Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun sevk edildiği hastanede kelepçe ile muayeneye zorlanması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun sevk edildiği hastanede kelepçe ile muayeneye zorlanması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/3/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun silahlı terör örgütü adına (DHKP-C) anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs, resmî belgede sahtecilik ve sair suçları işlediği iddiasıyla Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2018 tarihli kararıyla mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar verilmiştir. Resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 22/2/2019 tarihli kararıyla, anayasal düzeni cebir ve şiddet yoluyla değiştirmeye teşebbüs, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs ve sair suçlardan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Yargıtay Ceza Dairesinin 17/6/2021 tarihli onama ilamıyla kesinleşmiştir. Başvurucu, alıkonulduğu Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) kalp rahatsızlığına bağlı olarak yaşadığı şikâyetlerin artması üzerine 3/2/2020 tarihinde Köroğlu Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Aynı tarihte yapılan muayenesi kapsamında başvurucuya holter (Kalp ritim bozukluklarını tespit etmek için kullanılan bir tür taşınabilir elektrokardiyografi cihazıdır. Bu cihaz bir kişinin kalp atışını devamlı bir şekilde kaydeder ve bu kayıt belirli bir süre boyunca yapılır.) takılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, kendisine eşlik eden kolluk görevlilerinden holterin takılmasından önce kelepçesinin açılmasını talep etmiştir. Kolluk görevlileri başvurucuya, kazağını çıkarması için kelepçesinin açılacağını ancak sonra yeniden takılacağını bildirmiştir. Başvurucunun yeniden kelepçe takılmasını ve bu şekilde muayeneyi kabul etmemesi sebebiyle holter takılmamıştır. Başvurucu 4/2/2020 tarihli dilekçeyle kendisini kelepçeyle muayene olmaya zorlayan uzman jandarma personeli hakkında Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde başvurucu; 2016 yılında geçirdiği kalp krizi ile bağlantılı olduğunu düşündüğü sağlık sorunları yaşadığını, rahatsızlığının teşhis ve tedavi işlemleri kapsamında sevk edildiği hastanede kendisine eşlik eden uzman jandarma personelinin kelepçeyi holterin yerleştirilmesi için yalnızca üst eşyasını çıkarırken açıp sonra yeniden takacaklarını beyan ettiğini belirtmiştir. Başvurucu, insan onuruna aykırı olduğunu iddia ettiği bu uygulamayı kabul etmemesi sebebiyle muayenesinin yapılmadığını, holterin takılacağı sırada yeteri kadar kamu görevlisiyle küçük bir odada bulunduklarını açıklayarak güvenlik gerekçelerinin olmadığını da ileri sürmüştür. Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun şikâyet dilekçesiyle birlikte Jandarma Kıdemli Üstçavuş Ü.A., Jandarma Er Y.A. ve S.Y. ile infaz koruma memuru Z.T. tarafından imzalanan 3/2/2020 tarihli tutanağı (birinci tutanak) da Başsavcılığa göndermiştir. Anılan tutanaktaki tespitler özetle şöyledir:i. Tedavi olması için Köroğlu Devlet Hastanesinde holter odasına götürülen başvurucu, kelepçenin çıkarılmasını talep etmiştir. Bu sırada odada bulunmaması nedeniyle görevli hekimin görüşü alınamamıştır. ii. Holter cihazının yerleştirileceği odadaki sağlık görevlisinin kelepçenin takılı kalması hususunda onayını alan kolluk görevlileri, kelepçenin kazağını çıkarması için çözeceklerini, holter cihazının yerleştirilmesinden sonra kelepçeyi yeniden takacaklarını başvurucuya tebliğ etmiştir. Bunun üzerine başvurucu, tedavi olmak istememiştir.iii. Kolluk görevlilerinin başvurucunun tedavisinin tamamlanamamasıyla ilgili menfi bir eylemi olmamıştır.iv. Başvurucu, aktif bir DHKP-C üyesidir; başvurucunun şüpheli tavır ve hareketleri nedeniyle güvenlik tedbirlerinin muayene ve tedavisinin aksatılmaması şartıyla üst düzeyde tutulması gerekmektedir. Bakanlığın başvuru hakkında görüş bildirdiği 17/5/2023 tarihli yazının (Bakanlık görüşü) ekinde gönderilen evrak arasında ikinci bir tutanak (ikinci tutanak) tespit edilmiştir. Jandarma personeli Ü.A. ile infaz koruma memuru Z.T. tarafından imzalanan bu ikinci tutanağa göre holterin yerleştirileceği odada bulunan sağlık görevlisinin kelepçenin takılı kalması hususunda onayını alan kolluk görevlileri, kelepçeyi sadece kazağını çıkarması için çözeceklerini, sonra kelepçeyi yeniden takacaklarını başvurucuya tebliğ etmiştir. Bunun üzerine başvurucu tedavi olmak istememiştir. Bakanlık görüşü ekinde Ü.A. ve Z.T.nin 3/5/2023 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla verdikleri ifade tutanakları da gönderilmiştir. Kolluk görevlilerinin ifadelerinin benzer olduğu görülmüştür. İfade tutanaklarına göre başvuruya konu olay özetle şu şekilde gerçekleşmiştir: i. Başvurucunun kazağını çıkarabilmesi için kelepçeleri çözülmüştür. Bu aşamada başvurucuya holterin takılmasından sonra kelepçelerin yeniden takılacağı bildirilmiştir.ii. Başvurucunun kelepçenin yeniden takılmasına itiraz etmesi üzerine odada bulunan sağlık görevlisine kelepçenin takılı olmasının holterin yerleştirilmesine engel olup olmayacağı sorulmuştur. iii. Sağlık görevlisi muayeneye engel olmayacağını ifade etmesine rağmen başvurucunun kelepçe takılmasını kabul etmemesi sebebiyle muayeneye son verilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun şikâyet dilekçesini Başsavcılığa gönderdiği 6/2/2020 tarihli üst yazıda, Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi'nin hükümlü ya da tutuklu hastaların tedavisini engellemediği ve doktor tarafından talep edilmediği müddetçe kelepçenin açılmayacağına dair hükümden bahsetmiştir. Ceza İnfaz Kurumu üst yazısının anılan kısmı şöyledir: “Konu ile ilgili olarak; Hükümlü ve tutukluların mahkeme ve hastaneye sevkleri Adalet Bakanlığı 'Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi' kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gerçekleştirilmekte olup, Yönergenin maddesinin fıkrasında sağlık kuruluşlarında muayene ve tedavi esnasında kelepçe kullanımı '...yapılan tedavi engellemediği ve doktor tarafından talep edilmediği müddetçe kelepçe açılmaz.' hükmünce düzenlenmiştir.” Başsavcılık başvurucunun şikâyeti üzerine başlattığı soruşturmada 10/2/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılığın kararında özetle kamu görevlilerinin eylemlerinin mevzuat hükümlerine uygun olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca başvurucunun kelepçesinin açılmamasının tedavisine engel bir durum teşkil etmediğine vurgu yapılmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “...Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda; Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 06/02/2020 tarihli yazısında; 'Hükümlü ve tutukluların mahkeme ve hastaneye sevkleri Adalet Bakanlığı 'Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması ile Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesi' kapsamında Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gerçekleştirilmekte olup, Yönergenin maddesinin fıkrasında sağlık kuruluşlarında muayene ve tedavi esnasında kelepçe kullanımı '....yapılan tedavi[yi] engellemediği ve doktor tarafından talep edilmediği müddetçe kelepçe açılmaz.' hükmünce düzenlenmiştir.' şeklinde belirtildiği, Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; yasal mevzuatlar çerçevesinde işlemlerin yapılmış olduğu, müştekinin kelepçesinin açılmamasının tedavisine engel bir durum teşkil etmediği, ilgili doktorun ve diğer görevli personellerin konu hakkında müştekinin mağduriyetine sebep olabilecek kasıtlı veya ihmali surette suç teşkil edebilecek bir eylemine rastlanılmadığı, söz konusu olayda herhangi bir suç unsuru bulunmadığı anlaşıldığından KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA ... [karar verildi.]” Başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara 2/3/2020 tarihli dilekçe ile itiraz etmiştir. İtiraz kapsamında şikâyet dilekçesindeki yakınmalarının yanında İstanbul Protokolü'ne göre muayenenin kelepçe gibi bir kısıtlama aracı olmaksızın yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca kişinin kelepçe ile kısıtlanmasının onur kırıcı bir davranış olduğunu, bu uygulamaya ancak zorunlu hâllerde başvurulabileceğini belirterek Başsavcılığın etkin bir soruşturma yapmadan karar verdiğini iddia etmiştir. Başvurucunun itirazı Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 12/3/2020 tarihinde reddedilmiş, karar başvurucuya 20/3/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 30/3/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Muhafızın görevini kötüye kullanması” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli olan kişilerin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri hâlinde görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanır. 5237 sayılı Kanun’un “Görevi kötüye kullanma” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “İnfazda temel ilke” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.” 5275 sayılı Kanun'un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir: “...Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir...” 5275 sayılı Kanun'un “Zorlayıcı tedbirlerin kullanılması” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,Kullanılabilir.” 5275 sayılı Kanun'un “Nakillerde alınacak tedbirler” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Hükümlülerin kuruma veya başka bir yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır. (2) Hükümlü, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez. Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemez.” 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin maddesinin (f) bendi şöyledir: “Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar.” 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliği'nin “İlkeler” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Sağlık hizmetlerinin sunulmasında aşağıdaki ilkelere uyulması şarttır:a) Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hakkının, en temel insan hakkı olduğu, hizmetin her safhasında daima gözönünde bulundurulur.b) Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin olmadığı bilinerek, hastaya insanca muamelede bulunulur....d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz....” Hasta Hakları Yönetmeliği'nin “İnsani değerlere saygı gösterilmesi ve ziyaret” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Hasta, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir.” Bakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı arasında 26/1/2017 tarihinde imzalanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleriyle Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokol’ün (Protokol) “Muayenelerde güvenliğin ve hasta mahremiyetinin sağlanması” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Ceza infaz kurumu müdürlüğü bulunan yerlerdeki hastanelerde firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı muayene odaları oluşturulur.2) Hükümlü ve tutukluların hastanelerde muayeneleri, firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı odalarda yapılır. Jandarma muayene esnasında oda dışında bulunur ve gerekli güvenlik tedbirlerini alır. Doktorun yazılı olarak talep etmesi halinde jandarma, hükümlü ve tutuklunun kadın olması durumunda ise varsa öncelikle kadın infaz ve koruma memuru muayene odasında bulunur....4) Hastanelerde tutuklu ve hükümlüler için muhafazalı muayene odaları yapılıncaya kadar bu odalarda veya acil müdahale ve işlem yapılan yerlerde jandarma bulunur ve doktorla hasta arasında geçecek konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbirini alır. Hükümlü ve tutuklunun kadın olması durumunda ise muayene odasında veya tetkikin yapıldığı yerde imkânlar ölçüsünde kadın jandarma personeli görevlendirilir. Kadın jandarma personelinin bulunmaması veya sayısının yeterli olmaması halinde kadın infaz ve koruma memuru güvenliği sağlar.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§ 73-75). AİHM, Henaf/Fransa (B. No: 65436/01, 27/11/2013) kararında ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun hastaneye nakli sonrası gece yatağa zincirlenmesi hususunu Sözleşme'nin maddesi kapsamında incelenmiştir. Ceza infaz kurumu idaresi takdir yetkisini refakat eden memurlara bırakmış, özel bir yüksek güvenlik uyarısı yapmamıştır. Başvurucuya iki polis memurunca kelepçe takılmış, hastanede de gece boyunca ayak bileklerinden biri karyolaya zincirle bağlanmıştır. AİHM kelepçelemenin kanuna uygun bir gözaltıyla bağlantılı olarak yapıldığı ve makul olarak gerekli kabul edilebilecek düzeyi aşan ölçüde güç kullanımı veya kamuya açıklık söz konusu olmadığı takdirde normalde madde anlamında bir sorun teşkil etmeyeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda kişinin kaçma veya yaralanma ya da bir zarara yol açma tehlikesi ile tıbbi tedavi için hastaneye transferin özel şartlarının değerlendirilmesinin önemli olduğu açıklanmıştır. AİHM, tehlikelilik ile ilgili olarak başvurucu hakkında çeşitli hükümlerin bulunduğunu ancak bunların hiçbirinin şiddet eylemlerine yönelik olmadığını dikkate almıştır. Başvurucunun ceza infaz kurumunda geçici bir psikolojik rahatsızlığı sebebiyle yol açtığı tek bir eylemi dışında bir huzursuzluğa da yol açmadığını, bu eylemin de şiddet içermediğini vurgulamıştır (Henaf/Fransa, § 50). Ayrıca ceza infaz kurumu müdürünün başvurucunun normal şartlarda sevk edilebileceğine dair yazısına da dikkati çeken AİHM, başvurucunun oluşturduğu iddia edilen tehlikenin onu iki polis memuru oda dışında nöbet tutarken yatağa zincirlemeyi haklı göstermediğini kabul etmiştir (Henaf/Fransa, §§ 51, 52). Mevcut davada başvurucunun yaşını, sağlık durumunu, güvenlik riski oluşturduğuna dair öncesinde ciddi bir endişe uyandıran bir davranışının olmamasını ve ceza infaz kurumu müdürünün yazısını gözeten AİHM, iki polis memurunun da oda dışında nöbet tutması nedeniyle başvuruya konu kısıtlamaların kullanılmasının güvenlik ihtiyacıyla karşılaştırıldığında orantısız olduğu kanaatine varmıştır (Henaf/Fransa, § 56). AİHM başvurucunun mahremiyetinin korunması argümanının da olayın şartlarında zincirle yatağa bağlanmayı haklı göstermediğini belirtmiştir (Henaf/Fransa, § 58). Sonuç olarak ulusal makamların başvurucuya yönelik davranışlarının Sözleşme'nin maddesindeki hükümlere uygun olmadığını belirtmiş ve mevcut davadaki kısıtlamaların insanlık dışı bir muamele anlamına geleceği sonucuna varmıştır (Henaf/Fransa, § 59). AİHM muayene sırasında uygulanan güvenlik tedbirlerini incelediği Filiz Uyan/Türkiye (B. No: 7496/03, 8/1/2009, §§ 32-35) kararında, uygulanabilecek farklı seçenekler olduğu hâlde başvuranın kelepçelerinin jinekolog tarafından yapılan muayene sırasında ısrarla çıkarılmamasının ve üç erkek güvenlik görevlisinin bir paravanın arkasına geçerek odada bulunmasının orantısız güvenlik tedbiri olduğunu, bu tür muayeneler geçirmesi gereken ve terörle ilgili suçlardan mahkûm edilen tüm tutuklular için katı gereklerin mevcut olduğunu, katı tedbirlerin mahkûmun taşıdığı risklere ve gerçekleştirilecek muayenenin türüne bağlı olarak esnek ve daha pratik bir yaklaşıma izin vermediğini, başvuranın jinekolojik muayenesi sırasında söz konusu tedbirleri gerektirecek ölçüde güvenlik riskinin mevcut olduğunun kanıtlanamadığını değerlendirmiştir. AİHM, muayene gerçekleştirilmemiş olsa bile yukarıda bahsedilen güvenlik şartlarının başvuranın utanmasına, sıkıntı duymasına ve onurunun kırılmasına yol açtığı sonucuna ulaşarak Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.