4. Hukuk Dairesi 2009/9174 E. , 2010/4931 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gaz. Yay. A.Ş ve diğerleri aleyhine 29/07/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafı…
**4. Hukuk Dairesi 2009/9174 E. , 2010/4931 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Gaz. Yay. A.Ş ve diğerleri aleyhine 29/07/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 26/04/2010 gününde oycokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı temyiz etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Vatan Gazetesinin 31 Mayıs 2008 tarihli sayısında davalılardan ... tarafından kaleme alınan “Sabah çalışanları isyan edin” başlıklı yazıda, alın terinin kutsal olduğu, alın terini, beyin üretimini, kol gücünü, emekçi yaratıcılığı hakkını, “içinize gazeteci kılığıyla sokulmuş 3-4 iktidar yandaşına yedirmeyin”, “İktidar yandaşı yazılar yazdıkları, muhalefete, Atatürkçülüğe, Türk halkına küfür, küçümseme ve kem söz yazabildikleri için …’a 500 milyar lira transfer parası ve çok büyük maaş … verdiler…” şeklindeki ifadelerle davacı ...’ın gazeteci kılığıyla sokulmuş iktidar yandaşı olarak tarif edildiği, muhalefete, Atatürkçülüğe, Türk halkına küfür, küçümseme ve kem sözler kaleme aldığı, temiz emeğiyle, yaratıcı alın teriyle, dürüst, namuslu, sorumluluk duygusuyla yüklü gazetecilerin hakkını yediğinin iddia edildiği, yazının bütününde yer alan haksız ve aldatıcı nitelemeler çerçevesinde müvekkilinin ağır ve haksız ithamlara maruz kaldığını, kamuoyu önünde küçük düşürüldüğünü, aşağılandığını, hedef gösterildiğini, hukuka aykırı gerçek dışı beyan ve isnatlarda bulunulduğunu, böylece Anayasa’nın 26, Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Borçlar Kanunu’nun 49. maddelerine aykırı davranıldığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalılar vekili cevabında kısaca; dava konusu köşe yazısının, davacı yanın kişilik haklarını zedeleyecek hiçbir ifadeyi içermediğini, eleştiri tarzında kaleme alındığını, davacının sahip olduğu medya tik kişiliğini de gözönüne alarak bu tür haberlere katlanması gerektiğini, kamu yararı ve toplumsal ilginin mevcut bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; haberin halkı bilgilendirmeye yönelik olarak basın özgürlüğü çerçevesinde yapıldığı, davacının kişilik hakkını rencide eder şekilde, halkı kin ve garez duygularına sevk etmediği kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğunca yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunarak onanmıştır. Bilindiği üzere; basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi ile de şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin hakları hükme bağlanmıştır. Somut olayımızda; davalılardan ... yazısında davacıyı “muhalefete, Atatürkçülük ile Türk halkına küfür etmesi ve küçümsemesi için 500.000 TL transfer parası ve çok büyük maaş aldığı gibi ağır itham ve isnatta bulunmuştur.Bu ifadeyi basın özgürlüğü kapsamında ve eleştiri olarak kabul etmek mümkün değildir.Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ü bu gibi kişisel çekişmelerde ve atışmalarda kullanmak son derece yanlıştır.Bilindiği üzere 5816 sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanun ile Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret etmek veya sövmek cezai müeyyideyi gerektirmekte, bu suçun basın yoluyla işlenmesi halinde cezada artırım öngörülmektedir. Ayrıca Türklüğü, Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini aşağılamanın Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinde cezai müeyyidesi gösterilmiştir.Adı geçen davalı, davacıyı suç işlemek için transfer ücreti ve maaş alan bir kişi olarak tanımlamaktadır.Böylece eleştirinin dile getirilişinde özle biçim arasında denge bozulmuştur.Zorunlu olmayan, amacı aşan ve toplumumuzun genelince kabul edilemeyecek şekilde aşırıya kaçan sözcükler kullanılmıştır.Bu durumda, hakkın sınırları aşılmış ve hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmıştır. Açıklanan nedenlerle, mahkemece uygun görülecek bir manevi tazminata hükmedilmesi için yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan, davanın reddine dair kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum. 26/04/2010