Başvuru, kamu görevlisine tahsis edilen lojmanın sağlığa uygun olmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının, mahkeme kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; kamu görevlisine tahsis edilen lojmanın sağlığa uygun olmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının, mahkeme kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/6/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Sema Temiz diğer başvurucunun eşi olup Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (Kurum) İstanbul Bölge Müdürlüğü (Bölge Müdürlüğü) emrinde yurt müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Bu görevi nedeniyle 1994 yılında başvurucuya Atatürk Öğrenci Yurdu Yerleşkesi içinde bulunan lojmanlardan görev tahsisli konut tahsis edilmiş, başvurucu uzun süre bu konutta ikamet etmiştir. Kurumun 30/6/2010 tarihli onayı ile Edirnekapı Öğrenci Yurdu lojmanındaki 4 ve 5 numaralı konutlar görev tahsisli olarak tefrik edilmiştir. Bu arada başvurucu isteği doğrultusunda 12/10/2010 tarihinde Edirnekapı Yurt Müdürlüğü emrine atanmıştır. 10/3/2011 tarihinde görev tahsisli konutlar, Kurum Konut Talimatı hükümleri ile Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı Esasları dikkate alınarak yurt kampüsü içinde yer alan konutların öncelikle o yurtta görevli müdür ve müdür yardımcılarına tahsisinin sağlanması, yurttan uzak konutlarda ikamet edenlerin kendi yurt alanlarındaki konutlara, kampüs alanında konut bulunmayanların da görev alanlarına en yakın uygun konutlara taşınmalarının sağlanması amacıyla yeniden tahsis işlemine tabi kılınmıştır. Bu kapsamda başvurucunun yeni görev yeri esas alınarak Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda bulunan 4 numaralı konut kendisine tahsis edilmiştir. Başvurucu Sema Temiz, oturmakta olduğu konutun görev yerine yakın olması nedeniyle yeni bir tahsise gerek bulunmadığını, ayrıca bodrum kat olan yeni tahsisli konutun oturmaya elverişli bulunmadığını ileri sürerek tahsis işlemine itiraz etmiştir. Başvurucunun oturmakta olduğu konutu boşaltmaması üzerine 29/3/2012 tarihinde hakkında tahliye kararı alınmış, 7/5/2012 tarihinde yapılan bildirim ile başvurucuya tahliye için bir hafta süre tanınmıştır. Başvurucu Sema Temiz 7/5/2012 tarihinde 4 numaralı konutun görev tahsisli olarak tefrikine dair işlem ile tahliye işlemlerinin iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 30/4/2013 tarihli kararıyla tefrik işlemine karşı dava süresinin geçirildiği, tahsis işlemine dava açılmaması nedeniyle yeni konuta taşınılması zorunlu olduğundan tahliye işlemlerinde de hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davayı reddetmiş ve karar bu hâliyle kesinleşmiştir. Başvurucular neticede tahliye kararı doğrultusunda oturmakta oldukları konutu boşaltarak yeni tahsis edilen konuta taşınmışlardır. Başvurucu Sema Temiz 28/1/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvuru ile konutun konumu ve olumsuz özelliklerinden dolayı kullanım durumu ve sağlık koşulları yönünden oturmaya elverişli olmadığının tespit edilmesi talebinde bulunmuştur. Mahkemece 1/2/2013 tarihinde mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış; bilirkişi heyetince düzenlenen raporda konutun bodrum katta ve yol kotunun dört metre altında yer aldığı, konutun kapı ve penceresine iki buçuk metre mesafede istinat duvarı, bir metre mesafede ise kırık rögar kapağının bulunduğu, zeminin altından kanalizasyon sisteminin geçtiği, önceden depo olarak kullanılan dairenin konuta uygun olmayan iki penceresinin bulunduğu, tuvalet ve banyoda havalandırma penceresinin bulunmadığı, bunun yerine mutfaktan geçirilen PVC boruyla açık havaya bağlantı sağlandığı, taşınmazın iskân ruhsatının bulunmadığı, mahallinde ölçülen çevresel gürültü ve partikül değerlerinin sınırın üzerinde çıktığı, sonuç itibarıyla konutun gürültü ve partikül madde değerleri açısından yapılan inceleme ve analizler sonucunda konut olarak kullanılmasının ilgili yönetmeliklere göre uygun olmadığı tespitine yer verilmiştir. Başvurucular 10/2/2014 tarihli dilekçe ile Kuruma başvurarak taraflarına tahsis edilen konutun sağlık yönünden oturmaya uygun olmadığı hâlde iki yıla yakın süredir burada yaşamaya çalıştıklarını ileri sürmüş, daha elverişli bir konutun tahsis edilmesini ve uygunsuz konut tahsisinden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmişlerdir. Kurum tarafından başvurucuların dilekçesine cevap verilmemiştir. Başvurucular, dilekçelerine cevap verilmemekle oluşan zımni ret işleminin iptali ile tahsis edilen konutun oturmaya elverişli olmaması, bu durumu kanıtlamak için mahkemeye başvurması ve önceki konutundan taşınırken nakliye giderlerine katlanması nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 21/5/2014 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmışlardır. Dava dilekçesinde bilirkişi raporunda yer alan tespitlerden hareketle tahsis işlemiyle yaşamaya elverişli olmayan konutta oturmaya zorlanılmasının hukuka ve temel insan haklarına aykırı olduğu belirtilmiş, konutun olumsuz özelliklerinden dolayı beden ve ruh sağlığının bozulduğu ileri sürülerek tam yargı davasına yönelik maddi ve manevi zarar unsurları ayrıntılı biçimde gösterilmiştir. Mahkeme 14/5/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde; başvurucu Sema Temiz'in daha önce oturduğu lojmana ilişkin tahsis işleminin kendi isteği ile tayin olduğu yurt müdürlüğü yerleşkesi içinde bulunan lojmanın tahsis edilmesi nedeniyle iptal edildiği, başvurucunun tahsis edilen yeni lojmanı kabul ettiği, başvuruya konu edilen Atatürk Öğrenci Sitesi'nde durumuna uygun boş lojman bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun zımmen reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucuların karara yaptığı itiraz İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Kurulunun 28/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiş, aynı Kurulun 13/4/2016 tarihli kararıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Nihai karar 6/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için men-faatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, ...” 2577 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:" İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek redde-dilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler..." 2577 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlik-te açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husus-taki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Çevresel meselelerin sıklıkla çevresel kirlilik bağlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne taşındığı ve AİHM tarafından söz konusu çevresel rahatsızlığın devletin veya özel kişilerin faaliyetleri sonucunda oluşması arasında bir ayrım gözetilmeksizin Sözleşme’nin maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlarla bağlantı kurulmak suretiyle incelendiği anlaşılmaktadır (Bor/Macaristan, B. No: 50474/08, 18/6/2013, § 25). Belirtilen değerlendirmeler kapsamında AİHM iddiaya konu çevresel kirliliğin özel yaşamın veya aile yaşamının nitelik ve kalitesini veya konutu keyif alarak kullanma şeklindeki hukuksal çıkarı olumsuz etkilediğini tespit ederek özel yaşam kavramının alt kategorileri olan özel yaşam, aile yaşamı ve konuta saygı hakkı ile sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı arasında bir bağ kurmuştur (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, B. No: 9310/81, 21/2/1990; Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 36022/97, 2/7/2003; López Ostra/İspanya, B. No: 16798/90, 9/12/1994). Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel yaşam kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır. Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının özel yaşama saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bunun yanı sıra konuta saygı hakkı, sadece fiziksel alanın korunması olarak değerlendirilmemektedir. Aynı zamanda ikametten huzurlu biçimde yararlanma hakkını da içerdiği ifade edilen bu hakka yönelen gürültü, koku, emisyonlar gibi somut veya fiziksel olmayan ve söz konusu kullanım biçimini etkileyen müdahaleler de konuta saygı hakkı bağlamında değerlendirilmektedir. AİHM içtihadında ayrıca çevresel meselelerin özel yaşam kavramının alt kategorilerinden olan aile yaşamına saygı hakkı ile ilişkilendirildiği dava örneklerine de sıklıkla rastlamak mümkündür (Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, § 40; Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 118).