Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali istemiyle açılan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak karar verilmesi ve kullanılan dil nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali istemiyle açılan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak karar verilmesi ve kullanılan dil nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/12/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Samsun İl Özel İdaresi bünyesinde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapmakta iken 2014 yılında kadrosu Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına (Belediye) devredilmiş ve aynı yıl Bafra Şube Müdürlüğü bünyesinde (sebze hali) tahsildar olarak görevlendirilmiştir. Takip eden süreçte de başvurucunun belediyenin ilan ve reklam biriminde görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında, tahsildar olarak çalıştığı dönemde 22/10/2014 ile 28/11/2014 tarihleri arasında yaptığı 300 TL tutarında tahsilatı Belediye hesaplarına yatırmadığı ve uhdesinde tuttuğu iddiasıyla 21/1/2016 tarihinde idari soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu, durumun kendisine bildirilmesi üzerine 22/1/2016 tarihinde söz konusu tutarı faiziyle birlikte Belediye hesaplarına yatırmıştır. Başvurucu soruşturma sürecinde alınan ifadesinde, belirtilen tarih aralığında topladığı paraları belediye hesabına yatıramadığını, daha sonra bu görevden ayrılıp farklı bir birimde görevlendirilince paranın üzerinde kaldığını, kendisine durum bildirilince de parayı hemen ertesi gün faiziyle iade ettiğini, zimmet gibi bir kastının olmadığını beyan etmiştir. Soruşturma sonucu hazırlanan raporda; başvurucunun, tahsilatın günlük olarak yatırılması talimatını daha önce tebellüğ etmesine karşın 22/10/2014 ile 28/11/2014 tarihleri arasında topladığı belediye gelirlerini günlük olarak banka hesaplarına yatırmadığı, paranın uzun süre kendisinde kaldığı, her ne kadar kamu zararı oluşmasa da eylemin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket kapsamında kaldığı ifade edilmiştir. Soruşturma sonucunda isnat edilen fiili gerçekleştirdiği kanaatine varılan başvurucu, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca (memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak) 18/5/2016 tarihli Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Yüksek Disiplin Kurulu işlemiyle devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Diğer taraftan başvurucu hakkında 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesi kapsamında zimmet suçu isnadıyla kamu davası açılmıştır. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi 19/4/2016 tarihli kararıyla başvurucunun isnat edilen eylemin gerçekleştiği kanaatine ulaşarak 1 yıl 1 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Hüküm, temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Bafra Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir; "... sanığa, olay tarihinden önce, göreve başladığında, görevin tanımı ve kapsamının ne olduğu konusunda yazılı bildirimde bulunulmasına rağmen sanığın, görevi nedeniyle 22/10/2014 ile 28/11/2014 tarihleri arasında zilyedliği kendisine devredilmiş olan ve makbuz karşılığı tahsil ettiği belediye gelirlerine ilişkin paraları kurumun banka hesaplarına günlük olarak yatırması gerekirken yatırmayıp toplam 300,00 TL'yi uhdesinde tuttuğu, sanığın eylemini bir suç işlemek kararının icrası kapsamında bir çok kez gerçekleştirerek atılı 'zincirleme şekilde zimmet' suçunu işlediği ...anlaşıldığından... " Başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan çıkarılma işlemine karşı Samsun İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Mahkeme 16/2/2017 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Olayda, davacı hakkında zimmet suçuyla ilgili olarak yapılan ceza yargılaması sonucunda Bafra Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016 gün ve E:2016/68, K:2016/85 sayılı kararıyla, davacının üzerine atılı zimmet suçunu işlediği sübut bulduğundan, neticeden davacının 1 yıl 1 ay 26 gün hapiscezasıyla cezalandırılmasına, CMK maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması için belirlenen koşulların gerçekleştiğinden bahisle, CMK madde gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmekte olup; mahkumiyet kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle hukuki sonuç doğurmaması ve infaza ilişkin hükümlerin beş yıl süre ile askıda bırakılması disiplin hukuku açısından zimmet fiilinin sanık tarafından gerçekleştirilmemiş sayılması şeklinde değerlendirilemeyeceğinden, dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı hakkında düzenlenen disiplin soruşturmasına ilişkin raporun ve eklerinin incelenmesinden, davacının, 2014-2014 tarihleri arasında yaptığı 300,00-TL tutarındaki tahsilatı davalı idarenin hesaplarına aktarmayarak zimmetine geçirdiğinin; davacının disiplin soruşturması ve ceza yargılamasında verdiği ifade ve savunmalarda da ikrar edildiği, dolayısıyla davacı üzerine atılı fiilin sübuta erdiği anlaşıldığından, söz konusu fiilin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerden olduğu kanaatine varılmakla, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır. " Samsun Bölge İdare Mahkemesi Dava Dairesi 12/4/2018 tarihli kararıyla ret hükmünü yönelik yapılan itirazı reddetmiştir. Danıştay Onikinci Dairesi de istinaf mahkemesi tarafından verilen kararı 19/9/2018 tarihinde kesin olarak onamıştır. Başvurucu, nihai kararı 20/11/2018 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 19/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5237 sayılı Kanun'un zimmet suçunu düzenleyen maddesi şöyledir:"Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir." 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı maddesinin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını düzenleyen (E) bendinin ilgili kısmı şöyledir: "E - Devlet memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzerememurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: ... g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak, " 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (5) numaralı fıkrasının son cümlesi şöyledir:"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHM, içtihatlarında masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönünün bulunduğunu ifade etmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine ilişkin -usule ilişkin güvence- bu güvence ile, sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Bu usule ilişkin yön kapsamında, masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamu görevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvence ile sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve Devletin hiçbir temsilcisinin, mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesini gerekli kılar. Bu kapsamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları, disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesi güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43). AİHM, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının disiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yapmaktadır. AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması hâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaret etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılaması kapsamında başvurana iddia konusu eylemi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması hâlinde maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51). Bu bağlamda, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatıyla veya davanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir. Bu ikinci yönde, maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi, adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için, sağladığı usule ilişkin güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının korunmaması hâlinde, Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54). Disiplin ve yargı makamlarının kişinin davranışlarının iş disipliniyle ve devlet memurluğunun gerekleriyle bağdaşıp bağdaşmadığını disiplin hukuku bakış açısıyla nasıl tespit ettiğini ve değerlendirdiğini anlaşılır kılan bir gerekçeyi sunmaları şarttır. Bu gerekçenin yokluğunda disiplin sorumluluğunu cezai sorumluluktan ayıran çizgiler, teorik ve belirsiz/yanıltıcı hâle gelmektedir. Bu bağlamda kişi hakkında yetkili ceza mahkemesi tarafından kesin bir mahkûmiyet kararı verilmedikçe hiçbir yetkili makam bu kişiye suçlu muamelesi gösteremeyecektir (Kemal Coşkun/Türkiye, B. No. 45028/07, 28/3/2017, § 54).