1. Hukuk Dairesi 2010/149 E. , 2010/1607 K. "" MAHKEMESİ : AKÇAABAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, TARİHİ : 06/05/2009 Taraflar arasında görülen davada;Davacı Hazine, davalıların miras bırakanı adına kayıtlı 293 ada 32 sayılı parselin kıyıda kaldığını ileri sürerek, tapusunun iptalini istemiştir.Davalı taraf, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, Hazine tar…
**1. Hukuk Dairesi 2010/149 E. , 2010/1607 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : AKÇAABAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ, TARİHİ : 06/05/2009 Taraflar arasında görülen davada;Davacı Hazine, davalıların miras bırakanı adına kayıtlı 293 ada 32 sayılı parselin kıyıda kaldığını ileri sürerek, tapusunun iptalini istemiştir.Davalı taraf, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, Hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 Sayılı Yasa'dan kaynaklanan tapu iptali isteğine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1 pafta 3 parsel sayılı ana kadastral taşınmazın 1954 yılında yapılan kadastro tespitinde tapuya dayalı olarak 8540 m2. tarla vasfıyla kişiler adına tespit gördüğü, Hazinenin itirazı üzerine, Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 1956/28-184 sayılı tespite itiraz davası sonucunda 4232 m2.lik kısmının 515 parsel numarası ve tarla vasfıyla tespit malikleri adına, 4308 m2.lik kısmının ise 514 parsel numarası ve “kumluk” vasfıyla Hazine adına tescil edildikleri, çekişme konusu 640 m2. “kumluk” vasıflı 293 ada 32 sayılı parselin de 514 sayılı parselin ifrazından oluştuğu ve satışlar suretiyle davalıların miras bırakanına intikal ettiği anlaşılmaktadır. Davacı Hazine, 293 ada 32 sayılı parselin kıyıda kaldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Gerçekten de, taşınmazın tamamının belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı uzman bilirkişi heyeti tarafından keşfen saptanmıştır. Yerel Mahkeme, 3402 Sayılı Yasa'nın 5841 Sayılı Yasa ile değişik 12. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar vermiştir. Hemen belirtilmelidir ki, 3 sayılı parselle ilgili görülen dava sonucunda 4308 M² lik bölümün kumluk vasfında olduğu belirlenmiş olmasına göre, bu niteliğiyle sicile bağlanmasına yasal olanak bulunmamasına karşın sicil kaydı oluşturulmuş ise de, bu kaydın temelinin illetten yoksun olduğu, bir başka söyleyişle yolsuz tescil sonucu oluştuğu, bu kayda hukuksal bir değer izafe edilemeyeceği, taşınmazın niteliği itibariyle kumluk olması nedeniyle bunu görerek satın alan kişinin sicile bağlanamayacağını bilmesi gerekmesine göre, iyiniyet kuralından, yani Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan da yararlanamayacağı açıktır. Esasen sözü edilen Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin tescil kararı, sicil oluşturulması ile tevhit ve ifraz işlemleri kadastro tespitinden sonra gerçekleşen olaylardır. Başka bir anlatımla eldeki davada kadastro tespitinden önceki sebeplere değil,sonraki nedenlere dayanılmış olup. Somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükmünün ve bu hükme ilaveler yapan 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın uygulanamayacağı tartışmasızdır.