değerlendirilmesi gerektiğini; Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ... ve ...; sanıklar hakkında verilen kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği; Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. 3- Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararı ile Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme ye yardım etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamaya yardım etme suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının bozulmasına ilişkin verilen karar bakımından; Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ... ve ...; sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararının onanmasına; Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme ye yardım etme ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamaya yardım etme suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının suçun sabit olmadığından bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünceleri ile karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 28.06.2019 tarihli ve 1-4 sayılı: 1- Sanık ... hakkında siyasal veya askeri casusluk suçuna teşebbüs etme, gizli kalması gereken bilgileri açıklamaya teşebbüs etme ve Hükümete karşı suçlara ilişkin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; verilen tefrik kararları bakımından 5271 sayılı CMK'nın 296/1. maddesi uyarınca katılan vekilinin temyiz taleplerinin REDDİNE oy birliği ile; Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme ve Açıklama suçlarından, sanık ... hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçundan, sanık ... hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme ve Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme ve Açıklama suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik sanık müdafilerinin beraat hükümlerinin gerekçesine yönelmeyen temyiz taleplerinin REDDİNE oy birliğiyle; 2- Sanıklar ..., ...,., ... hakkında Hükümete karşı suça ilişkin; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında Hükümete karşı suç, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; sanık ... hakkında Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçuna ilişkin; sanık ... hakkında Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme, Hükümete karşı suç ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ....... ve ...'ın ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in hakkında Hükümete karşı suç, siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; sanık ... hakkında Hükümete karşı suç ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; sanıklar ... ve ... hakkında siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin; verilen beraat kararları bakımından katılan ... vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE ve OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA, Sanık ... hakkında Hükümete karşı suç ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarına ilişkin; verilen beraat kararları bakımından katılan ... vekili ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE, Hükümete karşı suç bakımından OY BİRLİĞİ ile silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından OY ÇOKLUĞU ile ONANMASINA, 3- Sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazlarının beraat hükümlerine yönünden vekalet ücreti ile sınırlı olarak yapılan incelemede; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesi uyarınca beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 28. maddesinin "Avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince 4.125,00 TL ücreti vekaletin maliye hazinesinden alınarak kendisini seçtiği bir müdafii ile temsil ettiren ve haklarında tüm suçlardan beraat kararı verilen sanıklar" şeklindeki "b" bendine sanıklar ibaresinden sonra “..., ..., ..., ...” eklenmesi suretiyle OY BİRLİĞİ ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 4- a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin OY BİRLİĞİ ile, b) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme ve Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin OYÇOKLUĞU ile, c) Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etmeye Teşebbüs Etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin OYÇOKLUĞU ile, d) Sanık ... hakkında Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etmeye yardım etme ve Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklamaya yardım etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükmünün OY ÇOKLUĞU ile, Katılan Cumhurbaşkanılığı vekili, sanıklar ve müdafilerin ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan" yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması Kanuna aykırı olup a, b, c ve d maddelerinde belirtilmiiş olan hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarındaki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümlerdeki "c bendindeki hakkı kullanmaktan ise şartla tahliye tarihine kadar yoksun bırakılmasına," kısmı çıkarılarak, yerine "(c) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden ise mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına" ifadesinin eklenmesi, sanık ... ... hakkında kurulan davanın reddine ilişkin hükmün "2-a" maddesinin çıkarılması ve sanık ... hakkında kurulan "16-a" maddeli hüküm fıkrasından teşdiden ibaresinin çıkarılması suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 4- Sanık ... ve ... hakında Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme ve Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama suçlarına ilişkin verilen beraat kararları ile sanık ... hakkında Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etmeye Teşebbüs Etme suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde; Ayrıntıları sanıklara ilişkin bireysel değerlendirme kısımlarında açıklandığı üzere sanıklar ..., ... ve müdafileri ile katılan ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, Yargıtay Cumhuriyet savcılığının temyiz taleplerinin kabulüne; a) Sanıklar ... ve ...'nin eylemlerinin TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme ve TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama suçlarını oluşturmasına ve sanıkların bu suçlar uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi, b) Sanık ...'ın TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen suç uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında sanığa ek savunma hakkı verilmeden, sanığın TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen Devletin gizli kalması gereken bilgileri temin etmeye teşebbüs etme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi; Uygulamaya göre de; TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan" yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması, İsabetsizliklerinden BOZULMASINA, sanıklar ... ve ... bakımından OY ÇOKLUĞU ile, sanık ... bakımından OY BİRLİĞİ ile 30.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi. ONAMA+BOZMA Sanıklar, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin TCK'nın 328 ve 330. maddeleri uyarınca siyasal ve askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçlarından cezalandırılmaları gerektiği; ONAMA+BOZMA Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nin TCK'nın 328 ve 330. maddeleri uyarınca siyasal ve askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri temin etme suçlarından, sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın siyasal ve askeri casusluğa teşebbüs etme suçundan cezalandırılmaları gerektiği"